<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>obsesif-kompulsif bozukluk &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/obsesif-kompulsif-bozukluk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Jun 2026 21:22:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>obsesif-kompulsif bozukluk &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gebelikte Uyku Kalitesi, Anksiyeteyi Azaltmada Sandığımızdan Daha Kritik Olabilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/gebelikte-uyku-kalitesi-anksiyete/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/gebelikte-uyku-kalitesi-anksiyete/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 21:21:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sonrası anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sonrası ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte uyku]]></category>
		<category><![CDATA[obsesif-kompulsif belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[obsesif-kompulsif bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[perinatal psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[perinatal ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[uyku bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[uyku bozuklukları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/gebelikte-uyku-kalitesi-anksiyete/</guid>

					<description><![CDATA[Washington Üniversitesi’nin araştırması, gebelik ve doğum sonrası dönemde uyku kalitesindeki bozulmanın anksiyete ve OKB belirtilerini artırabileceğini ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gebelik ve doğum sonrası dönemde ruh sağlığı denildiğinde çoğu zaman ilk akla gelen sorun depresyon oluyor. Oysa kaygı bozuklukları da en az depresyon kadar yaygın ve bazı durumlarda annelik sürecinin hem duygusal hem de fiziksel yükünü daha karmaşık hale getirebiliyor. Washington Üniversitesi’nin St. Louis’te yürüttüğü yeni uzunlamasına araştırma, bu alanda uzun süredir yeterince incelenmeyen önemli bir ilişkiye ışık tutuyor: uyku bozulması ile perinatal dönemde ortaya çıkan anksiyete ve obsesif-kompulsif belirtiler arasındaki bağlantı.</p>
<p>Sleep dergisinde yayımlanan çalışma, gebeliğin erken ve geç dönemleri ile doğum sonrası erken ve daha sonraki aşamalar boyunca uyku örüntülerini ve ruh sağlığı göstergelerini izledi. Yaklaşık 230 hamile kadının dâhil edildiği araştırmada ekip, katılımcıların öznel uyku deneyimlerini ve anksiyete ilişkili belirtilerini zaman içinde takip ederek, uyku kalitesindeki düşüşün yalnızca bir eşlikçi durum mu yoksa ruhsal belirtileri ağırlaştıran bir etken mi olabileceğini araştırdı.</p>
<p>Çalışmanın kıdemli isimleri arasında psikiyatrist Mary Kimmel, MD, PhD ile psikolog Rebecca Cox, PhD yer aldı. Araştırma, perinatal dönemde kaygı bozukluklarının depresyona kıyasla daha az çalışılmış olmasına rağmen klinik olarak son derece önemli olduğunu hatırlatıyor. Mevcut veriler, bireylerin yaklaşık yüzde 15’inin gebelik ve doğum sonrası süreçte anksiyete ilişkili bozukluklar yaşadığını gösteriyor. Buna ek olarak, obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) belirtileri de bu dönemde artış gösterebiliyor.</p>
<p><a href="https://oncology.com.tr/gebelikte-diyabet-kiz-cocuk-beyin-gelisimi/" title="Gebelikte Diyabet, Kız Çocuklarında Hipokampüs Gelişimini Neden Daha Fazla Etkileyebilir?" data-wpan-internal-link="1">Gebelikte</a> uyku sorununun <a href="https://oncology.com.tr/yaslilarda-kenevir-kullanimi-iletisim/" title="Yaşlılarda Kenevir Kullanımı Neden Hekimlerle Neredeyse Hiç Konuşulmuyor?" data-wpan-internal-link="1">neden</a> bu kadar önemli olduğu biliniyor. Hormon düzeylerindeki değişim, fiziksel rahatsızlıklar, sık idrara çıkma, reflü, hareket kısıtlılığı ve doğumla ilgili stres gibi etkenler uyku kalitesini giderek bozabiliyor. Araştırmacılar, özellikle üçüncü trimesterde uykunun çoğu zaman en <a href="https://oncology.com.tr/siyah-babalar-uzun-yasam-olum-riski/" title="Araştırma: Siyah Babalar ile Baba Olan Siyah Erkekler Arasında Daha Düşük Ölüm Riski Saptandı" data-wpan-internal-link="1">düşük</a> düzeye indiğini, doğum sonrasında ise dalgalı bir seyir izlediğini belirtiyor. Ancak bu bozulmanın anksiyete semptomlarını nasıl etkilediği, bugüne kadar ayrıntılı ve uzun dönemli verilerle yeterince ortaya konmamıştı.</p>
<p>Washington Üniversitesi ekibinin çalışması tam da bu boşluğa odaklandı. Katılımcılardan elde edilen anket temelli bilgiler, uyku sürekliliği ve uyku kalitesine dair öznel bildirimlerin, kaygı belirtileriyle birlikte değerlendirilmesine olanak tanıdı. Bu yaklaşım, yalnızca doğrudan uyku süresine değil, geceleri sık uyanma, dinlendirici olmayan uyku ve genel uyku tatmini gibi daha geniş bir tabloya bakılması açısından dikkat çekiyor.</p>
<p>Bilim insanlarına göre bu tür bir ilişki tek yönlü olmayabilir. Kötü uyku kaygıyı artırabilir; kaygı da uykuya dalmayı zorlaştırabilir ya da uykuyu bölerek bir kısır döngü oluşturabilir. Perinatal dönemde bu döngü daha da belirgin hale gelebilir, çünkü bireyler aynı anda hem biyolojik değişimlerle hem de doğum, ebeveynlik ve bebek bakımıyla ilgili psikolojik baskılarla karşı karşıya kalır. Bu nedenle çalışma, uyku sağlığının ruh sağlığı değerlendirmelerinin merkezine alınması gerektiğini düşündürüyor.</p>
<p>Özellikle obsesif-kompulsif belirtiler açısından bu bulgular önem taşıyor. Perinatal dönemde bazı bireylerde kontrol etme, zarar verme korkusu, temizlik veya tekrar eden düşüncelerle ilişkili OKB benzeri semptomlar görülebiliyor. Araştırmacılar, uyku bozukluğunun bu bilişsel ve duygusal belirtileri daha yoğun hale getirebileceğini, dolayısıyla klinik izlemlerde yalnızca depresif belirtilere odaklanmanın yetersiz kalabileceğini vurguluyor. Bu, doğum öncesi ve doğum sonrası bakımın daha geniş bir ruh sağlığı taramasıyla yürütülmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>
<p>Çalışmanın önemli yönlerinden biri de zaman boyutu. Perinatal ruh sağlığı sorunları çoğu zaman tek bir muayene anında tam olarak görünmeyebilir. Oysa uzunlamasına tasarımlar, semptomların gebelik boyunca ve doğumdan sonra nasıl değiştiğini göstermede daha güçlü bir çerçeve sunuyor. Bu araştırmada da erken ve geç gebelik dönemleri ile erken ve geç postpartum aşamalar karşılaştırılarak, uyku bozulmasının hangi evrelerde daha belirgin etkiler yaratabileceği değerlendirildi.</p>
<p>Uzmanlar, elde edilen sonuçların gebelikte uykunun iyileştirilmesine yönelik daha dikkatli klinik değerlendirmeleri destekleyebileceğini söylüyor. Bununla birlikte, çalışma gözlemsel bir tasarıma dayandığı için uyku bozukluğunun anksiyeteye doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor. Yine de bulgular, kötü uyku ile kaygı belirtilerinin birlikte ilerleyebildiğini ve sağlık profesyonellerinin bu iki alanı birlikte ele almasının yararlı olabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Ruh sağlığı taramasının doğum öncesi bakımın standart bir parçası haline gelmesi uzun süredir öneriliyor. Bu çalışma, taramaya uyku kalitesi sorularının da eklenmesinin değerli olabileceğini ortaya koyuyor. Çünkü gebelikte uykusuzluk ya da bölünmüş uyku, bazen yalnızca fiziksel rahatsızlığın değil, yaklaşan anksiyete belirtilerinin de erken işareti olabilir. Aynı şekilde, doğumdan sonra devam eden uyku düzensizlikleri de perinatal kaygının sürmesine katkıda bulunabilir.</p>
<p>Sonuç olarak Washington Üniversitesi’nin araştırması, annelik döneminde zihinsel sağlığı anlamak için uykunun göz ardı edilmemesi gerektiğini hatırlatıyor. Depresyon kadar anksiyetenin de dikkatle izlenmesi, özellikle de uyku sorunlarıyla birlikte ele alınması, daha erken müdahale ve daha bütüncül bakım için önemli bir pencere açabilir. Bilim insanları için bir sonraki adım, uyku düzenini iyileştirmeye yönelik müdahalelerin perinatal kaygı belirtileri üzerinde gerçekten etkili olup olmadığını daha ayrıntılı çalışmalarla test etmek olacak.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Perinatal Sleep Disruption and Anxiety Disorders</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Subjective sleep disruption, coping, and anxiety and related symptoms in the perinatal period: findings from a longitudinal study</p>
<p><strong>References:</strong><br />Cox RC, Hoyniak CP, Samuels J, Abramowitz JS, Nestadt G, Storch EA, Musci R, Nestadt P, Osborne LM, Kimmel M. Subjective sleep disruption, coping, and anxiety and related symptoms in the perinatal period: findings from a longitudinal study. Sleep, 2026.</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Gebelik, Perinatal Anksiyete, Postpartum Anksiyete, Uyku Bozukluğu, Obsesif-Kompulsif Bozukluk, Başa Çıkma Becerisi, Anne Ruh Sağlığı, Boylamsal Çalışma, Psikolojik Dayanıklılık, Uykunun Nörofizyolojisi</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/gebelikte-uyku-kalitesi-anksiyete/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beynin Bağışıklık Hücrelerinde Keşfedilen Sinyal Yolu Kaygı ve Aşırı Tımar Davranışlarını Aydınlatıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/mikroglia-kalsiyum-sinyallemesi-kaygi-timar/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/mikroglia-kalsiyum-sinyallemesi-kaygi-timar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 19:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı tımar davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Hoxb8]]></category>
		<category><![CDATA[Hoxb8 mikroglia]]></category>
		<category><![CDATA[kalsiyum sinyallemesi]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[mikroglia]]></category>
		<category><![CDATA[nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[obsesif-kompulsif bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/mikroglia-kalsiyum-sinyallemesi-kaygi-timar/</guid>

					<description><![CDATA[Louisville Üniversitesi araştırması, mikroglialardaki kalsiyum sinyalinin kaygı ve aşırı tımar davranışlarını nasıl etkilediğini ve nöropsikiyatrik bozukluklara etkisini inceliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Louisville Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bir araştırma ekibi, beyinde yerleşik bağışıklık hücreleri olan mikrogliaların kaygı ve aşırı tımar davranışlarını düzenleyen beklenmedik bir mekanizma taşıdığını ortaya koydu. Molecular Psychiatry dergisinde yayımlanan çalışma, özellikle Hoxb8 adlı geni ifade eden özel bir mikroglia alt grubunda kalsiyum sinyalinin davranış üzerinde belirleyici olabildiğini göstererek, nöropsikiyatrik bozukluklara ilişkin uzun süredir tartışılan bir soruya yeni bir pencere açtı.</p>
<p>Çalışmanın baş araştırmacısı, Louisville Üniversitesi Pediatri Bölümü’nde yardımcı doçent olan Dr. Naveen Nagarajan oldu. Araştırmada, Nobel ödüllü genetikçi Mario Capecchi ile işbirliği yapıldı. Bulgular, mikrogliaların yalnızca beyni enfeksiyon ve hasara karşı koruyan pasif savunma hücreleri olmadığını; bunun ötesinde, davranışların ince ayarında da aktif rol oynayabileceğini düşündürüyor. Bu yönüyle çalışma, nörobilimde giderek güçlenen “bağışıklık sinyallemesi-beyin davranışı” eksenine önemli bir katkı sunuyor.</p>
<p>Bilim insanları uzun zamandır mikrogliaların sinir hücreleri arasındaki bağlantıları şekillendirme, çevresel değişikliklere yanıt verme ve beyin içi dengeyi sürdürme görevlerini araştırıyor. Ancak bu yeni çalışma, mikrogliaların davranışsal sonuçlar doğurabilecek kadar hassas bir sinyal sistemine sahip olduğunu ileri sürüyor. Özellikle Hoxb8 mikrogliaları üzerinde durulması dikkat çekici; çünkü bu hücreler, Hoxb8 transkripsiyon faktörünü taşıyan ve davranış düzenlenmesiyle daha önce ilişkilendirilmiş özel bir alt popülasyonu temsil ediyor.</p>
<p>Araştırmanın merkezinde kalsiyum sinyallemesi yer alıyor. Hücre içi kalsiyum akışı, birçok biyolojik süreçte temel bir düzenleyici olarak biliniyor; <a href="https://oncology.com.tr/hava-kirliligi-lewy-cisimcikli-demans/" title="Kentsel Havanın Sinir Sistemi Üzerindeki Bedeli: İnce Toz ve NO2 ile İlişkili Demans Riski" data-wpan-internal-link="1">sinir sistemi</a> içinde ise hücrelerin birbirleriyle nasıl iletişim kurduğunu ve hangi yanıtı verdiğini etkileyebiliyor. Ekip, Hoxb8 mikroglialarındaki bu sinyal yolunun, fare modellerinde kaygı düzeyleri ve aşırı tımar davranışlarıyla bağlantılı olduğunu gösterdi. Bu bulgu, mikrogliaların davranış üzerinde yalnızca dolaylı değil, işlevsel ve ölçülebilir bir etkisinin olabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Çalışmada <a href="https://oncology.com.tr/gebelik-ilk-uc-ay-nsaii-guvenligi/" title="Gebeliğin İlk Üç Ayında Kullanılan Yaygın Ağrı Kesiciler İçin Güven verici bulgular" data-wpan-internal-link="1">kullanılan</a> fare modelleri, Hoxb8 geninde eksiklik olduğunda belirgin kaygı benzeri davranışlar ve patolojik düzeyde tımar eğilimi geliştiren bir tablo sergiledi. Bu gözlem, insanlarda otizm spektrum bozukluğu ve obsesif-kompulsif bozuklukta görülebilen bazı davranış örüntülerini hatırlatıyor. Elbette araştırma doğrudan insan hastalığını açıklamıyor; ancak davranışa eşlik eden biyolojik altyapının anlaşılması açısından güçlü bir deneysel model sunuyor.</p>
<p>Özellikle aşırı tımar davranışı, hayvan modellerinde iyi tanımlanmış bir davranışsal gösterge olarak kullanılıyor. Bu davranışın, stres, kaygı ve tekrarlayıcı motor örüntülerle birlikte değerlendirilmesi, beyin devreleri ile bağışıklık hücreleri arasındaki ilişkinin daha net görülmesine yardımcı oluyor. Çalışma, Hoxb8 mikroglialarındaki sinyal bozukluğunun bu davranışları nasıl artırabildiğini inceleyerek, bağışıklık sistemi ile davranış düzenleme arasındaki sınırların sanıldığından daha geçirgen olduğunu düşündürüyor.</p>
<p>Uzmanlara göre bu tür sonuçlar, özellikle nörogelişimsel ve psikiyatrik bozukluklarda tek bir gen ya da tek bir beyin bölgesinden öte, çok katmanlı biyolojik ağların rol oynadığını hatırlatıyor. Otizm spektrum bozukluğu ve OKB gibi durumlarda tekrarlayıcı davranışlar ve kaygı ortak belirtiler arasında yer alıyor. Bu çalışma, söz konusu davranışların en azından bazı biçimlerinin, mikroglial sinyal bozukluğu tarafından etkilenebileceği hipotezini güçlendiriyor.</p>
<p>Ne var ki araştırmanın önemli bir sınırı bulunuyor: Bulgular şu aşamada fare modellerine dayanıyor. Bu nedenle sonuçların doğrudan insanlara uyarlanması mümkün değil. Yine de temel bilim açısından bakıldığında, mikrogliaların beynin davranış düzenleme ağlarında aktif bir katılımcı olabileceğinin gösterilmesi büyük önem taşıyor. Araştırmacılar, özellikle kalsiyum sinyallemesi gibi hücre içi yolların daha ayrıntılı çözülmesinin, gelecekte davranış bozukluklarının biyolojik temellerini daha iyi anlamaya yardımcı olabileceğini belirtiyor.</p>
<p>Bu çalışma aynı zamanda nörobilim ve immünolojinin giderek daha fazla kesiştiği bir döneme işaret ediyor. Merkezi sinir sistemindeki bağışıklık hücrelerinin yalnızca yanıt verici değil, aynı zamanda davranışla ilişkili devrelerde düzenleyici olabileceği fikri, son yıllarda araştırma gündeminde daha fazla yer buluyor. Hoxb8 mikrogliaları üzerinden elde edilen yeni bulgular ise bu fikri soyut bir teori olmaktan çıkarıp deneysel düzeyde test edilebilir bir modele dönüştürüyor.</p>
<p>Louisville ekibinin çalışması, kaygı ve aşırı tımar davranışlarının beyinde nasıl oluştuğuna dair temel sorulara yanıt ararken, aynı zamanda psikiyatrik hastalıkların biyolojisinin yalnızca nöronlarla sınırlı olmadığını bir kez daha gösterdi. Beyin içi bağışıklık hücrelerinin hassas sinyal mekanizmaları, görünüşte davranışsal olan belirtilerin altında beklenmedik hücresel süreçler yatabileceğini düşündürüyor. Bilim insanları için bir sonraki adım, bu yolakların hangi koşullarda devreye girdiğini ve insan beynindeki karşılıklarının ne ölçüde benzerlik taşıdığını anlamak olacak.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Animals</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Microglia respond to and induce anxiety and grooming in mice using calcium signaling</p>
<p><strong>References:</strong><br />This study was published in Molecular Psychiatry, DOI: 10.1038/s41380-026-03572-w</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Nörobilim, Nörokimya, Nörofizyoloji, Hücresel nörobilim, <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-alpha-sinuklein-lrrk2-etkilesimi/" title="Parkinson’da Yeni Moleküler Zincir: α-Sinüklein Fibrilleri LRRK2’yi Harekete Geçiriyor" data-wpan-internal-link="1">Moleküler</a> nörobilim, Mikroglia, Kalsiyum sinyallemesi, Anksiyete, Bakım davranışı, Otizm spektrum bozukluğu, Obsessif-kompulsif bozukluk, Optogenetik</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/mikroglia-kalsiyum-sinyallemesi-kaygi-timar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
