
Linköping Üniversitesi’nden David Engblom’a beyin ve bağışıklık sistemi araştırmaları için Onkel Adam Ödülü
İsveç’te Linköping Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2026 Onkel Adam Ödülü’nü nörobiyolog Prof. David Engblom’a vererek, hastalık sırasında beyin ile bağışıklık sistemi arasındaki etkileşimi açıklamaya yönelik çalışmalarını onurlandırdı. Fakültenin en yüksek akademik ödülü kabul edilen bu takdir, yalnızca temel bilim açısından değil, aynı zamanda enfeksiyonlar ve kronik iltihabi hastalıklarda görülen ruhsal ve davranışsal değişimlerin daha iyi anlaşılması açısından da dikkat çekiyor.
Engblom’un araştırmaları, insanların soğuk algınlığı ya da grip gibi yaygın enfeksiyonlar sırasında neden sadece fiziksel belirtilerle değil, aynı zamanda isteksizlik, keyifsizlik, sosyal geri çekilme ve zihinsel bulanıklık gibi daha geniş bir semptom kümesiyle karşılaştığını anlamaya odaklanıyor. Bu tablo uzun süre çoğu zaman hastalığın kaçınılmaz ve geçici bir yan etkisi olarak değerlendirilse de, son yıllarda bağışıklık sisteminin ürettiği sinyallerin beyne ulaşıp sinir devrelerini değiştirdiği daha net biçimde gösterildi. Bu nedenle söz konusu belirtiler, modern literatürde “hastalık davranışı” olarak tanımlanan biyolojik bir yanıtın parçası olarak ele alınıyor.
Hastalık davranışı kavramı, enfeksiyon ya da inflamasyon sırasında vücudun enerji kullanımını, motivasyonu ve davranış önceliklerini yeniden düzenlemesini anlatır. Ateş, halsizlik ve iştah azalması gibi daha görünür işaretlerin yanı sıra, duygudurumda çökme, çevreyle etkileşimden kaçınma ve dikkat dağınıklığı da bu biyolojik yanıtın bir parçası olabilir. Bilim insanlarına göre bu süreç, bağışıklık sisteminin yalnızca mikroplarla mücadele etmediğini, aynı zamanda beyinle sürekli bir iletişim içinde olduğunu gösteriyor. Engblom’un çalışmaları da tam bu noktada, periferik inflamasyonun sinir hücreleri ve devreler üzerinde nasıl etkiler oluşturduğunu ayrıntılı biçimde çözümlemeyi amaçlıyor.
Bu alandaki temel soru, vücutta oluşan iltihabi sinyallerin beyne hangi yollarla iletildiği ve bu sinyallerin davranışsal sonuçlara nasıl dönüştüğüdür. Sitokinler gibi inflamasyonla ilişkili moleküller, bağışıklık hücreleri tarafından salgılandığında yalnızca enfeksiyon bölgesinde değil, sistemik düzeyde de etkiler yaratabilir. Bu sinyallerin sinir sistemiyle etkileşimi, ruh hali, motivasyon ve biliş gibi işlevleri düzenleyen ağlarda geçici ya da daha kalıcı değişikliklere neden olabilir. Engblom’un araştırma programı, bu moleküler ve hücresel yolların ayrıntılarını açığa çıkarmaya çalışarak, hastalık sırasında neden farklı bireylerde benzer ama aynı olmayan belirtiler görüldüğüne dair önemli ipuçları sunuyor.
Ödülün gerekçesinde öne çıkan bir diğer nokta, bu fenomenin yalnızca akut enfeksiyonlarla sınırlı olmaması. Romatoid artrit ve inflamatuvar bağırsak hastalığı gibi kronik iltihabi rahatsızlıklarda da yorgunluk, sosyal çekilme, motivasyon kaybı ve depresyon benzeri yakınmalar sık bildiriliyor. Bu durum, bağışıklık aktivasyonunun beyin işlevleri üzerindeki etkisinin kısa süreli bir rahatsızlık hissinden daha fazlası olabileceğini düşündürüyor. Kronik inflamasyonun uzun vadede sinir sistemi üzerinde nasıl bir baskı oluşturduğu, semptomların neden bazen hastalık aktivitesiyle eş zamanlı olarak kalıcılaştığı ve hangi yolların bu süreci yönettiği, alanın yanıt aradığı temel sorular arasında yer alıyor.
Engblom’un ödüllendirilmesi, nörobilim ile immünolojinin giderek daha fazla ortak bir araştırma zemini oluşturduğuna da işaret ediyor. Geçmişte beyin ve bağışıklık sistemi çoğu zaman ayrı disiplinler olarak incelenirken, bugün iki sistemin de birbirini etkileyen dinamik bir ağ oluşturduğu kabul ediliyor. Bu yaklaşım, iltihap ile ruhsal durum arasındaki ilişkilerin daha sağlam biyolojik temellerle açıklanmasına yardımcı oluyor. Özellikle neuropsychiatry olarak adlandırılan kesişim alanında, fiziksel hastalığın psikolojik deneyimi nasıl şekillendirdiği konusu daha fazla önem kazanmış durumda.
Bilim insanları açısından bu bulguların değeri, yalnızca semptomların neden ortaya çıktığını anlamakta değil, aynı zamanda hastalık deneyiminin bütünüyle değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmasında yatıyor. Bir enfeksiyon ya da kronik inflamatuvar hastalık, yalnızca bağışıklık sisteminin saldırıya verdiği yanıt olarak değil, kişinin düşünme biçimini, sosyal davranışını ve günlük işlevselliğini etkileyen çok katmanlı bir biyolojik süreç olarak görülüyor. Bu nedenle Engblom’un çalışmaları, temel sinirbilim sorularını klinik gözlemlerle birleştirerek hasta bakımına daha geniş bir bakış açısı kazandırıyor.
Linköping Üniversitesi’nin verdiği 2026 Onkel Adam Ödülü, aynı zamanda bu tür disiplinler arası araştırmaların akademik değerini de vurguluyor. Ödül, Engblom’un bağışıklık aktivasyonunun beyne ulaşan sinyallerini ve bu sinyallerin davranışa yansımasını çözmeye yönelik uzun soluklu bilimsel çabalarının bir karşılığı olarak değerlendiriliyor. Araştırmanın doğrudan klinik uygulamalara dönüşmesi zaman alabilecek olsa da, hastalık sırasındaki keyifsizlik, sosyal geri çekilme ve depresyon benzeri belirtilerin biyolojik temellerini anlamak, gelecekte daha hedefli değerlendirme ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesi için önemli bir temel sunuyor.
Engblom’un çalışmaları, hastalık hissinin yalnızca “iyi olmama” hali olmadığını; bağışıklık sistemi, sinir devreleri ve davranış arasında kurulan karmaşık bir iletişimin sonucu olduğunu gösteren kanıtları güçlendiriyor. Bu nedenle ödül, bir bilim insanının bireysel başarısını kutlamanın ötesinde, beyin-immün sistem etkileşimlerinin tıpta neden giderek daha merkezi bir konu haline geldiğini de görünür kılıyor.

Prematüre Bebeklerde Solunum Tüpü Çıkarma Başarısını Öngören Yeni Klinik İpuçları
Yağ Hücresinde Beklenmeyen Sinyal: Kaspaz-8’in Obezite Üzerindeki Rolü Netleşiyor
Bağışıklık Hücreleri ile Fibroblastlar Arasındaki Yeni İletişim Ağı Otoimmün İltihabı Derinleştiriyor






