<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yağ asidi oksidasyonu &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/yag-asidi-oksidasyonu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 07 May 2026 05:17:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>yağ asidi oksidasyonu &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tümör İçindeki Sessiz Güç: Bağışıklığı Bastıran Hücrelerin Metabolik Taktiği Açığa Çıkıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/tumor-bagisiklik-baskisi-metabolizma/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/tumor-bagisiklik-baskisi-metabolizma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 05:17:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[glikoliz]]></category>
		<category><![CDATA[immünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[laktat kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[tümor mikroçevresi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ asidi oksidasyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/tumor-bagisiklik-baskisi-metabolizma/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni araştırma, tümör içindeki bağışıklığı baskılayan hücrelerin metabolik esnekliği ve enerji üretim stratejilerini ortaya koyarak kanser tedavisinde yeni yaklaşımlar sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser araştırmalarında odağı giderek tümör hücresinin kendisinden, onu çevreleyen ekosisteme kaydıran yeni bulgular, bağışıklık sisteminin neden bazı tümörlerde etkisiz kaldığını daha iyi açıklıyor. Experimental &amp; Molecular Medicine dergisinde yayımlanan yeni çalışma, tümör mikroçevresinde yer alan bağışıklığı baskılayıcı hücrelerin, hayatta kalmakla yetinmeyip adeta tümör lehine çalışacak şekilde metabolik olarak yeniden programlandığını gösteriyor. Bu yaklaşım, kanser tedavisinde yalnızca tümör hücresini değil, onun <a href="https://oncology.com.tr/tozlayicilar-kirilgan-topluluklarda-beslenme-gelir/" title="Tozlayıcılar, Kırılgan Topluluklarda Beslenme ve Geliri Güçlendiriyor" data-wpan-internal-link="1">beslenme</a> ve bağışıklık ilişkilerini de hedeflemenin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.</p>
<p>Tümör mikroçevresi, sağlık durumundaki dokulara kıyasla olağanüstü sert bir biyolojik ortam sunuyor. Besin kıtlığı, oksijen azlığı ve asidik koşullar, burada görev yapan bağışıklık hücreleri için ciddi bir stres yaratıyor. Ancak tüm hücreler bu baskıya aynı şekilde yanıt vermiyor. Çalışmanın vurguladığı üzere düzenleyici T hücreleri, miyeloid kaynaklı baskılayıcı hücreler, tümör ilişkili makrofajlar ve tümör ilişkili nötrofiller gibi bağışıklığı <a href="https://oncology.com.tr/runx1-runx2-meme-tumoru-baskilama/" title="Meme Tümörlerini Baskılayan İkili: Runx1 ve Runx2&#8217;nin Beklenmedik Ortaklığı" data-wpan-internal-link="1">baskılayan</a> popülasyonlar, bu zor koşullara uyum sağlayacak esnek metabolik stratejiler geliştiriyor. Buna karşılık, tümöre karşı savaşta kritik rol oynayan sitotoksik CD8⁺ T hücreleri ve doğal öldürücü hücreler, aynı ortamda işlevlerini sürdürmekte zorlanıyor.</p>
<p>Bu dengesizlik, yalnızca hücrelerin varlığıyla değil, hangi yakıtı kullandıklarıyla da yakından ilişkili. Araştırma, baskılayıcı immün hücrelerin yağ asidi oksidasyonu, glikoliz, amino asit yıkımı ve laktat kullanımı gibi farklı metabolik yolları etkin biçimde devreye sokabildiğini ortaya koyuyor. Bu esneklik, onların enerji üretmesini sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda immün baskılayıcı özelliklerini korumalarına da yardımcı oluyor. Başka bir deyişle, tümör içinde üstün gelen hücreler yalnızca çevreye dayanıklı olanlar değil, aynı zamanda çevreyi kendi lehlerine yeniden şekillendirebilenler oluyor.</p>
<p>Yağ asidi oksidasyonu, bu hücrelerin öne çıkan enerji stratejilerinden biri olarak dikkat çekiyor. Özellikle oksijenin sınırlı olduğu tümör bölgelerinde, bazı baskılayıcı hücreler yağ asitlerini enerji kaynağı olarak kullanarak varlıklarını sürdürebiliyor. Bu yolak, hücrelerin stresli ortamlarda direnç kazanmasına katkı verirken, baskılayıcı işlevlerinin de devam etmesine olanak tanıyor. Benzer biçimde glikoliz, yani glikozun hızlı parçalanması, yalnızca enerji üretimi için değil, aynı zamanda hücresel davranışın düzenlenmesi için de kritik görünüyor. Tümör mikroçevresinde glikoz için yaşanan rekabet, bağışıklık sisteminin saldırgan hücrelerini dezavantajlı duruma düşürürken, bazı baskılayıcı hücrelerin bu kaynağı daha etkili kullanabildiği anlaşılıyor.</p>
<p>Çalışmanın bir diğer önemli başlığı amino asit katabolizması. Amino asitlerin parçalanması, hem enerji metabolizmasını destekliyor hem de hücrelerin bağışıklık baskılayıcı fenotiplerini güçlendirebiliyor. Bu özellikle, tümör içinde amino asit dengesinin bozulduğu alanlarda anlam kazanıyor. Besinlerin sınırlı olduğu bir ortamda hangi hücrenin hangi metabolik çıkışı kullanabildiği, bağışıklık yanıtının yönünü belirleyen temel unsurlardan biri haline geliyor. Laktat kullanımı da bu tablonun kritik parçalarından biri. Genellikle tümör metabolizmasının yan ürünü olarak düşünülen laktat, burada yalnızca bir atık madde değil; baskılayıcı hücrelerin adapte olduğu ve kullandığı bir kaynak olarak öne çıkıyor. Bu durum, tümörün kendi metabolik artıklarının bile bağışıklık kaçışını destekleyebildiğini gösteriyor.</p>
<p>Makalenin dikkat çektiği noktalardan biri de metabolik plastisitenin, yani hücrelerin çevresel değişkenlere göre yakıt tercihini değiştirebilme yeteneğinin, tümör bağışıklığında ne kadar belirleyici olduğu. İmmün baskılayıcı hücreler bu esneklik sayesinde, oksijen ve besin seviyeleri değişse bile işlevlerini sürdürebiliyor. Bu özellik, onları yalnızca dirençli değil aynı zamanda son derece uyumlu hale getiriyor. Tümör tedavisinde zorlayıcı olan da tam olarak bu: Hedef alınan hücreler yalnızca bir yolakla çalışmıyor, gerektiğinde başka bir metabolik hat üzerinden hayatta kalmaya devam edebiliyor.</p>
<p>Bu bulgular, kanser immünoterapisi açısından önemli sonuçlar taşıyor. Son yıllarda bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri ve diğer immünoterapiler birçok hastada umut yaratmış olsa da, tümör mikroçevresindeki baskılayıcı hücreler tedavi yanıtını sınırlayan başlıca engeller arasında yer alıyor. Yeni çalışma, bu hücrelerin metabolik bağımlılıklarının terapötik hedef olarak değerlendirilebileceğini düşündürüyor. Ancak burada söz konusu olan, doğrudan bir klinik başarı vaadi değil; daha çok, gelecekteki tedavi tasarımlarını şekillendirebilecek biyolojik hedeflerin haritalanması. Araştırmacılar için asıl soru, bu metabolik devrelerin nasıl seçici biçimde baskılanabileceği ve bağışıklık sisteminin tümöre karşı yanıtını bozmadan nasıl dengelenebileceği.</p>
<p>Tümör biyolojisinde metabolizma artık yalnızca enerji üretiminden ibaret görülmüyor. Hücrelerin nasıl beslendiği, hangi sinyal yollarını etkinleştirdiği ve çevreyle nasıl etkileşime girdiği, tedavi direnci ve bağışıklık kaçışı açısından belirleyici kabul ediliyor. Bu nedenle çalışmanın işaret ettiği yolaklar, gelecekte kombinasyon tedavilerinin önemli bileşenleri olabilir. Özellikle baskılayıcı hücrelerin yağ asidi oksidasyonu, glikoliz veya amino asit kullanımına bağımlı olduğu durumlarda, bu yolları hedefleyen stratejiler immünoterapinin etkinliğini artırma potansiyeli taşıyabilir. Bununla birlikte, metabolik yolakların normal bağışıklık hücreleri ve sağlıklı dokular için de hayati olduğu unutulmamalı. Bu da seçicilik ve güvenlik açısından dikkatli bir geliştirme süreci gerektiriyor.</p>
<p>Sonuç olarak yeni araştırma, kanserin yalnızca <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-ulseratif-kolit-genetik-baglanti/" title="Parkinson ve Ülseratif Kolit Arasında Beklenmedik Genetik Köprüler Ortaya Çıktı" data-wpan-internal-link="1">genetik</a> bir hastalık değil, aynı zamanda derin bir metabolik rekabet alanı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Tümör içinde hayatta kalan baskılayıcı immün hücreler, çevrenin baskısına uyum sağlamakla kalmıyor; metabolik yeteneklerini kullanarak bağışıklık yanıtını da şekillendiriyor. Bu tablo, geleceğin kanser tedavilerinde hücresel kimlik kadar hücresel enerji stratejilerinin de hedef alınması gerektiğini düşündürüyor. Bilim insanları için şimdi öncelik, bu metabolik savunma ağlarını daha ayrıntılı çözümlemek ve bunları güvenli, etkili tedavilere dönüştürebilecek yolları belirlemek olacak.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Metabolic adaptations of immunosuppressive cells within the tumor microenvironment and their impact on cancer immunotherapy.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Metabolic adaptations of immunosuppressive cells in cancer: mechanisms and therapeutic targets.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Kim, J., Shin, J.M., Um, Y. et al. Metabolic adaptations of immunosuppressive cells in cancer: mechanisms and therapeutic targets. Exp Mol Med (2026). https://doi.org/10.1038/s12276-026-01713-3</p>
<p><strong>DOI:</strong> 07 May 2026</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/tumor-bagisiklik-baskisi-metabolizma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Mikrosisteminde Beslenme ve Lipid Metabolizması</title>
		<link>https://oncology.com.tr/kanser-mikrosisteminde-beslenme-ve-lipid-metabolizmasi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/kanser-mikrosisteminde-beslenme-ve-lipid-metabolizmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oncology.com.tr]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Oct 2024 09:58:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[CAF]]></category>
		<category><![CDATA[CD36]]></category>
		<category><![CDATA[DC hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[endotel hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[exozom]]></category>
		<category><![CDATA[FABP4]]></category>
		<category><![CDATA[HFD]]></category>
		<category><![CDATA[inflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik diyet]]></category>
		<category><![CDATA[kolorektal kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kreatin]]></category>
		<category><![CDATA[lipid metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[NF-κB]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[PGE2]]></category>
		<category><![CDATA[PPARδ]]></category>
		<category><![CDATA[STAT3]]></category>
		<category><![CDATA[T lenfositleri]]></category>
		<category><![CDATA[tümor mikroçevresi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ asidi oksidasyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://frenify.net/envato/frenify/wp/xoxo/1/?p=112</guid>

					<description><![CDATA[From budgeting to packing hacks, here’s everything you need to know to make travel stress-free and enjoyable.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Modern tıp, kansere karşı savaşta önemli ilerlemeler kaydetse de, tümor mikroçevresinin karmaşıklı yapısı nedeniyle henüz birçok sır aydınlatılamamıştır. Massachusetts Institute of Technology (MIT), Harvard ve Hacettepe Üniversitesi gibi prestijli kurumlarda görev yapan bilim insanları tarafından yayımlanan kapsamlı bir inceleme makalesi, tümor mikroçevresinde yağ asitlerinin ve lipid metabolizmasının oynadığı kritik rolleri gözler önüne seriyor. Bu bulgular, kanserin hem başlangıcında hem de ilerlemesinde ya da metastazında, diyet kaynaklı yağların tahmin edilenden çok daha etkin rol oynadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Klasik olarak, kanserin metabolik semptomları genellikle artmış glikoz kullanımı ve laktata dönüşüm üzerinden değerlendirilirken, bu çalışma lipid metabolizmasının da en az glikoz kadar belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Lipidlerin çeşitli biyokimyasal yapıları &#8211; gliserofosfolipitlerden sfingolipitlere kadar &#8211; tümor bünyesinde çeşitli sinyalleşme yollarını etkilemekte, büyümeyi, sağl kalımı ve hatta ilaca direnç mekanizmalarını düzenlemektedir. Lipid düzeninin bozulması, hücresel stresi artırmakta ve bu durum, kanserin seyrini çok yönlü olarak şekillendirmektedir.</p>
<p>Obezite, artan vücut kitle indeksi (VKİ) ile birlikte dünyada giderek yaygınlaşan bir sorundur ve en az 13 farklı kanser türüyle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu durum, sadece kronik inflamasyon ya da insülin direnci gibi sistemik faktörlerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda yağ dokusundan salınan adipokinler, inflamatuvar sitokinler ve yağ asitleri aracılığıyla da tümor mikroçevresini şekillendirmektedir. Özellikle IL-6, TNF-α ve IL-1β gibi moleküller, kanser hücrelerinin çoğalmasını desteklerken, STAT3 sinyal yolunun aktif hale gelmesini sağlar.</p>
<p>Karaciğer kanseri, obeziteye bağlı yağlanma hastalıklarının (NAFLD ve NASH) ilerlemesiyle yakından ilişkilidir. Yüksek yağ içerikli beslenme, karaciğerde lipit birikimine, inflamasyona ve makrofaj infiltrasyonuna neden olur. Kupffer hücrelerinden salınan IL-6 ve TNF-α, STAT3 aktivasyonunu tetiklerken, bu yol hepatositlerde tümörogenezi başlatabilir. Ayrıca kolesterol, NASH ve hepatoselüler karsinom arasındaki ilişkiyi kuvvetlendirirken, androjen reseptörüyle ilintili Ccrk onkogeni, mTORC1 aracılık eden sinyal yollarını aktive ederek MDSC birikimine ve pro-tümör mikroçevre oluşumuna katkı sağlar.</p>
<p>Pankreas kanserinde ise obezite ve yağ türevi sinyaller, KRAS onkogenini COX2 yoluyla aktive eder. Bu da inflamasyon ve PanIN lezyonlarının gelişmesine yol açar. Yağ asidi duyarılı PPARδ reseptörü, HFD koşullarında CCL2 salınımını tetikleyerek baskılayıcı makrofajları çeker. Pankreas tümörleri ayrıca PI3K/AKT yolu ile migrasyon kazanır. İlginç bir şekilde, ketojenik diyetler de lipid düzenine bağlı olarak bu tümörlerin büyümesine katkı sağlayabilir.</p>
<p>Kolorektal kanserlerde ise yağ asidi oksidasyonu (FAO), intestinal kök hücrelerde artışla birlikte tümörogenezi destekler. PPARα ve PPARδ, bu metabolik döngüyü aktive ederek CPT1A enzimi aracılığıyla FAO&#8217;yu hızlandırır. Fruktoz içeren diyetsel ürünler, fruktoz-1-fosfat düzeylerini artırarak glikoliz ve yağ asidi sentezini destekler. Ayrıca HFD, bağırsak mikrobiyotasında önemli düzenlemelere yol açarak bariyer fonksiyonunu bozar ve antitümör immün yanıtları baskılar.</p>
<p>Meme kanseri söz konusu olduğunda, yağ türevi sinyaller metastaz öncesi nışta palmitat zenginleşmesini destekleyerek NF-κB yolunu aktive eder. EMT ve kök hücre fenotipini destekleyen bu yol, özellikle TNBC alt türünde agresif yayılım gösterir. Tümorle çevresindeki makrofajlar, sitotoksik T hücreleri ve adipozitlerle kurduğu etkileşimler sayesinde mikroçevredeki inflamasyonu artırır. Diyet kaynaklı mikrobiota değişiklikleri de bu sürece katkı sağlayarak tümör proliferasyonunu tetikler.</p>
<p>Ağız karsinomları ve melanomlarda CD36 reseptörü aracılığıyla palmitik asit gibi lipidlerin kullanılması, metastaz yetisini artırır. Melanomlarda oleik asit, ferroptozdan koruyarak büyümeyi destekler. BRAF mutasyonlarına sahip melanomlarda ise ketojenik diyet kaynaklı asetooasetat artışı, MEK1 aktivasyonunu tetikler ve büyümeyi destekler. Bu da, diyetsel müdahalenin onkogenik profile göre şekillendirilmesi fikrini doğurur.</p>
<p>Yemek borusu ve mide karsinomlarında da yağ türevi beslenmenin etkisi yadsınamaz. Barrett’s özofagusuna sahip bireylerde HFD, epiteldeki dönüşümü tetikler. CXCL1 ile artan nötrofil/NK oranı, inflamasyonu ve kök hücre geni ekspresyonunu artırır. Midede ise leptin, PI3K ve β-katenin yolları aracılığıyla kanser kök hücresi fenotipi oluşurur. DGAT2 enzimi, lipid damlacıkları ve FAO ile peritonel yayılımı destekler.</p>
<p>Tümor mikroçevresinde yağ asitlerinin etkisi yalnızca kanser hücreleriyle sınırlı kalmaz. T lenfositlerinde FABP4 ve FABP5 aracılığıyla yağ asidi alımı ve PPARγ sinyalleşmesi, metabolik şekillenmeyi etkiler. CD8+ T hücreleri, HFD koşullarında glikoliz ve granzim salınımını kaybeder. D-2HG gibi onkometabolitler, IFN-γ salınımını azaltarak T hücresi işlevlerini bozar. HFD&#8217;nin metabolik etkisi, PHD3 inhibisyonuyla tersine çevrilebilir.</p>
<p>Doğal katil (NK) hücrelerde de benzer durumlar söz konusudur. PPARα/δ aracılı lipid birikimi, mTOR’u baskılayarak sitotoksik yanıtları azaltır. DC hücrelerinde yağ birikimi, antijen sunumunu bozar. Özellikle FAO’da artış, ROS düzeylerini yükseltir ve T hücresi aktivasyonunu engeller.</p>
<p>Adipozitler, tümör hücreleriyle metabolik simbiyoz geliştirir. Lipoliz ile FFA salınır, LD&#8217;lerde depolanarak ATP üretiminde kullanılır. FABP4, bu etkileşimin merkezindedir. Adipozitlerin çevresel sertliği artar, bu da ECM yeniden düzenlenmesini sağlar. Gatm enzimi aracılığıyla kreatin biyosentezi de tümör ilerlemesini destekler.</p>
<p>Kanserle ilişkili fibroblastlar (CAF), CPT1A ve FAO yönünde yeniden programlanır. Lipit salgısı, CD36 aracılığıyla tümör hücrelerine geçer. Exozom aracılı ile ön metastatik niş oluşturulur. Sphingosin kinazlar, bu fibroblastların fonksiyonel aktivasyonunu düzenler.</p>
<p>Endotel hücrelerde glikoliz, VEGF ve COX2 ile artar. Serin biyosentezi ve PPP aktivasyonu ön plandadır. Lenfatik endotel hücrelerinde ise FAO, PROX1 ekspresyonu ile şekillenir. FASN inhibisyonu, metastazı azaltabilir. Obezite, pro-inflamatuvar sitokinler aracılığıyla EC fonksiyonunu bozar.</p>
<p>Kalori kısıtlaması ve aralıklı açlık gibi diyet stratejileri, IGF-1 ve mTOR sinyallerini baskılayarak anti-kanser etkiler gösterebilir. CR, CD8+ T hücrelerin rezervini artırırken, Treg baskısını azaltır. Klinik uygulamalara dair umut vaat eden adımlar atılmaktadır.</p>
<p>Subject of Research: Tümor mikroçevresinde lipid metabolizması ve diyetsel yağ etkileri</p>
<p>Article Title: Dietary fat and lipid metabolism in the tumor microenvironment</p>
<p>News Publication Date: 31 Mart 2025</p>
<p>Web References: <a href="https://doi.org/10.1016/j.bbcan.2023.188984">https://doi.org/10.1016/j.bbcan.2023.188984</a></p>
<p>References: Goswami, S., Zhang, Q., Celik, C. E., Reich, E. M., &amp; Yilmaz, O. H. (2023). Dietary fat and lipid metabolism in the tumor microenvironment. <em>BBA &#8211; Reviews on Cancer</em>, 1878, 188984.</p>
<p>Keywords: Kanser, tümor mikroçevresi, lipid metabolizması, obezite, yağ asidi oksidasyonu, FABP4, CD36, PPARδ, ketojenik diyet, STAT3, NF-κB, inflamasyon, T lenfositleri, DC hücreleri, CAF, endotel hücreleri, PGE2, kreatin, exozom, HFD, kolorektal kanser, meme kanseri, karaciğer kanseri</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/kanser-mikrosisteminde-beslenme-ve-lipid-metabolizmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
