<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>immün kontrol noktası inhibitörleri &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/immun-kontrol-noktasi-inhibitorleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Jul 2026 08:41:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>immün kontrol noktası inhibitörleri &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İmmünoterapi dozlaması ne zaman yapılırsa daha iyi? Gözlemsel kanser verileri zamanlamanın hayatta kalımı etkileyebileceğini gösteriyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/bagisiklik-kontrol-noktasi-inhibitorleri-zamanlama-sagkalim/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/bagisiklik-kontrol-noktasi-inhibitorleri-zamanlama-sagkalim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:41:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri]]></category>
		<category><![CDATA[immün kontrol noktası inhibitörleri]]></category>
		<category><![CDATA[immünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanser immünoterapisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser prognozu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi zamanlaması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/bagisiklik-kontrol-noktasi-inhibitorleri-zamanlama-sagkalim/</guid>

					<description><![CDATA[İleri evre kanserde bağışıklık kontrol noktası inhibitörlerinin tedaviye giriş zamanlaması genel sağkalımla ilişkili olabilir. Gözlemsel veriler ipuçları sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İleri evre kanserde kullanılan bağışıklık kontrol noktası inhibitörlerinin (immün kontrol noktası inhibitörleri) hastalarda “ne zaman” uygulandığı, tedavinin etkisini belirleyen tek unsur olmayabilir. British Journal of Cancer’da yayımlanan yeni bir analiz, büyük ve tek merkezli bir hasta kohortunda genel sağkalımın, immün kontrol noktası inhibitörlerinin tedavi sürecine giriş zamanıyla ilişkili olabileceğini öne sürüyor. Çalışma, immünoterapinin işe yarayıp yaramadığı sorusunun ötesine geçerek, uygulama zamanlamasının olasılıkları nasıl değiştirebileceğine odaklanmasıyla dikkat çekiyor.</p>
<p>Bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri, tümör karşıtı T hücrelerinin <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-depresyon-gba1-etkisi-cinsiyet/" title="Parkinson’da depresyonun biyolojisi: GBA1 durumu ve cinsiyetin şiddet üzerindeki etkisi" data-wpan-internal-link="1">üzerindeki</a> “fren” mekanizmalarını gevşetmeyi amaçlayan antikor temelli tedavilerdir. Birçok malignitede tedavi paradigmasını değiştiren bu ilaçlar, klinik gerçekte her hasta için aynı biyolojik ve kronolojik zeminde başlamaz. Gerçek dünya tedavi yollarında; hastaların farklı evrelerde tedaviye başlaması, daha önce aldığı tedavilerin süresi ve yoğunluğu, hastanın klinik durumu ve eşlik eden faktörler gibi unsurlar, hem bağışıklık yanıtının hazır oluşunu hem de tümör biyolojisini etkileyebilir. Bu nedenle zamanlama, sadece lojistik bir ayrıntı değil, biyolojiyi de ilgilendiren potansiyel bir değişken olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>British Journal of Cancer’daki analizde araştırmacılar, genel sağkalım sonlanımını, immün kontrol noktası inhibitörlerinin uygulama zamanlamasıyla birlikte ele alarak hastalar <a href="https://oncology.com.tr/ibs-genetik-trigliserid-lipid-metabolizmasi/" title="2,8 milyon kişilik genetik analiz: IBS ile trigliserid kontrolü arasındaki beklenmedik bağ" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> farklı tedavi akışlarının sonuçlara yansıyıp yansımadığını incelemeyi hedefledi. Çalışmanın tasarımı, gözlemsel nitelikte olduğu için, zamanlama ile sağkalım arasındaki ilişkiyi tanımlasa da bunun doğrudan nedensellik anlamına geldiğini tek başına kanıtlamıyor. Bununla birlikte, gözlemsel verilerin sağlayabildiği önemli bir katkı; rutin klinik pratikte sık görülen tedavi sıralaması ve tedaviye başlanma zamanındaki çeşitlilik üzerinden, hipotez üretebilecek sinyaller yakalayabilmesidir.</p>
<p>İleri evre kanser hastalarında immün kontrol noktası inhibitörü tedavisine başlama zamanı, pratikte bir dizi kararı yansıtır. Bazı hastalar daha erken dönemde bu tedaviyi alırken, bazıları ise önce başka tedavi hatlarından sonra veya hastalığın seyrindeki farklı klinik koşullar nedeniyle daha geç başlayabiliyor. Analizde vurgulanan temel fikir, hastaların bu farklı başlangıç noktalarının, bağışıklık yanıtının dinamikleri ve tümörün tedaviye duyarlılığı açısından belirgin sonuçlar doğurabileceği yönünde. Bu yaklaşım, immünoterapinin “etkinliği” tartışmasını genişleterek, tedavinin hastaya hangi zaman penceresinde verildiğinin de prognozla ilişkili olabileceğini gündeme getiriyor.</p>
<p>Çalışma sonuçlarının, immün kontrol noktası inhibitörü tedavi zamanlamasının genel sağkalımı anlamlı şekilde etkileyebileceğine işaret ettiği belirtiliyor. Ancak analiz, tek merkezli bir kohorttan beslendiği için, farklı hasta popülasyonları, farklı tedavi altyapıları ve farklı klinik seçimler altında aynı ilişkinin ne ölçüde geçerli kalacağını ayrıca test etmeyi gerektiriyor. Ayrıca zamanlama, gözlemsel çalışmalarda sıklıkla tedaviye erişim, performans durumu, önceki tedavilerin toleransı gibi faktörlerle birlikte değiştiğinden, olası karıştırıcıların etkisini dikkatle yorumlamak gerekiyor.</p>
<p>Yine de bu tür <a href="https://oncology.com.tr/ketojenik-diyet-bagirsak-tumor-buyu/" title="Ketojenik diyet bağırsak tümörlerini artırabilir mi? Yeni bulgular ketonlardan çok yağ metabolizmasını işaret ediyor" data-wpan-internal-link="1">bulgular</a>, klinisyenlerin tedaviyi planlarken yalnızca “hangi immünoterapi” sorusuna değil, “ne zaman” sorusuna da daha sistematik yaklaşması gerektiğini düşündürüyor. Özellikle tedavi sıralaması ve kürsü/program bazlı kararların, hasta sonuçlarıyla nasıl bağlantı kurduğunun anlaşılması, gelecekte tasarlanacak prospektif araştırmalar için de yol gösterici olabilir.</p>
<p>British Journal of Cancer’daki analiz, immün kontrol noktası inhibitörü kullanımında zamanlamanın prognozla bağlantılı olabileceğine dair yeni bir gözlemsel kanıt seti sunuyor. Bunun klinik uygulamada doğrudan tedavi değişikliği anlamına gelmesi için, nedenselliği daha güçlü test eden çalışmalara ve farklı merkezlerden doğrulama verilerine ihtiyaç bulunuyor. Yine de sonuçlar, ileri evre kanserde immünoterapinin yalnızca bir “ilaç seçimi” değil, aynı zamanda zaman içinde şekillenen bir tedavi stratejisi olduğunu hatırlatıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Timing of immune checkpoint inhibitor administration and overall survival in advanced cancer.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Overall survival according to timing of immune checkpoint inhibitors administration in patients with advanced cancer: results from a large single-centre cohort analysis.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Bosetti, T., Kennedy, O.J., Califano, R. et al. Overall survival according to timing of immune checkpoint inhibitors administration in patients with advanced cancer: results from a large single-centre cohort analysis. Br J Cancer (2026). https://doi.org/10.1038/s41416-026-03494-y</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41416-026-03494-y</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/bagisiklik-kontrol-noktasi-inhibitorleri-zamanlama-sagkalim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite bağlamında bağışıklık tedavisinin ‘diyet-mikrobiyota’ kilidi: Nature çalışması</title>
		<link>https://oncology.com.tr/obezite-anti-pd-1-lactobacillus-johnsonii/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/obezite-anti-pd-1-lactobacillus-johnsonii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 23:57:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Anti-PD-1]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak mikrobiyomu]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak mikrobiyotası]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[diyet ve kanser immünoterapisi]]></category>
		<category><![CDATA[immün kontrol noktası inhibitörleri]]></category>
		<category><![CDATA[immünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser immünoterapisi]]></category>
		<category><![CDATA[Lactobacillus johnsonii]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/obezite-anti-pd-1-lactobacillus-johnsonii/</guid>

					<description><![CDATA[Nature çalışması, obeziteye yatkın diyetlerin Lactobacillus johnsonii’yi zenginleştirerek anti-PD-1 immünoterapide yanıtı güçlendirebileceğini gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nature’da yayımlanan yeni bir çalışma, obeziteyle ilişkili koşullarda kanser immünoterapilerinin neden bazen daha etkili olabildiğine dair biyolojik bir açıklama getiriyor. Araştırmacılar, <a href="https://oncology.com.tr/il7r-hedefli-car-t-t-alle/" title="T-ALL için IL7R hedefli CAR-T deneyi: daha seçici bağışıklık saldırısı arayışı" data-wpan-internal-link="1">bağışıklık</a> kontrol noktası inhibitörleri (ICI’lar) ile verilen anti-PD-1 tedavisinin başarısının, hastanın yeme düzeniyle şekillenen bağırsak mikrobiyotasına güçlü biçimde bağlı olabileceğini gösterdi. Çalışmanın merkezinde, belirli bir bağırsak bakterisinin varlığının anti-tümör yanıtı artırdığına işaret eden deneysel kanıtlar bulunuyor.</p>
<p>Gözlemler, özellikle “obeziteye yatkın” diye tanımlanan ve bağışıklık tedavisine yanıtla ilişkilendirilen diyetlerin uygulandığı farelerde dikkat çekti. Deney düzeneğinde, yüksek yağlı (High Fat) ve Amerikan tarzı diyetler gibi obesojen rejimlerin uygulandığı kemirgenlerde, mikrobiyota kompozisyonunda Lactobacillus johnsonii’nin belirgin biçimde zenginleştiği rapor ediliyor. Bu artışın, anti-PD-1 immünoterapiden alınan sonuçlarla korele olduğu belirtiliyor; yani daha fazla L. johnsonii varlığı, immün baskılama devrelerinden “frenin çekilmesi” yaklaşımına karşı daha güçlü bir tümör karşıtı yanıtla birlikte görülüyor.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici kısmı, korelasyonu nedensellik tarafına yaklaştıran deneylerden geliyor. Araştırmacılar, bağırsak mikrobiyatası bulunmayan (germ-free) farelerde tek bir bakteri türünün (monokolonizasyon) etkisini test etti. Germ-free hayvanlar, yüksek yağlı diyetle beslenirken L. johnsonii’nin varlığı sağlandığında, ICI tedavisi altında anti-tümör yanıtın belirgin biçimde güçlendiği bildiriliyor. Bu yaklaşım, diyetin sağladığı “uygun ekosistem” koşullarında, L. johnsonii’nin bağışıklık tedavisinin işleyişine katkı sunabileceği fikrini destekliyor.</p>
<p>Bir diğer deney setinde, antibiyotiklerle mikrobiyota bileşimi baskılanan fareler yeniden değerlendirildi. Yüksek yağlı diyet alan ve antibiyotik etkisiyle bağırsak florası değiştirilen hayvanlara L. johnsonii eklendiğinde, tümörlerin tamamen ortadan kalktığı (complete tumor clearance) gözlemleniyor. Kontrol grubunda ise PBS ile yapılan gavajın aynı etkiyi göstermediği belirtiliyor. Bu sonuç, antibiyotik sonrası “boşalan” ekolojik nişin, belirli bir bakteri türüyle yeniden doldurulduğunda immünoterapinin etkinliğinin yükselmesi şeklinde okunuyor. Araştırmacılar, böylece diyet-mikrobiyota etkileşiminin yalnızca yan yana duran bir bulgu olmadığını, tedavi yanıtını değiştiren bir biyolojik sinerji oluşturabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Çalışma, bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri için yanıtın yalnızca tümör özellikleri veya tek başına ilaç mekanizmasıyla açıklanamayabileceğini; hastanın yaşam tarzı ve özellikle beslenme düzeninin bağırsak ekosistemi üzerinden immün sistemin tolerans ve aktivasyon dengesini etkileyebileceğini düşündürüyor. Elbette bu bulgular, fare modellerinde elde edilmiş erken evre biyolojik kanıtlar niteliğinde. İnsanlarda aynı diyetsel desenlerin ve aynı bakterinin benzer sonuçlar doğurup doğurmayacağı; ayrıca hangi mikrobiyota bileşimlerinin hangi tedavi protokolleriyle uyumlu olacağı henüz net değil.</p>
<p>Yine de çalışma, klinik açıdan tartışmayı hızlandırabilecek somut bir hedef ortaya koyuyor: L. johnsonii’nin, belirli diyetler bağlamında ICI yanıtını güçlendirme potansiyeli. Bu tür mekanistik veriler, gelecekte kişiselleştirilmiş beslenme yaklaşımlarıyla veya mikrobiyota <a href="https://oncology.com.tr/phylo-plex-dusuk-maliyetli-genomik-epidemiyoloji/" title="Phylo-Plex ile daha düşük maliyetle saha odaklı genomik salgın takibi gündemde" data-wpan-internal-link="1">odaklı</a> stratejilerle immünoterapilerin etkinliğini artırma fikrini daha deneysel ve doğrulanabilir bir çerçeveye taşıyabilir.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/diet-and-microbiome-influence-immunotherapy-success-in-obesity/</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Gut microbiome, diet, and immune checkpoint inhibitor efficacy in cancer therapy.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Diet–microbiome synergy underlies obesity-associated immunotherapy efficacy.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Desharnais, L., Swaby, A., Messaoudene, M. et al. Diet–microbiome synergy underlies obesity-associated immunotherapy efficacy. Nature (2026). https://doi.org/10.1038/s41586-026-10750-x</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41586-026-10750-x</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/lenalidomid-idame-tedavisi-endurance/" data-wpan-internal-link="1">ENDURANCE çalışması lenalidomidin “süresiz” idame yaklaşımını tartışmaya açtı</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/obezite-anti-pd-1-lactobacillus-johnsonii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zeka, Kanser İmmünoterapisine Yanıtı Tahmin Ederek Tedaviyi Kişiselleştiriyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/compass-ai-kanser-immunoterapisi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/compass-ai-kanser-immunoterapisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 09:37:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[COMPASS]]></category>
		<category><![CDATA[Harvard Tıp Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[hassas onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[immün kontrol noktası inhibitörleri]]></category>
		<category><![CDATA[immünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser immünoterapisi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselleştirilmiş tıp]]></category>
		<category><![CDATA[makine öğrenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[tümör gen ifadesi]]></category>
		<category><![CDATA[tümor mikroçevresi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zekâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/compass-ai-kanser-immunoterapisi/</guid>

					<description><![CDATA[Harvard Tıp Fakültesi araştırmacıları, immün kontrol noktası inhibitörlerine hasta yanıtını tahmin eden COMPASS yapay zeka modelini geliştirdi. Model, gen ifadesi verileriyle kişiselleştirilmiş tedavide yeni ufuklar açıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde devrim yaratan immün kontrol noktası inhibitörleri (ICI), bağışıklık sisteminin tümörleri tanımasını ve yok etmesini sağlayarak milyonlarca hastaya umut oldu. Ancak bu ilaçların sunduğu dramatik fayda, hastaların yalnızca bir kısmında görülüyor; kanser türüne bağlı olarak yanıt oranları yüzde 10 ile 40 arasında değişiyor. Bu belirsizlik, onkologlar için kritik bir ikilem yaratırken, doğru hastayı seçebilecek güvenilir bir öngörü aracına olan ihtiyacı her geçen gün artırıyor. Harvard Tıp Fakültesi’nden bir araştırma ekibinin geliştirdiği COMPASS adlı yapay zeka modeli, bu boşluğu doldurabilecek bilimsel bir atılım olarak öne çıkıyor.</p>
<p>İmmün kontrol noktası inhibitörleri, PD-1, PD-L1 ve CTLA-4 gibi proteinleri hedef alarak tümör hücrelerinin bağışıklık sisteminden saklanmasını engelliyor. 2011’den bu yana FDA onayları alan bu ilaçlar, melanom, akciğer kanseri ve böbrek kanseri gibi daha önce tedavi seçeneği kalmamış birçok <a href="https://oncology.com.tr/yagli-karaciger-kolorektal-kanserde-karaciger-metastazinin-kaderini-degistiriyor/" title="Yağlı Karaciğer, Kolorektal Kanserde Karaciğer Metastazının Kaderini Değiştiriyor" data-wpan-internal-link="1">kanserde</a> uzun süreli sağ kalım sağladı. Ne var ki, hastalar <a href="https://oncology.com.tr/ferroptozun-gizemi-cozuluyor-atf4-ve-srebf-arasindaki-molekuler-rekabet-hucre-olumunu-yonlendiriyor/" title="Ferroptozun Gizemi Çözülüyor: ATF4 ve SREBF Arasındaki Moleküler Rekabet Hücre Ölümünü Yönlendiriyor" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> yanıt farklılıkları büyük ölçüde anlaşılamamış durumda. Klinikte kullanılan PD-L1 ekspresyonu gibi biyobelirteçler sınırlı öngörü gücü sunarken, tümörün genetik karmaşıklığını ve bağışıklık sistemiyle etkileşimini tek bir molekül üzerinden değerlendirmek çoğu zaman yetersiz kalıyor.</p>
<p>Harvard Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Marinka Zitnik liderliğindeki araştırmacılar, COMPASS modelini tam da bu karmaşıklığı çözmek üzere tasarladı. Ekip, binlerce tümör örneğine ait gen ifadesi verilerini kullanarak eğittiği modeli, tümör mikroçevresindeki ince ipuçlarını yakalayacak şekilde optimize etti. Model, yalnızca tek bir gen veya proteinin düzeyine bakmak yerine, tümörün genel gen ifadesi profilini analiz ederek bağışıklık sisteminin ilaca nasıl tepki vereceğini katmanlı bir yaklaşımla tahmin ediyor. Bu sayede, daha önce görülmemiş hasta gruplarında ve farklı kanser türlerinde dahi tutarlı sonuçlar üretebiliyor.</p>
<p>COMPASS’ı diğer öngörü araçlarından ayıran en önemli özelliklerden biri genelleştirilebilirliği. Araştırma ekibi, modeli 18 farklı kanser türünde ve 10’dan fazla immün kontrol noktası inhibitörünü içeren bağımsız hasta kohortlarında test etti. Sonuçlar, COMPASS’ın mevcut standart biyobelirteçleri ve daha önce geliştirilen yapay zeka modellerini geride bırakarak belirgin şekilde daha yüksek doğruluk sağladığını gösterdi. Üstelik model, eğitildiği veri setinde bulunmayan yeni kanser tipleri ve ilaç kombinasyonları için de anlamlı tahminler yapabildi. Bu da onu klinik uygulamada esnek ve güçlü bir karar destek aracı haline getiriyor.</p>
<p>Modelin bir diğer öne çıkan özelliği ise yorumlanabilir olması. Pek çok yapay zeka sistemi “kara kutu” gibi çalışırken, COMPASS hangi genlerin ve biyolojik yolakların tahmine katkıda bulunduğunu şeffaf bir şekilde ortaya koyuyor. Örneğin, belirli bir hastada T <a href="https://oncology.com.tr/fare-beyninde-tek-hucre-verilerinden-sinirsel-baglantilarin-kesfi/" title="Fare Beyninde Tek Hücre Verilerinden Sinirsel Bağlantıların Keşfi" data-wpan-internal-link="1">hücre</a> aktivasyonuyla ilişkili genlerin yüksek, bağışıklık baskılayıcı sinyallerin ise düşük ifade edildiğini tespit ederek, tedavi yanıtının olası mekanizmalarını aydınlatıyor. Bu yorumlanabilirlik, hem klinisyenlerin modele güvenmesini kolaylaştırıyor hem de kişiselleştirilmiş tedavi stratejilerinin biyolojik temellere dayandırılmasına olanak tanıyor.</p>
<p>Bilim insanları, COMPASS’ın yakın gelecekte onkoloji pratiğinde dönüştürücü bir rol oynayabileceğini belirtiyor. Model, bir hastanın immünoterapiye yanıt verip vermeyeceğini öngörerek gereksiz ilaç maruziyetini ve yan etkileri azaltabilir; aynı zamanda sağlık sistemleri üzerindeki mali yükü hafifletebilir. Özellikle yanıt oranının düşük olduğu kanser türlerinde, tedavi öncesi hastaları seçmek, klinik kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. Ancak araştırmacılar, herhangi bir klinik uygulama öncesinde modelin prospektif klinik çalışmalarla doğrulanması gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p>COMPASS’ın ilaç geliştirme sürecine etkisi de büyük olabilir. Klinik araştırmalarda, yalnızca yanıt verme olasılığı yüksek hastaların seçilmesi, deneylerin daha az katılımcıyla daha kısa sürede sonuçlanmasına yardımcı olabilir. Bu da yeni immünoterapötiklerin piyasaya sunulma süresini kısaltabilir ve Ar-Ge maliyetlerini düşürebilir. Harvard ekibi, modelin açık bilim prensipleri çerçevesinde akademik toplulukla paylaşılacağını ve farklı popülasyonlarda doğrulama çalışmalarının devam edeceğini belirtiyor.</p>
<p>Yapay zeka ve onkoloji kesişiminde atılan bu adım, kişiselleştirilmiş tıbbın sınırlarını genişletiyor. COMPASS, karmaşık biyolojik verileri hastanın tedavi yolculuğuna entegre ederek, her kanser hastasının kendine özgü moleküler profile göre en uygun tedaviyi alabileceği bir geleceğin habercisi olabilir. Erken aşamadaki bu bulgular, henüz rutin kliniğe yansımamış olsa da, yapay zekanın kanserle mücadelede sunduğu vaadi somut ve heyecan verici bir biçimde ortaya koyuyor. Araştırma ekibi, şimdi modeli daha geniş ve çeşitlilik içeren hasta gruplarında test ederek, bulgularını küresel sağlık alanına taşımayı hedefliyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Predictive modeling of patient response to immune checkpoint inhibitor cancer immunotherapy using tumor gene expression data.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Generalizable AI predicts immunotherapy outcomes across cancers and treatments</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Kanser immünoterapisi, immün kontrol noktası inhibitörleri, Yapay zeka destekli tahmin, gen ekspresyon analizi, tümör mikroçevresi, hassas onkoloji, yorumlanabilir yapay zeka, immün yanıt biyobelirteçleri, makine öğrenimi, klinik çalışma optimizasyonu, kişiselleştirilmiş tıp</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/compass-ai-kanser-immunoterapisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yoğurt ve Kefirdeki Probiyotik Bakteri, Bağışıklık Hücrelerini Melanoma Karşı Savaşçıya Dönüştürüyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/yogurt-ve-kefirdeki-probiyotik-bakteri-bagisiklik-hucrelerini-melanoma-karsi-savasciya-donusturuyor/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/yogurt-ve-kefirdeki-probiyotik-bakteri-bagisiklik-hucrelerini-melanoma-karsi-savasciya-donusturuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 21:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[anti-PD-1 terapi]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak mikrobiyomu]]></category>
		<category><![CDATA[Bifidobacterium animalis]]></category>
		<category><![CDATA[CD8+ T hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hippo yolağı]]></category>
		<category><![CDATA[immün kontrol noktası inhibitörleri]]></category>
		<category><![CDATA[immünoterapi direnci]]></category>
		<category><![CDATA[mannoz]]></category>
		<category><![CDATA[melanom]]></category>
		<category><![CDATA[tümor mikroçevresi]]></category>
		<category><![CDATA[YAP1]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/yogurt-ve-kefirdeki-probiyotik-bakteri-bagisiklik-hucrelerini-melanoma-karsi-savasciya-donusturuyor/</guid>

					<description><![CDATA[Çinli araştırmacılar, fermente süt ürünlerinde bulunan Bifidobacterium animalis probiyotiğinin salgıladığı mannozun, CD8⁺ T hücrelerindeki YAP1 proteinini baskılayarak melanomla savaşı güçlendirdiğini ve anti-PD-1 immünoterapisine direnci kırabileceğini gösterdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Guangzhou&#8217;daki Southern Medical University araştırmacıları, fermente süt ürünlerinde yaygın olarak bulunan bir probiyotik türünün, bağışıklık sisteminin öldürücü hücrelerini tümörle savaşan güçlü ajanlara dönüştürdüğünü keşfetti. Bulgular, melanom tedavisinde çığır açan immünoterapilerin etkinliğini artırabilecek ve direnç sorununa yeni çözümler getirebilecek bir mekanizmayı gözler önüne seriyor. Bu mekanizmanın merkezinde ise Bifidobacterium animalis adlı bakterinin salgıladığı basit bir şeker olan mannoz yer alıyor. Mannozun, T hücrelerinin içindeki kritik bir sinyal yolunu hedef alarak bağışıklık saldırısını güçlendirdiği ilk kez bu çalışmada gösterildi.</p>
<p>Melanom, derinin pigment üreten hücrelerinden kaynaklanan agresif bir kanser türüdür ve son on yılda immün kontrol noktası inhibitörleriyle tedavi yaklaşımı köklü bir değişim geçirmiştir. Özellikle anti-PD-1 terapileri, bağışıklık sisteminin tümörlere karşı doğal fren mekanizmalarını bloke ederek birçok hastada uzun süreli sağ kalım avantajı sağlamıştır. Ancak klinik yanıtlar büyük değişkenlik göstermekte; hastaların önemli bir kısmı ya başlangıçtan itibaren tedaviye direnç geliştirmekte ya da zamanla kazanılmış direnç nedeniyle nüks yaşamaktadır. Tümör mikroçevresinin karmaşıklığı ve bağırsak mikrobiyomunun bileşimi, bu tedavi sonuçlarının altında yatan önemli faktörler olarak ortaya çıkmıştır. Daha önce, tedaviye yanıt veren hastalardan alınan fekal mikrobiyota transplantlarının yanıt vermeyenlere aktarılmasıyla umut verici sonuçlar elde edilmişti; ancak bu yaklaşım, etkiden sorumlu aktif mikrobiyal türlerin ve metabolitlerin büyük ölçüde bilinmemesi nedeniyle spesifik olmaktan uzaktı.</p>
<p>Southern Medical University ekibinin yürüttüğü ve Cancer Biology &amp; Medicine dergisinde yayımlanan yeni çalışma, işte bu boşluğu dolduruyor. Araştırmacılar, sağlıklı insan fekal örneklerinden çeşitli Bifidobacterium türlerini izole ederek sistematik bir şekilde antikanser etkinliklerini taradı. Bu tarama sonucunda Bifidobacterium animalis’in melanom ilerlemesini en güçlü şekilde baskılayan tür olduğu belirlendi. Deneyler, canlı bakterinin verilmesinin tümör büyümesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını ve tümör dokusuna sızan sitotoksik CD8⁺ T hücrelerinin sayısını ve etkinliğini dramatik biçimde artırdığını gösterdi. CD8⁺ T hücreleri, kanserli hücreleri <a href="https://oncology.com.tr/kara-delik-birlesmesi-olay-ufku-kutlecekim-dalgasi/" title="Çarpışan Kara Deliklerden Gelen Sinyal, Olay Ufkunun İlk Doğrudan İzlerini Verdi" data-wpan-internal-link="1">doğrudan</a> tanıyıp yok edebilen bağışıklık sisteminin özel kuvvetleridir ve immünoterapilerin başarısı büyük ölçüde bu hücrelerin işlevselliğine bağlıdır.</p>
<p>Araştırmanın en çarpıcı bulgusu, bakterinin etkisini nasıl gerçekleştirdiğine dair moleküler ayrıntıydı. Bifidobacterium animalis, bağırsak ortamında mannoz salgılamakta ve bu basit şeker, CD8⁺ T hücrelerinin içine girerek Hippo sinyal yolunun bir bileşeni olan YAP1 proteininin ifadesini baskılamaktadır. Normalde YAP1, hücre çoğalması ve hayatta kalma süreçlerinde rol oynar, ancak son yıllarda T hücrelerinde aşırı aktivitesinin tükenmeye ve işlev bozukluğuna yol açtığı gösterilmiştir. Mannozun YAP1’i inhibe etmesi, T hücrelerini sürekli aktif ve tümörle savaşmaya hazır bir durumda tutarak melanom hücrelerinin geliştirdiği baskılayıcı mikroçevreye karşı koyar. Ekip, laboratuvar ortamında ve hayvan modellerinde yaptıkları deneylerle, mannoz takviyesinin ya da YAP1’in genetik olarak devre dışı bırakılmasının, anti-PD-1 tedavisinin etkinliğini belirgin şekilde artırdığını da ortaya koydu.</p>
<p>Bu keşif, probiyotiklerin basit beslenme desteğinden çok daha ötesine geçen bir potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Fermente süt ürünlerinde doğal olarak bulunan Bifidobacterium animalis suşlarının, belirli bir biyokimyasal yol üzerinden bağışıklık sistemini hassasça modüle edebilmesi, kişiselleştirilmiş <a href="https://oncology.com.tr/kanser-adc-direnc-mekanizmalari/" title="Kanserin ADC’lere Karşı Kullandığı Kaçış Yolları Ortaya Çıkıyor" data-wpan-internal-link="1">onkoloji</a> yaklaşımlarına yeni bir boyut katabilir. Çalışmanın kıdemli yazarlarından Dr. Xinhua Li (isim korunmuştur), bulguların, diyet ve mikrobiyom manipülasyonunun immünoterapiye direnci kırma aracı olarak rasyonel tasarımının önünü açtığını ifade etti. Ancak ekip, bu sonuçların henüz klinik deney aşamasında olmadığını ve insanlardaki etkinliğin kontrollü çalışmalarla doğrulanması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p>Uzmanlar, mekanizmanın aydınlatılmasının fekal transplantasyon gibi kaba yöntemlerden uzaklaşarak belirli bakteri türleri veya metabolitleriyle hedefe yönelik terapiler geliştirilmesini mümkün kılabileceğini değerlendiriyor. Örneğin, bağırsak mikrobiyom profili immünoterapiye yanıt verme olasılığı düşük olan hastalara Bifidobacterium animalis içeren canlı biyoterapötik ürünler veya doğrudan mannoz desteği verilmesiyle tedavi etkinliğinin artırılabileceği öngörülüyor. Bununla birlikte, probiyotiklerin güvenli kabul edilmelerine rağmen, özellikle <a href="https://oncology.com.tr/hiv-asi-b-hucresi-primingi/" title="HIV Aşı Araştırmasında B Hücrelerini Doğru Hedefleyen Yeni Tasarım Umut Verdi" data-wpan-internal-link="1">bağışıklık sistemi</a> baskılanmış kanser hastalarında canlı bakteri uygulamalarının risk taşıyabileceği unutulmamalıdır. Gelecekteki araştırmalar, optimal doz, uygulama zamanlaması ve olası yan etkiler üzerine odaklanacaktır.</p>
<p>Çalışma aynı zamanda Hippo sinyal yolunu hedeflemenin onkoloji dışındaki potansiyelini de yeniden gündeme taşımıştır. YAP1 inhibisyonunun, otoimmün hastalıklarda aşırı aktif T hücrelerini kontrol altına almak ya da kronik enfeksiyonlarda bağışıklık yorgunluğunu tersine çevirmek gibi çok yönlü uygulamaları olabileceği düşünülmektedir. Güney Çinli bilim insanlarının bu öncü çalışması, bağırsak-bağışıklık-tümör eksenindeki sırları çözmeye yönelik önemli bir adım olarak kayıtlara geçerken, gündelik besinlerin içindeki milyarlarca mikroorganizmanın sağlığımız üzerindeki derin etkisine dair anlayışımızı da derinleştirmektedir.</p>
<p>Öte yandan, bu tür bulguların genellikle fare modellerinde elde edildiğini ve insan fizyolojisine tam anlamıyla tercüme edilemeyebileceğini belirtmek gerekir. Melanom hastalarında Bifidobacterium animalis’in tümörle savaşma kapasitesini kesin olarak kanıtlamak için uzun soluklu klinik araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Yine de araştırma, immünoterapi direncini kırmak için mikrobiyom odaklı stratejilere dair şimdiye kadarki en net moleküler açıklamalardan birini sunmaktadır. Eğer insan çalışmaları da benzer sonuçlar verirse, gelecekte bir tabak yoğurt ya da bir bardak kefir, melanom tedavisinde tamamlayıcı bir rol üstlenebilir. Şimdilik bilim dünyası, bu canlı bakterinin basit bir şeker aracılığıyla bağışıklık hücrelerini nasıl yeniden programladığını keşfetmenin heyecanını yaşıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Not applicable</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Bifidobacterium animalis suppresses melanoma progression and activates anti-tumor immunity by inhibiting YAP1 expression in CD8+ T cells</p>
<p><strong>References:</strong><br />DOI: 10.20892/j.issn.2095-3941.2025.0652</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.20892/j.issn.2095-3941.2025.0652</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Melanom, Bifidobacterium animalis, Mannoz, CD8+ T hücreleri, YAP1, Hippo yolu, immün kontrol noktası inhibitörleri, anti-PD-1 tedavisi, tümör mikroçevresi, bağırsak mikrobiyotası, immünoterapi direnci</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/yogurt-ve-kefirdeki-probiyotik-bakteri-bagisiklik-hucrelerini-melanoma-karsi-savasciya-donusturuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karaciğer Nakli Eşiğinde İmmünoterapi: Hepatitli Tümörlerde Yeni Bir Kapı Açılıyor mu?</title>
		<link>https://oncology.com.tr/karaciger-kanserinde-immunoterapi-nakil/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/karaciger-kanserinde-immunoterapi-nakil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 03:55:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[greft reddi]]></category>
		<category><![CDATA[hepatosellüler karsinom]]></category>
		<category><![CDATA[immün kontrol noktası inhibitörleri]]></category>
		<category><![CDATA[immünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer nakli]]></category>
		<category><![CDATA[nakil adaylığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/karaciger-kanserinde-immunoterapi-nakil/</guid>

					<description><![CDATA[Karaciğer kanserinde immünoterapi, bazı hastaların nakil adaylığını genişletebilir. Ancak greft reddi riski ve zamanlama sorunu, dikkatli klinik değerlendirme gerektiriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hepatosellüler karsinomun (HCC) tedavisinde son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri, bağışıklık sistemi kontrol noktalarını hedefleyen immünoterapilerin klinik pratikte giderek daha görünür hale gelmesi oldu. Karaciğer kanseri çoğu zaman altta yatan siroz ve karaciğer fonksiyon bozukluğu ile birlikte seyrettiği için, tedavi seçimi yalnızca tümörün kontrolünü değil, aynı zamanda organın nakle uygunluğunu da etkiliyor. Bu nedenle, immün kontrol noktası inhibitörleri olarak bilinen ICIs’nin, bazı hastalarda karaciğer nakli için kapı aralayıp aralayamayacağı sorusu artık yalnızca teorik bir merak değil; transplantasyon stratejisinin önemli bir araştırma başlığı.</p>
<p>Hepatobiliyer ve Pankreatik Hastalıklar International dergisinde yayımlanan kapsamlı bir derleme, HCC’de neoadjuvan ve adjuvan immünoterapinin karaciğer nakli bağlamındaki yerini ayrıntılı biçimde ele alıyor. Çalışma, bu ilaçların nakil öncesi tümörü küçültme, bekleme listesindeki hastalarda hastalığı kontrol altında tutma ve bazı olgularda başlangıçta nakil adaylığı dışında kalan hastaları yeniden değerlendirme olasılığını ortaya koyarken; aynı zamanda güvenlik konusundaki belirsizliklerin altını çiziyor. En kritik sorunlardan biri, bağışıklık sistemini güçlendiren bu ajanların nakil sonrası greft reddi riskini artırabilmesi.</p>
<p>Karaciğer nakli, HCC için hâlâ en güçlü küratif seçeneklerden biri kabul ediliyor çünkü hem tümörü hem de kanser gelişimine zemin hazırlayan sirotik karaciğer dokusunu ortadan kaldırıyor. Ancak bu yaklaşım sıkı seçim kriterlerine bağlı. Özellikle Milano kriterleri, tümör yükü belirli sınırların üzerine çıkan birçok hastayı otomatik olarak nakil listesinin dışında bırakıyor. Klinik açıdan bakıldığında bu durum, yalnızca tümör boyutu ya da sayısının değil, hastalığın biyolojik davranışının da önemli olduğunu gösteriyor. Bu yüzden transplantasyon ekipleri giderek daha fazla “downstaging” yani tümörü kabul edilebilir sınırlara indirme stratejilerine yöneliyor.</p>
<p>Bugüne kadar transarteriyel kemoembolizasyon, radyoembolizasyon ve ablasyon gibi bölgesel tedaviler bu amaçla kullanıldı. Bu yöntemler bazı hastalarda etkili olsa da sonuçlar değişken, etki süresi sınırlı ve bekleme listesinde geçen zaman boyunca hastalığı tamamen baskılamak her zaman mümkün olmuyor. Derlemede vurgulanan temel nokta, sistemik tedavi seçeneklerine olan ihtiyacın bu nedenle belirgin şekilde arttığı. İmmün kontrol noktası inhibitörleri, özellikle PD-1/PD-L1 eksenini hedefleyen ajanlar, tam da bu boşluğu doldurabilecek potansiyele sahip görülüyor. Ancak transplantasyon öncesi ve sonrası dönemde bağışıklık sistemini nasıl yönlendirdikleri, klasik onkolojik tedavilerden daha karmaşık bir denge gerektiriyor.</p>
<p>Neoadjuvan yani nakil öncesi kullanımda amaç, tümör yükünü küçültmek ve hastayı nakil için uygun sınırlara taşımak. Bu yaklaşım teorik olarak hastaların listeye alınma şansını <a href="https://oncology.com.tr/akran-destegi-kaygi-depresyon-yardim/" title="Singapur Çalışması: Akran Desteği, Kaygı ve Depresyon Belirtisi Olan Yetişkinlerde Yardım Arama İsteğini Artırabilir" data-wpan-internal-link="1">artırabilir</a>. Bununla birlikte, ICIs’nin etkisi yalnızca tümör hücreleriyle sınırlı kalmayıp, nakledilecek organı da hedef alabilecek bir bağışıklık aktivasyonu yaratabilir. Bu durum, transplant ekiplerinin en çok dikkat ettiği konulardan biri olan akut rejeksiyon riskini gündeme getiriyor. Özellikle ilacın son dozuyla nakil arasındaki süre, kullanılan ajan tipi ve hastanın bağışıklık yanıtının özellikleri gibi faktörler güvenlik açısından önem taşıyor. Derleme, bu alanda standardize edilmiş protokollerin henüz oluşmadığını, bu nedenle klinik kararların bireyselleştirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Adjuvan yani nakil sonrası dönemde ise hedef farklılaşıyor. Burada amaç, mikroskobik düzeyde kalmış olabilecek tümör hücrelerini baskılamak ve nüks riskini azaltmak. Ancak bu yaklaşım da ciddi bir denge sorunu doğuruyor: Bağışıklık sistemini daha agresif hale getirmek, teorik olarak kanser kontrolünü destekleyebilir; fakat aynı zamanda nakledilen karaciğerin yabancı olarak algılanma olasılığını da yükseltebilir. Bu yüzden nakil sonrası immünoterapi, şu aşamada <a href="https://oncology.com.tr/sirolimus-premature-hidrops-tedavisi/" title="Prematüre Yenidoğanlarda Nadiren Görülen Hidrops İçin Sirolimusta Umut Verici Bulgular" data-wpan-internal-link="1">umut verici</a> ama temkinli yaklaşılması gereken bir alan olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Derlemenin dikkat çektiği bir başka nokta, HCC’nin biyolojik çeşitliliği. Alfa-fetoprotein düzeyleri, tümörün davranışı ve ön tedavilere yanıt gibi göstergeler hastaların risk profilini belirlemede yardımcı olabiliyor. Özellikle biyolojik seçiciliğin artması, yalnızca anatomik kriterlere değil, tümörün agresifliğine de bakılması gerektiğini düşündürüyor. İmmünoterapinin burada rolü, bazı hastaları yalnızca radyolojik olarak değil, biyolojik olarak da nakil için daha uygun hale getirebilmesi olabilir. Ancak bu olasılık, geniş ölçekli ve iyi tasarlanmış klinik verilerle desteklenmek zorunda.</p>
<p>Günün sonunda ortaya çıkan tablo, heyecan verici olduğu kadar dikkat gerektiren bir tablo. İmmün kontrol noktası inhibitörleri, hepatosellüler karsinomda nakil adaylığını genişletme potansiyeli taşıyor; fakat aynı zamanda greft sağlığını tehdit edebilecek bir risk profili de barındırıyor. Bu nedenle uzmanlar, karaciğer nakliyle birlikte düşünülmüş immünoterapinin henüz rutin bir çözüm olarak değil, sıkı klinik gözetim altında geliştirilen bir strateji olarak ele alınması gerektiği görüşünde. Yeni veriler, doğru hasta seçimi ve güvenli zamanlama netleştiğinde, bu yaklaşım karaciğer kanseri tedavisinde önemli bir dönüm noktasına dönüşebilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Not applicable</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Hepatocellular carcinoma and liver transplant: What about neo- and adjuvant immunotherapy</p>
<p><strong>References:</strong><br />10.1016/j.hbpd.2025.10.004</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Adjuvanlar, İmmün kontrol noktası inhibitörleri, Hepatoselüler karsinom, Karaciğer nakli, Neoadjuvan tedavi, Adjuvan tedavi, İmmünoterapi, Tümörün aşama düşürülmesi, Greft reddi, Alfa-fetoprotein, Bölgesel tedavi, NK hücre tedavisi</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/pankreas-kanserinde-entinostat-epigenetik-rol/" data-wpan-internal-link="1">Pankreas Kanserinde Yeni Bir Epigenetik Yol Haritası: Entinostatın Etki Mekanizması Aydınlandı</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/karaciger-kanserinde-immunoterapi-nakil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
