
Genomik hasar ile bağışıklık sinyalleri aynı hatta: DDR bozulması kanser immünoterapisine yeni bakış getiriyor
DNA hasar yanıtı (DDR) ile bağışıklık sisteminin ayrı ayrı işleyen savunma hatları gibi göründüğü düşünülse de, yeni araştırma bu ağların kanser tedavisinin kaderini etkileyen derecede yakın etkileşimler kurabildiğini ortaya koyuyor. DDR’nin temel görevi genetik kararlılığı korumak; bağışıklık gözetiminin ise anormal hücreleri tanıyarak organizmayı hastalığa karşı korumak olduğu biliniyor. Ancak pek çok tümörde DDR yolları, tümör hücresinin kendi içindeki kusurlar ya da bazı DDR’yi hedefleyen tedavilerin etkisiyle bozuluyor. Bu bozulma zincirleme bir sonuç doğurarak tümörü bağışıklık sistemi açısından daha görünür hale getirebiliyor.
Ara bağlantıyı mümkün kılan temel süreç genomik instabilite. DDR etkisiz kaldığında DNA’da hasar birikiyor ve hatalar artıyor. Sonuç olarak tümör hücresinde DNA düzeyindeki değişimler yalnızca genomu değil, aynı zamanda protein üretimini de etkileyerek “alteran” protein dizilerinin ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Bu değişmiş proteinlerden türeyen parçalar, tümör hücrelerinin yüzeyinde antijen sunum mekanizmaları üzerinden sergilenebiliyor. Böylece “neoantijenler” olarak adlandırılan yeni peptitler oluşuyor ve tümöre özgü T hücrelerini etkinleştirmede rol oynayabiliyor. Bu mekanizma, bağışıklık sisteminin yalnızca mevcut anormallikleri değil, DDR kaynaklı genetik dalgalanmanın ürünü olan yeni antijen setlerini de yakalayabileceği fikrine dayanıyor.
DDR ile bağışıklığın kesiştiği alan yalnızca neoantijen üretimiyle sınırlı değil. DNA hasarı ve hatalı onarım süreçleri, sitozolde yabancı/uygunsuz DNA birikmesine kadar uzanabilen bir dizi olaya zemin hazırlayabiliyor. Bu tür sitozolik DNA birikimi, hücrenin içsel “tehlike algılama” sistemlerini devreye sokan sinyal yollarını tetikleyebiliyor. Bu çerçevede cGAS-STING ekseni, sitozolde DNA algılandığında bağışıklıkla ilişkili inflamatuvar sinyallerin yükselmesini sağlayan önemli bir bağlantı noktası olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak, DDR yetersizliği tümör hücresinin içindeki genetik sorunları, bağışıklık sistemiyle konuşan biyokimyasal işaretlere dönüştürebiliyor.

CDH’li bebeklerde kalp krizi riskini azaltan ‘hızlı ekip müdahalesi’ yaklaşımı
İyonlar ve biyomoleküllerle “canlı dili” kurma: Bioiontronik yaklaşımın yeni ufku
İran’da yaşlıların “kaliteye uyarlanmış yaşam yılı” için ödeme isteği ölçüldü






