<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>şizofreni &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/sizofreni/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Jul 2026 04:31:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>şizofreni &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şizofrenide sinaps yoğunluğunda yaygın düşüş: Yaşayan beyinde PET ile bağlantı kaybı haritalandı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/sikozofreni-sinaps-yogunlugu-pet-bulgulari/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/sikozofreni-sinaps-yogunlugu-pet-bulgulari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 04:31:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[beyin bağlantısı kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler görüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[nörogörüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer tıp]]></category>
		<category><![CDATA[PET görüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[PET taraması]]></category>
		<category><![CDATA[sinaps yoğunluğu]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/sikozofreni-sinaps-yogunlugu-pet-bulgulari/</guid>

					<description><![CDATA[Şizofreni tanılı kişilerde PET ile ölçülen sinaps yoğunluğunun beyne yayılan şekilde azaldığı raporlandı. Sinaptik bağlantı mimarisiyle olası ilişki incelendi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rutgers Üniversitesi ve Yale Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü yeni bir çalışma, şizofreniyle ilişkili beyin devrelerindeki bozulmayı daha doğrudan bir biyolojik ölçüm üzerinden incelemeye odaklandı. <em>Molecular Psychiatry</em>’de yayımlanan çalışma, geleneksel beyin görüntülemenin ötesine geçerek, yaşayan insan beyninde sinaps adı verilen nöronlar arası temas noktalarının yoğunluğunu ölçmeyi amaçlayan özel bir pozitron emisyon tomografisi (PET) yaklaşımını kullandı. Sinapslar, sinir hücrelerinin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan kritik yapılar olduğu için, şizofrenide bu bağlantıların nasıl dağıldığına <a href="https://oncology.com.tr/fmr1-gen-tedavisi-kiriklaran-x-preklinik-duzelme/" title="FMR1 gen tedavisi farelerde kırılgan X’e dair biyobelirteçleri ve fenotipleri düzeltebildi" data-wpan-internal-link="1">dair</a> ayrıntılı bir harita oluşturmak bilimsel açıdan önemli görülüyor.</p>
<p>Araştırmacılar, şizofreni için devre düzeyinde işlev değişikliklerinin uzun süredir tartışıldığını; ancak sorunun “nerede” ve “ne ölçüde” gerçekleştiğini yaşayan bireylerde ayrıntılı biçimde gözlemlemenin güç olduğunu belirtiyor. Standart manyetik rezonans görüntüleme (MRI) beyin hacmi ve genel yapı farklılıklarını ortaya koyabilse de sinapsların doğrudan nicel ölçümüne izin vermez. Buna karşın sinaps yoğunluğuna duyarlı PET ölçümleri, nöral iletimin yapısal temelini daha yakın plandan yakalamayı hedefliyor. Çalışmanın yaklaşımı, sinaptik bağlantı kaybı hipotezini daha biyolojik olarak test etmeye yönelik bir adım olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Çalışma toplam 122 katılımcıyı kapsadı; bunların 29’u şizofreni tanısı olan kişilerden oluştu. Araştırma ekibi, PET <a href="https://oncology.com.tr/ceza-hukuku-ile-temas-acil-servis-kullanimi/" title="Ceza geçmişi olanlar acile daha sık başvuruyor: ABD’de ulusal anket verileri yeni kanıt sağlıyor" data-wpan-internal-link="1">verileri</a> üzerinden sinaptik yoğunluk göstergelerini değerlendirerek katılımcılar arasında beyin genelinde farklılık olup olmadığına ve bunun beyin ağ mimarisiyle nasıl ilişkilenebileceğine odaklandı. Bu tür analizler, şizofrenide görülen düşünce, duygu ve bellek süreçlerindeki değişimlerin, yalnızca genel beyin yapısındaki farklılıklarla değil, sinaptik bağlantıların dağılım örüntüsüyle de ilişkili olabileceği fikrini test etmeyi mümkün kılıyor.</p>
<p>Sonuçların, şizofreni tanısı olan katılımcılarda sinaps yoğunluğunda “yaygın” bir düşüşe işaret ettiği bildiriliyor. Buradaki “yaygın” ifadesi, kaybın yalnızca izole bir bölgeyle sınırlı kalmayıp beyin genelinde bir örüntü şeklinde değerlendirildiğini düşündürüyor. Çalışma aynı zamanda bu sinaptik kayıp örüntüsünün moleküler ve ağ düzeyi mimariyle bağlantılı olabileceğini vurguluyor. Bu yaklaşım, şizofrenide devrelerin etkilenmesine dair daha bütüncül bir açıklama arayışını yansıtıyor: Sinaptik kayıp, hem belirli hücresel hedeflerle hem de beynin işlevsel olarak örgütlenmiş bağlantı ağlarıyla örtüşüyor olabilir.</p>
<p>Çalışmanın bilimsel katkısı, sinapsları “yerinde” ve yaşayan beyin bağlamında ölçmeye çalışmasıyla sınırlı değil. Aynı zamanda, şizofreni biyolojisini anlamaya yönelik araştırmalarda, doğrudan bağlantı yapısını hedef alan ölçümlerin ne kadar bilgilendirici olabileceğini gösteriyor. Araştırmacıların temel iddiası, MRI’ın sağladığı makroskopik yapısal bilgilerle sinaps düzeyi arasında belirgin bir boşluk bulunduğu; PET temelli sinaptik ölçümlerin bu boşluğu azaltabileceği yönünde.</p>
<p>Bu çalışma aynı zamanda klinik açıdan da dikkat çekiyor: Sinaptik yoğunluk değişimlerinin ne ölçüde semptomların özellikleriyle ilişkili olabileceği sorusu, gelecekteki analizler ve daha geniş örneklemlerle yanıtlanabilir. Ancak mevcut bulgular, henüz nedensellik düzeyinde kesin açıklama getirmeyi amaçlamayan, biyolojik bir işaretleyiciyi haritalama girişimi olarak değerlendirilmelidir. Şizofreni heterojen bir hastalık olduğundan, sinaptik kayıp örüntülerinin tüm hastalarda aynı hızda ya da aynı bölgelerde görülüp görülmediği gibi soruların ayrıca incelenmesi gerekir.</p>
<p>Yine de bu tür görüntüleme çalışmaları, şizofreninin devre ve moleküler mekanizmalarla nasıl kesiştiğini anlamak için araştırma manzarasını genişletiyor. Sinaptik bağlantılara duyarlı PET yaklaşımları olgunlaştıkça, şizofreni için biyolojik belirteçlerin daha ayrıntılı şekilde tanımlanması ve beyin ağlarında hangi değişimlerin öne çıktığının anlaşılması bekleniyor. Rutgers ve Yale’den gelen bu çalışma, sinaps düzeyinde gözleme dayalı yaklaşımların, şizofrenide “bağlantı kaybı” tartışmasına yeni bir veri katmanı ekleyebileceğini gösteren erken ama önemli bir örnek olarak kayda geçiyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Widespread synaptic density loss in schizophrenia follows molecular and network architecture</p>
<p><strong>References:</strong><br />10.1038/s41380-026-03717-x</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Şizofreni, sinaptik yoğunluk kaybı, PET görüntüleme, nörotransmitter reseptörleri, beyin ağ mimarisi</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/aktif-gpi-dbs-fmri-hedefe-bagli-beyin-aglari/" data-wpan-internal-link="1">Aktif GPi derin beyin stimülasyonunda hedefe bağlı beyin ağları fMRI ile haritalandı</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/sikozofreni-sinaps-yogunlugu-pet-bulgulari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şizofreninin Genetik Haritasında Büyük Sıçrama: Ağ Tabanlı Yöntem 600’den Fazla Yeni Gen Adayı Ortaya Çıkardı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/sizofreni-genetik-ag-analizi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/sizofreni-genetik-ag-analizi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 09:56:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ağ tabanlı analiz]]></category>
		<category><![CDATA[beyin gen ifadesi]]></category>
		<category><![CDATA[gen ağları]]></category>
		<category><![CDATA[genetik varyant etkileşimleri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik genetik]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni genetiği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/sizofreni-genetik-ag-analizi/</guid>

					<description><![CDATA[Uluslararası bir çalışma, şizofreniyle bağlantılı 641 yeni gen adayı tespit etti. Ağ tabanlı genetik analiz, hastalığın karmaşık biyolojisini daha iyi anlamaya yardımcı oluyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şizofreninin genetik temeline ilişkin en kapsamlı çalışmalardan biri, hastalığın yalnızca tek tek genlere bakılarak anlaşılamayacağını bir kez daha gösterdi. Lieber Institute for Brain Development öncülüğünde, Bari Üniversitesi ve dünya genelindeki 60’tan fazla psikiyatri hastanesinin yer aldığı uluslararası bir işbirliğiyle yürütülen araştırma, genlerin birbirleriyle kurduğu ağ ilişkilerini merkeze alan yeni bir analiz yaklaşımıyla şizofreniyle bağlantılı 641 gen ortaya koydu. Bulgular, <em>Nature Genetics</em> dergisinde yayımlandı.</p>
<p>Şizofreni, düşünce, algı, duygu düzenleme ve sosyal işlevleri etkileyebilen karmaşık ve kronik bir <a href="https://oncology.com.tr/aktif-yaslanma-yasam-kalitesi/" title="Suudi Arabistan’dan yeni bulgu: Aktif yaşlanmayı bilmek, yaşlıların yaşam kalitesiyle ilişkilendiriliyor" data-wpan-internal-link="1">ruh sağlığı</a> bozukluğu olarak biliniyor. Ailesel kümelenme açık olsa da, hastalık riskine katkıda bulunan genleri ayıklamak uzun yıllardır zor bir hedef oldu. Bunun temel nedenlerinden biri, genetik varyantların etkisinin çoğu zaman tek bir genin yakın çevresiyle sınırlı olmaması. Araştırmacılar, bu nedenle klasik “yakın komşu” odaklı yöntemlerin ötesine geçerek, genomun farklı bölgelerindeki değişikliklerin beyin gen ifadesi üzerinde nasıl ortak bir etki oluşturduğunu inceleyen ağ temelli bir model geliştirdi.</p>
<p>Çalışmanın ayırt edici yönü, genetik verileri yalnızca istatistiksel eşleşmeler olarak <a href="https://oncology.com.tr/yaslilarda-kalca-kirigi-bilissel-etkiler/" title="Kalça Kırığı Yaşlılarda Sadece Hareketi Değil, Zihinsel Seyri de Etkileyebilir" data-wpan-internal-link="1">değil,</a> biyolojik bir düzenin parçaları olarak ele alması oldu. Ekip, 102 binden fazla kişiden elde edilen genetik veriler ile çok sayıda bağışçıdan alınan beyin dokusu örneklerini bir araya getirdi. Bu örnekler beynin altı farklı bölgesini kapsadı. Ardından uzun menzilli düzenleyici ilişkileri yakalayabilen hesaplamalı modeller kuruldu. Böylece, klasik analizlerin gözden kaçırabildiği uzak varyantların gen ağları üzerinden nasıl işlediği daha net biçimde haritalandı.</p>
<p>Sonuçlar, şizofreniyle ilişkilendirilen gen sayısında dikkat çekici bir artışa işaret etti. Daha önce hastalıkla bağlantısı net biçimde tanımlanmamış 641 gen, yeni model sayesinde aday listeye eklendi. Bu sayı, şizofreninin biyolojik altyapısının tek bir yolak ya da birkaç gen üzerinden açıklanamayacak kadar katmanlı olduğunu düşündürüyor. Araştırmacıların yaklaşımı, özellikle gen düzenlenmesi, sinir hücreleri arasındaki iletişim ve beyin gelişimiyle ilişkili ağların hastalık riskinde önemli rol oynayabileceğini öne çıkarıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Schizophrenia genetics and gene networks</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Co-expression-based models improve eQTL predictions for transcriptome-wide association studies and highlight new schizophrenia-associated genes</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Şizofreni, gen ağları, eş ifade modelleri, eQTL, psikiyatrik genetik, <a href="https://oncology.com.tr/nuronlarda-dna-hasari-dar-alan-goc/" title="Dar Alanlarda Göç Eden Nöronlarda Gizli DNA Hasarı Haritası Çıktı" data-wpan-internal-link="1">beyin gelişimi</a>, glutamat sinyallemesi, nöroinflamasyon, hassas psikiyatri, genetik ilişkilendirme çalışmaları, transkriptomik, psikiyatrik bozukluklar</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/sizofreni-genetik-ag-analizi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şizofrenide Yeni Bir Yol: OFC Ağlarının Yeniden Düzenlenmesi Belirtileri ve Dikkati İyileştirebilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/ofc-modulerligi-sizofreni-belirtileri-dikkat/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/ofc-modulerligi-sizofreni-belirtileri-dikkat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2026 20:16:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ağ modülerliği]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[nöromodülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[orbitofrontal korteks]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[rTMS]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/ofc-modulerligi-sizofreni-belirtileri-dikkat/</guid>

					<description><![CDATA[Nature Communications'ta yayımlanan çalışma, OFC'ye yönelik rTMS ile beyin ağ modülerliğinin artırılmasının şizofrenide pozitif belirtileri ve dikkat sorunlarını iyileştirebileceğini gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şizofreni <a href="https://oncology.com.tr/pankreatitte-bcl2-baskilanmasi/" title="Pankreatit Tedavisinde Yeni Bir Hedef: BCL2 Baskılanması Umut Verebilir" data-wpan-internal-link="1">tedavisinde</a> uzun süredir devam eden zorluklardan biri, ilaçların her hastada aynı ölçüde etkili olmaması ve özellikle dikkat gibi bilişsel alanlarda kalıcı sorunların sık görülmesidir. Nature Communications’ta yayımlanan yeni bir çalışma, bu tabloya <a href="https://oncology.com.tr/cok-atali-genomik-analiz-meme-kanseri/" title="Farklı Soylardan Verilerle Meme Kanserinin Genetik Haritası Genişliyor" data-wpan-internal-link="1">farklı</a> bir açıdan yaklaşarak orbitofrontal korteksi (OFC) hedef alan noninvaziv bir beyin uyarımının, hem pozitif belirtiler hem de dikkat uyanıklığı üzerinde anlamlı iyileşmelerle ilişkili olabileceğini ortaya koydu.</p>
<p>Araştırma, tekrarlayan transkraniyal manyetik stimülasyonun (rTMS) OFC içindeki ağ düzenini değiştirebildiğini ve bunu yaparken “ağ modülerliği” olarak tanımlanan örgütlenmeyi artırabildiğini gösteriyor. Çalışmanın temel bulgusu, beynin bu bölgesinde daha belirgin bir modüler yapının oluşturulmasının, şizofrenide sık görülen sanrılar ve varsanılar gibi pozitif belirtilerin hafiflemesiyle ve dikkat düzeyinin yükselmesiyle bağlantılı olması. Bulgular, şizofrenide yalnızca semptomları baskılamaya değil, altta yatan işlevsel ağ bozukluklarını yeniden düzenlemeye yönelik tedavilere ilgi duyan araştırmacılar için dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Şizofreni, kronik ve karmaşık bir psikiyatrik hastalık olarak biliniyor. Hastalığın en belirgin yönlerinden biri, gerçeklikle temasın bozulmasına yol açabilen pozitif belirtiler. Bunun yanında, dikkat, yürütücü işlevler ve diğer bilişsel alanlarda görülen güçlükler de birçok hastada yaşam kalitesini belirgin biçimde etkiliyor. Antipsikotik ilaçlar temel tedavi yaklaşımı olmayı sürdürse de, bu ilaçlar her zaman yeterli yanıt vermiyor; özellikle bilişsel belirtiler çoğu zaman tedaviye dirençli kalabiliyor. Bu nedenle, bilim insanları son yıllarda beynin işlevsel devrelerini doğrudan hedefleyen ek yöntemlere yönelmiş durumda.</p>
<p>Orbitofrontal korteks, karar verme, ödül değerlendirmesi, duygusal düzenleme ve belirgin uyarıcıların önemini tartma süreçlerinde rol oynayan bir prefrontal bölge olarak öne çıkıyor. Daha önceki çalışmalar, OFC işlev bozukluğunun şizofrenide dikkat ve anlam yükleme süreçleriyle ilişkili olabileceğini düşündürmüştü. Ancak bu bölgenin beyin ağlarının genel mimarisi üzerindeki etkisi ve terapötik bir hedef olarak ne ölçüde kullanılabileceği net değildi. Yeni çalışma tam da bu boşluğa odaklanarak OFC’nin sadece bir bölge değil, ağ organizasyonunu etkileyebilecek bir düğüm olabileceğini ileri sürüyor.</p>
<p>Çalışmada rTMS ile fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) birlikte kullanıldı. rTMS, manyetik alanlar aracılığıyla kortikal uyarılabilirliği değiştiren, cerrahi girişim gerektirmeyen bir nöromodülasyon yöntemi olarak biliniyor. fMRI ise beyin bölgeleri arasındaki işlevsel bağlantıları incelemeye imkân tanıyor. Bu iki tekniğin bir araya getirilmesi, yalnızca klinik sonuçları değil, beyin ağlarında meydana gelen değişimleri de izlemeyi mümkün kıldı. Araştırmacılar, OFC’de ağ modülerliğini artırmaya yönelik müdahalenin, şizofreni belirtileriyle ilişkili beyin organizasyonunu daha işlevsel bir düzeye yaklaştırabileceğini test etti.</p>
<p>Buradaki “modülerlik” kavramı, beynin farklı alt ağlarının daha net sınırlarla örgütlenmesini ifade ediyor. Sinirbilimde bu yapı, işlevlerin daha verimli ve seçici biçimde yürütülmesiyle ilişkilendirilebiliyor. Çalışmanın bulguları, OFC içinde modülerliğin artmasının, özellikle pozitif belirtiler ve dikkat uyanıklığı gibi alanlarda klinik değişimlerle bağlantılı olabileceğini gösterdi. Bu sonuç, ağ düzeyindeki yeniden yapılanmanın semptomlarda gözlenen düzelmenin önemli bir parçası olabileceği fikrini güçlendiriyor.</p>
<p>Yine de uzmanlar, bu tür çalışmaların erken aşama özelliklerini göz ardı etmemek gerektiğini vurguluyor. Şizofreni gibi heterojen seyirli bir hastalıkta tek bir beyin bölgesini hedef alan yaklaşımın herkes için aynı sonucu vereceği söylenemez. Ayrıca nöromodülasyon çalışmalarında hasta seçimi, uyarım protokolü, eşzamanlı ilaç kullanımı ve ölçülen klinik sonuçlar, sonuçların yorumlanmasında <a href="https://oncology.com.tr/ileri-yasta-cinsel-tatmin-psikososyal/" title="İleri Yaşta Cinsellikte Belirleyici Unsur Sadece Hastalık Yükü Değil" data-wpan-internal-link="1">belirleyici</a> rol oynar. Bu nedenle araştırma, doğrudan rutin tedaviye dönüşmüş bir yöntemden ziyade, daha hedefli ve kişiselleştirilmiş müdahalelere giden yolda önemli bir kanıt olarak görülmeli.</p>
<p>Bununla birlikte, çalışma şizofreninin anlaşılma biçiminde önemli bir yön değişikliğine işaret ediyor. Hastalığın yalnızca kimyasal dengesizlikler üzerinden değil, beynin ağ mimarisi üzerinden de değerlendirilmesi gerektiği yönündeki görüş giderek güçleniyor. OFC gibi düğüm bölgelerin işlevsel organizasyonunu değiştirmeye yönelik yaklaşımlar, gelecekte antipsikotik tedavilere tamamlayıcı seçenekler sunabilir. Özellikle bilişsel belirtiler üzerinde etkili olabilecek müdahalelere duyulan ihtiyaç düşünüldüğünde, bu bulgular klinik araştırmalar için yeni bir başlangıç noktası oluşturuyor.</p>
<p>Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, şizofrenide tedavi hedeflerinin genişleyebileceğini gösteriyor. Pozitif belirtileri hafifletirken dikkat süreçlerini de destekleyebilen bir yaklaşım, hasta bakımında önemli bir ilerleme anlamına gelebilir. Ancak bu potansiyelin gerçek klinik uygulamaya dönüşmesi için daha büyük örneklemler, uzun dönem izlem ve farklı hasta gruplarında doğrulama gerekiyor. Şimdilik çalışma, beyin ağlarının hassas biçimde yeniden düzenlenmesinin psikotik bozukluklarda umut verici bir terapötik strateji olabileceğini gösteren güçlü bir bilimsel işaret olarak öne çıkıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Schizophrenia, orbitofrontal cortex, brain network modularity, neuromodulation</p>
<p><strong>Article Title:</strong> OFC-induced network modularity improves positive symptoms and attentional alertness in schizophrenia: a combined rTMS-fMRI study</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Zeng, N., Wang, M., Zheng, H. et al. OFC-induced network modularity improves positive symptoms and attentional alertness in schizophrenia: a combined rTMS-fMRI study. Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-72917-4</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/ofc-modulerligi-sizofreni-belirtileri-dikkat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şizofreniyle İlişkili Küçük RNA’lar Fare Beyninde Davranış ve Bellek İzlerini Değiştirdi</title>
		<link>https://oncology.com.tr/sizofreni-kucuk-rna-beyin-davranis/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/sizofreni-kucuk-rna-beyin-davranis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 20:56:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[fare modeli]]></category>
		<category><![CDATA[hipokampus]]></category>
		<category><![CDATA[küçük RNA]]></category>
		<category><![CDATA[mikroRNA]]></category>
		<category><![CDATA[nörobiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sinir plastisitesi]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/sizofreni-kucuk-rna-beyin-davranis/</guid>

					<description><![CDATA[Şizofreni hastalarının hipokampusundan elde edilen küçük RNA’ların fare beynine aktarılması, davranış ve bilişsel işlevlerde değişikliklere yol açarak hastalığın moleküler temellerini ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şizofreninin biyolojik kökenlerine dair araştırmalar, bu kez beynin çok küçük ama etkili moleküllerine odaklanan dikkat çekici bir bulgu üretti. Cell Death and Discovery dergisinde yayımlanan yeni çalışmada, şizofreni tanısı almış bireylerin hipokampusundan elde edilen küçük RNA’ların farelere aktarılmasının, hayvanların beyin işlevlerinde ve davranışlarında ölçülebilir değişikliklere yol açtığı bildirildi. Bulgular, hastalığın yalnızca genel sinir devreleri üzerinden değil, gen ifadesini ince ayar eden küçük RNA ağları üzerinden de şekillenebileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Şizofreni; sanrılar, halüsinasyonlar, bilişsel gerileme ve sosyal işlevlerde bozulma gibi çok katmanlı belirtilerle seyreden, nöropsikiyatri alanının en karmaşık hastalıklarından biri olarak kabul ediliyor. Uzmanlar uzun süredir bu klinik tablonun tek bir mekanizmayla açıklanamayacağını, <a href="https://oncology.com.tr/akalazya-fam129c-otoimmun-mekanizma/" title="Achalasia’da Yeni Genetik İpucu: FAM129C Varyantı Otoimmün Süreci Aydınlatıyor" data-wpan-internal-link="1">genetik</a> yatkınlık, gelişimsel süreçler ve çevresel etkilerin birlikte rol oynadığını düşünüyor. Ancak hastalığın hücresel düzeyde nasıl ortaya çıktığı hâlâ tam olarak çözülebilmiş değil. Yeni çalışma, bu boşlukta küçük RNA’ların beklenmedik bir rol oynayabileceğini gösteren deneysel bir pencere açıyor.</p>
<p>Araştırmanın merkezinde hipokampus yer alıyor. Bellek oluşumu, duygusal işlemleme ve öğrenme için kritik öneme sahip bu beyin bölgesi, şizofreniyle ilişkili bilişsel belirtiler açısından da uzun zamandır ilgi odağı. Ekip, hastalığı olan ve olmayan bireylerin hipokampus dokularından elde edilen küçük RNA havuzlarını inceleyerek, bu moleküllerin fare hipokampusuna aktarılmasının ardından oluşan etkileri karşılaştırdı. Küçük RNA’lar, protein kodlamayan ancak genlerin ne zaman ve ne kadar çalışacağını düzenleyen mikroRNA’lar ve benzeri türleri içeriyor; bu nedenle sinir sistemi gelişimi ve plastisitesi üzerinde güçlü etkiler yaratabiliyorlar.</p>
<p>Çalışmada kullanılan yaklaşım, küçük RNA’ların sadece eşlik eden biyobelirteçler değil, doğrudan biyolojik etkisi olan düzenleyiciler olabileceği fikrine dayanıyor. Araştırmacılar, şizofreni tanılı bireylerin hipokampusundan izole edilen küçük RNA’ları farelerin hipokampusuna aktardı ve ardından hayvanların davranışlarını, öğrenme süreçlerini ve beyin işlevlerini izledi. Elde edilen sonuçlar, bu RNA’ların aktarımının belirli bilişsel ve sinirsel fenotiplerle ilişkili olduğunu gösterdi. Başka bir deyişle, insan dokusundan alınan küçük RNA profili, hayvan beyninde hastalıkla uyumlu bazı değişimleri tetikleyebildi.</p>
<p>Bulguların dikkat çekici yönü, etkinin yalnızca genel bir stres yanıtı ya da belirsiz bir doku hasarıyla açıklanamaması. Araştırmacıların aktardığına göre, gözlenen değişiklikler şizofreniyle ilişkili özgül davranış ve nörobiyolojik örüntülerle uyum gösteriyor. Bu durum, küçük RNA’ların post-transkripsiyonel düzenleme yoluyla sinir hücreleri <a href="https://oncology.com.tr/kirsal-yaslilik-gunluk-beceriler-yalnizlik/" title="Kırsalda Yaşlanmada Günlük Beceriler, Yalnızlık ve Direnç Arasındaki Görünmez Bağ" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> iletişim, plastisite ve bellek devreleri üzerinde doğrudan etkili olabileceği düşüncesini güçlendiriyor. Ancak çalışma, insan şizofrenisinin tüm yönlerini açıklayan nihai bir model sunmuyor; daha çok, hastalığın moleküler mimarisine dair güçlü bir deneysel ipucu veriyor.</p>
<p>Şizofreni araştırmalarında son yıllarda genom, epigenom ve transkriptom düzeyindeki değişimlere yoğun ilgi var. Küçük RNA’lar bu çerçevede özellikle önemli çünkü birden çok geni aynı anda etkileyebiliyor ve sinir hücrelerinin yanıt eşiklerini değiştirebiliyorlar. Bu özellikleri nedeniyle, bir hastalıkta tek bir mutasyon ya da tek bir protein bozukluğundan ziyade, çoklu gen ağlarının yeniden ayarlanması söz konusu olabilir. Yeni çalışma da tam olarak bu noktaya temas ediyor: Hastalığa özgü küçük RNA imzaları, beyin devrelerinde ölçülebilir sonuçlar doğurabiliyor olabilir.</p>
<p>Yine de uzmanların bu tür bulguları temkinli yorumlaması gerekiyor. İnsan dokusundan fare beynine yapılan aktarım, karmaşık bir psikiyatrik hastalığın birebir kopyasını değil, belirli biyolojik özelliklerini modellemeyi amaçlar. Bu nedenle sonuçlar, doğrudan insanlarda tedaviye çevrilecek bir yöntem olarak değil, mekanizmayı çözmeye dönük bir araştırma aracı olarak görülmeli. Çalışmanın değeri de burada yatıyor: Şizofrenide hangi moleküler yolların bozulduğunu daha net anlamak, ileride daha hedefli tanı ve tedavi stratejilerinin önünü açabilir.</p>
<p>Hipokampusun bu tablo içindeki rolü de ayrıca önem taşıyor. Bu bölgedeki işlev bozuklukları, şizofreni hastalarında sık görülen dikkat, öğrenme ve çalışma belleği sorunlarıyla ilişkilendiriliyor. Küçük RNA’ların burada etkili olması, bilişsel belirtilerin <a href="https://oncology.com.tr/tetraploidi-tumor-saldirganligi/" title="Bazı Tümörler Neden Daha Saldırgan Davranıyor? Tetraploidiye Dair Yeni İpuçları" data-wpan-internal-link="1">neden</a> bazı hastalarda belirginleştiğini açıklamaya yardımcı olabilir. Ayrıca mikroRNA’lar ve diğer küçük RNA türleri, sinaptik bağlantıların olgunlaşmasında ve yeniden düzenlenmesinde görev aldıkları için, hastalığın gelişimsel kökenlerine dair ipuçları da sunabilir.</p>
<p>Çalışma aynı zamanda psikiyatri ile moleküler nörobiyoloji arasındaki mesafenin giderek azaldığını gösteriyor. Bir zamanlar büyük ölçüde davranışsal gözlemlerle tanımlanan ruh sağlığı bozuklukları, artık hücresel mekanizmalar ve gen düzenleme ağları üzerinden de inceleniyor. Şizofreniyle bağlantılı küçük RNA’ların fare beyninde belirli etkiler üretmesi, bu dönüşümün somut örneklerinden biri. Araştırmacılar açısından bir sonraki adım, hangi küçük RNA türlerinin en etkili olduğunu, hangi gen hedeflerini düzenlediğini ve bu sinyallerin hastalığın farklı klinik alt tipleriyle nasıl ilişkili olduğunu daha ayrıntılı çözmek olacak.</p>
<p>Şimdilik elde edilen sonuç, şizofreninin biyolojisine dair önemli bir soruyu yeniden gündeme taşıyor: Hastalığın davranışsal belirtileri, beynin küçük RNA tabanlı düzenleyici sistemlerindeki bozulmalardan ne ölçüde etkileniyor? Bu sorunun yanıtı henüz tamamlanmış değil. Ancak yeni bulgular, şizofreninin moleküler temellerini anlamada küçük RNA’ların artık göz ardı edilemeyecek bir araştırma alanı olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> The role of hippocampal small RNAs derived from schizophrenia patients in inducing cognitive and neural phenotypes in mice.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Hippocampal small RNAs from patients with schizophrenia induce specific cognitive and neural phenotypes in mice.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Galán-Ganga, M., Guisado-Corcoll, A., Sancho-Balsells, A. et al. Hippocampal small RNAs from patients with schizophrenia induce specific cognitive and neural phenotypes in mice. Cell Death Discov. (2026). https://doi.org/10.1038/s41420-026-03166-z</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41420-026-03166-z</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/sizofreni-kucuk-rna-beyin-davranis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kenevir ve Tütünün Birlikte Kullanımı, Psikoz Riski Yüksek Gençlerde Dikkat Çekici Bir Uyarı Sinyali Veriyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/kenevir-tutun-psikoz-riski/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/kenevir-tutun-psikoz-riski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 01:20:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[kenevir]]></category>
		<category><![CDATA[kenevir kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[prodromal belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[psikotik bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[psikoz riski]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<category><![CDATA[tütün kullanımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/kenevir-tutun-psikoz-riski/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni araştırma, kenevir ve tütünün birlikte kullanımının psikoz riski yüksek bireylerde ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yarattığını ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir çok merkezli araştırma, kenevir ile tütünün birlikte kullanımının, özellikle psikotik bozukluklar açısından klinik olarak yüksek risk taşıyan kişilerde, ruh sağlığı sonuçlarıyla daha olumsuz bir tabloyla ilişkili olabileceğini <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-gpnmb-proteini-rolu/" title="Parkinson Hastalığının İlerlemesini Yavaşlatabilecek Yeni İmmün Hedef Ortaya Çıktı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> koydu. Nature Mental Health dergisinde yayımlanan çalışma, şizofreni gibi hastalıklara giden yolda erken belirtiler gösteren bireylerde madde kullanım örüntülerinin nasıl değiştiğini inceleyerek, co-use olarak tanımlanan eş zamanlı kenevir ve tütün kullanımının ayrı ayrı kullanım biçimlerine kıyasla daha dikkat çekici bir risk profili oluşturduğunu gösterdi.</p>
<p>Çalışmanın başyazarı olan Vanderbilt Health’ten psikiyatri ve davranış bilimleri alanında yardımcı doçent ve Nöromodülasyon Araştırmaları Direktörü Dr. Heather Ward liderliğindeki ekip, Kuzey Amerika Prodrom Uzunlamasına Araştırması’ndan (NAPLS) elde edilen verileri analiz etti. NAPLS, tam psikoz tanısı almamış ancak olağan dışı düşünceler, algı değişimleri ya da kısa süreli kuşkuculuk gibi alt eşik düzeyde belirtiler gösteren kişileri yıllar içinde izleyen büyük ölçekli bir girişim olarak biliniyor. Bu yaklaşım, tam klinik tablonun gelişmesinden önce ortaya çıkan erken risk işaretlerini anlamak açısından araştırmacılara önemli bir pencere sunuyor.</p>
<p>Araştırmacılar, 1.000’den fazla katılımcıyı kapsayan boylamsal veriler üzerinden, yalnızca kenevir kullananlar, yalnızca tütün kullananlar, iki maddeyi birlikte kullananlar, başka maddeler kullananlar ve hiç kullanmayanlar arasında karşılaştırma yaptı. İncelenen dönem iki yıl sürdü ve bu süreçte hem belirtilerin seyri hem de psikoz gelişimine ilerleme olasılığı değerlendirildi. Bilim insanlarının odak noktası, prodromal dönemdeki bu farklı kullanım kalıplarının klinik gidişatla nasıl bağlantılı olduğuydu.</p>
<p>Psikoz riski taşıyan prodromal dönem, hastalığın henüz yerleşmediği ancak hassasiyetin belirginleştiği bir evreye işaret ediyor. Bu dönemdeki kişiler çoğu zaman gerçeklik algısında hafif sapmalar, yoğunlaşan şüphecilik, sosyal geri çekilme ya da kısa süreli algısal olağandışılıklar yaşayabiliyor. Ancak bu belirtiler tek başına tanı koydurmuyor. Araştırmanın önemi de tam burada ortaya çıkıyor: hangi çevresel ve davranışsal etkenlerin bu kırılgan dönemde klinik tabloyu ağırlaştırabileceğini daha iyi anlamak.</p>
<p>Madde kullanımının psikozla ilişkisi uzun süredir bilimsel tartışmaların merkezinde yer alıyor. Kenevir için özellikle yüksek THC içeriğine sahip ürünlerin, hassas bireylerde psikotik semptomlarla ilişkili olabileceğine dair geniş bir literatür bulunuyor. Tütün ise doğrudan psikozun nedeni olarak görülmese de, nikotinin beyin devreleri üzerindeki etkileri, bağımlılık döngüsü ve eşlik eden psikiyatrik yük nedeniyle karmaşık bir risk profili oluşturabiliyor. Yeni çalışma, bu iki maddenin birlikte kullanımına odaklanarak, ayrı ayrı incelenen risklerin ötesinde daha bütüncül bir tablo çiziyor.</p>
<p>Ekip, özellikle eş zamanlı kullanımın yalnızca bir davranış kalıbı değil, aynı zamanda daha <a href="https://oncology.com.tr/yogun-bakim-bilissel-gerileme-ucl-arastirmasi/" title="İngiltere Verileri: Yoğun Bakım Verenlerde Bilişsel Gerileme Hızlanabiliyor" data-wpan-internal-link="1">yoğun</a> semptom yüküyle ilişkili olabilecek bir klinik işaret olabileceğini değerlendiriyor. Bulgular, kenevir ve tütünün aynı anda kullanımının, yüksek risk grubundaki bireylerde psikoz yönünde ilerlemeyi işaret eden belirtilerle bağlantılı olabileceğine işaret ediyor. Bununla birlikte araştırmacılar, bunun nedenselliği kesin olarak kanıtlamadığını; gözlemsel ve boylamsal tasarım nedeniyle ilişkinin dikkatle yorumlanması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Bu tür çalışmalar, <a href="https://oncology.com.tr/kirsal-mahalle-ergen-sigara-kullanimi/" title="Kırsal Mahallelerde Gençlerin Sigara Riskini Artıran Görünmez Etki: Yoksunluk ve Yerel Normlar" data-wpan-internal-link="1">halk sağlığı</a> açısından önemli bir noktaya işaret ediyor: madde kullanımını tek tek maddeler üzerinden değil, gerçek hayattaki birlikte kullanım örüntüleri üzerinden değerlendirmek. Özellikle genç yetişkinlerde kenevir kullanımının tütünle eşleşmesi, bağımlılık dinamiklerini, kullanım sıklığını ve maruziyet yoğunluğunu değiştirebilir. Klinik risk altındaki kişilerde ise bu kombinasyon, belirtilerin izlenmesini ve erken müdahale stratejilerinin planlanmasını daha da önemli hale getiriyor.</p>
<p>Uzmanlar, psikozun gelişiminde tek bir etkenin belirleyici olmadığını; genetik yatkınlık, çevresel stresörler, madde kullanımı ve erken yaşam deneyimlerinin birlikte rol oynayabildiğini hatırlatıyor. Bu nedenle yeni bulgular, özellikle erken tanı programlarında tarama ve danışmanlık süreçlerinin madde kullanım örüntülerini de kapsaması gerektiğine dair güçlü bir bilimsel gerekçe sunuyor. Araştırma, prodromal belirtileri olan bireylerde kenevir ve tütünün birlikte kullanımının basit bir yaşam tarzı tercihi olmaktan öte, klinik açıdan anlamlı bir uyarı işareti olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Çalışmanın bir diğer önemli yönü, uzunlamasına izlem sayesinde yalnızca bir zaman noktasındaki tabloyu değil, belirtilerin iki yıl içinde nasıl değiştiğini ortaya koyması. Bu da, ruh sağlığı araştırmalarında tek seferlik ölçümlerin kaçırabileceği risk örüntülerini yakalamaya yardımcı oluyor. Her ne kadar daha fazla doğrulayıcı çalışmaya ihtiyaç bulunsa da, Nature Mental Health’te yayımlanan bu analiz, kenevir ve tütünün birlikte kullanımına ilişkin klinik sorulara yeni ve daha ayrıntılı bir çerçeve kazandırıyor.</p>
<p>Sonuç olarak çalışma, psikoz açısından yüksek risk taşıyan bireylerde madde kullanımının biçiminin en az kullanımın varlığı kadar önemli olabileceğini gösteriyor. Özellikle kenevir ile tütünün eş zamanlı kullanımına ilişkin bulgular, erken müdahale programları, risk değerlendirmesi ve ruh sağlığı taramalarında daha dikkatli bir yaklaşım gerektirdiğine işaret ediyor. Araştırmacılar için bir sonraki adım, bu ilişkinin biyolojik mekanizmalarını ve hangi alt grupların en kırılgan olduğunu daha net biçimde belirlemek olacak.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Cannabinoid and nicotine co-use effects on the development of psychotic disorders in high-risk individuals.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Cannabis and tobacco co-use predicts psychosis in clinical high risk cohorts</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Kannabis, Tütün, Eş kullanım, Psikoz, Şizofreni, Klinik yüksek risk, Madde kullanımı, Nöromodülasyon, Psikotik bozukluklar, THC, Nikotin, Ruh sağlığı</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/kenevir-tutun-psikoz-riski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
