<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinir sistemi &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/sinir-sistemi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Jul 2026 09:44:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>Sinir sistemi &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fibromiyaljide en büyük genetik analiz sinir sistemi bağlantılarını güçlendiriyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/fibromiyaljide-genetik-risk-sinir-sistemi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/fibromiyaljide-genetik-risk-sinir-sistemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 09:44:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı işleme]]></category>
		<category><![CDATA[fibromiyalji]]></category>
		<category><![CDATA[genetik risk]]></category>
		<category><![CDATA[genetik varyantlar]]></category>
		<category><![CDATA[genom çapında analiz]]></category>
		<category><![CDATA[kronik ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir sistemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/fibromiyaljide-genetik-risk-sinir-sistemi/</guid>

					<description><![CDATA[Nature Medicine’da yayımlanan geniş çaplı genetik çalışma, fibromiyaljide yatkınlıkla ilişkili risk sinyallerinin sinir sistemi yollarında toplandığını ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fibromiyalji, yaygın ağrı ve hassasiyetin yanı sıra yorgunluk, uyku sorunları, bellek ve ruh halini etkileyen şikâyetlerle giden karmaşık bir sendrom olarak tanımlanıyor. Ancak hastalığın biyolojik nedenlerini açıklamak uzun süredir zordu. Bu tabloyu değiştirmeyi hedefleyen yeni bir genetik çalışma, fibromiyaljiye yatkınlıkla ilişkili risk faktörlerini daha büyük bir veri setinde haritaladı. Nature Medicine’da yayımlanan araştırma, fibromiyaljinin nedenlerini anlatan çerçeveyi, yalnızca belirtilerin tarif edilmesinden ölçülebilir biyolojik mekanizmalara doğru kaydırıyor.</p>
<p>Çalışma, nüfus ölçekli genetik yaklaşımla DNA’daki varyasyonların hastalığa yakalanma riskine nasıl katkıda bulunduğunu araştırdı. Araştırmacılar 2,5 milyonun üzerinde yetişkine ait genetik verileri inceledi; bunlar arasında fibromiyalji tanısı almış 55.000 kişi yer aldı. Ekip, fibromiyalji tanısı olan ve olmayan kişiler arasında genoma çapraz karşılaştırmalar yaparak hangi DNA bölgelerinin hastalıkla daha sık birlikte görüldüğünü ortaya çıkarmaya çalıştı. Böylece, fibromiyaljiye yatkınlığı etkileyebilecek genetik “sinyaller” istatistiksel düzeyde değerlendirildi.</p>
<p>Sonuçlar, riskin yalnızca ağrı algısına sınırlı bir açıklama ile geçiştirilemeyeceğini; sinir sistemiyle ilişkili biyolojik yolların öne çıktığını işaret ediyor. Araştırmacılara göre bu bulgu, fibromiyaljinin nörobiyolojik süreçlerle bağlantılı olabileceği düşüncesini destekler nitelikte. Başka bir ifadeyle, fibromiyaljiyi yaşayan bireylerde görülen yaygın ağrı ve buna eşlik eden yorgunluk, uyku bozuklukları ve bilişsel/duygudurum belirtilerinin, sinir sistemi düzeyinde işleyen farklı mekanizmalarla ilişki kurabileceği ihtimali güçleniyor.</p>
<p>Çalışmanın en önemli katkılarından biri, tıbbi tanımların ötesine geçerek genetik mimariyi daha geniş bir örneklemle incelemesi. Daha önceki çalışmalar sınırlı örneklemlerle yürütüldüğü için genetik etkilerin ne kadarının belirginleşebildiği tartışmalı kalabiliyordu. Bu yeni analizde ise çok daha büyük bir kohorttan elde edilen veriler üzerinden fibromiyaljiye yatkınlıkla bağlantılı bölgeler daha sistematik biçimde değerlendirildi.</p>
<p>Genetik varyasyonların <a href="https://oncology.com.tr/omniage-mitotik-saatler-klonal-hematopoez/" title="OmniAge haritası: Mitotik saatlerin işaret ettiği biyolojik yollar klonal hematopoezi açıklayabilir mi?" data-wpan-internal-link="1">işaret ettiği biyolojik</a> kümeler, ağrı işleme süreçleriyle ilişkili olabilecek sinir sistemi fonksiyonlarına odaklanıyor. Çalışmada ayrıca, literatürde nörobiyolojiyle ilişkilendirilmiş bazı genlerle bağlantılı sinyallerin de tespit edildiği belirtiliyor. Örneğin HTT (Huntington hastalığıyla ilişkili gen) ve GPR52 gibi sinir sistemiyle bağlantılı yollarla ilişkisi bulunan genler bağlamında, fibromiyalji riskini etkileyebilecek varyasyonlar raporlanıyor. Bu tür bulgular, hastalığın tek bir “neden”e indirgenemeyecek kadar çok boyutlu olabileceğini; bunun yerine birden fazla genetik yolun sinir sistemi aracılığıyla hastalık riskini şekillendirebileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Elbette genetik çalışmalardan elde edilen sonuçlar, tek başına “neden-sonuç” ilişkisini klinik düzeyde kanıtlamaz. DNA’daki varyasyonlar hastalığa yatkınlıkla ilişkilidir; ancak belirli bir mekanizmanın nasıl işlediği ve hangi çevresel/yaşamsal etkenlerin bu yatkınlığı tetikleyebileceği, ek araştırmalar gerektirir. Bununla birlikte, fibromiyalji için biyolojik mekanizmalara dair somut genetik haritaların genişlemesi, gelecekte daha hedefli biyolojik hipotezlerin test edilmesine zemin hazırlayabilir.</p>
<p>2,5 milyon kişilik veri setiyle yapılan bu çalışma, fibromiyaljiyi açıklamada yalnızca semptomların tanımlanmasına dayanan <a href="https://oncology.com.tr/ileri-glikasyon-son-urunleri-age-whi/" title="Low-fat yaklaşımın ötesi: WHI verileriyle AGE’lerin kanser riskine olası etkisi yeniden tartışılıyor" data-wpan-internal-link="1">yaklaşımın</a> ötesine geçilmesi gerektiğine dair kanıtları güçlendiriyor. Sonuçlar, sinir sistemi temelli süreçlerin fibromiyaljinin gelişiminde önemli bir rol oynayabileceğini gösterirken; genetik risk faktörlerini ölçülebilir biyolojik yollara bağlama yönünde dikkate değer bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/largest-study-finds-genetic-risk-factors-linked-to-fibromyalgia/ (Nature Medicine)</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> The genetic architecture of fibromyalgia across 2.5 million individuals</p>
<p><strong>References:</strong><br />Nature Medicine</p>
<p><strong>Keywords:</strong> fibromiyalji, genetik risk, sinir sistemi, genom-geniş ilişkilendirme, ağrı işleme, Huntington <a href="https://oncology.com.tr/enrico-m-novelli-umsom-orak-hucre-programi/" title="Enrico M. Novelli, UMSOM’da orak hücre hastalığı programının direktörlüğüne atandı" data-wpan-internal-link="1">hastalığı</a>, HTT, GPR52, kronik ağrı</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/fibromiyaljide-genetik-risk-sinir-sistemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ISSCR 2026’da RP Hastalarında Nakledilen Nöral Progenitör Hücrelerin En Az 1 Yıllık Yaşam Süresi Raporlandı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/rp-cns10-npc-hucre-nakli-1-yil/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/rp-cns10-npc-hucre-nakli-1-yil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 18:44:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[göz hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hücre nakli]]></category>
		<category><![CDATA[klinik çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[kök hücre terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[nöral progenitör hücre]]></category>
		<category><![CDATA[rejeneratif tıp]]></category>
		<category><![CDATA[retinal dejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[retinitis pigmentoza]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[uzun dönem güvenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/rp-cns10-npc-hucre-nakli-1-yil/</guid>

					<description><![CDATA[ISSCR 2026’da paylaşılan klinik veriler, RP hastalarında CNS10-NPC hücrelerinin subretinal alanda en az 1 yıl yaşayabildiğini ve belirgin güvenlik sorunu göstermediğini bildiriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 yılındaki Uluslararası Kök Hücre Araştırmaları Derneği (ISSCR 2026) toplantısında paylaşılan klinik veriler, retinitis pigmentoza (RP) hastalarına nakledilen insan nöral progenitör hücrelerinin uzun süre göz içinde kalabildiğini gösterdi. Çalışmada, fetal beyin korteksinden türetilen CNS10-NPC hücrelerinin subretinal alanda en az bir yıl boyunca hayatta kaldığı ve belirgin bir güvenlik sorunu işaret etmediği bildirildi. Bu bulgu, genetik nedenleri son derece çeşitli olan retinal dejenerasyonlarda “mutasyona bağlı olmayan” yaklaşımların klinik araştırmalara taşınması açısından dikkat çekici bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>RP, kalıtsal retinal hastalıkların geniş bir grubunu temsil ediyor ve hastalığın seyrinde giderek artan görme kaybı öne çıkıyor. Kaynak veriler, RP’ye yol açabilen 1.000’den fazla genetik mutasyon olduğuna dikkat çekiyor. Bu kadar çok sayıda genetik varyasyonun varlığı, yalnızca belirli mutasyonları <a href="https://oncology.com.tr/adiponektin-seramid-ekseni-kalori-kisitlamasi/" title="Diyet kısıtlaması kan şekerini hedefleyen yeni bir “adiponektin–seramid” hattını devreye sokuyor" data-wpan-internal-link="1">hedefleyen</a> gen terapilerinin kapsamını doğal olarak sınırlandırıyor. Klinik ihtiyaçlar açısından bakıldığında, tek bir genetik hedefe dayanmak yerine daha geniş hasta popülasyonlarına hitap edebilecek stratejiler öne çıkıyor.</p>
<p>Paylaşılan çalışmada kullanılan hücre yaklaşımı, bu gereksinime uygun bir çerçeve sunuyor. CNS10-NPC olarak adlandırılan nöral progenitör hücreler, fetal beyin korteksinden türetiliyor. Araştırmacılar, hücrelerin subretinal boşlukta kalıcılık gösterip göstermediğini uzun dönem takip üzerinden değerlendirdiklerini belirtiyor. Sonuçlar, nakledilen hücrelerin en az bir yıl boyunca göz içinde varlığını sürdürebildiğini ve bu süreçte önemli bir güvenlik endişesiyle <a href="https://oncology.com.tr/pulmoner-arteriyel-hipertansiyon-hemoliz-genetik-beslenme/" title="Hemolizle ilişkili genetik ve beslenme etkenleri, PAH artışının gözden kaçan parçası olabilir" data-wpan-internal-link="1">ilişkili</a> bulgu ortaya çıkmadığını ifade ediyor.</p>
<p>Bu tür uzun dönem sağkalım verileri, hücre bazlı tedavilerin klinik geçerliliği için sıklıkla kritik kabul ediliyor. Çünkü yalnızca hücrelerin uygulanması değil, hedef dokuda yeterli süreyle bulunabilmeleri de etkinlik açısından temel ön koşullardan biri. Bununla birlikte, kaynağın aktardığı veriler tedavinin klinik faydasını “kesin” biçimde kanıtlıyor şeklinde yorumlanmamalı; bildirilen temel sonuç, hücre sağkalımına ve önemli güvenlik sorunlarının görülmemesine odaklanıyor. RP’de görme ile ilgili işlevsel sonuçların, hücrelerin varlığıyla nasıl ve ne ölçüde ilişkilendiğini görmek için daha kapsamlı klinik değerlendirmelere ve uzun takip verilerine ihtiyaç duyuluyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Human neural progenitor cell transplantation for retinitis pigmentosa</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Long-term Survival of Transplanted Neural Progenitors Demonstrated in Retinitis Pigmentosa Patients</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Pigmentoz retinit, nöral progenitör hücreler, kök hücre tedavisi, retinal dejenerasyon, gen-agnostik <a href="https://oncology.com.tr/alzheimer-amiloid-tau-taramasi-ucsf-klinik-denemesi/" title="UCSF’de Alzheimer’da çift hedefli yeni tedavi denemesi için hasta taraması başladı" data-wpan-internal-link="1">tedavi</a>, CNS10-NPC, indüklenmiş pluripotent kök hücreler</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/rp-cns10-npc-hucre-nakli-1-yil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer tümörleri iştahı bastıran sinir sinyalini ele geçiriyor: Cachexia’da yeni mekanizma</title>
		<link>https://oncology.com.tr/akciger-tumorleri-istahi-bastiran-sinir-sinyalini-ele-geciriyor-cachexiada-yeni-mekanizma/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/akciger-tumorleri-istahi-bastiran-sinir-sinyalini-ele-geciriyor-cachexiada-yeni-mekanizma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 00:59:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Cachexia]]></category>
		<category><![CDATA[iştah baskılanması]]></category>
		<category><![CDATA[kanser biyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser kaşeksisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser önlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[LKB1 gen eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[tümor mikroçevresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/akciger-tumorleri-istahi-bastiran-sinir-sinyalini-ele-geciriyor-cachexiada-yeni-mekanizma/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni bir çalışmada LKB1’siz akciğer tümörlerinin iştahı azaltarak yağ ve kas kaybına yol açan cachexia’yı tetiklediği gösterildi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanserinin bazı biçimleri, yalnızca tümör yükünü artırmakla kalmayıp vücudun besin alımını ve kas-fat dengesini de bozabiliyor. NYU Langone Health ve Perlmutter Cancer Center’dan araştırmacıların <em>Science</em> dergisinde yayımlanan <a href="https://oncology.com.tr/lenalidomid-idame-tedavisi-endurance/" title="ENDURANCE çalışması lenalidomidin “süresiz” idame yaklaşımını tartışmaya açtı" data-wpan-internal-link="1">çalışması</a>, akciğer tümörlerinin “cachexia” adı verilen kanserle <a href="https://oncology.com.tr/asiri-prematurelerde-laringoskopi-denemeleri-ivh/" title="Aşırı prematürelerde entübasyon denemelerinin sayısı ağır beyin kanamasıyla ilişkili" data-wpan-internal-link="1">ilişkili</a> yıkım sendromunu nasıl tetikleyebildiğine dair daha önce açıklanmamış bir biyolojik yolun ipuçlarını ortaya koyuyor. Cachexia; belirgin kilo kaybı, yağ ve kas kütlesinde azalma ile seyrederken hastaların tedavilere uygunluğunu ve genel gidişatı da olumsuz etkileyebiliyor.</p>
<p>Araştırma, insan akciğer kanserinin sık görülen alt tiplerini taklit edecek şekilde tasarlanmış genetik mühendislikli fare modelleri üzerinde yürütüldü. Çalışmanın dikkat çekici bulgusu, tümörlerin varlığının tek başına ağır cachexia ile bağlantılı olmaması. Yalnızca tümör dokusunda tümör baskılayıcı bir gen olan <strong>LKB1</strong> bulunmayan farelerin, şiddetli cachexia geliştirdiği gözlendi. Bu durum; hem yağ hem de kas kaybının birlikte görülmesi ve aynı zamanda iştahın azalmasıyla seyretmesiyle karakterize edildi.</p>
<p>İşin önemli noktası, gözlenen cachexia şiddetinin tümörlerin büyüklüğü ya da “daha agresif” görünmesiyle doğrudan örtüşmemesiydi. Başka bir ifadeyle, daha büyük ya da daha saldırgan tümörler her zaman daha ağır kilo kaybı anlamına gelmedi. Bu da araştırmacıların, cachexia’nın yalnızca tümör hacmiyle açıklanamayacağını ve daha özgül bir hastalık mekanizmasının devrede olabileceğini düşündüğünü gösteriyor.</p>
<p>Çalışma kapsamında elde edilen sonuçlar, akciğer tümörlerinin vücuttaki sinir sistemiyle etkileşime girerek beslenme davranışını etkileyebileceği fikrini güçlendiriyor. Kaynak verilen modelde, tümörlerin iştah azalmasıyla ilişkili bir fenotip üretmesi; bunun yalnızca genel bir inflamasyon tablosundan değil, daha <a href="https://oncology.com.tr/il7r-hedefli-car-t-t-alle/" title="T-ALL için IL7R hedefli CAR-T deneyi: daha seçici bağışıklık saldırısı arayışı" data-wpan-internal-link="1">hedefli</a> bir biyolojik işleyişten kaynaklanabileceğini düşündürüyor. Araştırmanın başat mesajı, cachexia’nın karmaşık bir süreç olmasına karşın belirli genetik değişimlerin bu süreci belirgin biçimde yönlendirebildiği.</p>
<p>Araştırmada ayrıca, LKB1 eksikliğine sahip tümörlerin ortaya çıkardığı bu yıkım tablosunun, yağ ve kas kaybını birlikte tetiklemesi bakımından da klinik açıdan dikkat çekici. Cachexia’da yağ dokusu kaybının kas kaybıyla birlikte seyretmesi, hastalarda güç kaybı, fonksiyonel kapasitede düşüş ve tedavi toleransında azalma gibi sonuçları hızlandırabilen bir tabloya işaret ediyor. Bu nedenle, “iştah düşüşü”nün biyolojik süreçlere nasıl bağlandığını anlamak, hastalığın ilerleyişini kavramaya yardımcı olabilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Animals</p>
<p><strong>Article Title:</strong> A dietary switch promotes sensory neuron–dependent cancer-associated cachexia</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Akciğer kanseri, Kaşeksi, Prostaglandin E2, Vagus siniri, Duyusal nöronlar, İltihaplanma, LKB1, Kanserle ilişkili kilo kaybı</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/akciger-tumorleri-istahi-bastiran-sinir-sinyalini-ele-geciriyor-cachexiada-yeni-mekanizma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
