
Et, Erkeklik ve Algı Arasında: Yeni Anket Erkeklerin Beslenme Stereotiplerini Ortaya Koydu
Haziran ayının Erkek Sağlığı Ayı olarak anılmasıyla birlikte yayımlanan yeni bir anket, ABD’de birçok erkeğin beslenme tercihlerini yalnızca sağlıkla değil, erkeklik algısıyla da ilişkilendirdiğini gösterdi. Physicians Committee for Responsible Medicine ile Morning Consult iş birliğinde yapılan araştırma, et tüketiminin bazı erkekler için hâlâ güç, dayanıklılık ve geleneksel maskülenlik sembolü olarak görüldüğünü ortaya koydu. Ancak bulgular, bu kültürel algının beslenme bilimiyle büyük ölçüde örtüşmediğine işaret ediyor.
12-14 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen ankete 1.020 erkek katıldı. Sonuçlara göre katılımcıların yüzde 53’ü yalnızca hayvansal ürünlerden oluşan bir “karnivor diyet”i erkeklikle ilişkilendirdi. Buna karşılık bitki temelli beslenmeyi erkekçe bulanların oranı yalnızca yüzde 10’da kaldı. Araştırma, özellikle 18-34 yaş aralığındaki erkeklerde bu tür cinsiyetlendirilmiş beslenme algılarının daha güçlü olduğunu gösterdi. Bu durum, genç kuşakların sosyal medya ve çevrimiçi erkeklik söylemlerinden daha fazla etkilenebileceği yorumlarını da beraberinde getirdi.
Anketin ayrıntıları, gıdaların cinsiyet kalıplarıyla nasıl kodlandığını da gözler önüne serdi. Katılımcıların yüzde 49’u eti doğrudan erkeklikle eşleştirirken, yüzde 35’i soya ürünlerini kadınsılıkla ilişkilendirdi. Bu tür çağrışımlar, toplumsal düzeyde uzun süredir var olan “et güçlü kılar” fikrinin hâlâ ne kadar etkili olduğunu düşündürüyor. Oysa beslenme uzmanları ve klinik araştırmalar, tek tek gıdaları cinsiyet sembolüne dönüştürmenin bilimsel bir temeli bulunmadığı görüşünde birleşiyor.
Physicians Committee’den kayıtlı diyetisyen Noah Praamsma, et ve süt ürünlerini manşetlere taşıyan bazı çevrimiçi figürlerin, özellikle de “meatfluencer” olarak anılan içerik üreticilerinin ve “manosphere” içindeki hesapların, erkekleri bu yönde etkilemeye çalıştığını belirtiyor. Bu anlatı, erkekliğin kırmızı et veya hayvansal proteinle tanımlanması gerektiği fikrini besliyor. Ancak sağlık açısından bakıldığında, tek yönlü ve hayvansal ürün ağırlıklı diyetlerin uzun vadede riskler doğurabileceğine ilişkin kanıtlar giderek güçleniyor.
Bilimsel literatür, özellikle doymuş yağ ve işlenmiş et tüketiminin kardiyovasküler hastalık riskini artırabileceğine işaret ediyor. Buna karşılık, tam tahıllar, baklagiller, sebzeler, meyveler, kuruyemişler ve soya gibi bitki temelli besinlerden zengin diyetler; kalp-damar sağlığı, kilo yönetimi ve metabolik göstergeler açısından daha elverişli sonuçlarla ilişkilendirilebiliyor. Elbette bu, tek bir gıdanın “iyi” ya da “kötü” olduğu anlamına gelmiyor; önemli olan genel beslenme düzeni. Yine de anketin işaret ettiği kültürel eğilim, bazı erkeklerin bilimsel veriden çok kimlik duygusuyla beslenme tercihleri yaptığını düşündürüyor.
Bu noktada dikkat çeken bir başka unsur da soy ürünlerine yönelik önyargı. Ankette soyun kadınsılıkla ilişkilendirilmesi, beslenme tartışmalarında sık görülen fakat yanlış temellere dayanan bir algının sürdüğünü gösteriyor. Oysa soya, protein içeriği yüksek, çok yönlü bir bitkisel besin grubu olarak uzun süredir inceleniyor. İçerdiği izoflavonlar ve fitoöstrojenler nedeniyle zaman zaman tartışma konusu olsa da, genel bilimsel tablo soyanın dengeli beslenme içinde güvenle tüketilebileceğini gösteriyor. Bu nedenle “erkeksi olmayan” gıda söylemi, çoğu zaman biyolojiden çok kültürel sembollere dayanıyor.
Anketin sonuçları, erkek sağlığı alanında iletişim stratejilerinin neden önemli olduğunu da hatırlatıyor. Beslenme önerileri, özellikle sosyal medya çağında, yalnızca besin değerleri üzerinden değil, aynı zamanda aidiyet ve statü duygusu üzerinden de değerlendiriliyor. Uzmanlara göre bu yüzden sağlık mesajlarının yalnızca kısıtlamalara değil, performans, enerji, dayanıklılık ve uzun vadeli iyilik hali gibi erkekleri ilgilendiren sonuçlara odaklanması daha etkili olabilir. Çünkü etin güç, bitkinin zayıflık sembolü olduğu yönündeki kalıp yargılar, çoğu zaman gerçek klinik verilerle değil, kültürel anlatılarla besleniyor.
Erkek sağlığı perspektifinden bakıldığında, beslenme tercihlerinin yalnızca kalp hastalığıyla sınırlı olmadığı da biliniyor. Aşırı doymuş yağ alımı, bazı kanser türleriyle ilişkili risk profillerini etkileyebilir; düşük lif alımı sindirim sistemi sağlığını zorlayabilir; yetersiz mikrobesin tüketimi ise genel sağlık durumunu olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle tek tip, hayvansal ağırlıklı bir diyetin “maskülen” kabul edilmesi, sağlık açısından yanıltıcı bir çerçeve oluşturabilir. Öte yandan iyi planlanmış bitki ağırlıklı beslenme modelleri, yeterli enerji ve protein sağlandığında, aktif yaşam süren erkekler için de uygun olabilir.
Çalışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, genç erkeklerde stereotiplerin daha belirgin olmasıydı. Bu durum, dijital içeriklerin beslenme seçimleri üzerindeki etkisinin giderek arttığını gösteren geniş toplumsal eğilimlerle uyumlu görünüyor. Kendini “erkekçe” hissettiren bir diyet arayışı, bazı bireyleri bilimsel olarak tartışmalı beslenme rejimlerine yöneltebilir. Uzmanların uyarısı ise net: Gıdaların cinsiyetle değil, sağlık hedefleriyle değerlendirilmesi gerekiyor. Erkek sağlığı ayı vesilesiyle yayımlanan bu anket, beslenme tercihlerinin yalnızca tabakla değil, kimlik ve kültürle de şekillendiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Obezitenin Meme Kanserinde Hücresel İlerleyişi Nasıl Değiştirdiği Ortaya Kondu
CDL-Cleveland, Sağlık İnovasyonunu Doğrudan Klinik Akışa Taşıyor
Genç Kanser Sağkalımı İçin Weill Cornell’den 5 Milyon Dolarlık Yeni Araştırma Hamlesi






