<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>osteoporoz &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/osteoporoz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 31 Jul 2026 16:29:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>osteoporoz &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kükürtlü kitosan parçası RANK’te Lys97’yi hedefleyerek osteoporozda kemiği yeniden dengelemeyi amaçlıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/26scs-kukurtlenmis-kitosan-rank-osteoporoz/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/26scs-kukurtlenmis-kitosan-rank-osteoporoz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:29:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyomateryal]]></category>
		<category><![CDATA[kemik dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[kemik metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[kemik mineralizasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[kemik yıkımı]]></category>
		<category><![CDATA[kükürtlenmiş kitosan]]></category>
		<category><![CDATA[Nanomalzeme ve biyomedikal araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[osteoklast]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[RANK hedefleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/26scs-kukurtlenmis-kitosan-rank-osteoporoz/</guid>

					<description><![CDATA[26SCS adlı kükürtlenmiş kitosan türevi, RANK’te Lys97’yi hedefleyerek osteoklast oluşumunu baskılar ve damarlaşma ile kemik mineralizasyonunu desteklemeyi amaçlar.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osteoporoz, kemik dokusunun yeniden şekillenmesinde kaynağın iki tarafı arasındaki dengeyi bozarak kırık riskini artırıyor. Mevcut tedaviler çoğu zaman kemik yıkımını baskılarken kemik yapımını yeterince destekleyemiyor; bu da yan etki profili ve etkinlik sürekliliği açısından zorluklar yaratabiliyor. Bu noktada, yeni bir çalışma kükürtlenmiş polisakkaritlerden oluşan sentetik bir molekülün, osteoklast oluşumunu doğrudan yöneten hedefleri değiştirerek hem rezorpsiyonu frenleyebileceğini hem de damarlaşma eşliğinde mineralizasyonu destekleyebileceğini öne sürüyor.</p>
<p>Araştırmacılar, 2-N,6-O-sulfatlanmış kitosan türevi olarak tanımlanan 26SCS isimli beşli (pentasakkarit) sentetik bir yapı üzerinde çalıştıklarını bildiriyor. Sunulan bulgulara göre 26SCS, “terapötik” koşullarda kemik kütlesini yaklaşık %115 düzeyine geri getirirken, kemik kaybını da %66 oranında azaltmayı hedefledi. Çalışmada ayrıca bu yaklaşımın, bisfosfonatlarla karşılaştırıldığında aynı anda iki farklı süreci etkileyebilmesiyle ayrıştığı belirtiliyor: osteoklastogenezi baskılama ve vaskülarize osteogenezi (damarlanma ile birlikte kemik oluşumu) destekleme.</p>
<p>Etki mekanizması, reseptör aktivatörünü nükleer faktör kappa B (RANK) <a href="https://oncology.com.tr/nka2-palmitoylatma-fumarat-hatti-diyabetik-kardiyomiyopati/" title="Fumarat hattı üzerinden kalp hücrelerinde “palmitoylatma”: Diyabetik kardiyomiyopatide NKAα2 farkı" data-wpan-internal-link="1">üzerinden</a> kurgulanıyor. RANK sinyalinin başlatılmasında rol alan RANK ligand (RANKL) yolunun, osteoklast öncüllerinin birleşmesi ve olgunlaşmasıyla ilişkili olduğu biliniyor. Çalışmaya göre 26SCS, RANK üzerinde kritik bir hedef olan Lys97 bölgesine bağlanıyor. Ekip, bunu yaparken kükürt çiftlerinin geometrik olarak eşleşmesini sağlayan bir tasarım yaklaşımının önemine dikkat çekiyor. Sonuç olarak RANKL sinyali bloke edilerek pre-osteoklastların kaynaşmasının durdurulması ve böylece osteoklast oluşumunun azaltılması amaçlanıyor.</p>
<p>Öte yandan molekülün yalnızca kemik yıkımını kısmadığı, aynı zamanda kemik yapımını besleyen bir çevresel etki de oluşturduğu ifade ediliyor. Çalışmada 26SCS’in, pre-osteoklastların canlılığının korunması sayesinde platelet-derived growth factor-BB (PDGF-BB) salgısını artırabildiği bildiriliyor. PDGF-BB’nin damar oluşumu ve ardından kemik mineralizasyonu ile ilişkili biyolojik <a href="https://oncology.com.tr/immun-yaslanma-bio-muhendislik-platformlari/" title="Yaşlanan bağışıklığı anlamak için bio-mühendislik platformları: “erken karar” süreçleri hedefleniyor" data-wpan-internal-link="1">süreçleri</a> destekleyebileceği, bu nedenle “damarlanma-köprülemeli” bir osteogenez etkisi beklendiği belirtiliyor.</p>
<p>Araştırma tasarımında ayrıca doğal glikozaminoglikanların yarattığı özgüllük sorununa dikkat çekiliyor. Özellikle heparin gibi doğal yapılar, Lys97’ye bağlanabilen karboksil grupları taşıdığı için RANK hedefinin özgül tutulmasını zorlaştırabiliyor. Buna karşılık 26SCS’in karboksil içermeyen bir tasarıma sahip olduğu ve kükürtlendirmesinin dizi düzeyinde kontrol edildiği vurgulanıyor. Ekip, bu değişikliklerin, doğal örneklerde görülen rekabetçi bağlanma etkisini azaltarak “terapötik spesifiklik” kazanımına katkıda bulunabileceğini savunuyor.</p>
<p>Çalışmada ayrıca yalnızca tek bölgeyi kükürtlendiren benzeri analoglarla (2SCS ve 6SCS) karşılaştırma yapıldığı aktarılıyor. Bu daha basit kurguların osteoklastogenezi aşırı baskılayabildiği ya da pro-osteojenik yönde beklendiği kadar etkili olamadığı belirtiliyor. Bu bulgu, çoklu kükürtlenme ve geometrik eşleşme yaklaşımının, biyolojik sonuçlar üzerinde belirleyici olabileceğine <a href="https://oncology.com.tr/anne-hiperglisemisi-camkii-d-oglc-nacylation-mtdna/" title="Anne adayındaki hiperglisemi, yavrunun kalbinde mtDNA sinyalini tetikleyen yeni bir biyolojik yolağa işaret ediyor" data-wpan-internal-link="1">işaret ediyor</a>.</p>
<p>Genel olarak çalışma; osteoporoz tedavisinde kemik rezorpsiyonu–yapımı dengesini tek bir hedef üzerinden kurmaya yönelik daha ince ayarlı bir strateji öneriyor. Ancak burada sunulan yüzde değerler ve mekanistik açıklamalar, moleküler düzeyde ve deneysel sistemlerde elde edilen sonuçları yansıtıyor olabilir; insanlarda güvenlik, dozlama ve kalıcı etkinlik gibi konuların ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Yine de RANK’te spesifik bir kalıntıyı (Lys97) hedefleme fikri ve damarlaşma ile bağlantılı osteogenez desteği, osteoporoz biyolojisini yeniden dengelemeye çalışan tedavi geliştirme çabaları açısından dikkat çekici bir araştırma yönü oluşturuyor.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/sulfated-polysaccharides-target-rank-lys97-to-inhibit-osteoclast-differentiation-and-reverse-osteoporosis/</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/26scs-kukurtlenmis-kitosan-rank-osteoporoz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemik dokusunda tek hücre haritası: Damar ilişkili hücreler iskelet hastalıkları için yeni gen hedefleri işaret ediyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/tek-hucreli-gen-haritalamasi-kemik-hastaliklari-gen-hedefleri/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/tek-hucreli-gen-haritalamasi-kemik-hastaliklari-gen-hedefleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:15:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[gen hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç keşfi]]></category>
		<category><![CDATA[kemik damarı etkileşimi]]></category>
		<category><![CDATA[kemik hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kemik rezorpsiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[osteogenez]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[tek hücre gen haritalaması]]></category>
		<category><![CDATA[Tek-hücreli genomik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/tek-hucreli-gen-haritalamasi-kemik-hastaliklari-gen-hedefleri/</guid>

					<description><![CDATA[Kemik iliği ile sert kemik dokusunun kesişimindeki hücreler tek tek analiz edildi. Çalışma, osteogenez-rezorpsiyon dengesini yöneten yeni gen hedefleri belirliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nature Genetics’te yayımlanan yeni bir çalışmada, uluslararası bir araştırma ekibi kemik oluşumu ve kemik yıkımı süreçlerini yöneten hücreleri ve genleri benzeri görülmemiş ayrıntıyla haritaladı. Bilim insanları, sert kemik dokusu ile kemik iliğinin kesişim noktasında bulunan hücrelerin tek tek gen ifadesini analiz ederek, iskeletin sağlıklı bakımında daha önce beklenenden önemli bir rol oynayan damar <a href="https://oncology.com.tr/pulmoner-arteriyel-hipertansiyon-hemoliz-genetik-beslenme/" title="Hemolizle ilişkili genetik ve beslenme etkenleri, PAH artışının gözden kaçan parçası olabilir" data-wpan-internal-link="1">ilişkili</a> hücre tiplerini öne çıkardı. Bulgular, osteoporoz ve kemik dokusunu etkileyen diğer hastalıklara yönelik <a href="https://oncology.com.tr/alzheimer-amiloid-tau-taramasi-ucsf-klinik-denemesi/" title="UCSF’de Alzheimer’da çift hedefli yeni tedavi denemesi için hasta taraması başladı" data-wpan-internal-link="1">tedavi</a> hedeflerinin anlaşılmasında yeni bir çerçeve <a href="https://oncology.com.tr/tasinabilir-kxrf-sistemi-kemik-kursun-olcumu/" title="Yeni taşınabilir KXRF sistemi, kemikteki kurşun birikimini sahada ölçmeye yaklaşım sunuyor" data-wpan-internal-link="1">sunuyor</a>.</p>
<p>Araştırmada ekibin odaklandığı kritik alan, kemik dokusunun dayanıklılığıyla doğrudan bağlantılı olan iki temel biyolojik süreç arasındaki denge: kemik yapımı (osteogenez) ve kemik rezorpsiyonu (yıkımı). Bu dengenin bozulması, kemik yoğunluğunu azaltan hastalıklardan, kemik yıkımının kontrolsüzleştiği durumlara kadar geniş bir klinik spektrumla ilişkilendirilebiliyor. Çalışmanın yaklaşımı ise, bu dengeyi sağlayan mekanizmaları “ortalama” düzeyde değil, tek hücre çözünürlüğünde görünür kılmak üzerine kuruldu.</p>
<p>Araştırmacılar, gelişmiş tek hücreli RNA dizileme yöntemlerini kullanarak sert kemik dokusu ile kemik iliği arasında yer alan bireysel hücrelerin gen ifade profillerini katalogladı. Analiz, her biri kendine özgü genetik aktivite örüntülerine sahip <em>34 farklı hücre popülasyonu</em> ortaya koydu. Bu sonuç, kemik “mikro-çevresinin” hücresel çeşitliliğini daha ayrıntılı biçimde gösterirken, kemik sağlığına dair genetik manzaranın da daha önce bilinenlerden geniş olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Özellikle dikkat çeken bulgu, çalışmada tanımlanan genlerin büyük bölümünün kemik hastalıkları ve kemik biyolojisi bağlamında daha önce yeterince incelenmemiş olması. Ekip, belirlenen genlerin yarısından fazlasının kemik sağlığı literatüründe yeni sayılabilecek düzeyde olduğunu belirtiyor. Bu, kemik doku araştırmalarında yalnızca bilinen yolakların değil, daha önce “gözden kaçmış” moleküler bileşenlerin de önemli olabileceği anlamına geliyor.</p>
<p>Çalışmanın bir diğer kritik katkısı ise hücreler arasındaki organizasyonun ve işlevin, damar ilişkili hücreler üzerinden yeniden yorumlanması. Geleneksel yaklaşımlar çoğunlukla kemik yapılanması ve yıkımını osteoblastlar ve osteoklastlar gibi kemik hattına yakın hücre tipleri üzerinden açıklamaya odaklanırken, bu çalışma damarlarla ilişkili hücrelerin kemik onarımı ve idamesinde daha “pivotal” bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Araştırmacılar, damar yakınlığında yer alan hücrelerin genetik etkinlikleri ile kemik mikro-çevresindeki fonksiyonel süreçler arasındaki bağlantıları veriye dayanarak incelemiş durumda.</p>
<p>Bulguların klinik anlamı, çalışmanın doğrudan tedavi önerilerinden ziyade yeni olası hedef alanları göstermesinden geliyor. Kemik hastalıklarında gözlenen farklı moleküler aksaklıkların, belirli hücre popülasyonlarına ve onların ifade ettiği gen kümelerine indirgenmesi, gelecekte daha hassas tedavi stratejilerinin geliştirilmesine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle çalışma, osteoporoz gibi kemik yoğunluğu kaybıyla giden hastalıklarda, yalnızca kemik hücrelerini değil aynı zamanda kemik-damar etkileşimini de merkeze alan yaklaşımların önemini artırıyor.</p>
<p>Araştırmada kurulan hücre haritasının sağlamlığını test etmek için fonksiyonel doğrulama adımlarına da başvuruluyor. Bu sayede, tek hücre düzeyindeki gözlemlerin yalnızca betimleyici kalmadığı; genetik belirleyicilerin ve hücresel alt tiplerin kemikle ilişkili süreçlere katkısının test edildiği aktarılıyor. Bilim insanları, bu doğrulamalarla birlikte yeni gen ve hücre imzalarının iskelet hastalıklarının biyolojisini anlamada kullanılabilir hale gelebileceğini vurguluyor.</p>
<p>Tek hücreli genomik teknolojilerinin hızla olgunlaştığı bir dönemde, kemik dokusunun farklı hücrelerle birlikte nasıl “ekosistem” gibi çalıştığını gösteren bu çalışma, iskelet biyolojisinde önemli bir veri seti sunuyor. Kemik formasyonu ve rezorpsiyonu arasındaki dengeyi yöneten ağların, damar ilişkili hücrelerle birlikte daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini düşündüren sonuçlar, önümüzdeki çalışmaların tedavi hedeflerini daraltmasına yardımcı olabilir.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/genetic-mapping-reveals-new-treatments-for-bone-diseases/</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Multiscale analysis and functional validation of the cellular and genetic determinants of skeletal disease</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Kemik hastalıkları, Osteoporoz, Kanser, Hücre patolojisi, Kemik oluşumu, Kemik dokusu, Osteoloji, Kemik iliği hücreleri, Osteositler, Osteoklastlar, Osteoblastlar, Vasküler hücreler, Osteoartrit</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/tek-hucreli-gen-haritalamasi-kemik-hastaliklari-gen-hedefleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egzersizin Kemik Yapımını Tetikleyen Hücresel Anahtarı Ortaya Çıktı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/egzersiz-primer-siliyum-kemik-buyumesi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/egzersiz-primer-siliyum-kemik-buyumesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 21:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz ve kemik sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kemik oluşumu]]></category>
		<category><![CDATA[mekanotransdüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[preosteoklastlar]]></category>
		<category><![CDATA[primer siliyum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/egzersiz-primer-siliyum-kemik-buyumesi/</guid>

					<description><![CDATA[Egzersizin kemikleri güçlendirme mekanizması hücre düzeyinde aydınlatıldı. Preosteoklastlardaki primer siliyumlar, mekanik yükü algılayarak kemik oluşumunu tetikliyor ve osteoporoz tedavisine yeni kapılar aralıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Egzersizin kemikleri neden güçlendirdiğine ilişkin en temel sorulardan biri, hücre düzeyinde yeni bir yanıt kazandı. <em>Experimental &amp; Molecular Medicine</em> dergisinde yayımlanan yeni çalışma, fiziksel aktivitenin kemik oluşumunu nasıl artırdığını açıklayan bir mekanizmayı ortaya koyarak, özellikle preosteoklast adı verilen öncü hücreler üzerindeki primer siliyumların kritik rolüne dikkat çekiyor. Bulgular, kemik sağlığını destekleyen doğal biyolojik süreçlerin yalnızca kas ve iskelet yüklenmesiyle değil, bu yüklenmeyi algılayan ince hücresel yapılarla da yakından bağlantılı olduğunu <a href="https://oncology.com.tr/beyindeki-pusula-hipokampusun-teta-dalgalari-hedefe-yonelik-yolu-onceden-gosteriyor/" title="Beyindeki Pusula: Hipokampüsün Teta Dalgaları Hedefe Yönelik Yolu Önceden Gösteriyor" data-wpan-internal-link="1">gösteriyor</a>.</p>
<p>Çalışmanın merkezinde, hemen hemen tüm memeli hücrelerinde bulunan ve anten benzeri tekil bir uzantı olan primer siliyum yer alıyor. Uzun süredir hücresel çevreden gelen mekanik ve kimyasal sinyalleri algılayan bir “duyu organeli” olarak tanımlanan bu yapı, kemik biyolojisinde şimdiye kadar yeterince anlaşılmamıştı. Araştırmacılar, egzersiz sırasında oluşan mekanik yükün, preosteoklastların primer siliyumlarında yapısal ve işlevsel değişikliklere yol açtığını ve bunun periosteal kemik oluşumunu destekleyen bir sinyal zincirini başlattığını bildiriyor.</p>
<p>Preosteoklastlar, kemik yıkımından sorumlu osteoklastların öncül <a href="https://oncology.com.tr/mutant-kok-hucreleri-hedef-alan-yeni-car-t-hucre-tedavisi-nadir-kan-kanserlerinde-umut-vadediyor/" title="Mutant Kök Hücreleri Hedef Alan Yeni CAR T Hücre Tedavisi Nadir Kan Kanserlerinde Umut Vadediyor" data-wpan-internal-link="1">hücreleri</a> olarak biliniyor. Kemik yeniden yapılanması, yapım ve yıkım süreçlerinin dengeli bir etkileşimiyle sürüyor; bu nedenle preosteoklastların davranışı, kemiğin genel mimarisini doğrudan etkileyebiliyor. Yeni bulgular, egzersizin bu hücrelerde mekanosensitif yanıtları tetiklediğini ve bunun yalnızca yıkım tarafını değil, kemik yüzeyinde yeni doku birikimini de etkileyebildiğini düşündürüyor. Özellikle periosteal bölgede, yani kemiğin dış yüzeyine yakın alanda gerçekleşen kemik kazanımı, mekanik uyarıya verilen klasik bir uyum yanıtı olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Araştırma ekibi, mekanik yüklenmenin preosteoklastlardaki primer siliyumların uzamasını ve etkinleşmesini teşvik ettiğini gösterdi. Bu morfolojik değişim, hücrenin biyomekanik ipuçlarını algılama kapasitesini artırıyor. Ardından hücre içi sinyal yolları devreye giriyor ve kemik yeniden yapılanmasıyla ilişkili genlerin düzenlenmesinde değişiklikler oluşuyor. Çalışma, bu sürecin yalnızca pasif bir yanıt olmadığını; aksine egzersizin, belirli hücre altı yapıların aracılığıyla kemik yapımını yönlendiren organize bir biyolojik programı harekete geçirdiğini öne sürüyor.</p>
<p>Öne çıkan bir başka nokta ise, primer siliyumların yalnızca mekanik sinyalleri “hissetmekle” kalmayıp, çevresel yanıtı da şekillendirebilmesi. Araştırmada, preosteoklastlardaki bu organellerin aktivasyonunun, kemik çevresinde oluşan yerel mikroçevreyi periosteal kemik birikimi için daha elverişli hale getirdiği belirtiliyor. Bu, egzersizin neden özellikle yük taşıyan kemiklerde güçlendirici etki gösterdiğini açıklamaya yardımcı olabilecek önemli bir hücresel çerçeve sunuyor.</p>
<p>Çalışma, iskelet biyomekaniği açısından da dikkat çekici. Çünkü kemik, yalnızca mineralize bir yapı değil; sürekli olarak mekanik kuvvetlere yanıt veren canlı bir doku. Uzun zamandır egzersizin kemik yoğunluğunu ve dayanıklılığını artırdığı biliniyordu, ancak bu etkinin hangi hücresel sensörlerle başlatıldığı tam olarak net değildi. Yeni araştırma, preosteoklastlardaki primer siliyumların bu eksik halkalardan biri olabileceğini göstererek, egzersiz ile kemik oluşumu arasındaki bağlantıyı daha görünür hale getiriyor.</p>
<p>Bu bulguların klinik açıdan önemi de az değil. Osteoporoz ve diğer kemik dejeneratif hastalıklar, kemik kütlesinin azalması ve kırık riskinin artmasıyla seyreden yaygın sorunlar arasında yer alıyor. Mevcut tedaviler kemik yıkımını azaltmaya veya kemik yapımını desteklemeye odaklansa da, hücresel mekanosensörleri hedefleyen yaklaşımlar yeni bir araştırma alanı açabilir. Yine de bu aşamada, söz konusu mekanizmanın doğrudan tedaviye dönüştüğü söylenemez. Bulgular, öncelikle temel bilim düzeyinde önemli bir keşfi temsil ediyor ve daha ileri doğrulama çalışmalarına ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri de, kemik biyolojisi ile egzersiz fizyolojisi arasındaki ilişkiyi organel düzeyinde birleştirmesi. Primer siliyumlar son yıllarda yalnızca kemikte değil, birçok dokuda gelişim ve sinyal iletimi açısından önem kazanmış yapılar olarak öne çıkıyor. Bu araştırma, onların kemik yeniden yapılanmasında düşündüğümüzden daha etkin bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Özellikle mekanik yüklenmenin, hücre içi sinyal ağlarını nasıl yeniden ayarladığına dair elde edilen veriler, iskelet sisteminin çevresel uyaranlara ne kadar hassas olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p>Sonuç olarak, egzersizin kemik üzerindeki yararlı etkileri artık yalnızca “hareket etmek iyi gelir” düzeyinde bir gözlem değil; <a href="https://oncology.com.tr/dondurulmus-kok-hucrelerin-biyoreaktorlere-dogrudan-asilanmasiyla-uretimde-cigir-acan-yontem/" title="Dondurulmuş Kök Hücrelerin Biyoreaktörlere Doğrudan Aşılanmasıyla Üretimde Çığır Açan Yöntem" data-wpan-internal-link="1">hücrelerin</a> yükü algılama biçimine kadar uzanan ayrıntılı bir mekanizma ile açıklanabiliyor. Preosteoklastlarda yer alan primer siliyumların, mekanik uyarıyı kemik oluşumunu destekleyen sinyallere dönüştürmesi, kemik biyolojisinde yeni bir araştırma hattı açıyor. Bu çalışma, gelecekte kemik sağlığını korumaya yönelik stratejilerin, egzersizin doğal biyolojik etkilerini taklit eden ya da güçlendiren hedeflere dayanabileceğini düşündürüyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Mechanical regulation of periosteal bone formation through primary cilia on preosteoclasts induced by exercise.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Exercise-stimulated primary cilia on preosteoclasts promote periosteal-bone formation.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Kim, JM., Lee, YS., Kim, M.J. et al. Exercise-stimulated primary cilia on preosteoclasts promote periosteal-bone formation. Exp Mol Med (2026). https://doi.org/10.1038/s12276-026-01765-5</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1038/s12276-026-01765-5</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Birincil silyalar, preosteoklastlar, mekanotransdüksiyon, periosteal kemik oluşumu, egzersiz, kemik yeniden şekillenmesi, iskelet mekanobiyolojisi, osteojenik sinyal iletimi, polikistin kompleksi, Hedgehog yolu, kemik sağlığı, osteoporoz</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/egzersiz-primer-siliyum-kemik-buyumesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağırsak Mikrobiyomu, Paratiroid Fazlalığında Kemik Kırılganlığını Açıklayabilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/primer-hiperparatiroidizm-bagirsak-mikrobiyomu-kemik/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/primer-hiperparatiroidizm-bagirsak-mikrobiyomu-kemik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 21:20:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak mikrobiyomu]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Bifidobacterium longum]]></category>
		<category><![CDATA[kemik kırılganlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kemik rezorpsiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[kemik yoğunluğu]]></category>
		<category><![CDATA[osteoimmünoloji]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[primer hiperparatiroidizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/primer-hiperparatiroidizm-bagirsak-mikrobiyomu-kemik/</guid>

					<description><![CDATA[Primer hiperparatiroidizmde kemik kaybı, bağırsak mikrobiyomu ve bağışıklık aktivasyonu ile ilişkilidir. Yeni araştırmalar, bu etkileşimin kemik kırılganlığındaki rolünü ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir grup araştırmacı, bir yandan endokrin sistemini, öte yandan bağışıklık yanıtını ve bağırsak bakterilerini aynı çerçevede ele alan yeni bir çalışmayla, primer hiperparatiroidizmde kemik kaybının neden bazı hastalarda daha ağır seyrettiğine dair önemli ipuçları sundu. Genellikle paratiroid hormonunun (PTH) fazla üretimiyle tanımlanan bu hastalık, kemik mineral yoğunluğunda azalma ve kırık riskinde artışla ilişkilendiriliyor. Ancak klinikte dikkat çeken nokta şu: PTH düzeyi yüksek olan herkes aynı derecede kemik erimesi yaşamıyor. Emory Üniversitesi’nden Profesör Roberto Pacifici’nin öncülük ettiği ve 25 Mayıs 2026’da Bone Research dergisinde yayımlanan çalışma, bu farklılığın yalnızca hormon düzeyiyle açıklanamayabileceğini, bağırsak mikrobiyomunun da belirleyici bir rol oynayabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Araştırma, dışkı mikrobiyomu analizi, kemik yoğunluğu değerlendirmeleri ve bağışıklık hücresi profillemesini bir araya getiren bütüncül bir tasarıma dayanıyor. Bu yaklaşım, bağırsakta yaşayan mikrobiyal toplulukların yapısı ile iskelet sağlığı arasında anlamlı bir bağlantı bulunduğunu ortaya koydu. Bulgular, klasik endokrinoloji bakış açısını genişleterek kemik kaybını yalnızca fazla hormon üretiminin doğrudan sonucu olarak yorumlamanın yetersiz olabileceğine işaret ediyor. Elde edilen veriler, mikrobiyomun pasif bir eşlikçi değil, kemik kırılganlığını şekillendiren aktif bir biyolojik bileşen olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Çalışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, Bifidobacterium longum bakterisinin öne çıkması oldu. Araştırmacılar bu türü, bağışıklık sistemindeki aktivasyonu etkileyen ve kemik rezorpsiyonunu, yani kemik dokusunun yıkımını artıran bir “kilit tür” olarak tanımlıyor. Bu sonuç, osteoimmünoloji alanında giderek güçlenen bir görüşle de uyumlu: Bağışıklık hücreleri ile kemik metabolizması arasındaki karşılıklı etkileşim, osteoporoz gelişiminde merkezî bir mekanizma olabilir. Özellikle TNF üreten T hücreleri ve Th17 hücreleri gibi inflamatuvar bağışıklık hücrelerinin, kemik yıkımını hızlandırabildiği uzun süredir biliniyor. Yeni çalışma, bu hücresel yanıtların bağırsak mikrobiyomundaki değişikliklerle bağlantılı olabileceğini göstererek tabloyu daha da karmaşık ama aynı zamanda daha açıklayıcı hale getiriyor.</p>
<p>Bilim insanları, bulguların yalnızca gözlemsel ilişkilerle sınırlı kalmaması için işlevsel deneylere de başvurdu. Fekal mikrobiyota transferi (FMT) deneylerinde, osteoporoz gelişmiş PHPT hastalarından alınan bağırsak bakterileriyle kolonize edilen mikropsuz farelerde kemik kaybını destekleyen bir tablo ortaya çıktı. Bu deneysel sonuç, mikrobiyal bileşimin kemik sağlığı üzerindeki etkisinin tesadüfi olmadığını, tersine biyolojik olarak aktarılabilir bir özellik <a href="https://oncology.com.tr/kolorektal-kanser-mikrobiyom-fit-testi/" title="Turin Çalışması, Dışkı Testlerinin Mikrobiyom Araştırmasını Kolorektal Kanser Taramasına Taşıdığını Gösteriyor" data-wpan-internal-link="1">taşıdığını gösteriyor</a>. Başka bir deyişle, mikroplar yalnızca hastalığa eşlik etmiyor; hastalığın kemik üzerindeki etkisini de biçimlendirebiliyor olabilir.</p>
<p>Primer hiperparatiroidizm, toplumda en sık görülen paratiroid bozukluklarından biri olarak biliniyor ve çoğu zaman rutin biyokimya taramalarında saptanıyor. Hastalık bazı kişilerde sessiz ilerlerken bazılarında belirgin kemik kaybı, böbrek taşı ya da genel metabolik sorunlarla kendini gösterebiliyor. Bu nedenle hangi hastanın daha yüksek iskelet riski taşıdığını önceden tahmin etmek klinik açıdan büyük önem taşıyor. Söz konusu araştırma, mikrobiyom imzasının bu riskin belirlenmesinde yardımcı bir gösterge olabileceğini düşündürüyor. Yine de bu bulguların henüz erken aşama bilimsel veriler olduğunu, rutin klinik uygulamaya aktarılmadan önce daha büyük ve bağımsız çalışmalarda doğrulanması gerektiğini vurgulamak gerekiyor.</p>
<p>Çalışma aynı zamanda “kemik-bağırsak ekseni” olarak tanımlanan daha geniş bir biyolojik ağı da güçlendiriyor. Son yıllarda bağırsak bakterilerinin yalnızca sindirim sistemi üzerinde değil, bağışıklık, metabolizma ve hatta iskelet sistemi üzerinde de etkili olabileceği giderek daha net anlaşılıyor. Bu etkinin arkasında kısa zincirli yağ asitleri, bağışıklık hücrelerinin düzenlenmesi ve sistemik inflamasyonun kontrolü gibi çok sayıda mekanizma bulunabiliyor. Ancak bu yeni araştırma, özellikle PHPT gibi hormon kaynaklı bir hastalıkta bile mikrobiyal bileşimin klinik sonucu etkileyebileceğini göstererek alanın sınırlarını genişletiyor.</p>
<p>Yazarlar açısından en önemli mesajlardan biri, kemik hastalıklarının tek bir biyolojik yol üzerinden okunamayacağı. PTH yüksekliği hastalığın temel tanısal özelliği olsa da, kemiklerin bu hormona <a href="https://oncology.com.tr/cin-akilli-yasli-bakimi-iyi-olus/" title="Akıllı Bakım Teknolojileri Yaşlıların İyi Oluşunu Nasıl Güçlendiriyor?" data-wpan-internal-link="1">nasıl</a> yanıt verdiği kişinin mikrobiyal ekosistemi ve bağışıklık profili tarafından değiştirilebiliyor olabilir. Bifidobacterium longum ile ilişkilendirilen bu örüntü, gelecekte daha <a href="https://oncology.com.tr/nukleer-tip-nanoparcacik-pet-yenilikleri/" title="Nükleer tıpta yeni hamleler: hedefe yönelik nanoparçacıklar ve süper çözünürlüklü PET aynı sayıda" data-wpan-internal-link="1">hedefe yönelik</a> risk sınıflaması ve belki de mikrobiyomu gözeten yeni destekleyici yaklaşımlar için araştırma zemini oluşturabilir. Buna karşın uzmanlar, “precision probiotics” gibi kavramların klinikte karşılık bulabilmesi için önce nedensel ilişkinin, doz-yanıt etkilerinin ve güvenlik sınırlarının netleştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p>Sonuç olarak çalışma, primer hiperparatiroidizmde osteoporoz riskinin yalnızca endokrin bir mesele olmadığını; bağırsak bakterileri ve bağışıklık hücrelerinin de bu tabloyu şekillendirebildiğini ortaya koyuyor. Bu tür bulgular, kemik sağlığını değerlendirme biçimini daha bütüncül hale getirebilir. Şimdilik kesin olan, bağırsak mikrobiyomunun iskelet biyolojisinde sanılandan çok daha etkin bir oyuncu olduğunun giderek daha fazla destek bulması. Bundan sonraki adım, bu ilişkinin hangi hastalarda en belirgin olduğunu ve klinik pratiğe nasıl çevrilebileceğini daha ayrıntılı biçimde sınamak olacak.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Bacterial specificity of the gut microbiome predicts bone density in primary hyperparathyroidism</p>
<p><strong>References:</strong><br />Title of original paper: Bacterial specificity of the gut microbiome predicts bone density in primary hyperparathyroidism</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1038/s41413-026-00529-1</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Bağırsak Mikrobiyomu, Primer Hiperparatiroidizm, Kemik Yoğunluğu, Bifidobacterium longum, İmmün Aktivasyon, TNF Üreten T Hücreleri, Th17 Hücreleri, Kemik Kaybı, Osteoimmünoloji, Dışkı Mikrobiyotası Nakli, Metabolik Kemik Hastalığı, Hassas Probiyotikler</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/primer-hiperparatiroidizm-bagirsak-mikrobiyomu-kemik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alerjik Hastalıklar Yaşlılarda Kemik Kırılganlığıyla Bağlantılı Olabilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/yaslilarda-alerjik-hastaliklar-kemik-kirilganligi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/yaslilarda-alerjik-hastaliklar-kemik-kirilganligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 17:54:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[egzama]]></category>
		<category><![CDATA[kemik kırılganlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kırık riski]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/yaslilarda-alerjik-hastaliklar-kemik-kirilganligi/</guid>

					<description><![CDATA[UK Biobank çalışması, astım, egzama ve saman nezlesi gibi alerjik hastalıkların ileri yaşta osteoporoz ve kırık riskini artırabileceğini gösteriyor. Bu bulgu, yaşlı kemik sağlığı için önemli.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere merkezli UK Biobank verileri üzerinde yürütülen yeni bir prospektif kohort çalışması, alerjik hastalıklarla osteoporoz ve majör osteoporotik kırıklar arasında dikkat çekici bir ilişki olabileceğini ortaya koydu. Astım, egzama ve saman nezlesi gibi yaygın alerjik durumların, ileri yaştaki bireylerde kemik sağlığını etkileyebilecek daha geniş bir biyolojik çerçevenin parçası olabileceği düşünülüyor. Bulgular, yaşlanma döneminde kırık <a href="https://oncology.com.tr/gebelikte-rsv-asisi-yenidogan-hastaneye-yatis/" title="Hamilelikte RSV Aşısı, Yenidoğanların Hastaneye Yatış Riskini Belirgin Şekilde Azaltıyor" data-wpan-internal-link="1">riskini</a> anlamaya çalışan klinisyenler için bağışıklık sistemi ile iskelet sağlığı arasındaki bağlantıyı yeniden gündeme taşıdı.</p>
<p>Çalışma, özellikle 60 yaş ve üzerindeki bireyleri kapsayan büyük bir örneklemde, hastane kayıtları üzerinden yeni osteoporoz ve majör osteoporotik kırık gelişimini izledi. Bu yaklaşım, araştırmacılara mevcut kemik hastalığı olmayan kişilerde zaman içinde ortaya çıkan sağlık sonuçlarını değerlendirme imkânı verdi. Araştırmayı yürüten Peng, C., Chen, B., Chen, Z. ve çalışma arkadaşlarının, bulguları BMC Geriatrics dergisinde yayımlamaya hazırlandığı bildirildi.</p>
<p>Osteoporoz, kemik yoğunluğunun azalması ve kırılganlığın artmasıyla karakterize edilen, yaşlı erişkinlerde en önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Kalça, omurga ve el bileği gibi bölgelerde görülen kırıklar, hareket kısıtlılığı, bağımsızlık kaybı ve uzun süreli bakım ihtiyacına yol açabiliyor. Klasik risk etmenleri arasında yaş, cinsiyet, menopoz sonrası hormonal değişimler, yetersiz beslenme ve fiziksel aktivite eksikliği yer alıyor. Ancak yeni araştırma, alerjik hastalıkların da bu tabloya katkıda bulunabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici yönü, alerjiyi yalnızca <a href="https://oncology.com.tr/gebelikte-rsv-asisi-bebeklerde-solunum-enfeksiyonu/" title="Hamilelikte RSV Aşısı, İlk 3 Ayda Bebekleri Ağır Solunum Enfeksiyonlarından Koruyabilir" data-wpan-internal-link="1">solunum</a> ya da cilt semptomlarıyla sınırlı bir sorun olarak değil, sistemik etkileri olabilecek bir durum olarak ele alması. Astım, egzama ve saman nezlesi gibi hastalıklar bağışıklık yanıtının uzun süreli biçimde aktive olmasıyla ilişkilidir. Bu tür kronik inflamatuvar süreçlerin, kemik yapım ve yıkım dengesini etkileyebileceği uzun süredir biyolojik olarak mümkün görülüyor. Bununla birlikte, alerjik hastalıkların doğrudan osteoporoza neden olduğunu söylemek için erken; araştırmanın gösterdiği şey, iki durum arasında anlamlı bir ilişki bulunması.</p>
<p>UK Biobank, çok sayıda katılımcıya ve ayrıntılı sağlık kayıtlarına dayanan yapısıyla bu tür gözlemsel çalışmalar için güçlü bir kaynak oluşturuyor. Araştırmacılar, tens of binlerce kişinin verilerini analiz ederek alerjik hastalığı bulunan yaşlı bireylerde hastane kayıtlarına yansıyan osteoporoz ve majör kırıkların daha sık görülüp görülmediğini inceledi. Prospektif tasarım sayesinde, hastalıkların hangi sırayla geliştiği daha güvenilir biçimde değerlendirilebildi. Bu da önceki kesitsel çalışmalara göre daha güçlü bir zaman boyutu sağladı.</p>
<p>Bilim insanları son yıllarda bağışıklık sistemi ile kemik dokusu arasındaki ilişkiye daha fazla odaklanıyor. Kemik sürekli yenilenen canlı bir dokudur ve bu süreç bağışıklık sinyallerinden etkilenebilir. Kronik hastalıklar, sistemik iltihap ve bazı ilaç kullanımları kemik kaybını hızlandırabilir. Alerjik hastalıklarda da benzer mekanizmaların rol oynayıp oynamadığı sorusu, özellikle yaşlı nüfus arttıkça daha önemli hale geliyor. Çünkü yaşlı bireylerde tek bir sağlık sorunu çoğu zaman başka riskleri de tetikleyebiliyor.</p>
<p>Buna rağmen araştırmanın sınırları da var. Gözlemsel kohort çalışmalar, neden-sonuç ilişkisini kesin olarak kanıtlayamaz. Hastane kayıtlarına dayalı veri kullanımı, toplumda tanı almamış ya da hafif seyreden vakaları dışarıda bırakabilir. Ayrıca yaşam tarzı, eşlik eden hastalıklar, ilaç kullanımı ve beslenme gibi etmenler tümüyle ayrıştırılamayabilir. Bu nedenle bulgular, alerjisi olan herkesin osteoporoz geliştireceği anlamına gelmiyor; yalnızca belirli gruplarda riskin daha yüksek olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Yine de sonuçların klinik açıdan önemi göz ardı edilmiyor. Özellikle ileri yaştaki ve uzun süredir alerjik hastalığı bulunan bireylerde kemik sağlığının daha dikkatli izlenmesi gerektiği fikri güç kazanıyor. Doktorlar, kırık riski değerlendirmesi yaparken sadece klasik etkenlere değil, kronik inflamasyonla ilişkili olabilecek diğer hastalıklara da bakmak zorunda kalabilir. Bu yaklaşım, gelecekte risk sınıflandırmasını daha kişiselleştirilmiş hale getirebilir.</p>
<p>Uzmanlar açısından en önemli mesaj, alerjik hastalıkların artık yalnızca mevsimsel rahatsızlıklar ya da ciltte kaşıntıdan ibaret görülmemesi gerektiği. Astım, egzama ve saman nezlesi gibi sık rastlanan durumlar, yaşlanan popülasyonda beklenenden daha geniş sonuçlar doğurabilir. Bu yeni çalışma, bağışıklık sistemi bozuklukları ile kemik kırılganlığı arasındaki bağlantıyı daha derinden inceleyecek yeni araştırmalar için de zemin hazırlıyor. Önümüzdeki dönemde yapılacak biyolojik ve klinik çalışmalar, bu ilişkinin hangi mekanizmalar üzerinden ortaya çıktığını ve hangi hastaların gerçekten daha yüksek risk altında olduğunu daha net gösterebilir.</p>
<p>Şimdilik ortaya çıkan tablo, yaşlılarda kemik sağlığını koruma stratejilerinin yalnızca kalsiyum, D vitamini ve egzersiz gibi klasik önerilerle sınırlı <a href="https://oncology.com.tr/egfr-membran-nanoskopik-kumelenme/" title="EGFR’nin Tekil Bir Reseptör Olmadığını Gösteren Yeni Yapısal Bulgular Membran Organizasyonunu Merkeze Alıyor" data-wpan-internal-link="1">olmadığını</a> hatırlatıyor. Alerjik hastalık öyküsü de, özellikle kırık yükü yüksek toplumlarda, daha geniş bir tarama ve takip yaklaşımının parçası haline gelebilir. Bilim dünyası için bu çalışma, alerji ile kemik sağlığı arasındaki görünmez bağın artık daha ciddi biçimde ele alınması gerektiğini gösteren önemli bir uyarı niteliği taşıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> The association between allergic diseases and the incidence of osteoporosis and major osteoporotic fractures in older adults.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Associations of allergic diseases with incident hospital-recorded osteoporosis and major osteoporotic fracture in older adults: a prospective cohort study in the UK Biobank.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Peng, C., Chen, B., Chen, Z. et al. Associations of allergic diseases with incident hospital-recorded osteoporosis and major osteoporotic fracture in older adults: a prospective cohort study in the UK Biobank. BMC Geriatr (2026). https://doi.org/10.1186/s12877-026-07748-5</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/yaslilarda-alerjik-hastaliklar-kemik-kirilganligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemik Oluşumunu Ayakta Tutan Yeni Sinyal Döngüsü Osteoporoz Araştırmalarına Yön Verebilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/rras2-bmpr2-osteoporoz-kemik-olusumu/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/rras2-bmpr2-osteoporoz-kemik-olusumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 20:08:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[BMP sinyallemesi]]></category>
		<category><![CDATA[BMPR2]]></category>
		<category><![CDATA[kemik biyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[kemik kütlesi]]></category>
		<category><![CDATA[kemik oluşumu]]></category>
		<category><![CDATA[kemik remodelleme]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[osteoblast]]></category>
		<category><![CDATA[osteoblast farklılaşması]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[Rras2]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/rras2-bmpr2-osteoporoz-kemik-olusumu/</guid>

					<description><![CDATA[Araştırmalar, Rras2 ile BMPR2 arasındaki geri besleme döngüsünün kemik oluşumunu desteklediğini ortaya koydu. Bu bulgu, osteoporoz tedavisinde yeni hedefler sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osteoporozun tedavisinde daha hedefli yaklaşımlar geliştirme çabaları sürerken, araştırmacılar kemik yapımını sürdüren yeni bir moleküler geri besleme mekanizması ortaya <a href="https://oncology.com.tr/insan-telomeraz-bibr1532-inhibisyon/" title="İnsan Telomerazının Yapısı, BIBR1532’nin Etki Şeklini İlk Kez Açığa Çıkardı" data-wpan-internal-link="1">çıkardı</a>. Rras2 ile BMPR2 arasında kurulan bu döngü, osteoblast soyundaki hücrelerde kemik oluşumunu destekleyen sinyallerin uzun süre dengede kalmasını sağlıyor gibi görünüyor. Bulgular, yalnızca kemik biyolojisinin temel işleyişine dair önemli bir boşluğu doldurmakla kalmıyor; aynı zamanda kırılgan kemik hastalığı olan osteoporoz için daha seçici tedavi hedefleri de işaret ediyor.</p>
<p>Osteoporoz, kemik kitlesinin azalması ve kemik mimarisinin bozulmasıyla karakterize edilen, kırık riskini belirgin biçimde artıran yaygın bir hastalık. Klinik açıdan en büyük sorunlardan biri, kemik yapımı ile kemik yıkımı arasındaki hassas dengenin neden bazı bireylerde bozulduğunun tam olarak anlaşılamamış olması. Bu nedenle mevcut tedaviler, <a href="https://oncology.com.tr/erken-meme-kanseri-statin-kullanimi/" title="Statinlerin Meme Kanserinde Sağkalıma Etkisi Hastalığın Alt Tipine Göre Değişebilir" data-wpan-internal-link="1">hastalığın</a> biyolojik köküne daha doğrudan müdahale edebilecek moleküler hedeflere ihtiyaç duyuyor. Yeni çalışma, bu ihtiyaca yanıt verebilecek adaylardan birinin Rras2-BMPR2 ekseni olabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Çalışmada odak noktası, küçük bir GTPaz olan Rras2 ile Bone Morphogenetic Protein Receptor Type 2 olarak bilinen BMPR2 oldu. BMPR2, kemik morfogenetik proteinleriyle ilişkili sinyal yolaklarında yer alıyor ve osteoblastların farklılaşması ile işlevi için kritik kabul ediliyor. Araştırmacılar, bu iki molekülün osteoblast soy hücrelerinde birbirini karşılıklı olarak etkilediğini göstererek, kemik oluşumunu destekleyen bir geri besleme devresi tanımladı. Buna göre Rras2, BMPR2 reseptör etkinliğini ince ayar düzeyinde düzenliyor; BMPR2 de karşılığında Rras2’nin ifade ve aktivitesini etkileyerek sistemin sürekliliğini sağlıyor.</p>
<p>Bu tür çift yönlü düzenleyici devreler, biyolojik sistemlerde rastgeleliği azaltıp belirli bir hücresel programın sürdürülmesine yardımcı olur. Kemik dokusunda bu durum özellikle önemlidir; çünkü osteoblastların doğru zamanda, doğru yoğunlukta ve uygun süre boyunca çalışması gerekir. Araştırmanın bulguları, Rras2-BMPR2 etkileşiminin tam da bu sürekliliği sağlayan mekanizmalardan biri olabileceğini düşündürüyor. Böylece BMP sinyalinin yalnızca başlatılmadığı, aynı zamanda kontrollü biçimde sürdürüldüğü bir düzen ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bilim insanları, Rras2’nin sadece bir “anahtar” gibi çalışmadığını; hücre içi organizasyonu da etkileyen bir düzenleyici olduğunu vurguluyor. Molekül, iskelet sistemine özgü hücresel davranışlarda önemli olan sitoskeletal düzenlenme ve hücre içi sinyal akışlarını etkileyerek reseptörün doğru yerleşimine ve işlevine katkı sağlayabiliyor. Bu ayrıntı, kemik oluşumunun neden yalnızca tek bir sinyal yolu üzerinden açıklanamayacağını da gösteriyor. Osteoblast farklılaşması, reseptör aktivasyonu, hücre iskeleti ve sinyal dayanıklılığı gibi birçok katmanın birlikte çalışmasını gerektiriyor.</p>
<p>BMPR2’nin Rras2’yi etkilemesi ise bu döngünün tek yönlü bir düzenleme olmadığını ortaya koyuyor. Karşılıklı ilişki, osteogenezin erken başlatılmasının ötesinde, kemik yapım programının zaman içinde korunmasına katkı sağlayan bir denge mekanizması anlamına geliyor. Araştırmanın önemi de burada ortaya çıkıyor: Osteoporozda sorun, çoğu zaman yalnızca tek bir proteinin yetersizliği değil, kemik döngüsünü sürdüren ağların bozulmasıdır. Yeni bulgu, bu ağlardan birinin şimdiye kadar gözden kaçmış olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Çalışma, temel bilim açısından da dikkat çekici. BMP sinyal yolu uzun süredir iskelet gelişimi ve kemik biyolojisinin merkezinde yer alıyor; ancak bu yolun nasıl uzun vadeli bir kararlılıkla sürdürüldüğü her zaman net değildi. Rras2-BMPR2 geri besleme halkası, BMP aracılı osteojenik yanıtların yalnızca başlatılmasını değil, aynı zamanda sürdürülmesini de açıklayabilecek bir çerçeve sunuyor. Bu nedenle bulgular, kemik oluşumunun “aç-kapa” mantığından daha karmaşık, kendini destekleyen bir düzenekle yönetildiğini gösteriyor.</p>
<p>Yine de araştırmanın klinik uygulamaya dönüşmesi için dikkatli bir süreç gerekiyor. Moleküler düzeyde tanımlanan her yeni hedef, doğrudan tedaviye çevrilemez; güvenlik, doku özgüllüğü ve uzun vadeli etkiler ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Özellikle kemik gibi sürekli yenilenen dokularda sinyal yolaklarını fazla baskılamak ya da aşırı uyarmak beklenmeyen sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden Rras2-BMPR2 ekseni, umut verici bir aday hedef olarak öne çıksa da, ilaç geliştirme aşamasında ek doğrulama çalışmalarına ihtiyaç duyacaktır.</p>
<p>Yine de ortaya konan mekanizma, osteoporoz araştırmalarında önemli bir yön değişikliğine işaret ediyor. Hastalığın yalnızca kemik kaybı üzerinden değil, kemik yapımını ayakta tutan geri besleme ağları üzerinden de incelenmesi gerektiği anlaşılıyor. Eğer bu bulgular ilerleyen deneysel ve klinik çalışmalarla desteklenirse, gelecekte osteoporoz tedavileri kemik yapımını daha hassas biçimde destekleyen, yan etkileri sınırlı stratejilere evrilebilir. Şimdilik ise çalışma, kemik biyolojisinin merkezinde yer alan yeni bir düzenleyici devreyi açığa çıkararak alan için güçlü bir araştırma gündemi oluşturuyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Molecular mechanisms regulating osteogenesis and therapeutic targets for osteoporosis</p>
<p><strong>Article Title:</strong> A Rras2–BMPR2 feedback loop sustains osteogenesis and represents a therapeutic target for osteoporosis</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Yang, R., Li, M., Xue, Q. et al. A Rras2–BMPR2 feedback loop sustains osteogenesis and represents a therapeutic target for osteoporosis. Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-73710-z</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/hipodiploid-kanser-kromozom-kaybi/" data-wpan-internal-link="1">Küçülen Genomlarda Hızlanan Evrim: Yeni Çalışma Kanserin Beklenmedik Uyarlanmasını Ortaya Koydu</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/rras2-bmpr2-osteoporoz-kemik-olusumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılarda Pelvik Kırık Yönetimine Yeni Bir Ölçüt: OFP-Skoru’nun Klinik Uygulanabilirliği Test Edildi</title>
		<link>https://oncology.com.tr/ofp-skoru-pelvik-kirik-degerlendirme/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/ofp-skoru-pelvik-kirik-degerlendirme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 May 2026 08:27:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[çok merkezli çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik kırık değerlendirmesi]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik tıp]]></category>
		<category><![CDATA[kemik kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[klinik skor]]></category>
		<category><![CDATA[OFP-Skoru]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporotik pelvis kırığı]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[pelvik kırık yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[pelvis kırığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/ofp-skoru-pelvik-kirik-degerlendirme/</guid>

					<description><![CDATA[Osteoporotik pelvik kırıkların yönetiminde OFP-Skoru'nun klinik pratikteki uygulanabilirliği çok merkezli çalışma ile değerlendirildi. Bu skor, hasta bazlı riskleri sistematik şekilde sınıflandırıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanan nüfusla birlikte osteoporoza bağlı kırıklar sağlık sistemlerinin en karmaşık alanlarından biri haline gelirken, pelvis kırıkları bu tablonun en zor yönetilen parçaları arasında yer alıyor. <em>BMC Geriatrics</em> dergisinde yayımlanan çok merkezli prospektif kohort çalışma, Osteoporotic Pelvis Fracture Score’un, kısaca OFP-Skoru’nun, gerçek <a href="https://oncology.com.tr/isvicre-geriatri-mobilite-plani/" title="İsviçre’de Yaşlı Hastalar İçin Hareket Planı Klinik Ortamda Test Edildi" data-wpan-internal-link="1">klinik ortamda</a> ne kadar kullanılabilir olduğunu değerlendiren dikkat çekici veriler sundu. Çalışma, yalnızca skorun teorik doğruluğuna değil, aynı zamanda farklı merkezlerde hasta bakımı sırasında pratikte işe yarayıp yaramadığına odaklanması bakımından önem taşıyor.</p>
<p>Osteoporotik pelvis kırıkları, kalça kırıkları kadar görünür tartışılmasa da yaşlı hastalarda ciddi ağrı, hareket kaybı, yatak istirahati, bakım ihtiyacında artış ve komplikasyon riskiyle ilişkili. Bu kırıklarda yalnızca kemiğin kırılmış olması değil, kemik kalitesi, kırığın anatomik düzeni, eşlik eden hastalıklar ve hastanın genel işlev düzeyi de tedavi kararlarını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle klinisyenlerin, hasta bazlı riskleri tek bir çerçevede değerlendirebilecek güvenilir araçlara ihtiyacı <a href="https://oncology.com.tr/sma-aav9-gen-tedavisi-etki-guvenlik/" title="AAV9 Tabanlı Gen Tedavisinde SMA İçin Uzun Vadeli Etki ve Güvenlik Arayışı" data-wpan-internal-link="1">uzun</a> süredir vurgulanıyordu.</p>
<p>İşte OFP-Skoru tam da bu boşluğu doldurmak amacıyla geliştirildi. Skor, osteoporotik pelvis kırıklarında karar verme sürecini daha sistematik hale getirmeyi hedefleyen bileşik bir ölçüt olarak tasarlandı. Araştırmacılar, bu aracın yalnızca belirli görüntüleme bulgularını değil, aynı zamanda kırık tipi, kemik kalitesi ve klinik açıdan anlamlı diğer değişkenleri bir araya getirerek risk sınıflaması yapabileceğini öngörüyor. Böylece hangi hastaların daha yakından izlenmesi, hangi hastaların daha agresif ya da daha ihtiyatlı bir yaklaşım gerektirebileceği konusunda hekimlere daha net bir yol haritası sunulması amaçlanıyor.</p>
<p>Çalışmanın en güçlü yönlerinden biri, çok merkezli ve prospektif tasarıma sahip olması. Farklı klinik merkezlerde gerçek zamanlı veri toplanması, OFP-Skoru’nun yalnızca tek bir hastane ya da tek bir ekip içinde değil, çeşitli sağlık ortamlarında da uygulanabilirliğini test etme olanağı sağladı. Prospektif yapı sayesinde araştırmacılar hasta demografisini, kırık tiplerini, radyolojik parametreleri ve uygulanan tedavi yaklaşımlarını geriye dönük yorumlarla değil, takip sürecinin içinde kaydedilmiş verilerle analiz etti. Bu da bulguların klinik güvenilirliğini artıran önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Pelvis kırıkları yaşlı hastalarda sıklıkla altta yatan kırılganlığın göstergesi olarak kabul ediliyor. Osteoporoz, kemik mineral yoğunluğunu azaltırken kemiğin mekanik dayanıklılığını da düşürüyor; bu durum düşük enerjili travmalarda bile ciddi hasar gelişmesine yol açabiliyor. Ancak pelvis bölgesi, anatomik karmaşıklığı nedeniyle değerlendirilmesi kolay bir alan değil. Kırık hattının yeri, stabilite durumu ve eşlik eden yumuşak doku hasarı gibi faktörler, tedavi planını değiştiriyor. Bu nedenle yalnızca kırığın varlığı değil, kırığın klinik bağlamı da son derece belirleyici oluyor.</p>
<p>Araştırmanın rapor ettiği temel mesaj, OFP-Skoru’nun öngörücü değerinin yanı sıra uygulanabilirliğinin de umut verici görünmesi. Bu tür araçlarda teorik performans kadar günlük pratikte ne kadar hızlı, anlaşılır ve farklı disiplinler tarafından kullanılabilir olduğu da kritik öneme sahip. Özellikle yaşlı hasta popülasyonunda ortopedi, geriatri, radyoloji ve rehabilitasyon ekiplerinin ortak karar vermesi gerektiğinden, ölçütün klinik iş akışına uyum sağlaması değerlendirmenin önemli bir parçası kabul ediliyor.</p>
<p>Yine de uzmanlar, böyle skorların klinik kararı tek başına belirlemediğini hatırlatır. Bir risk aracı, hekimin yerini almaz; ancak karar sürecini destekleyebilir, hastaları benzer risk gruplarına ayırabilir ve takip planlamasını daha rasyonel hale getirebilir. Bu nedenle OFP-Skoru’nun asıl değeri, karmaşık hasta profilini sayısal bir çerçeveye oturtarak iletişimi ve standardizasyonu kolaylaştırması olabilir. Özellikle çok sayıda komorbiditeye sahip, kırılgan ve fonksiyonel rezervi sınırlı yaşlı hastalarda bu tür araçlar klinik belirsizliği azaltmaya yardımcı olabilir.</p>
<p>Çalışma, osteoporotik pelvis kırıklarının tıbbi literatürde giderek daha fazla dikkat çektiği bir dönemde yayımlandı. Nüfusun yaşlanmasıyla birlikte, kırık yükünün yalnızca sıklık açısından değil, bakım maliyeti ve uzun dönem işlev kaybı açısından da artması bekleniyor. Bu çerçevede, yalnızca tedavi yöntemlerini değil, hastayı doğru sınıflandıran ve riskleri daha erken <a href="https://oncology.com.tr/agiz-kanserinde-nir-floresans-cerrahi-sinirlar/" title="Ağız Kanserinde Cerrahi Sınırları Görünür Kılan NIR Floresans Yöntemi Test Edildi" data-wpan-internal-link="1">görünür kılan</a> araçların önemi büyüyor. OFP-Skoru üzerine yürütülen bu çok merkezli çalışma da tam olarak bu ihtiyaca yanıt vermeye çalışan erken ama anlamlı bir adım olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Bununla birlikte, skorun farklı hasta gruplarında ne ölçüde tutarlı sonuç vereceği, uzun dönem sonuçlarla ilişkisi ve klinik kararları gerçekten iyileştirip iyileştirmediği gibi soruların yanıtlanması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu açık. Yine de mevcut bulgular, osteoporotik pelvis kırıklarının değerlendirilmesinde daha düzenli ve ölçülebilir bir yaklaşımın mümkün olabileceğini gösteriyor. Klinik uygulamada yaygınlaşmadan önce daha geniş doğrulama çalışmalarına ihtiyaç duyulsa da OFP-Skoru, yaşlı hastalarda kırık yönetimini daha öngörülebilir hale getirme potansiyeli taşıyan yeni nesil araçlar arasında dikkat çekiyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Clinical feasibility and predictive validity of the Osteoporotic Pelvis Fracture Score (OFP-Score) in managing osteoporotic pelvic fractures.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Prospective clinical feasibility assessment of the Osteoporotic Pelvis Fracture Score (OFP-Score)—a multicenter prospective cohort study.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Spiegl, U.J.A., Schanderl, P., Zimmermann, V. et al. Prospective clinical feasibility assessment of the Osteoporotic Pelvis Fracture Score (OFP-Score)—a multicenter prospective cohort study. BMC Geriatr (2026). https://doi.org/10.1186/s12877-026-07682-6</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/ofp-skoru-pelvik-kirik-degerlendirme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakır Dengesi ve Cuproptosis, Ortopedik Hastalıklarda Yeni Bir Araştırma Eşiği Açıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/ortopedide-bakir-dengesi-cuproptosis/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/ortopedide-bakir-dengesi-cuproptosis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 22:46:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bakır dengesi]]></category>
		<category><![CDATA[bakır homeostazı]]></category>
		<category><![CDATA[bakır taşıyıcı proteinler]]></category>
		<category><![CDATA[cuproptosis]]></category>
		<category><![CDATA[kemik metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[kıkırdak onarımı]]></category>
		<category><![CDATA[ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[ortopedik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[osteoartrit]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/ortopedide-bakir-dengesi-cuproptosis/</guid>

					<description><![CDATA[Bakır dengesi ve cuproptosis, kemik ve kıkırdak hastalıklarının gelişiminde önemli rol oynar. Ortopedik hastalıklarda bu süreçlerin etkileri ve moleküler mekanizmaları detaylandırılıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakır, vücudun çok küçük miktarlarda ihtiyaç duyduğu ancak etkisi son derece büyük olan iz elementlerden biri olarak uzun süredir biliniyor. Enzim etkinliğinden hücresel solunuma kadar birçok temel biyolojik süreçte görev alan bu metalin dengesi bozulduğunda, sonuç yalnızca genel metabolizma için değil, kemik ve kıkırdak dokuları için de ağır olabiliyor. Cell Death Discovery dergisinde yayımlanan kapsamlı bir derleme, bakır homeostazı ile kısa süre önce tanımlanan cuproptosis kavramını ortopedik hastalıklar bağlamında bir araya getirerek alandaki güncel bilgiyi sistematik biçimde özetliyor.</p>
<p>Huang, Zhang, Gao ve çalışma arkadaşlarının hazırladığı derleme, bakırın hücre içinde nasıl alındığını, taşındığını, depolandığını ve gerektiğinde dışarı atıldığını açıklayan mekanizmaları merkezine alıyor. Araştırmacılar, bakırın biyolojik kullanılabilirliğinin sıkı şekilde kontrol edilmesi gerektiğini vurguluyor; çünkü eksikliği de fazlalığı da dokularda işlev kaybına ve hastalık süreçlerine yol açabiliyor. Özellikle kemik ve kıkırdak gibi sürekli yenilenme ve onarım gerektiren yapılarda bu denge daha da kritik hale geliyor.</p>
<p>Derlemede öne çıkarılan en önemli başlıklardan biri, bakır taşınmasında görev alan <a href="https://oncology.com.tr/tent5a-beta-hucre-insulin-kontrolu/" title="İnsülinin Hücresel Ritmini Tent5a Belirliyor: Beta Hücrelerinde Yeni Bir Moleküler Anahtar Bulundu" data-wpan-internal-link="1">moleküler</a> ağ. CTR1 adlı bakır taşıyıcısı, ATOX1 gibi şaperon proteinleri ve ATP7A ile ATP7B gibi ATPazlar, bakır iyonlarının hücre içinde doğru bölgelere yönlendirilmesinden sorumlu ana oyuncular arasında yer alıyor. Bu proteinlerin işleyişindeki bozulmalar, hücresel bakır dengesini sarsarak ortopedik dokularda dejeneratif değişikliklere zemin hazırlayabiliyor. Özellikle osteoporoz ve osteoartrit gibi yaygın hastalıklarda, bu tür bozulmaların doku bütünlüğünü ve onarım kapasitesini nasıl etkilediği giderek daha fazla dikkat çekiyor.</p>
<p>Bakırın kemik biyolojisindeki önemi yalnızca hücresel taşıma mekanizmalarıyla sınırlı değil. Bu element, kemik matriksinin yapısal dayanıklılığını destekleyen süreçlerde ve doku onarımında da rol oynuyor. Kıkırdak için ise bakır metabolizması, özellikle hücrelerin stres yanıtı ve doku bütünlüğünün korunması açısından önem taşıyor. Ancak bakır düzeyleri normal aralığın dışına çıktığında, koruyucu bir unsur olmaktan çıkıp toksik bir etkiye dönüşebiliyor. Çalışma tam da bu ikili doğayı, yani bakırın hem gerekli hem de potansiyel olarak zararlı olabilen karakterini, ortopedik hastalıkların anlaşılmasında merkezi bir biyolojik eksen olarak ele alıyor.</p>
<p>Derlemenin dikkat çektiği bir diğer yenilik ise cuproptosis. Son yıllarda tanımlanan bu kavram, bakır birikimine bağlı olarak gelişen özgün bir düzenlenmiş hücre ölümü biçimini ifade ediyor. Apoptoz ya da nekrozdan farklı olan bu süreç, bakır fazlalığının <a href="https://oncology.com.tr/mitokondriyal-l-2-hidroksiglutarat-metabolizma/" title="Mitokondrilerde Yeni Bir Sinyal Molekülü: L-2-Hidroksiglutarat Hücresel Metabolizmayı Nasıl Yönlendiriyor?" data-wpan-internal-link="1">hücresel metabolizmayı</a> belirli yollar <a href="https://oncology.com.tr/mir-25-syndecan-3-kanser-immunoterapi-direnci/" title="Tümörlerin Bağışıklık Direncinde Yeni Bir Anahtar: miR-25’in Syndecan-3 Üzerinden Etkisi" data-wpan-internal-link="1">üzerinden</a> bozguna uğratmasıyla ilişkilendiriliyor. Ortopedik hastalıklarda cuproptosis’in hangi hücre tiplerinde, hangi koşullarda ve ne ölçüde devreye girdiği henüz tam olarak netleşmiş değil; ancak derleme, bu mekanizmanın kemik ve kıkırdak hasarında yeni araştırma kapıları açabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Bu yeni hücresel ölüm biçiminin özellikle dejeneratif hastalıklarla ilişkisi merak uyandırıyor. Osteoartritte kıkırdak hücrelerinin stres altında nasıl davrandığı, osteoporozda kemik hücrelerinin yaşam döngüsünün nasıl değiştiği ve bakır yüklenmesinin bu süreçleri nasıl etkileyebileceği, gelecekteki çalışmalar için önemli sorular arasında yer alıyor. Derlemenin sunduğu çerçeve, bakır metabolizmasının yalnızca eksiklik veya fazlalık düzeyinde değerlendirilmemesi gerektiğini; bunun yerine hücre içi dağılım, taşıyıcı proteinler ve ölüm sinyalleriyle birlikte ele alınmasının daha anlamlı olacağını ortaya koyuyor.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo, ortopedik hastalıkların biyolojisini daha ayrıntılı okuma gereğini güçlendiriyor. Kemik ve kıkırdak dokularında bakır dengesinin bozulması, yaşlanma, mekanik yüklenme, inflamasyon ve hücresel stres gibi iyi bilinen süreçlerle kesişerek hastalık ilerleyişini etkileyebilir. Bu nedenle bakır homeostazı, yalnızca temel biyokimya konusu olarak değil, aynı zamanda klinik araştırmalar için potansiyel bir biyobelirteç ve hedef alanı olarak da önem kazanıyor. Yine de mevcut bulguların büyük bölümü erken aşamadaki mekanistik bilgiye dayanıyor ve doğrudan tedaviye çevrilebilir sonuçlar çıkarmak için daha fazla deneysel ve klinik çalışma gerekiyor.</p>
<p>Cell Death Discovery’de yayımlanan bu derleme, ortopedi alanında bakır biyolojisine ilişkin dağınık verileri tek bir bilimsel çerçevede toplaması bakımından öne çıkıyor. Çalışma, bakır metabolizması ile cuproptosis’in kemik ve kıkırdak hastalıklarında nasıl kesişebileceğini ayrıntılandırırken, gelecekte yapılacak araştırmalar için de net sorular tanımlıyor. Bakırın doğru zamanda, doğru yerde ve doğru miktarda bulunmasının önemi bir kez daha ortaya çıkarken, bu iz elementin ortopedik hastalıklardaki rolü artık çok daha dikkatle izlenmesi gereken bir araştırma alanı haline geliyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Copper homeostasis and cuproptosis mechanisms in orthopedic diseases.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Research advances of copper homeostasis and cuproptosis in orthopedic diseases.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Huang, J., Zhang, W., Gao, W. et al. Research advances of copper homeostasis and cuproptosis in orthopedic diseases. Cell Death Discov. (2026). https://doi.org/10.1038/s41420-025-02921-y</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41420-025-02921-y</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/ortopedide-bakir-dengesi-cuproptosis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopoz Sonrası Kadınlarda Kemik Erimesi, Beklenenden Daha Geniş Bir Sağlık Riskine İşaret Ediyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/postmenopozal-osteoporoz-olum-riski/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/postmenopozal-osteoporoz-olum-riski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 04:28:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[femur kemiği]]></category>
		<category><![CDATA[kemik erimesi]]></category>
		<category><![CDATA[kemik mineral yoğunluğu]]></category>
		<category><![CDATA[kırık riski]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz sonrası kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz sonrası sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/postmenopozal-osteoporoz-olum-riski/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni araştırmalar, menopoz sonrası kadınlarda femur kemik yoğunluğunun düşüklüğünün sadece kırık değil, genel ölüm riskini de artırdığını gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz <a href="https://oncology.com.tr/yaslilarda-ilac-yonetimi-zorluklari/" title="Hastane Sonrası İlaç Düzeninde Yaşlı Hastaların Deneyimleri Mercek Altında" data-wpan-internal-link="1">sonrası</a> kadınlarda osteoporozun yalnızca kırık riskini artırmadığı, aynı zamanda genel ölüm olasılığıyla da ilişkili olabileceği yeni bir araştırmayla gündeme geldi. <em>Menopause</em> dergisinde çevrim içi yayımlanan çalışma, yaklaşık 3 bin postmenopozal kadından elde edilen verileri inceleyerek, özellikle total femur bölgesindeki kemik mineral yoğunluğunun düşüklüğünün tüm nedenlere bağlı ölüm riskiyle bağlantılı olabileceğini ortaya koydu. Bulgular, femur kemiğindeki kemik yoğunluğunun yalnızca iskelet sağlığını değil, daha geniş anlamda sistemik sağlığı yansıtabilen bir gösterge olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonucu, osteoporozu olan postmenopozal kadınlarda ölüm riskinin bazı alt gruplarda yüzde 47’ye kadar artabilmesi oldu. Çalışmada bu ilişkinin özellikle total femur kemik mineral yoğunluğu 0,46 ile 0,71 g/cm² aralığında olan kişilerde belirginleştiği bildirildi. Bu aralık, klinik olarak tek başına tanı koydurmasa da, düşük kemik yoğunluğunun daha geniş bir sağlık kırılganlığına eşlik edebileceğini düşündürüyor. Bilim insanları bu nedenle femoral BMD’nin, ileride yalnızca kırık öngörüsü için değil, aynı zamanda uzun dönem sağlık riskini değerlendirmek için de yararlı bir biyobelirteç olabileceğini değerlendiriyor.</p>
<p>Osteoporoz uzun süredir özellikle kalça, omurga ve bilek kırıklarıyla ilişkilendirilen bir hastalık olarak biliniyor. Ancak son yıllarda bu tablonun yalnızca kemik dokusuyla sınırlı olmadığına dair kanıtlar güçleniyor. Menopoz sonrası dönemde östrojen düzeylerinin azalması, kemik yapım ve yıkım dengesini bozarak kemik kaybını hızlandırıyor. Bu biyolojik değişim, kırılgan kemik yapısını açıklamakla birlikte, yaşlanma, <a href="https://oncology.com.tr/endotel-glikokaliksi-kardiyovaskuler-tani/" title="Kırmızı Kan Hücrelerinde Okunabilen Endotel İmzası Kardiyovasküler Tanıda Yeni Dönem Açabilir" data-wpan-internal-link="1">inflamasyon</a>, beslenme durumu, kas kaybı ve kronik hastalık yükü gibi daha geniş sağlık göstergeleriyle de iç içe geçebiliyor. Yeni araştırma da tam bu noktada osteoporozun bir “sessiz kemik hastalığı” olmaktan öte, genel fizyolojik dayanıklılığın işareti olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Çalışmada değerlendirilen veriler, menopoz sonrası kadınlarda femur kemik yoğunluğu ile ölüm riski arasında anlamlı bir ilişki olabileceğini gösterdi. Özellikle total femur bölgesi vurgulanıyor; çünkü kalça çevresi kemik yapısı, hem kırıkların en yıkıcı sonuçlarıyla ilişkili olması hem de vücudun genel kemik sağlığını yansıtabilmesi açısından klinik önem taşıyor. Düşük kemik yoğunluğu, kişinin ilerleyen yıllarda düşme, kırık, hareket kısıtlılığı ve buna bağlı komplikasyonlar yaşama olasılığını artırabiliyor. Bu zincirin bazı bireylerde uzun vadeli mortaliteye katkıda bulunması şaşırtıcı değil, ancak çalışma bu ilişkinin nicel boyutunu daha görünür hale getiriyor.</p>
<p>Dünya genelinde osteoporozun yükü de bu bulguların neden önemli olduğunu <a href="https://oncology.com.tr/hipertansiyonda-en-etkili-egzersizler/" title="Hipertansiyonda En Etkili Egzersiz Hangisi? Yeni Analiz Gün Boyu Tansiyonda Düşüş Gösteriyor" data-wpan-internal-link="1">gösteriyor</a>. Yaşlanan nüfusla birlikte hastalığın görülme sıklığı artarken, kadınlar bu yükten orantısız biçimde etkileniyor. 2022 verilerine göre osteoporozun küresel yaygınlığı yüzde 19,7 düzeyindeydi; kadınlarda ise oran yaklaşık yüzde 23,1 olarak hesaplandı. Projeksiyonlara göre 2030 yılına gelindiğinde osteoporozdan etkilenen toplam kişi sayısının 263 milyona ulaşması, bunun 154 milyonunun kadınlar olması bekleniyor. Bu tablo, erken tanı ve risk sınıflamasının yalnızca kırıkları önlemek için değil, daha geniş halk sağlığı sonuçları açısından da kritik olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Uzmanlar, osteoporozun ölüm riskine nasıl katkıda bulunabileceğini tek bir nedene indirgemiyor. Düşük kemik yoğunluğu çoğu zaman ileri yaş, hareketsizlik, yetersiz protein ve kalsiyum alımı, D vitamini eksikliği, sigara kullanımı, kronik hastalıklar ya da genel zayıflıkla birlikte görülebiliyor. Bu nedenle kemik erimesi bazen yalnızca kemiklerin değil, tüm organizmanın daha kırılgan hale geldiğinin bir işareti olabilir. Ayrıca kalça kırığı gibi ciddi yaralanmaların ardından gelişebilen uzun yatışlar, fonksiyon kaybı, enfeksiyon riski ve bağımsızlık kaybı da ölüm oranlarını etkileyebiliyor. Çalışmanın bulguları, bu tür dolaylı etkilerin toplam risk tablosunda önemli yer tutabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Yine de araştırmanın bulguları dikkatle yorumlanmalı. Bu tür kohort çalışmalar, risk ilişkilerini güçlü biçimde gösterebilse de neden-sonuç ilişkisini tek başına kanıtlamaz. Başka bir deyişle, düşük femur kemik yoğunluğu doğrudan ölüme yol açıyor demek yerine, bu durumun daha kötü sağlık sonuçlarıyla birlikte seyreden bir belirteç olabileceği söylenebilir. Buna karşın sonuçlar, klinisyenlerin postmenopozal kadınlarda kemik yoğunluğu ölçümlerini yalnızca kırık olasılığını değerlendirmek için değil, daha kapsamlı bir sağlık taramasının parçası olarak ele almasının yararlı olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Pratik açıdan bakıldığında, dual-energy X-ray absorptiometry yani DEXA ile yapılan kemik mineral yoğunluğu ölçümleri, osteoporoz tanısında temel araç olmaya devam ediyor. Ancak bu yeni veriler, özellikle femur ölçümlerinin risk değerlendirmesinde daha fazla dikkat gerektirebileceğini gösteriyor. Uzmanlara göre postmenopozal kadınlarda kemik sağlığı değerlendirilirken yaş, önceki kırık öyküsü, aile öyküsü, yaşam tarzı ve eşlik eden hastalıklar birlikte ele alınmalı. Çünkü osteoporozun etkisi yalnızca kemik dokusuyla sınırlı kalmayıp genel sağlığın daha geniş bir resmini de yansıtabilir.</p>
<p>Çalışma, giderek büyüyen yaşlı nüfus içinde osteoporozun önemini yeniden hatırlatıyor. Kemik sağlığının korunması, kırıkların önlenmesi kadar uzun vadeli yaşam kalitesini ve sağ kalımı etkileyebilecek bir konu olarak öne çıkıyor. Araştırma bulguları, özellikle menopoz sonrası dönemde kemik mineral yoğunluğunun ciddiyetle izlenmesi gerektiğini ve femur bölgesindeki düşüşlerin daha geniş klinik değerlendirmeleri tetikleyebileceğini gösteriyor. Bilim insanları için bu sonuçlar, osteoporozun yalnızca ortopedik bir sorun değil, yaşlanma biyolojisinin önemli bir parçası olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Femoral bone mineral density and mortality risk in postmenopausal women: a National Health and Nutrition Examination Survey cohort study</p>
<p><strong>References:</strong><br />None beyond the original published article and press release</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Osteoporoz, postmenopozal kadınlar, kemik mineral yoğunluğu, mortalite riski, femoral kemik yoğunluğu, östrojen eksikliği, kırık riski, menopoz, sistemik sağlık, kemik sağlığı biyobelirteci, çift enerjili X-ışını absorbsiyometrisi (DEXA), koruyucu bakım</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/postmenopozal-osteoporoz-olum-riski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalça Kırığıyla Gelen Yaşlı Hastalarda Böbrek Fonksiyonunu BMI Tek Başına Açıklamıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/yasli-kalca-kirigi-bmi-bobrek-fonksiyonu/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/yasli-kalca-kirigi-bmi-bobrek-fonksiyonu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 11:11:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek fonksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[eGFR]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik bakım]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik tıp]]></category>
		<category><![CDATA[kalça kırığı]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[sarkopeni]]></category>
		<category><![CDATA[vücut kitle indeksi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/yasli-kalca-kirigi-bmi-bobrek-fonksiyonu/</guid>

					<description><![CDATA[Yaşlı kalça kırığı hastalarında BMI ile eGFR arasındaki ilişki doğrusal değil. Bu durum, böbrek fonksiyonu değerlendirmelerinde tek başına BMI kullanımının yetersiz olduğunu gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlılarda kalça kırığı, çoğu zaman yalnızca ortopedik bir sorun olarak değerlendirilse de, gerçekte kırığın ötesine uzanan çok katmanlı bir klinik tabloyu temsil ediyor. BMC Geriatrics dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, bu hastalarda vücut kitle indeksi (BMI) ile tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) arasındaki ilişkinin sanıldığı kadar düz ve doğrusal olmadığını göstererek dikkat çekti. Retrospektif ve kesitsel tasarımla yürütülen araştırma, yaşlı kalça kırığı hastalarında böbrek fonksiyonunun değerlendirilmesinde tek yönlü yorumların yetersiz kalabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Çalışma, yaşlı hastaların acil başvurularında sık karşılaşılan iki temel ölçüte odaklanıyor: BMI, yani vücut ağırlığının boyla ilişkisini özetleyen bir gösterge, ve eGFR, böbreklerin kanı ne ölçüde süzdüğünü tahmin eden önemli bir laboratuvar parametresi. Klinik pratikte bu iki değişken çoğu zaman ayrı ayrı ele alınsa da, araştırmacılar yaşlılıkta değişen kas kütlesi, yağ dağılımı ve beslenme durumu nedeniyle bu ilişkinin daha karmaşık olabileceğini vurguluyor. Özellikle kalça kırığı geçiren yaşlılarda osteoporoz, sarkopeni ve eşlik eden hastalıklar bir araya geldiğinde, BMI ile böbrek sağlığı arasındaki bağın basit bir çizgiyle açıklanması güçleşiyor.</p>
<p>Zhang, Kang, Zhang ve çalışma arkadaşlarının analizinde, kalça kırığı nedeniyle hastaneye yatırılan yaşlı bireylerin başvuru sırasında ölçülen BMI değerleri ile eGFR düzeyleri karşılaştırıldı. Elde edilen bulgular, BMI arttıkça böbrek filtrasyonunun da düzenli biçimde arttığı ya da azaldığı yönündeki klasik varsayımı desteklemiyor. Bunun yerine, ilişki belirli aralıklarda farklı davranışlar gösteriyor ve doğrusal olmayan bir modelin daha iyi uyum sağlayabileceği görülüyor. Bu sonuç, özellikle akut bakım ortamında hastanın genel kırılganlığını ve renal rezervini değerlendirirken daha dikkatli olunması gerektiğini düşündürüyor.</p>
<p>Yaşlanma sürecinde vücut kompozisyonu önemli ölçüde değişiyor. Aynı BMI değerine sahip iki kişide kas kütlesi, yağ oranı ve sıvı dengesi birbirinden oldukça farklı olabilir. Bu nedenle BMI, ileri yaştaki hastalarda her zaman beslenme durumu ya da <a href="https://oncology.com.tr/tumor-bagisiklik-baskisi-metabolizma/" title="Tümör İçindeki Sessiz Güç: Bağışıklığı Bastıran Hücrelerin Metabolik Taktiği Açığa Çıkıyor" data-wpan-internal-link="1">metabolik</a> sağlık hakkında net bir tablo vermez. Araştırmanın işaret ettiği nokta da tam olarak bu: Yaşlı bir kalça kırığı hastasında düşük ya da yüksek BMI, eGFR ile beklenen doğrusal ilişkiyi kurmayabilir. Kas kaybı nedeniyle serum kreatinin düzeyi görece düşük çıkabilir ve bu da böbrek fonksiyonunun olduğundan daha iyi yorumlanmasına yol açabilir. Öte yandan fazla kilo, bazı dönemlerde farklı fizyolojik rezervleri yansıtırken, bazı dönemlerde eşlik eden hastalık yükünü artırabilir.</p>
<p>Kalça kırığına eşlik eden renal sorunlar, tedavi sürecini doğrudan etkileyebiliyor. Böbrek fonksiyonunun bozulması, sıvı yönetiminden ilaç dozlamasına, anestezi planlamasından ameliyat sonrası toparlanmaya kadar birçok başlıkta klinik kararları zorlaştırabiliyor. Bu nedenle eGFR, yalnızca laboratuvar sonucu olarak değil, hastanın genel risk profiline açılan bir pencere olarak değerlendiriliyor. Araştırmanın önemi de burada ortaya çıkıyor: Eğer BMI ile eGFR arasındaki ilişki doğrusal değilse, tek bir BMI eşiğine bakarak böbrek fonksiyonu hakkında çıkarım yapmak yanıltıcı olabilir.</p>
<p>Çalışma geriye dönük tasarımı nedeniyle nedensellik kanıtlamıyor; ancak bu tür analizler klinikte sık kullanılan varsayımları sorgulamak için değerli kabul ediliyor. Özellikle geriatrik tıpta, ölçüm araçlarının yaşa özgü fizyolojik değişimleri yansıtması gerekiyor. Kalça kırığı sonrası hastalar sıklıkla kırılganlık, düşkünlük, yetersiz beslenme, inflamasyon ve çoklu ilaç kullanımı gibi faktörlerin etkisi altındadır. Bu nedenle BMI, tek başına basit bir kilo-boya oranı olmaktan çıkıp, klinik bağlamı yorumlamaya yardımcı ama sınırlı bir göstergeye dönüşüyor.</p>
<p>Yeni bulgular, yaşlı kalça kırığı hastalarının değerlendirilmesinde daha bütüncül yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-cozunmeyen-parkin-birikimi/" title="Parkinson’s Beyninde Çözünmeyen Parkin Birikimi Hastalığın Yeni Bir Moleküler İzini Ortaya Koyuyor" data-wpan-internal-link="1">ortaya koyuyor</a>. Böbrek fonksiyonunun, sadece tek bir antropometrik ölçüyle değil; kas kaybı, beslenme durumu, eşlik eden hastalıklar ve akut travmanın yarattığı fizyolojik stresle birlikte değerlendirilmesi gerektiği anlaşılıyor. Bu çerçevede doğrusal olmayan modeller, yaşlı hastaların gerçek biyolojik durumunu daha iyi yansıtabilir. Araştırmanın sonuçları, acil servis ve ortopedi ekipleri için risk sınıflandırmasında daha dikkatli bir klinik okuma yapılmasının yararlı olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Uzmanlar açısından bu çalışma, yaşlılıkta kullanılan standart ölçütlerin her zaman aynı anlamı taşımadığını hatırlatıyor. BMI ve eGFR arasındaki ilişkiyi daha doğru anlamak, yalnızca kalça kırığı sonrası tedavi planlaması için değil, genel <a href="https://oncology.com.tr/yaslilarda-malnutrisyon-nedenleri/" title="Hastaneye Yatan Yaşlılarda Yetersiz Beslenmenin Görünmeyen Dinamikleri Ortaya Kondu" data-wpan-internal-link="1">geriatrik bakım</a> stratejileri için de önem taşıyor. Bulgular, özellikle kırılgan yaşlı popülasyonlarda böbrek sağlığını değerlendirmek için daha rafine modellerin geliştirilmesine zemin hazırlayabilir. Şimdilik en net mesaj, yaşlı kalça kırığı hastasında böbrek fonksiyonunu yorumlarken BMI’nin tek başına yeterli bir rehber olmadığı yönünde.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> The intricate, non-linear relationship between Body Mass Index (BMI) and estimated Glomerular Filtration Rate (eGFR) in elderly patients admitted with hip fractures.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Non-linear relationship between BMI and eGFR at admission in elderly patients with hip fractures: a retrospective cross-sectional study.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Zhang, D., Kang, J., Zhang, Y. et al. Non-linear relationship between BMI and eGFR at admission in elderly patients with hip fractures: a retrospective cross-sectional study. BMC Geriatr (2026). https://doi.org/10.1186/s12877-026-07608-2</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/yasli-kalca-kirigi-bmi-bobrek-fonksiyonu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
