
Yeni bir küresel modelleme çalışması, rahim ağzı kanserinde dünyanın farklı gelir grupları arasındaki uçurumun önümüzdeki on yıllarda daha da büyüyebileceğini gösterdi. The Lancet’te yayımlanan araştırma, Kanada gibi bazı yüksek gelirli ülkelerin yoğun HPV aşılaması ve tarama programları sayesinde rahim ağzı kanserini 2048’e kadar neredeyse ortadan kaldırma yoluna girdiğini ortaya koyarken, düşük gelirli ülkelerde tablo çok daha endişe verici görünüyor.
Université Laval ve CHU de Québec – Université Laval Araştırma Merkezi’nden bilim insanlarının yürüttüğü çalışma, mevcut önleme stratejilerinin eşit biçimde güçlendirilmemesi halinde rahim ağzı kanseri insidansındaki küresel eşitsizliklerin keskinleşeceğini ortaya koyuyor. Araştırmanın başındaki isim olan Profesör Marc Brisson, bugün bile hastalık yükünün adil dağılmadığını, düşük gelirli ülkelerde rahim ağzı kanseri görülme sıklığının varlıklı ülkelere kıyasla yaklaşık üç kat daha yüksek olduğunu vurguluyor.
İnsan papilloma virüsü, yani HPV, rahim ağzı kanserinin büyük çoğunluğundan sorumlu olduğundan, aşılama ve düzenli tarama programları hastalığın önlenmesinde kritik rol oynuyor. Ancak modelleme sonuçları, bu araçlara erişim ve bunların yaygın uygulanma düzeyi ülkeler arasında büyük farklılıklar gösterdiğinde, kanser yükünün de aynı ölçüde eşitsiz kaldığını ya da daha da kötüleştiğini düşündürüyor. Çalışmaya göre, mevcut eğilimler değişmeden sürerse, yüzyılın sonuna gelindiğinde düşük ve yüksek gelirli ülkeler arasındaki fark 12 katına kadar çıkabilir. Bazı senaryolarda ise Kanada ile karşılaştırıldığında oranlar 40 kat gibi çok daha sert bir ayrışmayı işaret ediyor.
Bu sonuçlar, yalnızca istatistiksel bir farklılık anlamına gelmiyor; aynı zamanda sağlık sistemleri, erken tanı altyapısı ve koruyucu hizmetlere erişimdeki derin eşitsizliklerin kanser yükünü nasıl belirlediğini de gözler önüne seriyor. Rahim ağzı kanseri, etkili önleme yöntemleri bulunan nadir kanser türlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle hastalığın devam eden yükü çoğu zaman biyolojik sınırlardan çok, sağlık hizmetlerine ulaşım, aşılama kapsamı, tarama sıklığı ve tedaviye erişim gibi yapısal faktörlerle bağlantılı.
Yüksek gelirli ülkelerde bazı sağlık sistemlerinin, özellikle HPV aşısının yaygınlaştırılması ve organize tarama programlarının güçlendirilmesi sayesinde hastalık oranlarını ciddi şekilde azaltmaya başladığı biliniyor. Kanada örneği, çalışmada bu ilerlemenin sembolik bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Araştırmacılara göre bu tür ülkeler, mevcut politika ve uygulamalar sürdürülürse birkaç on yıl içinde rahim ağzı kanserini nadir görülen bir hastalık düzeyine indirebilir. Buna karşılık düşük gelirli ülkelerde aynı ölçekte aşılama ve tarama yatırımları yapılmadığında, önlenebilir ölümler ve hastalık yükü küresel olarak daha da yoğunlaşabilir.
Dünya Sağlık Örgütü, 2020’den bu yana rahim ağzı kanserini bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkarmayı hedefleyen iddialı bir küresel stratejiyi savunuyor. Bu yaklaşımın merkezinde, HPV aşılamasının genişletilmesi, tarama programlarının erişilebilir hale getirilmesi ve kanser öncülü lezyonların zamanında saptanıp tedavi edilmesi yer alıyor. Ancak yeni modelleme, küresel hedeflerin tek başına varlığının yeterli olmadığını, bunların ülkeler arasında eşit uygulanmadığı durumda sonuçların çok farklı olabileceğini gösteriyor.
Araştırmanın dikkat çektiği temel risklerden biri, önleme hizmetlerindeki ilerlemenin bazı bölgelerde hızlanırken diğerlerinde yerinde sayması. HPV aşısına erişim, lojistik kapasite, maliyet, sağlık okuryazarlığı ve düzenli tarama organizasyonu gibi unsurlar, düşük gelirli ülkelerde çoğu zaman aynı anda birden fazla engelle karşılaşıyor. Bu da rahim ağzı kanserini, büyük ölçüde önlenebilir olmasına rağmen, küresel sağlık eşitsizliklerinin en görünür örneklerinden biri haline getiriyor.






