<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tip 2 diyabet &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/tip-2-diyabet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 31 Jul 2026 15:59:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>tip 2 diyabet &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yaşlılarda diyabet ve ana yollara yakın yaşam: CLHLS verileri üzerinden kesitsel bulgular</title>
		<link>https://oncology.com.tr/yaslilarda-diyabet-ana-yollara-yakin-yasam/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/yaslilarda-diyabet-ana-yollara-yakin-yasam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 15:59:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[çevre sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çevresel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[epidemiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[kronik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yol yakınlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/yaslilarda-diyabet-ana-yollara-yakin-yasam/</guid>

					<description><![CDATA[CLHLS verileriyle yapılan kesitsel bir çalışma, yaşlılarda ana yollara yakın yaşam ile diyabetin daha yaygın görülmesi arasında olası bir ilişkiyi rapor ediyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir çalışmada, yaşlı yetişkinlerin yaşadıkları yerin ana yollara ne kadar yakın olduğu ile diyabetin ne kadar yaygın görüldüğü arasında bir ilişki olup olmadığı incelendi. BMC Geriatri dergisinde <a href="https://oncology.com.tr/intrinsik-daginik-proteinler-goose-cercevesi/" title="Nature’da yayımlanan yeni çerçeve: Dağınık proteinlerde sıra–işlev bağını hesaplamayla yakalamak" data-wpan-internal-link="1">yayımlanan</a> araştırma, Çin Yaşlılarının Yaşamı Hakkında Boylamsal Sağlık Araştırması (CLHLS) verilerini temel alarak, büyük yol arterleri yakınında ikamet etmenin diyabet sıklığıyla bağlantılı olup olamayacağı sorusuna odaklandı. Çalışma, değişkenler arasındaki olası bağlantıları değerlendiren bir kesitsel tasarım kullanması nedeniyle nedensellik kurmaktan ziyade birlikte görülmeyi ortaya koyuyor.</p>
<p>Araştırmacılar, evlerin ana yol ağlarına olan uzaklığını ve diyabet varlığını aynı zaman diliminde değerlendirdi. Diğer bir ifadeyle, katılımcıların belirli bir noktada gözlenen sağlık durumları ile yaşadıkları konumun yol altyapısına yakınlık düzeyi karşılaştırıldı. Diyabet, yaşlı nüfusta sık görülen ve hem yaşam kalitesini hem de sağlık hizmeti kullanımını etkileyen kronik bir hastalık olduğundan, çevresel maruziyetlerin hastalık yüküne katkısı olası bir araştırma konusu olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Çalışmanın merak edilen tarafı, ana yollara yakınlığın doğrudan diyabetin biyolojik nedenini oluşturup oluşturmadığından çok, bu yakınlığın diyabetin daha sık görülmesiyle ilişkilenip ilişilenmediği. Yol yakınlığı; trafik kaynaklı gürültü, hava kirliliği ve daha genel olarak kentsel çevre koşulları gibi farklı çevresel etkenlerle birlikte bulunabildiğinden, böyle bir ilişkinin arkasında birden fazla mekanizmanın bulunması teorik olarak mümkün. Bununla birlikte araştırma, tek başına yol mesafesinin hangi yolla etkilediğini kanıtlamıyor.</p>
<p>Kesitsel verilerle yapılan bu tür analizlerde, sonuçları etkileyebilecek karıştırıcı faktörlerin dikkatle ele alınması önemlidir. Yaşlıların sosyoekonomik düzeyi, eğitim, yaşam tarzı özellikleri, fiziksel aktivite imkânları, beslenme düzeni, obezite göstergeleri veya genel sağlık durumu gibi unsurlar hem diyabet riskini hem de belirli bölgelerde ikamet etme olasılığını etkileyebilir. Araştırma <a href="https://oncology.com.tr/circrna-urikaz-nanotasiyici-hiperuriszemi-fare/" title="Oksidan stresi de hedefleyen nanotaşıyıcı: Farelerde hiperürisemiyi azaltmak için circRNA urikaz yaklaşımı" data-wpan-internal-link="1">yaklaşımı</a>, bu tür faktörlerin olası etkilerini hesaba katacak istatistiksel düzenlemelerle birlikte değerlendirildi.</p>
<p>Bulguların bilimsel değeri, çevresel koşulların kronik hastalıklarla olası bağlantılarını daha geniş bir yaşlı popülasyon ölçeğinde tartışmaya açmasında yatıyor. Çevreyle ilişkili risk faktörlerinin diyabet gibi uzun süreli hastalıkların dağılımını etkileyebileceği fikri, güncel halk sağlığı literatüründe genel olarak karşılık bulan bir çerçevedir. Ancak bu çalışmanın tasarımı, çevresel yakınlığın diyabete yol açtığını kesin biçimde söylemeye imkân vermiyor; yalnızca belirli bir anda ölçülen değişkenler arasında gözlenen örüntüleri rapor ediyor.</p>
<p>Sonuç olarak çalışma, yaşlı yetişkinlerde ana yol çevresine yakın ikamet ile diyabetin yaygınlığı arasında ilişki olabileceğine işaret eden kesitsel bulgular sunuyor. Bu bulgular, gelecekte daha güçlü nedensellik testleri için prospektif tasarımlar, uzun dönemli izlem ve çevresel maruziyetin farklı boyutlarını daha doğrudan ölçen araştırmalara ihtiyaç olduğunu düşündürüyor. Ayrıca, şehir planlama ve halk sağlığı açısından, yol altyapısının çevresel etkilerini azaltmaya yönelik yaklaşımların kronik hastalık riskleriyle nasıl kesişebileceği sorusu da daha fazla veri gerektiriyor.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/residential-proximity-to-major-roadways-and-prevalent-diabetes-in-older-adults-a-cross-sectional-study-based-on-clhls/</p>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/nka2-palmitoylatma-fumarat-hatti-diyabetik-kardiyomiyopati/" data-wpan-internal-link="1">Fumarat hattı üzerinden kalp hücrelerinde “palmitoylatma”: Diyabetik kardiyomiyopatide NKAα2 farkı</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/yaslilarda-diyabet-ana-yollara-yakin-yasam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ACLM’den “Remisyon” hamlesi: Kronik hastalıklarda hedefi semptomdan kök nedene kaydırma çağrısı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/kronik-hastalik-remisyonu-aclm-project-remission/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/kronik-hastalik-remisyonu-aclm-project-remission/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 15:06:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kronik hastalık yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[kronik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Remisyon]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı tıbbı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/kronik-hastalik-remisyonu-aclm-project-remission/</guid>

					<description><![CDATA[ACLM, Project Remission ile kronik hastalıklarda hedefi semptomdan remisyona ve kök nedene dönük yaşam tarzı müdahalelerine kaydırmayı istiyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ST. LOUIS—Amerikan Yaşam Tarzı Tıbbı Koleji (ACLM), kronik hastalıkların tedavisinde hedeflerin yeniden tanımlanmasını isteyen yeni bir girişim başlattı: Project Remission. Girişim, klinik bakımın odağını yalnızca belirti kontrolüne değil, altta yatan nedenlere yönelik müdahaleler yoluyla “remisyon” olasılığına ve sağlıkta anlamlı toparlanmaya da çevirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>ACLM’nin duyurusuna göre Project Remission, kronik durumların zaman içinde kaçınılmaz biçimde ağırlaşacağı yönündeki yerleşik varsayımı sorguluyor. Kurum, yaşam tarzı temelli, kök nedene dönük yönetimin klinik açıdan ölçülebilir iyileşmeler üretebileceğini vurgularken, girişimin bilimsel kanıtlar ile gerçek hayattaki uygulama deneyimine dayandığını belirtiyor. Programın <a href="https://oncology.com.tr/circrna-urikaz-nanotasiyici-hiperuriszemi-fare/" title="Oksidan stresi de hedefleyen nanotaşıyıcı: Farelerde hiperürisemiyi azaltmak için circRNA urikaz yaklaşımı" data-wpan-internal-link="1">yaklaşımı</a>, hastalıkların seyrini değiştirmeye yönelik stratejilerin, semptomları kısa vadede bastırmak yerine hastalığın biyolojik zemininde ortak rol oynayan süreçleri hedeflemesi fikrine dayanıyor.</p>
<p>Girişimin dikkat çektiği başlıca hastalık alanları arasında tip 2 diyabet, hipertansiyon ve obezite yer alıyor. Bu üç durumun çoğu zaman benzer sürücülerle ilişkili olduğunu belirten ACLM, klinik hedeflerin de bu ortak mekanizmalara odaklanması gerektiğini savunuyor. Proje kapsamında özellikle metabolik dengesizlik, beslenme örüntüleri, fiziksel hareketsizlik, stres fizyolojisi ve uyku ile ilişkili faktörler gibi “yukarı akış” unsurların öne çıkarıldığı aktarılıyor.</p>
<p>ACLM’ye göre Project Remission, sağlık sistemlerini kronik hastalık hedeflerini yeniden düşünmeye çağırırken, aynı zamanda bakımın nasıl organize edilmesi gerektiğine dair bir çerçeve de sunuyor. Bu çerçevede, sağlık hizmeti sunucularının yaşam tarzına yönelik müdahaleleri tedavi planlarının merkezine alması, hastaların metabolik sağlığı iyileştirmeyi amaçlayan sürdürülebilir değişimleri desteklemesi ve klinik izlemde yalnızca kısa dönem biyobelirteçlere değil, daha geniş sağlık çıktılarının takibine de önem vermesi <a href="https://oncology.com.tr/immun-yaslanma-bio-muhendislik-platformlari/" title="Yaşlanan bağışıklığı anlamak için bio-mühendislik platformları: “erken karar” süreçleri hedefleniyor" data-wpan-internal-link="1">hedefleniyor</a>.</p>
<p>Kronik hastalıkların seyrini etkileyen etmenler konusunda tıp literatüründe, metabolik riskin davranışsal ve çevresel faktörlerle bağlantılı olduğuna dair genel bir bilimsel zemin bulunuyor. Ancak remisyon kavramı ve bunun hangi koşullarda, hangi ölçütlerle değerlendirileceği; hastanın başlangıç <a href="https://oncology.com.tr/yaslilarda-yasam-doyumu-ekonomik-guvenlik-saglik-inanc/" title="Yaşlılıkta yaşam doyumu: Para istikrarı, sağlık durumu ve inanç nasıl iç içe geçiyor?" data-wpan-internal-link="1">durumu</a>, hastalık süresi ve eşlik eden riskler gibi unsurlara göre değişebiliyor. Bu nedenle Project Remission’ın yaklaşımı, semptom kontrolünü dışlamaktan ziyade, bakım hedeflerini “mümkün olan klinik toparlanma” doğrultusunda genişletmeye yönelik bir perspektif değişimi olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>ACLM’nin girişimi, sağlık sistemlerinin kronik hastalık yönetimini daha kök nedene dayalı bir çerçevede ele alması gerektiği mesajını öne çıkarıyor. Projenin ne tür ölçütlerle başarının izleneceği ve hangi klinik protokollerle yaygınlaştırılacağı, uygulama süreçlerine bağlı olarak şekillenecek. Bununla birlikte duyuruda, yaşam tarzı temelli müdahalelerin klinik olarak anlamlı iyileşmelerle ilişkilendirilebileceğine vurgu yapıldığı görülüyor.</p>
<p>Project Remission, kronik hastalıkların kaderinin önceden çizilmiş olduğu fikrine meydan okuyan bir girişim olarak konumlanıyor. Sağlık sistemlerini remisyon ihtimalini bakım hedefleri arasına katmaya çağıran bu adım, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve obezite gibi yüksek yük taşıyan durumlarda, ortak biyolojik mekanizmalar üzerinden daha bütüncül bir yaklaşım tartışmasını hızlandırabilir.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/american-college-of-lifestyle-medicine-urges-remission-as-chronic-disease-goal/</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Chronic disease remission; lifestyle interventions for type 2 diabetes, hypertension, and obesity</p>
<p><strong>Article Title:</strong> ACLM Launches Project Remission to Shift Chronic Disease Care Toward Remission</p>
<p><strong>References:</strong><br />Not provided</p>
<p><strong>Keywords:</strong> yaşam tarzı tıbbı, kronik hastalık, remisyon, tip 2 diyabet, hipertansiyon, obezite, metabolik sağlık, hasta sonuçları, klinik uygulama</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/kronik-hastalik-remisyonu-aclm-project-remission/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DNA’daki tat tercihi izleri, obezite ve tip 2 diyabet riskine mi bağlanıyor?</title>
		<link>https://oncology.com.tr/tat-tercihi-genleri-obezite-tip-2-diyabet/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/tat-tercihi-genleri-obezite-tip-2-diyabet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 12:34:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[DNA ve beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[genetik varyantlar]]></category>
		<category><![CDATA[genom-geniş ilişkilendirme çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[tat tercihleri]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[UK Biobank]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/tat-tercihi-genleri-obezite-tip-2-diyabet/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni genetik çalışma, tatlı ve yağ yönelimini etkileyen DNA varyantlarının aşırı lezzetli gıdaları daha fazla tüketme eğilimiyle ve obezite ile tip 2 diyabet riskleriyle ilişkili olabileceğini söylüyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı insanlar tatlıları ve yağlı yiyecekleri daha kolay ararken, diğerleri aynı tür gıdalara karşı daha mesafeli kalabiliyor. Bu farkların salt alışkanlık ya da çevresel etkenlerden ibaret olmadığı, yeni ve ön bulgusu niteliğindeki bir genetik çalışmayla gündeme geldi. Araştırmacılar, tatlılık ve yağ yönelimini yansıtan belirli DNA varyantlarının, “aşırı lezzetli” olarak tanımlanan yiyeceklerin daha fazla tüketilmesiyle ve obezite ile tip 2 diyabet geliştirme olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkili olabileceğini bildiriyor.</p>
<p>Çalışmanın temel verisi, yaklaşık yarım milyon katılımcıdan oluşan UK Biobank’tan geliyor. UK Biobank, genetik <a href="https://oncology.com.tr/ileri-glikasyon-son-urunleri-age-whi/" title="Low-fat yaklaşımın ötesi: WHI verileriyle AGE’lerin kanser riskine olası etkisi yeniden tartışılıyor" data-wpan-internal-link="1">verileriyle</a> birlikte sağlık durumu ve beslenmeye dair soruların yer aldığı anketleri de içeriyor. Ancak araştırma ekibi, tat tercihini geniş ölçekte doğrudan ve standart bir biçimde ölçmenin zorluğunu vurguluyor. Bu nedenle ekip, katılımcıların kendi beyanlarına dayanan “tatlı” ya da “yağlı” gıda tercihleriyle, tat duyum özelliklerini tanımlayan duyusal veritabanlarını birleştiren bir yaklaşım kullanmış. Böylece, tercihler ile gıdalardaki tat nitelikleri arasında daha anlamlı bir köprü kurulması amaçlanmış.</p>
<p>Genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında kullanılan yöntemlerden hareketle araştırmacılar, tatlılık ve yağ yönelimiyle bağlantılı olabilecek genetik işaretleri tespit etmeye çalıştı. Elde edilen bulgular, bazı genetik varyantların yalnızca bireysel seçim davranışlarını etkilemekle kalmayıp, aynı zamanda metabolik hastalık <a href="https://oncology.com.tr/perinatal-tibbi-hukuki-is-birligi-hukuki-engeller-risk/" title="Perinatal tıpta hukuki yükümlülükler sağlık riskine dönüşebilir: Tıbbi-hukuki iş birliği üzerine yeni çalışma" data-wpan-internal-link="1">riskine</a> uzanan bir biyolojik zeminle de ilişkilenebileceğine işaret ediyor. Araştırmacılara göre, bu varyantlar hiperlezzetli gıdaların daha fazla tüketimine yatkınlıkla birlikte, obezite ve tip 2 diyabet duyarlılığını artırma yönünde sinyal verebilir.</p>
<p>Bu sonuçlar, genetik bilginin beslenme davranışlarıyla ilişkisini kurmaya yönelik giderek artan ilgiye yeni bir örnek olarak değerlendiriliyor. Yine de çalışma tasarımı ve bulguların “ön bulgu” düzeyinde olması, ilişkilerin nedenselliği doğrudan kanıtlamadığı anlamına geliyor. Genetik varyantlar tek başına bir kader belirlemez; çevre, eğitim, gelir düzeyi, erişilebilirlik, yaşam tarzı ve sosyo-kültürel faktörler beslenme düzenlerini güçlü biçimde şekillendirir. Bu nedenle araştırma, genlerin riskle olası <a href="https://oncology.com.tr/inme-sonrasi-norogrojen-mesane-tscs-biyobelirtec/" title="USC’de NIH Desteğiyle Beyin–Omurilik–Mesane Bağlantısını Haritalayan Çalışma: İnme Sonrası Mesane Sorunlarına Yeni Yaklaşım" data-wpan-internal-link="1">bağlantısını</a> tartışırken, bireysel düzeyde kesin öngörü veya klinik karar için kullanımı konusunda henüz erken olduğunu da düşündürüyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Genetic predictors of taste preference and metabolic disease risk</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Genetic Taste Preferences and Risk of Obesity and Type 2 Diabetes</p>
<p><strong>References:</strong><br />Abstract PDF (Gervis-genetic-taste-preferences-abstract): https://www.dropbox.com/scl/fi/nflzxft9ky9tnnm7iejj3/Gervis-genetic-taste-preferences-abstract.pdf?rlkey=swutevrrklhx4npmp3tksluor&amp;dl=0</p>
<p><strong>Keywords:</strong> tat tercihi, genom çapında ilişkilendirme çalışması, yüksek derecede lezzetli (hiperpalletabl) gıdalar, obezite, tip 2 diyabet, UK Biobank, genetik skor, tatlı tercih, hassas beslenme</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/tat-tercihi-genleri-obezite-tip-2-diyabet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SGLT2 inhibitörlerinin kalp ve böbrek koruması: Empagliflozin için çoklu yolaklar vurgulandı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/sglt2-inhibitorleri-kalp-bobrek-korunmasi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/sglt2-inhibitorleri-kalp-bobrek-korunmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 21:43:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[empagliflozin]]></category>
		<category><![CDATA[kalp böbrek koruması]]></category>
		<category><![CDATA[kalp yetersizliği]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler faydalar]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[klinik derleme]]></category>
		<category><![CDATA[kronik böbrek hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[SGLT2 inhibitörleri]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/sglt2-inhibitorleri-kalp-bobrek-korunmasi/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni derleme, empagliflozin başta olmak üzere SGLT2 inhibitörlerinin kalp ve böbrek korumasını tek bir nedene değil çoklu biyolojik yolaklara bağlamayı tartışıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Empagliflozin ve diğer SGLT2 inhibitörleri, diyabet tedavisindeki yerlerinin çok ötesine geçerek giderek daha belirgin bir “kardiyovasküler–böbrek–metabolik” koruma yaklaşımının merkezinde konumlanıyor. Landmark EMPA-REG OUTCOME çalışmasından bu yana biriken klinik kanıtlar; bu ilaç sınıfının kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatışları azaltma, kronik böbrek hastalığının ilerlemesini yavaşlatma ve kardiyovasküler ölümleri düşürme eğilimi gösterdiğini ortaya koydu. Geniş hasta gruplarında tekrarlanan bu bulgular, bilim insanlarını etkilerin neden bu kadar tutarlı göründüğünü açıklamaya yönelik daha kapsamlı mekanizma arayışlarına yönlendiriyor.</p>
<p>Nature Reviews Cardiology’de yayımlanan yeni bir derleme, empagliflozin başta olmak üzere SGLT2 inhibitörlerinin sağladığı faydaların tek bir nedene bağlanamayacağını savunuyor. Zelniker ve Braunwald tarafından kaleme alınan değerlendirme, bu ilaçların etkisini “tek bir mucize hamle” gibi değil, birden fazla biyolojik yolun birbirine eklemlenmesi olarak çerçeveliyor. Derlemenin ana mesajı, kardiyak ve renal dayanıklılığa katkı sağlayan farklı mekanizmaların aynı klinik hedefte yakınsadığı yönünde.</p>
<p>Derleme, empagliflozinle gözlenen kardiyoprotektif etkinin, yalnızca glukoz düzenlenmesiyle sınırlı bir tablo olmadığını hatırlatıyor. SGLT2 inhibitörleri, etki alanlarını hem damar sağlığı hem de kalp-böbrek metabolizmasının enerji dengesini ilgilendiren hücresel düzeyde süreçlerle ilişkilendiriyor. Bu çerçevede, endotel fonksiyonu ve mikrosirkülasyonla ilişkili mekanizmaların olası katkıları ile mitokondriyal bioenerjetik süreçlerin etkilenmesi gibi başlıklar, sınıfın faydalarının anlaşılmasında sık vurgulanan alanlar arasında yer alıyor. Bununla birlikte yazarlar, tam mekanistik resmin hâlâ tamamlanmış olmadığını açıkça belirtiyor; bazı bağlantıların güçlü klinik sinyallerle desteklendiği, ancak ayrıntıların farklı hasta özelliklerine göre değişebileceği vurgulanıyor.</p>
<p>Klinik çalışmalardan süzülen veriler, SGLT2 inhibitörlerinin kalp yetersizliği yükü ve böbrek fonksiyon kaybı üzerinde tutarlı bir etki eğilimi gösterdiğini düşündürüyor. Derlemede bu sonuçların, farklı popülasyonlarda tekrar eden görünümü nedeniyle özellikle dikkat çekici olduğu ifade ediliyor. Yazarlar, kalp ve böbrek arasında çift yönlü bir etkileşim bulunduğunu; bu nedenle böbreğe yönelik koruyucu sinyallerin kalp üzerinde de yansıma bulmasının mümkün olduğunu belirtiyor. Benzer biçimde, kalpteki yük ve dolaşım dinamiklerine dair etkilerin de böbrek sonuçlarını etkileyebileceğine işaret ediliyor.</p>
<p>“Çoklu yolak” yaklaşımının pratik önemi, tedavide sınıfın kimler için ve hangi sırayla değerlendirileceğine dair tartışmalara zemin hazırlamasında yatıyor. Derleme, kardiyovasküler sonuçlarla ilgili bulguların, yalnızca diyabet kontrolü <a href="https://oncology.com.tr/yuksek-akimli-yenidogan-serebral-avm-ekokardiyografi/" title="Neonatal beyin damar bozukluklarında kalp ultrasonu ile daha hedefli yaklaşım" data-wpan-internal-link="1">hedefli</a> bir stratejiden daha geniş bir terapötik çerçeveye işaret ettiğini; bu nedenle güncel klinik kararların organ koruması perspektifiyle ele alınmasının giderek daha fazla önem kazandığını ima ediyor. Ayrıca, tedavinin zamanlaması ve hastanın eşlik eden riskleri gibi değişkenlerin, faydaların büyüklüğüyle ilişkili olabileceği görüşü öne çıkıyor.</p>
<p>Sonuç olarak, empagliflozin ve diğer SGLT2 inhibitörlerinin kalp yetersizliği, kronik böbrek hastalığı ilerlemesi ve kardiyovasküler mortalite üzerindeki olumlu sinyalleri; derleme tarafından “birden fazla mekanizmanın birleşik <a href="https://oncology.com.tr/premature-bebeklerde-anne-sutu-kokusu-ilk-agizdan-beslenme/" title="Prematüre bebeklerde anne sütü kokusunun ilk ağızdan beslenmeye olası etkisi" data-wpan-internal-link="1">etkisi</a>” olarak yorumlanıyor. Ancak yazarların da altını çizdiği gibi, tam mekanizma haritası henüz netleşmiş değil. Bu nedenle önümüzdeki dönemde, klinik sonuçların arkasındaki biyolojik süreçleri daha kesin biçimde ortaya koyan araştırmaların, hem hasta seçimi hem de optimal <a href="https://oncology.com.tr/idrar-mikrobiyomu-asiri-aktif-mesane-yeni-tedaviler/" title="İdrar mikrobiyomu aciliyet ve mesane ağrısıyla ilişkilendiriliyor: Yeni tanı ve tedavi ufukları" data-wpan-internal-link="1">tedavi</a> stratejileri açısından kritik değer taşıması bekleniyor.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/empagliflozin-and-other-sglt2-inhibitors-show-cardioprotective-benefits/</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Cardiovascular–kidney–metabolic protection by SGLT2 inhibitors</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Cardioprotective properties of empagliflozin and other SGLT2 inhibitors</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Zelniker, T.A., Braunwald, E. Cardioprotective properties of empagliflozin and other SGLT2 inhibitors. Nat Rev Cardiol (2026). https://doi.org/10.1038/s41569-026-01325-4</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1038/s41569-026-01325-4</p>
<p><strong>Keywords:</strong> SGLT2 inhibitörleri, empagliflozin, kalp yetmezliği, kronik böbrek hastalığı, mitokondriyal bioenerjetik, endotelyal fonksiyon, kardiyovasküler mortalite, kardiyo-onkoloji, terapötik sıralama</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/sglt2-inhibitorleri-kalp-bobrek-korunmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni ulusal anket: Yerlilere yönelik diyabet beslenme mesajları eksik kalıyor; yerli bitkisel beslenmeye ilgi var</title>
		<link>https://oncology.com.tr/tip-2-diyabet-bitkisel-beslenme-yerli-anketi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/tip-2-diyabet-bitkisel-beslenme-yerli-anketi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 17:21:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[halk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık eşitsizliği]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[yerli bitkisel beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Yerli sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/tip-2-diyabet-bitkisel-beslenme-yerli-anketi/</guid>

					<description><![CDATA[Ulusal anket, Yerli Amerikalıların tip 2 diyabet için kanıta dayalı beslenme mesajlarına henüz ulaşmadığını; buna karşın yerli bitkisel beslenmeye güçlü bir ilgi olduğunu gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yerli Amerikalı yetişkinler arasında yapılan ulusal bir anket, tip 2 diyabetin önlenmesi ve gerektiğinde gidişatının iyileştirilmesine yönelik kanıta dayalı beslenme önerilerinin, birçok kişi tarafından henüz duyulmadığını düşündürüyor. Bulgular, Physicians Committee for Responsible Medicine (PCRM) tarafından, Morning Consult’un yaptığı anket <a href="https://oncology.com.tr/neo-ready-modeli-preterm-taburculuk-tarihi-tahmini/" title="NEO-READY modeli: Preterm bebeklerde taburculuk tarihini öngörmeye yönelik yeni dış doğrulama çalışması" data-wpan-internal-link="1">çalışması</a> <a href="https://oncology.com.tr/kras-g12d-mutasyonu-tespit-tcr-benzeri-antikorlar/" title="KAIST, hücre içi KRAS(G12D) mutasyonunu “neoantijen” üzerinden yakalayan TCR-benzeri antikorlar geliştirdi" data-wpan-internal-link="1">üzerinden</a> değerlendirildi.</p>
<p><strong>Diyabet yükü yüksek, ulaşan rehberlik sınırlı</strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nde yerleşik sağlık eşitsizlikleri, Yerli topluluklarda kronik hastalık risklerini artırıyor. Kaiser Family Foundation’ın paylaştığı veriler; Yerli Amerikalılar için genel nüfusa kıyasla daha düşük yaşam beklentisi ve diyabet ile obezite oranlarında daha yüksek seviyelere işaret ediyor. Bu tablo, tip 2 diyabetin uzun vadeli sonuçlarının yalnızca bireysel değil, aynı zamanda topluluk temelli bir sağlık sorunu olduğunu vurguluyor. PCRM’nin raporladığı anket sonuçları ise, riskin yüksek olmasına rağmen beslenme alanındaki araştırmaların gündelik bilgiye ne ölçüde çevrildiğine dair önemli bir iletişim boşluğunun varlığını işaret ediyor.</p>
<p><strong>Klinik beslenme araştırmaları ile günlük bilgi arasında kopukluk</strong></p>
<p>Çalışmanın dikkat çektiği nokta, kanıta dayalı beslenme yaklaşımına dair mesajların hedef kitleye ulaşma biçimiyle ilgili. Tip 2 diyabetin beslenme ve kilo yönetimiyle ilişkisi geniş ölçüde incelenmiş bir konu olsa da, anket bulguları Yerli Amerikalı yetişkinlerin bu tür rehberlikleri henüz yeterince almadığını düşündürüyor. PCRM, bu durumu; uzmanlık düzeyindeki klinik bulgularla toplumun gündelik anlayışı arasında bir “köprü” ihtiyacı olarak ele alıyor. Anket, yalnızca bilgi eksikliğini değil, aynı zamanda doğru mesajın nasıl tasarlanıp iletileceğinin de önemini gündeme getiriyor.</p>
<p><strong>“Yerli bitkisel beslenme” fikrine açıklık sinyali</strong></p>
<p>Rapor edilen ilgi alanlarından biri de yerli bitkisel beslenme yaklaşımına yönelik açık fikirlilik. Çalışma, Yerli Amerikalı yetişkinlerin, diyabetin önlenmesi ya da hastalıkla ilişkili risklerin azaltılması bağlamında, yerel ve geleneksel beslenme biçimlerini içerebilecek bitki temelli diyet düşüncesine mesafeli olmadığını düşündüren sinyaller veriyor. Buradaki vurgu, “tek tip” bir çözüm vaat etmekten ziyade, toplulukların kültürel olarak anlamlı ve uygulanabilir seçeneklere nasıl yanıt verdiğini anlamaya çalışmak.</p>
<p><strong>Glysemic control ve beslenme tartışmaları neden önemli?</strong></p>
<p>Tip 2 diyabetle <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-dopamin-dinamik-beyin-aglari-anahtarlama/" title="Parkinson’da dopaminle bağlantılı “ağ anahtarlama” düzensizliği: beyin bağlantıları anlık değil, kırılgan" data-wpan-internal-link="1">bağlantılı</a> biyolojik mekanizmalar arasında kan şekeri düzenlenmesi, yani glisemik kontrol konusu öne çıkıyor. Kaynaklarda, düşük yağlı vegan diyet gibi bitki temelli yaklaşımların glisemik ölçümlerle ilişkisini inceleyen çalışmalara atıf yapıldığı belirtiliyor. Bu tür araştırmaların ortak amacı; diyet bileşenlerinin kan şekeri üzerindeki etkilerini anlamak ve diyabet gelişimi riskini azaltabilecek davranış değişikliklerini daha iyi tarif etmek. Ancak anket bulguları, bu bilimsel bilginin sahada nasıl karşılık bulduğuna dair ek bir katman ekliyor: Bilgi mevcut olabilir, fakat iletim biçimi ve erişilebilirlik eksik olduğunda yararlanma sınırlı kalabilir.</p>
<p><strong>Eşitsizliği azaltma için iletişim stratejisi ihtiyacı</strong></p>
<p>Yerli topluluklarda diyabet ve obezite oranlarının daha yüksek olması, tek başına beslenme konusuna indirgenemeyecek kadar karmaşık bir sosyoekonomik ve sağlık sistemi sorunlarıyla da yakından ilişkili. Yine de anketin işaret ettiği iletişim boşluğu, müdahalelerin tasarımında göz ardı edilmemesi gereken bir unsur. İlgili beslenme mesajlarının yalnızca bilimsel doğrulukla değil, kültürel uyum, yerel pratiklere uyarlanabilirlik ve farklı toplulukların bilgi ihtiyaçlarıyla da uyumlu olması gerekiyor. Bu nedenle çalışma, bitki temelli diyet yaklaşımına yönelik açıklığın, sağlık iletişimi ve rehberliğin hedeflenmesinde bir başlangıç noktası olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Elimizdeki bulgular, kanıta dayalı beslenme rehberliği ile hedef toplulukların deneyimi arasında bir “erişim ve aktarım” meselesi olabileceğine dikkat çekiyor. Yerli Amerikalı yetişkinler arasında duyulan ilginin, doğru ve bağlama uygun bilgilendirme ile desteklenip desteklenmeyeceği ise önümüzdeki dönemde daha ayrıntılı çalışmaları gerektiren bir soru olarak öne çıkıyor.</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="XBrkMwXe6X"><p><a href="https://scienmag.com/survey-finds-native-americans-open-to-indigenous-plant-based-diets-for-type-2-diabetes/">Survey Finds Native Americans Open to Indigenous Plant-Based Diets for Type 2 Diabetes</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="“Survey Finds Native Americans Open to Indigenous Plant-Based Diets for Type 2 Diabetes” — Science" src="https://scienmag.com/survey-finds-native-americans-open-to-indigenous-plant-based-diets-for-type-2-diabetes/embed/#?secret=4D2ahxxyen#?secret=XBrkMwXe6X" data-secret="XBrkMwXe6X" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People (Native American adults)</p>
<p><strong>References:</strong><br />diabetesjournals.org (low-fat vegan diet glycemic control study cited); kff.org (life expectancy and diabetes prevalence data)</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Diyabet, Kızılderili sağlığı, Bitki temelli beslenme, Tip 2 diyabetin önlenmesi, Geleneksel gıdalar, Glisemik kontrol, Obezite</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/tip-2-diyabet-bitkisel-beslenme-yerli-anketi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kriystal mühendisliği ile empagliflozin–metformin çift katmanlı tablet: Biyoeşdeğerlik hedefi</title>
		<link>https://oncology.com.tr/cift-katmanli-empagliflozin-metformin-tablet-biyoequivalence/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/cift-katmanli-empagliflozin-metformin-tablet-biyoequivalence/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 13:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyoeşdeğerlik]]></category>
		<category><![CDATA[çift katmanlı tablet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[empagliflozin]]></category>
		<category><![CDATA[farmasötik formülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kriystal mühendisliği]]></category>
		<category><![CDATA[metformin]]></category>
		<category><![CDATA[sabit doz kombinasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/cift-katmanli-empagliflozin-metformin-tablet-biyoequivalence/</guid>

					<description><![CDATA[Kriystal mühendisliğiyle tasarlanan çift katmanlı empagliflozin–metformin tablet, katı hal performansını iyileştirerek biyoeşdeğerlik hedefini desteklemeyi amaçlıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Empagliflozin ve metformin gibi iki farklı etkin maddeyi tek bir sabit doz formülasyonunda bir araya getirmek, diyabet ilaçlarının geliştirilmesinde pratik bir zorluk olarak uzun süredir gündemde. Çünkü bu tür kombinasyonlarda bileşenlerin fizikokimyasal davranışı farklılık gösterebiliyor; çöünürlük, kristal yapı kararlılığı ve üretimden depolamaya ya da gastrointestinal ortamla temasa geçiş sırasında performans değişkenliği görülebiliyor. Yeni bir çalışmada araştırmacılar, bu sorunu katmanlı bir tablet tasarımı ve “kriystal” (cocrystal) tabanlı mühendislik yaklaşımıyla azaltmayı <a href="https://oncology.com.tr/prematurelerde-picc-bakim-protokolu/" title="Prematüre bebeklerde PICC bakımını hedefleyen protokol değişikliği: Daha az pansuman, daha az sorun bildirildi" data-wpan-internal-link="1">hedefleyen</a> bir formülasyon geliştirdiğini bildiriyor.</p>
<p>Çalışma kapsamında, empagliflozin ve metformini içeren sabit dozlu bir çift katmanlı tablet tasarlanıyor. Formülasyonun kritik ayağında, bileşenlerden birinin moleküler ortamının kriystal stratejisiyle yeniden düzenlenmesi yer alıyor. Buradaki amaç, tedavi yaklaşımını değiştirmeden, yalnızca katı hal özelliklerini etkileyen bir kristal organizasyon oluşturarak hedeflenen farmasötik davranışı daha tutarlı hale getirmek. Araştırmacıların vurguladığı <a href="https://oncology.com.tr/dijital-patoloji-kiyaslama-temel-modeller-klinik/" title="Dijital patolojide temel modellerin “gerçek klinik” sınavı: Yeni kıyaslama çerçevesi" data-wpan-internal-link="1">temel</a> fikir, kriystalin bir etkin maddenin çözünme eğilimi ve katı hal formu gibi özelliklerini stabil tutmaya yardım etmesi; böylece ilaç maddesi üretim ve depolama koşullarından geçerken ortaya çıkabilen varyasyonların azaltılabilmesi.</p>
<p>Teknik açıdan çalışma, “farklı davranan iki etkin maddenin tek bir güvenilir dozda teslim edilmesi” problemini doğrudan ele alıyor. Empagliflozin ve metformin, katı hal formu ve çözünme mekanizmaları açısından aynı şekilde davranmayabildiğinden, klasik sabit doz kombinasyonlarında performansın zaman içinde ya da koşullar arasında kayması riski oluşabiliyor. Araştırmacılar, bu riskin azaltılması için çift katmanlı bir yaklaşım öneriyor. Çift katman fikri, iki bileşenin tablet içinde ayrı bölgelerde konumlanmasını ve her birinin kendi teslim profiline uygun şekilde desteklenmesini amaçlıyor; ancak nihai hedef, sistemin klinik düzeyde biyoeşdeğerlik gösterebilmesi.</p>
<p>Çalışmanın merkezinde, kriystal tabanlı düzenlemenin yalnızca laboratuvar koşullarında değil, klinik olarak ölçülebilen performansa da yansıyacak şekilde kurgulanması bulunuyor. Araştırmada hedeflenen sonuç, geliştirilen sabit dozlu, çift katmanlı tabletin klinik bioequivalence yani biyoeşdeğerlik kriterlerini karşılayacak performans sergilemesi. Biyoeşdeğerlik, bir formülasyonun etkin madde maruziyetini (örneğin emilim/zaman profili) referans ürünle belirli düzeylerde benzer vermesini ifade eden düzenleyici açıdan önemli bir çerçevedir; katı hal tasarımı burada pratik bir doğrulama adımına bağlanıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Cocrystal-enabled bilayer fixed-dose combination for diabetes drug delivery</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Cocrystal-enabled bilayer fixed-dose combination of empagliflozin and metformin: from solid-state design to clinical bioequivalence.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Lee, S.K., Kim, J.K., Park, J.H. et al. Cocrystal-enabled bilayer fixed-dose combination of empagliflozin and metformin: from solid-state design to clinical bioequivalence. J. Pharm. Investig. (2026). https://doi.org/10.1007/s40005-026-00822-5</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1007/s40005-026-00822-5</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/origami-ilhamli-metamalzeme-ilac/" data-wpan-internal-link="1">Origami mantığıyla tasarlanan yeni ‘metamalzeme’ ilacı bağırsakta daha uzun süre aktif tutmayı hedefliyor</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/cift-katmanli-empagliflozin-metformin-tablet-biyoequivalence/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tip 2 Diyabette ‘hareket korkusu’ profilleri yaşlılarda egzersiz isteği ve düşme riskini birlikte etkiliyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/kinesiophobia-tip-2-diyabet-yaslilar-dusme-riski/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/kinesiophobia-tip-2-diyabet-yaslilar-dusme-riski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 02:01:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[düşme riski]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz özgüveni]]></category>
		<category><![CDATA[hareket korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[kinesiophobia]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/kinesiophobia-tip-2-diyabet-yaslilar-dusme-riski/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni çalışma, tip 2 diyabette kinesiophobia profillerinin egzersiz özgüveni, diyabet stresi ve düşme riskini birlikte şekillendirdiğini gösteriyor. Yaşlılar için önemini vurgular.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tip 2 diyabeti olan yaşlı yetişkinlerde, hareket etmeye ilişkin psikolojik kaygıların egzersiz davranışları ve düşme riskiyle nasıl kesiştiği daha net ortaya çıkıyor. Yeni bir kesitsel <a href="https://oncology.com.tr/kuratif-ozofajektomi-80-yas-ustunde-kisa-donem-sonuclar/" title="80 Yaş Üstünde Küratif Özofajektomi Mümkün mü? Yeni çalışma kısa dönem sonuçların yolunu aydınlatıyor" data-wpan-internal-link="1">çalışma</a>, kinesiophobia olarak bilinen; hareketin, beklenen ağrı ya da yaralanma nedeniyle tehlikeli olduğu yönündeki korkunun, yalnızca fiziksel belirtilerle değil aynı zamanda kişinin egzersize dair özgüveni, duygusal zorlanması ve genel fiziksel kırılganlığıyla birlikte şekillenen farklı “profil”ler oluşturduğunu gösteriyor.</p>
<p>Çalışmanın odak noktası olan kinesiophobia, diyabet bakımında çoğu zaman yeterince ele alınmayan bir durum. Oysa hareketten kaçınma eğilimi, diyabetin yönetiminde temel bir yeri olan düzenli fiziksel aktiviteye katılımı zorlaştırabiliyor. Araştırmacılar, bu korkunun tek bir düzeyde seyretmediğini; bireyler arasında kinesiophobia deneyiminin ve buna eşlik eden faktörlerin farklı kombinasyonlarla kümelendiğini incelemek üzere istatistiksel bir yöntem kullandı.</p>
<p>Latent profile analysis (gizil profil analizi) olarak adlandırılan yaklaşım, popülasyon içinde ölçülmemiş alt grupları tanımlamaya yardımcı oluyor. Bu çalışmada, yaşlı tip 2 diyabetli katılımcılar kinesiophobia düzeyleriyle birlikte egzersize yönelik self-efficacy (egzersiz yapabilme konusunda kendine güven), diyabete bağlı distress (diyabet sıkıntısı) ve düşme riskiyle ilişkili göstergeler temel alınarak farklı profillere ayrıldı. Böylece araştırma, “korku var/yok” gibi ikili bir çerçeveden ziyade daha kişiselleştirilmiş bir tablo sundu.</p>
<p>Sonuçlar, kinesiophobiaya eşlik eden psikolojik ve duygusal durumların tek tek değişkenler olarak değil, birlikte ele alındığında daha anlamlı bir resim verdiğine işaret ediyor. Bazı katılımcıların, hareket korkusunun egzersiz yapma konusunda kendini yeterli hissetmeyle birleştiği; bazılarında ise diyabetle ilişkili duygusal zorlanmanın bu korkuyla aynı profile eşlik edebildiği görüldü. Bu tür kombinasyonlar, katılımcıların fiziksel aktiviteye yönelme biçimini etkileyebilecek potansiyele sahip.</p>
<p>Çalışma aynı zamanda, kinesiophobia düzeylerinin düşme riskiyle ilişkili olabildiğini raporluyor. Düşmeler yaşlılıkta, özellikle de diyabet gibi <a href="https://oncology.com.tr/glukoz-keton-indeksi-gki-metabolik-risk-takibi/" title="Kan şekeri ve ketonu tek oranla ölçen GKI, kanser ve kronik hastalıkların metabolik riskini izlemeyi hedefliyor" data-wpan-internal-link="1">kronik hastalıkların</a> eşlik ettiği durumlarda, işlev kaybı ve sağlık hizmeti kullanımını artırabilen önemli bir risk başlığı. Araştırmacılar, psikolojik korkunun fiziksel davranışları şekillendirerek dolaylı yollarla kırılganlığı ve düşme olasılığını etkileyebileceği fikrine dikkat çekiyor; ancak bu çalışma kesitsel olduğu için nedensellik yönünü kesinleştirmiyor. Yani gözlenen ilişkiler, korkunun düşmeye yol açtığını ya da düşme deneyimlerinin korkuyu güçlendirdiğini tek başına kanıtlamıyor.</p>
<p>Yine de bulgular, diyabet bakımının yalnızca glisemik kontrol ve fiziksel egzersiz planlamasını değil, hareket korkusunu azaltmaya yönelik psikososyal değerlendirmeleri de kapsaması gerektiğine dair klinik açıdan anlamlı bir tartışma alanı açıyor. Egzersiz öz-yeterliliği ve diyabet distressi gibi faktörlerin profiller halinde kümelenmesi, <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-aksiyel-semptomlar-stn-dbs-lcig-fark/" title="Parkinson’da denge sorunlarına iki yaklaşımın uzun vadeli farklı etkileri ortaya çıktı" data-wpan-internal-link="1">yaklaşımın</a> “tek tip” olmak yerine kişilerin deneyimlerine göre uyarlanmasının daha uygun olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Araştırmacılar, bu çalışma tasarımının katılımcılar arasındaki ilişkileri aynı zaman noktasında değerlendirdiğini vurgulayarak, gelecekte nedensel mekanizmaları test eden daha uzun süreli araştırmalara ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte çalışma, yaşlı tip 2 diyabetli bireylerde kinesiophobiayı ihmal etmenin, egzersiz katılımı ve düşme riski açısından kaçırılan bir fırsat olabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/kinesiophobia-profiles-linked-to-exercise-and-fall-risks-in-older-diabetics/</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Kinesiophobia profiles, exercise self-efficacy, diabetes distress, and fall risk in older adults with type 2 diabetes</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Latent profiles of kinesiophobia and their associations with exercise self-efficacy, diabetes distress, and fall risk in older adults with type 2 diabetes: a cross-sectional study</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Ding, W., Li, C., Liu, K. et al. BMC Geriatr (2026). https://doi.org/10.1186/s12877-026-07984-9</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/kinesiophobia-tip-2-diyabet-yaslilar-dusme-riski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hareketsizlik, uyku ve şeker dengesindeki dalgalanmalar yaşlı tip 2 diyabetlilerde bilişsel gerilemeyi etkileyebilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/yasli-tip-2-diyabette-sedanter-zaman-uyku-etkisi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/yasli-tip-2-diyabette-sedanter-zaman-uyku-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 19:55:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel gerileme]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[glisemik kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[hafif bilişsel bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[hareketsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[uyku kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku ve metabolizma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/yasli-tip-2-diyabette-sedanter-zaman-uyku-etkisi/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni çalışma, yaşlı tip 2 diyabetlilerde sedanter zaman, uyku kalitesi ve glisemik kontrol etkileşiminin hafif bilişsel bozukluk (MCI) ile bağlantılı olabileceğini gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlı bireylerde bilişsel sağlığın korunmasında yaşam tarzının rolü giderek daha fazla araştırılıyor. BMC Geriatrics’te yayımlanan yeni bir çalışma, tip 2 diyabet (T2DM) tanısı almış yaşlılarda uzun süreli hareketsizliğin, uyku kalitesinin, glisemik kontrolün ve hafif bilişsel bozukluk (MCI) ile ilişkili olabilecek bilişsel sonuçların birbirini nasıl etkileyebileceğini daha ayrıntılı biçimde ele aldı. Araştırma, diyabetin hem yaşlanma sürecini hem de beyin <a href="https://oncology.com.tr/hava-kirliligi-kronik-bobrek-hastaligi-riski/" title="Dış hava kirliliği uzun vadede böbrek sağlığını da etkiliyor: Danimarka Hemşire Kohortu yeni bulgularını yayımladı" data-wpan-internal-link="1">sağlığını</a> etkileyebilen mekanizmaları nedeniyle, değiştirilebilir günlük alışkanlıklara odaklanmanın önemini vurguluyor.</p>
<p>Çalışmanın ana <a href="https://oncology.com.tr/fc-r-l3-akkermansia-ms-bagirsak-mikrobiyomu/" title="MS riskinin genetik ve bağırsak mikrobiyomu kesişiminde: FcRL3 odağı ve Akkermansia massiliensis ihtimali" data-wpan-internal-link="1">odağı</a>, “sedanter zaman” olarak tanımlanan, gün içinde uzun süre fiziksel aktivite yapılmaksızın geçirilen zamanın beyin fonksiyonlarıyla bağlantısıydı. Araştırmacılar, bu bağlantının tek başına olmayabileceğini; glisemik düzenlemeyi yansıtan değişkenler ve uyku örüntülerinin de araya girerek etkileri biçimlendirebileceğini öne sürdü. Bu çerçevede, bilişsel dayanıklılık için kritik olabilecek iki alan olan uyku ve kan şekeri düzeni, aynı veri seti içinde <a href="https://oncology.com.tr/cga-geriatrik-degerlendirme-adt-prostat/" title="ADT alan yaşlı prostat kanseri hastalarında CGA’nın klinik değeri incelendi" data-wpan-internal-link="1">incelendi</a>.</p>
<p>Çalışmada çok disiplinli bir ekip, ileri istatistiksel modelleme yaklaşımını kullanarak fiziksel hareketsizliğe ilişkin nesnel ölçümleri bir araya getirdi. Burada sedanter zaman, katılımcıların günlük hareketlilik durumunu daha gerçekçi biçimde yansıtacak şekilde değerlendirilirken, kan şekeri kontrolünü incelemek için sürekli glukoz izleme verilerinden yararlanıldı. Uyku ise detaylı değerlendirmelerle ele alındı; böylece uyku kalitesi ve uykuya ilişkin özelliklerin bilişsel durumla olası ilişkisi daha hassas biçimde izlenebildi.</p>
<p>Elde edilen bulguların ayrıntıları, sedanter davranışın yalnızca genel sağlıkla sınırlı bir gösterge olmayabileceğini; kan şekeri dalgalanmaları ve uyku düzenindeki bozulmalarla birlikte ele alındığında MCI riskine giden yolda daha karmaşık bir etki profili oluşturabileceğine işaret ediyor. Çalışmada, “karmaşık etkileşim” olarak tanımlanan bu ilişki, bir değişkenin tek başına belirleyici olmaktan ziyade diğer faktörlerle birlikte düşünülmesi gerektiğini gündeme getiriyor.</p>
<p>Bu noktada, T2DM’nin beyin sağlığına olası etkilerine dair genel bilimsel çerçeve de çalışmayla uyumlu şekilde hatırlatılabilir: diyabete bağlı metabolik değişikliklerin, inflamasyon ve oksidatif stres gibi süreçler üzerinden bilişsel gerileme ile ilişkili olabildiği biliniyor. Bununla birlikte, mevcut araştırmanın doğası, bu bağlantıların mekanizmasını kesin olarak kanıtlamak yerine; sedanter zaman, uyku kalitesi ve glisemik kontrol arasında gözlenen örüntüleri açıklığa kavuşturmayı hedeflediğini gösteriyor. Bu nedenle bulgular, nedensellikten ziyade ilişkisel düzeyde değerlendirilmelidir.</p>
<p>Yazarların yaklaşımı, MCI gibi erken bilişsel değişimlerin ortaya çıkışını anlamada, tek bir yaşam tarzı unsuruna odaklanmanın yeterli olmayabileceğini düşündürüyor. Hareketsizlik ve uyku sorunları, özellikle yaşlılık döneminde bir araya geldiğinde, kan şekeri dengesini de etkileyebilen bir yaşam biçimi ortaya çıkarabiliyor. Böyle bir tabloda glisemik kontrolün nasıl seyrettiği ve uyku kalitesinin nasıl olduğu, bilişsel performans üzerindeki etkileri birlikte şekillendirebilir.</p>
<p>Çalışmanın bulguları, yaşlı T2DM popülasyonunda bilişsel sağlıkla ilişkili olabilecek değiştirilebilir davranışlara dikkat çeken erken dönem kanıtlar arasında yer alıyor. Klinik uygulamalara doğrudan dönüşüm için ek araştırmaların gerekli olduğu belirtilmeli; ancak bu sonuçlar, sedanter zamanın azaltılması, uyku kalitesinin desteklenmesi ve glisemik dengenin yakından izlenmesi gibi gündelik yaşam alanlarının, bilişsel risk değerlendirmesinde daha bütüncül ele alınabileceğine dair araştırma gündemi oluşturuyor.</p>
<p>Sonuç olarak çalışma, yaşlı tip 2 diyabetlilerde bilişsel durum ile ilişkili olabilecek göstergeler arasında bağların karmaşık olabileceğini göstererek, uyku ve kan şekeri düzeniyle birlikte hareketsizliğin değerlendirilmesine yönelik bilimsel ilgiyi güçlendiriyor. Diyabetin yaşla birlikte artan yükü düşünüldüğünde, bu tür yaşam tarzı odaklı araştırmaların, MCI’nin erken evrelerini anlamaya ve önleyici yaklaşımları şekillendirmeye katkı sunması bekleniyor.</p>
<p><em>Source attribution: Yan, J., Wei, Z., Chen, R. et al. The relationship between sedentary time, sleep quality, glycemic control, and mild cognitive impairment in older adults with type 2 diabetes mellitus. BMC Geriatr (2026). https://doi.org/10.1186/s12877-026-07956-z</em></p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> The relationship between sedentary time, sleep quality, glycemic control, and mild cognitive impairment in older adults with type 2 diabetes mellitus.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> The relationship between sedentary time, sleep quality, glycemic control, and mild cognitive impairment in older adults with type 2 diabetes mellitus.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Yan, J., Wei, Z., Chen, R. et al. The relationship between sedentary time, sleep quality, glycemic control, and mild cognitive impairment in older adults with type 2 diabetes mellitus. BMC Geriatr (2026). https://doi.org/10.1186/s12877-026-07956-z</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/yasli-tip-2-diyabette-sedanter-zaman-uyku-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GLP-1 ilaçları bırakıldıktan sonra depresyon ve anksiyete riskinde artış sinyali: büyük kohort çalışması</title>
		<link>https://oncology.com.tr/glp-1ra-bakirimi-depresyon-anksiyete/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/glp-1ra-bakirimi-depresyon-anksiyete/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 02:47:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon ve anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 reseptör agonisti]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1RA]]></category>
		<category><![CDATA[kohort çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavinin kesilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/glp-1ra-bakirimi-depresyon-anksiyete/</guid>

					<description><![CDATA[Büyük kohort çalışması, tip 2 diyabette GLP-1RA tedavisinin kesilmesinin ardından depresyon ve anksiyete bozukluğu riskinde artış sinyalini değerlendiriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tip 2 diyabet tedavisinde sık kullanılan GLP-1 reseptör agonistleri (GLP-1RA) için psikiyatrik güvenlik konusu yeni bir boyut kazandı. Daha önce aktif tedavi döneminde depresyon ve anksiyete üzerindeki etkilerin tutarsız sonuçlar verdiği bildirilmişti. Yeni büyük ölçekli bir kohort analiziyse odağını, bu ilaçların bırakıldığı dönemde neler olabileceğine çevirdi ve tedavinin kesilmesinin ardından depresyon ve anksiyete bozuklukları tanılarının görülme sıklığında artışa işaret eden bir ilişki buldu.</p>
<p>Çalışma, “Shanghai Hospital Link Database” kapsamında toplanan verilerle yürütüldü. Araştırmacılar, tip 2 diyabet tanılı ve GLP-1RA kullanan çok sayıda kişiyi izleyerek depresif bozukluklar ile anksiyete bozukluklarına ilişkin olayları takip etti. Kritik nokta, sadece ilaç kullanımının sürdüğü zaman aralığını değil, aynı zamanda GLP-1RA tedavisinin kesilmesinden sonraki dönemi de ayrı biçimde değerlendirmeye almalarıydı. Böylece, psikiyatrik sonuçların tedavi devam ederken mi yoksa bırakıldıktan sonra mı daha belirginleştiğini ayırt etmeye yönelik daha doğrudan bir çerçeve oluşturuldu.</p>
<p>Analizde karşılaştırma amacıyla iki farklı antidiabetik ilaç sınıfı da kontrol grupları olarak dahil edildi. Dipeptidil peptidaz-4 inhibitörleri (DPP4i) ve sodyum–glukoz kotransporter-2 inhibitörleri (SGLT2i) araştırmaya dahil edilerek, gözlenen olası değişimlerin yalnızca diyabetin genel gidişatıyla mı yoksa belirli bir tedavi stratejisine özgü olup olmadığına dair bir perspektif sağlanması hedeflendi. Bu karşılaştırmalı yaklaşım, gözlemsel çalışmalarda sık görülen “tedavi seçimi” ve “hastalık şiddeti” gibi etkenlerin etkisini azaltmaya dönük bir tasarım mantığı taşıyor.</p>
<p>Sonuçlar, GLP-1RA tedavisi aktifken depresyon ve anksiyete bozukluklarının gelişimine dair önceki literatürde görülen karmaşayı yeniden gündeme getirirken; asıl dikkat çekici bulgunun ilaç bırakıldıktan sonraki dönemde ortaya çıktığı yönündeki sinyaldir. Çalışmanın verileri, GLP-1RA <a href="https://oncology.com.tr/timeless-geni-alternatif-eklenme-kis-sirkadiyen/" title="Moleküler “kış freni”: Circadian saat geninin farklı kesilmesi mevsimsel davranışı ayarlıyor" data-wpan-internal-link="1">kesilmesi</a> ile depresyon ve anksiyete bozukluğu görülme riski arasında bir bağlantı olabileceğini düşündürüyor. Bununla birlikte araştırmanın doğası gereği, bu ilişki bulgusunun nedensellik anlamına gelmediği; gözlemlenen farklılıkların tedaviyi bırakmaya yol açan klinik koşullar, komorbid hastalıklar, metabolik dalgalanmalar ya da takip zamanındaki diğer değişkenler gibi çok sayıda faktörden etkilenebileceği vurgulanıyor.</p>
<p>İlacın bırakılmasıyla psikiyatrik belirtilerde artış olasılığı, araştırma tasarımının neden “kesilme sonrası dönem”e odaklandığını da açıklıyor. Çünkü aktif tedavi sürecinde kilo değişimi, kan şekeri dalgalanmaları, yaşam tarzı hedefleri ve tedaviye uyum gibi çok sayıda dinamik aynı anda ilerleyebiliyor. Tedavinin kesilmesiyle bu dinamiklerin bir kısmı değiştiğinde, psikiyatrik sonuçların zaman içinde farklı bir örüntü göstermesi mümkün. Bu nedenle, yalnızca “tedavi sırasında” yapılan analizlerin eksik kalabileceği ve kesilme sonrası penceresinin ek bilgi sağlayabileceği düşüncesi çalışmanın yaklaşımına yansımış durumda.</p>
<p>Çalışma ayrıca, kıyas için seçilen DPP4i ve SGLT2i gruplarının da değerlendirmeye dahil edilmesini, bu sinyalin GLP-1RA’ya özgü olabileceği ihtimalini <a href="https://oncology.com.tr/lenalidomid-idame-tedavisi-endurance/" title="ENDURANCE çalışması lenalidomidin “süresiz” idame yaklaşımını tartışmaya açtı" data-wpan-internal-link="1">tartışmaya</a> açan bir unsur olarak konumlandırıyor. Yine de gözlemsel kohort verileriyle elde edilen bulgular, klinik pratikte ilaçların otomatik olarak bırakılmasını ya da değiştirilmesini gerektiren kesin talimatlar olarak yorumlanmamalı. Klinik kararlar; bireyin diyabet kontrolü, eşlik eden hastalıkları, daha önceki ruh sağlığı öyküsü ve tedavinin risk-fayda dengesine göre kişiselleştirilerek verilmelidir.</p>
<p>Bu bulgular, GLP-1RA kullanan ve tedaviyi kesmeyi düşünen hastalarda psikiyatrik belirtilerin yakından izlenmesinin önemine dikkat çekiyor. Araştırma, özellikle kesilme sonrası dönemde depresyon ve anksiyete açısından tetikte olunması gerektiğine dair erken bir uyarı niteliği taşıyor. Klinik rehberler ve <a href="https://oncology.com.tr/aml-epigenetigi-kromatin-erisebilirligi/" title="Tek hücreli epigenetik harita: AML’de kromatin durumları hasta sınırlarını aşıyor" data-wpan-internal-link="1">hasta</a> yönetimi açısından ise, bu ilişkinin hangi mekanizmalarla ortaya çıkabileceğini netleştirecek ek çalışmaların sürmesi gerekiyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> The psychiatric safety and risk of depressive and anxiety disorders associated with GLP-1RA therapy discontinuation in type 2 diabetes patients.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Association of GLP-1RA discontinuation and risk of depressive and anxiety disorders in people with type 2 diabetes: a cohort study.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Zhang, T., He, P., Ji, Y. et al. Association of GLP-1RA discontinuation and risk of depressive and anxiety disorders in people with type 2 diabetes: a cohort study. Nat Metab (2026). https://doi.org/10.1038/s42255-026-01567-z</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s42255-026-01567-z</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/glp-1ra-bakirimi-depresyon-anksiyete/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erişkinlerde 24 saatlik hareket dengesi: prediyabet alt tipleri ve diyabette farklı örüntüler öne çıkıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/ivmeolcerle-24-saat-hareket-oruntuleri/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/ivmeolcerle-24-saat-hareket-oruntuleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 15:45:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[davranışsal aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[glukoz metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[hareket örüntüleri]]></category>
		<category><![CDATA[ivmeölçer]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[prediyabet]]></category>
		<category><![CDATA[sedanter davranış]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli ölçüm]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[uyku düzeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/ivmeolcerle-24-saat-hareket-oruntuleri/</guid>

					<description><![CDATA[İvmeölçerle sürekli izleme verileriyle; prediyabet alt tipleri ve tip 2 diyabette uyku, sedanter davranış ve fiziksel aktivitenin gün içindeki göreli örüntüleri karşılaştırıldı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli ölçümle izlenen hareket kalıplarının, kan şekeri bozukluğunun hangi aşamasında ve hangi biçimde ortaya çıktığına dair <a href="https://oncology.com.tr/konjenital-serebral-ventrikulomegali-ccv-genetik/" title="Yeni doğanda beyin içi sıvı dengesini etkileyen nadir gen mutasyonları: CCV için biyolojik ipuçları" data-wpan-internal-link="1">ipuçları</a> verdiği yeni bir <a href="https://oncology.com.tr/yalnizlik-mi-sosyal-izolasyon-mu-yeni-calisma-hisseden-ve-yalniz-kalan-farkini-biyolojiye-bagliyor/" title="Yalnızlık mı, sosyal izolasyon mu? Yeni çalışma “hisseden” ve “yalnız kalan” farkını biyolojiye bağlıyor" data-wpan-internal-link="1">çalışma</a>, gün içi davranışların “bir bütünü oluşturan parçalar” olarak ele alınması gerektiğini bir kez daha gösterdi. Nüfusa dayalı analizde araştırmacılar, uyku, sedanter davranış, hafif şiddetli fiziksel aktivite ve orta–yüksek şiddetli aktiviteyi aynı günün içindeki birbirini dışlayan zaman dilimleri olarak modelleyerek, prediyabet ve diyabetle <a href="https://oncology.com.tr/melanom-immunoterapi-yaniti-bagisiklik-haritasi/" title="İmmünoterapiden sonra melanom tümöründe bağışıklık haritası: Yanıt ve dirençle ilişkili yeni yolaklar" data-wpan-internal-link="1">ilişkili</a> örüntüleri daha tutarlı biçimde karşılaştırmayı hedefledi.</p>
<p>Çalışmanın temel yaklaşımı, tek tek davranışları bağımsız değişkenler gibi inceleyen geleneksel istatistiklerin, zamanın bir davranışa ayrılmasıyla diğer davranışlara ayrılacak sürenin azalması gerçeğini yeterince yansıtamayabileceği varsayımına dayanıyor. Araştırmacılar bu nedenle compositional data analysis (CoDA) adı verilen istatistiksel çerçeveyi kullandı. CoDA, bir günün içindeki parçaların toplamının sabit olduğunu kabul ederek, örüntüler arasındaki göreli dağılımları daha doğru biçimde değerlendirmeye çalışıyor. Bu tasarım, “daha fazla hareket” gibi genel ifadelerin ötesine geçerek, günün hareket mimarisini oluşturan bileşenlerin birlikte nasıl değiştiğini analiz etmeye olanak tanıyor.</p>
<p>Veriler, hızlandırıcı sensörlerle (ivmeölçer) yapılan sürekli izleme yoluyla toplandı. Böylece uyku ile hareketsizlik ve farklı aktivite şiddetleri, günün 24 saati boyunca daha ayrıntılı biçimde kaydedildi. Analizde dört davranış grubu, gün içindeki kompozisyonun parçaları olarak konumlandırıldı: Uyku; sedanter davranış (SB); hafif şiddetli fiziksel aktivite (LIPA); ve orta–yüksek şiddetli fiziksel aktivite (MVPA). Araştırma ekibi, bu dört bileşenin aynı anda nasıl dağıldığını, normoglisemiyle seyreden durumlardan prediyabet alt tiplerine ve diyabete geçişle birlikte nasıl farklılaştığını ortaya koymayı amaçladı.</p>
<p>Çalışmada prediyabet, klinik olarak kan şekeri bozukluğunun farklı “fenotip” görünümleriyle ilişkilendirilen iki ayrı duruma ayrıldı. İzole bozulmuş açlık plazma glukozu (i-IFG) ve izole bozulmuş glukoz toleransı (i-IGT) bu alt tipler arasında yer alıyor. Ayrıca iki mekanizmanın birlikte görüldüğü bir kategoriye de odaklanıldığı belirtiliyor. Araştırmacıların hedefi, her bir fenotipin gün içi hareket bileşimiyle daha ayırt edici biçimde bağlantı kurup kurmadığını incelemekti; çünkü prediyabet tek tip bir durum olmayabiliyor ve benzer “ortalama” sonuçların altında farklı fizyolojik gidiş yolları bulunabiliyor.</p>
<p>Bu tür kompozisyon temelli analizlerin klinik açıdan değeri, davranış değişikliğini konuşurken hangi davranışın zaman payının ve diğer davranışlarla dengenin daha anlamlı olabileceğini tartışmaya zemin oluşturmasında yatıyor. Ancak çalışma, müdahale değil, popülasyon temelli gözlemsel bir analiz olarak konumlanıyor; bu nedenle nedensellik kurmak için doğrudan kanıt sunmuyor. Yine de sonuçlar, kan şekeri bozukluğu spektrumunda hareketin gün içi dağılımının “aynı şekilde” değişmeyebileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Raporlanan çerçeve; uyku, sedanterlik ve fiziksel aktivitenin birbirini kısıtlayan zaman bütçesi içinde birlikte ele alınması gerektiği mesajını güçlendiriyor. Elde edilen bulguların, prediyabet alt tiplerine ve diyabete ilişkin risk değerlendirme yaklaşımlarını ve gelecekteki kişiselleştirilmiş yaşam tarzı stratejilerini destekleyebileceği belirtiliyor. Bununla birlikte, hangi hareket bileşenlerinin hangi mekanizmalara daha güçlü bağlandığını netleştirmek için, farklı popülasyonlarda doğrulama ve daha ileri çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>
<p>Özetle çalışma, ivmeölçerle ölçülen 24 saatlik hareket “bileşimini” prediyabet fenotipleri ve diyabetle ilişkilendirmeye yönelik daha hassas bir istatistiksel yol sunuyor. Zamanın sabit toplamını temel alan CoDA yaklaşımı sayesinde, gün içi davranışların karşılıklı yer değiştirmesinin analize yansıtılması mümkün hale geliyor; bu da kan şekeri bozukluğuna eşlik eden hareket örüntülerinin daha nüanslı şekilde incelenmesine kapı aralıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> 24-hour movement behaviors and glucose regulation</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Compositional analyses of accelerometer-measured 24-h movement behaviors among adults with normoglycemia, pre-diabetes phenotypes, and diabetes: a population-based study.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Rong, J., Ho, M. &amp; Chau, P.H. Int J Obes (2026). https://doi.org/10.1038/s41366-026-02162-8</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41366-026-02162-8</p>
<p><strong>Keywords:</strong> uyku, sedanter davranış, düşük şiddetli fiziksel aktivite, orta-şiddetli fiziksel aktivite, kompozisyonel veri analizi, prediyabet fenotipleri, diyabet</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/ivmeolcerle-24-saat-hareket-oruntuleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
