<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mukozal bağışıklık &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/mukozal-bagisiklik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 22 Jun 2026 21:15:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>mukozal bağışıklık &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yale Araştırmasından Genital Herpese Karşı Çifte Hedefli Aşı Yaklaşımı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/genital-herpes-asisi-stratejisi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/genital-herpes-asisi-stratejisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 21:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[aşı geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[genital herpes]]></category>
		<category><![CDATA[HSV-2]]></category>
		<category><![CDATA[mukozal bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[nanoparçacık aşı]]></category>
		<category><![CDATA[nanoparçacıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Science Immunology]]></category>
		<category><![CDATA[viral enfeksiyon önleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/genital-herpes-asisi-stratejisi/</guid>

					<description><![CDATA[Yale araştırmacıları, genital herpesin önlenmesi için sistemik ve mukozal bağışıklığı birleştiren nanoparçacık tabanlı yeni bir aşı stratejisi geliştirdi. Bu yöntem enfeksiyona karşı güçlü koruma sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yale School of Medicine’de yürütülen yeni bir çalışma, genital herpesin önlenmesine yönelik aşı geliştirme çabalarında dikkat çekici bir aşamaya işaret <a href="https://oncology.com.tr/3i-atlas-kuyruklu-yildiz-soguk-koken/" title="3I/ATLAS’ın Kimyasal İmzası, Uzak ve Buz Gibi Bir Yıldızlararası Doğuma İşaret Ediyor" data-wpan-internal-link="1">ediyor</a>. Araştırmacılar, herpes simpleks virüsünün (HSV) vücuda giriş yaptığı mukozal yüzeylerde bağışıklık yanıtını güçlendirmeyi amaçlayan iki aşamalı bir bağışıklama stratejisi geliştirdi. Science Immunology dergisinde yayımlanan bulgular, özellikle kadınlarda enfeksiyonun başladığı doku bölgelerinde daha güçlü bir bağışıklık hattı oluşturmanın mümkün olabileceğini <a href="https://oncology.com.tr/cdh-vasoaktif-skor-sagkalim-akciger/" title="CDH’de Damar Desteği Puanı, Akciğer Hasarı ve Yaşam Şansıyla Aynı Resmi Gösteriyor" data-wpan-internal-link="1">gösteriyor</a>.</p>
<p>Genital herpes, çoğunlukla HSV-2’nin neden olduğu ve yaşam boyu sürebilen bir enfeksiyon olarak biliniyor. Hastalık yalnızca fiziksel belirtilerle sınırlı kalmıyor; tekrarlayan ataklar, bulaş riski ve taşıdığı toplumsal damga nedeniyle psikolojik ve sosyal yük de yaratıyor. Mevcut antiviral ilaçlar semptomların şiddetini azaltabiliyor ve atakların kontrolüne yardımcı olabiliyor, ancak virüsü vücuttan tamamen temizlemiyor ya da bulaşmayı bütünüyle durduramıyor. Bu sınırlılık, koruyucu aşı arayışlarını uzun süredir bilim dünyasının öncelikleri arasına yerleştirmiş durumda.</p>
<p>Yale ekibinin yaklaşımı, klasik aşı mantığını mukozal bağışıklık açısından yeniden yorumluyor. Çoğu aşının kas içine uygulanması, dolaşımdaki sistemik bağışıklık yanıtlarını güçlendirmede etkili olsa da, vajinal epitel gibi mukozal giriş noktalarında yeterli koruma sağlamayabiliyor. Oysa genital herpes açısından kritik olan, virüsün ilk temas ettiği yüzeylerde hızlı ve yerel bir savunma oluşturmak. Araştırmacılar tam da bu nedenle sistemik bağışıklık “hazırlığı” ile hedefli mukozal bağışıklık “yerleştirmesini” bir araya getiren bir model tasarladı.</p>
<p>Çalışmanın merkezinde, nanoparçacık temelli ve yerel bağışıklık aktivasyonunu güçlendiren bir platform bulunuyor. Bu yapı, araştırmacıların tanımladığı şekilde biyolojik olarak etkinleştirilmiş adjuvan-kemokin oligonükleotid nanoparçacıkları, yani BEACON’lar üzerinden işliyor. Amaç, bağışıklık hücrelerini enfeksiyonun başladığı bölgeye daha etkili biçimde yönlendirmek ve burada daha yoğun bir koruyucu yanıt oluşmasını sağlamak. Bu strateji, literatürde bazen “prime and pull” olarak adlandırılan yaklaşımın bir varyasyonu olarak değerlendiriliyor: önce bağışıklık sistemi hazırlanıyor, ardından hedef dokuda hücreler toplanarak savunma güçlendiriliyor.</p>
<p>Bilimsel açıdan bu yöntem önemli çünkü mukozal yüzeyler bağışıklık sisteminin en karmaşık bölgeleri arasında yer alıyor. Bu bölgelerde hem patojenlere karşı esnek yanıt verilebilmesi hem de dokunun normal işlevinin bozulmaması gerekiyor. Dolayısıyla yalnızca güçlü değil, doğru yerde ve doğru zamanda aktive olan bir bağışıklık tepkisi gerekiyor. Yale’deki çalışma da tam olarak bu dengeyi hedefliyor. Araştırmacılar, yerel bağışıklık ortamını şekillendirmenin, genital herpes gibi mukozal yolla bulaşan enfeksiyonlarda özellikle önemli olabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Genital herpes için aşı geliştirmek, uzun süredir zorlu bir bilimsel problem olarak görülüyor. HSV’nin biyolojik özellikleri, bağışıklık sisteminden kısmen kaçabilmesi ve latent, yani gizli kalabilen enfeksiyon oluşturabilmesi, etkin bir aşı tasarımını güçleştiriyor. Bununla birlikte, bilim insanları yalnızca virüsü dolaşımda nötralize eden değil, aynı zamanda giriş kapısında durduran yaklaşımların daha umut verici olabileceğini düşünüyor. Mukozal aşı stratejileri bu noktada öne çıkıyor; çünkü enfeksiyonun ilk aşamasında virüsün tutunmasını ve yayılmasını engelleme potansiyeli taşıyorlar.</p>
<p>Çalışmanın yayımlandığı Science Immunology’deki bulgular, araştırmanın erken aşama niteliğini korumakla birlikte, koruyucu aşı tasarımı açısından önemli bir prensibi destekliyor: bağışıklık yanıtının sadece miktarı değil, konumu da belirleyici olabilir. Bu, özellikle cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlarda ve mukozal temasla yayılan diğer virüslerde daha geniş uygulama alanları açabilir. Uzmanlara göre, aynı yaklaşım gelecekte farklı viral hastalıklar için de uyarlanabilir; ancak bunun için ek deneysel doğrulamalar, güvenlik değerlendirmeleri ve olası klinik çalışmalar gerekiyor.</p>
<p>Öte yandan, bu gelişme <a href="https://oncology.com.tr/kriyoprezerv-kok-hucre-biyoreaktor-inokulasyonu/" title="Kriyoprezerv Stem Hücrelerle Biyoreaktöre Doğrudan Yükleme Dönemi Başlıyor" data-wpan-internal-link="1">doğrudan</a> bir tedavi ya da hazır kullanımda bir aşı anlamına gelmiyor. Çalışma, genital herpesin önlenmesine yönelik umut verici bir tasarım sunuyor; fakat insanlarda etkinlik, süreklilik ve güvenlik henüz klinik uygulama düzeyinde kanıtlanmış değil. Yine de araştırma, özellikle viral enfeksiyonlara karşı bağışıklık mühendisliğinin nereye evrilebileceğine dair önemli bir örnek oluşturuyor. Geleneksel enjeksiyon temelli aşıların ötesine geçen bu yaklaşım, mukozal savunmayı merkeze alan daha hassas bir koruma stratejisine işaret ediyor.</p>
<p>Genital herpesin küresel sağlık yükü göz önüne alındığında, bu tür çalışmaların önemi yalnızca laboratuvar düzeyinde kalmıyor. Hastalığın toplum üzerindeki etkisi, bulaş zincirinin kırılmasına yönelik yeni yöntemleri daha da değerli hale getiriyor. Yale ekibinin çalışması da, antiviral tedavilerin ötesine geçerek enfeksiyonun kapıda durdurulabileceği bir gelecek ihtimalini güçlendiriyor. Şimdilik bu yaklaşım, umut verici ama henüz erken aşamada olan bilimsel bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Development of a mucosal vaccine strategy to prevent genital herpes infection through nanoparticle-mediated localized immune activation.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Bioactive enhanced adjuvant chemokine oligonucleotide nanoparticles (BEACONs) for mucosal vaccination against genital herpes</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Genital herpes, Herpes simpleks virüsü, Mukozal immünoloji, Aşı geliştirme, Nanopartiküller, İmmünostimülatör DNA, Kemokinler, Prime and pull aşılama, Lokalize bağışıklık, BEACON nanopartikülleri</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/genital-herpes-asisi-stratejisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UC Irvine’da Genital Herpesin Tekrarlamasını Hedefleyen Aşı Araştırmasına NIH’den Büyük Destek</title>
		<link>https://oncology.com.tr/genital-herpes-tedavi-edici-asi-nih-destek/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/genital-herpes-tedavi-edici-asi-nih-destek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 20:36:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[doku yerleşik hafıza T hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[genital herpes]]></category>
		<category><![CDATA[HSV-2]]></category>
		<category><![CDATA[HSV-2 aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[immünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[mukozal bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[NIH desteği]]></category>
		<category><![CDATA[NIH destekli araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi edici aşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/genital-herpes-tedavi-edici-asi-nih-destek/</guid>

					<description><![CDATA[UC Irvine araştırmacıları, genital herpesin yeniden alevlenmesini engellemek için mukozal bağışıklığı hedefleyen yenilikçi bir tedavi edici aşı geliştirmek üzere NIH’den önemli bir fon aldı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaliforniya Üniversitesi Irvine kampüsünde yürütülen yeni bir bağışıklık araştırması, genital herpeste yıllardır çözülemeyen en zor sorulardan birine odaklanıyor: virüsün yeniden alevlenmesini nasıl durdurabiliriz? UC Irvine immünoloğu Lbachir BenMohamed, genital herpesin tekrarlayan ataklarını önlemeyi amaçlayan deneysel bir tedavi edici aşı yaklaşımını ilerletmek için Ulusal Sağlık Enstitüleri’nden (NIH) yaklaşık 4 milyon dolarlık beş yıllık destek aldı.</p>
<p>Desteklenen proje, herpes simpleks virüsü tip 2’nin (HSV-2) neden olduğu enfeksiyonların yönetimini değiştirebilecek bir strateji olarak görülüyor. HSV-2, dünya genelinde yarım milyardan fazla insanı etkilediği tahmin edilen yaygın ve kalıcı bir viral enfeksiyon. ABD’de de 60 milyondan fazla kişinin bu virüsle yaşadığı belirtiliyor. Enfeksiyonun en zorlu yönü, virüsün sinir ganglionlarında ve genital mukozada gizli kalabilmesi; bu da belirti vermeyen dönemlerin ardından tekrar eden alevlenmelere ve bulaş riskine yol açabiliyor.</p>
<p>Bugüne kadar HSV-2 için onaylanmış bir tedavi edici aşı bulunmuyor. Mevcut yaklaşımlar çoğunlukla semptomları hafifletmeye, atakların sıklığını azaltmaya veya bulaşmayı sınırlamaya yönelik antiviral ilaçlara dayanıyor. Buna karşın, bağışıklık sisteminin virüsün saklandığı dokularda uzun süreli bir savunma kurmasını hedefleyen yeni nesil aşı fikirleri, herpes araştırmalarında son yılların en dikkat çekici yönlerinden biri haline geldi. BenMohamed’in çalışması da tam olarak bu boşluğu doldurmayı amaçlıyor.</p>
<p>Araştırmanın merkezinde, “Prime/Pull/Keep” adı verilen çok aşamalı bir aşı yaklaşımı yer alıyor. Bu modelin mantığı, yalnızca kanda dolaşan antikor yanıtı oluşturmak yerine, virüsün yeniden aktive olduğu mukozal bölgelerde doğrudan etkili bağışıklık hücreleri yerleştirmek. Bilim insanlarına göre HSV-2 gibi doku içinde gizlenen virüslerde, dolaşımdaki bağışıklık yanıtı tek başına yeterli olmayabiliyor; çünkü virüsün reaktivasyonu çoğu zaman enfekte bölgede, hızlı ve yerinde bir hücresel yanıt gerektiriyor.</p>
<p>Prime/Pull/Keep stratejisi üç basamaklı bir mantıkla çalışıyor. İlk adımda aşı, koruyucu T hücrelerini “hazırlıyor” veya başka bir ifadeyle immün sistemi eğitiyor. Ardından kemokin sinyalleri bu hücreleri enfekte dokuya “çekiyor”. Son aşamada ise hücrelerin hedef dokuda tutulması ve işlevsel kalması sağlanıyor. Böylece, genital mukozada ve diğer bariyer yüzeylerinde görev yapacak doku yerleşik hafıza T hücreleri, yani TRM hücreleri oluşturulmaya çalışılıyor.</p>
<p>TRM hücreleri bağışıklık sisteminin özel bir alt grubunu temsil ediyor. Bu hücreler, enfeksiyonun tekrar ortaya çıkabileceği giriş noktalarında konumlanarak çok hızlı yanıt verebiliyor. HSV-2 gibi latent, yani gizli kalabilen virüslere karşı bu yerel koruma, teorik olarak büyük önem taşıyor. Çünkü virüs yalnızca bağışıklık yanıtının genel düzeyine değil, bulunduğu dokudaki savunmanın hızına ve yoğunluğuna da bağlı olarak kontrol edilebiliyor.</p>
<p>BenMohamed’in yaklaşımı, klasik aşıların sınırlarını aşmaya çalışması bakımından dikkat çekiyor. Geleneksel aşılar çoğu zaman güçlü antikor üretimiyle ilişkilendirilir; ancak HSV-2’nin sinir dokularında gizlenme özelliği nedeniyle, bu strateji reaktivasyonu tamamen engellemekte yetersiz kalabilir. Araştırma ekibi bu nedenle, bağışıklığın en gerekli olduğu yerde, yani mukozal yüzeylerde kalıcı ve işlevsel bir hücresel savunma kurmayı hedefliyor.</p>
<p>Çalışmanın önemli bir yönü de, tedavi edici aşı kavramını koruyucu aşı kavramından ayırması. Tedavi edici aşılar, enfeksiyon kapmış kişilerde hastalığın gidişatını değiştirmeyi amaçlar. HSV-2 açısından bu, mevcut enfeksiyonu tamamen silmekten çok, atakların şiddetini ve sıklığını azaltmak, virüsün yeniden etkinleşmesini sınırlamak ve olası bulaş zincirini zayıflatmak anlamına gelebilir. Bu nedenle proje, klinik olarak yüksek beklenti yaratsa da erken aşamadaki araştırma çerçevesinde değerlendiriliyor.</p>
<p>NIH desteği, bu tür karmaşık bağışıklık projeleri için kritik öneme sahip. Beş yıl sürecek finansman, araştırmacıların aşı tasarımını geliştirmesine, bağışıklık yanıtlarını daha ayrıntılı incelemesine ve Prime/Pull/Keep yaklaşımının HSV-2’ye karşı ne ölçüde etkili olabileceğini test etmesine olanak tanıyacak. Ancak bilim insanlarının da vurguladığı gibi, laboratuvar düzeyindeki umut verici sonuçların klinik uygulamaya dönüşmesi zaman alıyor ve güvenlik ile etkinlik verilerinin dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Genital herpes, yaygınlığı ve tekrarlayan doğası nedeniyle yalnızca bir enfeksiyon hastalığı değil, aynı zamanda uzun süreli klinik takip gerektiren bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Tekrarlayan ataklar, fiziksel rahatsızlığın ötesinde psikolojik ve sosyal yük de oluşturabiliyor. Bu nedenle, HSV-2’nin latent rezervuarlarını ve mukozal bağışıklığı hedefleyen her yeni yaklaşım, temel bilim ile klinik ihtiyaç <a href="https://oncology.com.tr/neovaskuler-makula-dejenerasyonu-kanser-riski/" title="Göz Hastalığı ile Bazı Kanserler Arasındaki Gizli Bağlantı Araştırıldı" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> önemli bir köprü olarak görülüyor.</p>
<p>UC Irvine’de yürütülen bu proje, herpes araştırmalarında yön değişikliğine işaret etmesi bakımından da dikkat çekiyor. Antikor merkezli modellerin ötesine geçen ve doğrudan doku yerleşik hafıza T hücrelerini hedefleyen bu yaklaşım, yalnızca genital herpes için değil, benzer şekilde mukozal yüzeylerde gizlenen diğer enfeksiyonlar için de fikir verici olabilir. Yine de uzmanlara göre asıl <a href="https://oncology.com.tr/melanom-biyopsi-bekleme-suresi-etkisi/" title="Melanomda Biyopsi Bekleme Süresi, Hastalığın Seyri ve Sağkalım Üzerinde Belirleyici Olabilir" data-wpan-internal-link="1">belirleyici</a> olan, bu yeni stratejinin insanlarda ne kadar sağlam ve kalıcı bir bağışıklık oluşturabildiğinin gösterilmesi olacak.</p>
<p>Şimdilik eldeki veriler, kesin bir tedavi vaat etmiyor; ancak HSV-2’nin kontrolünde yeni bir biyolojik mantığın kapısını aralıyor. NIH desteğiyle ilerleyecek çalışma, genital herpes için ilk onaylı tedavi edici aşılardan birine giden yolda önemli bir bilimsel basamak olma potansiyeli taşıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Development of a novel therapeutic vaccine to prevent recurrent genital herpes by targeting tissue-resident memory T cells</p>
<p><strong>Article Title:</strong> UC Irvine Advances Prime/Pull/Keep Therapeutic Vaccine Strategy to Combat Recurrent Genital Herpes</p>
<p><strong>Keywords:</strong> herpes simpleks virüs tip 2, HSV-2, genital herpes, terapötik aşı, dokuda yerleşik hafıza T hücreleri, Prime/Pull/Keep, <a href="https://oncology.com.tr/magnus-hoffmann-kanser-asilari-platform/" title="Magnus Hoffmann, Pew Biyomedikal Bursiyerleri Arasına Seçildi: Kanser Aşılarında Evrensel Platform Arayışı Hızlanıyor" data-wpan-internal-link="1">immünoterapi</a>, mRNA aşısı, viral latensi, NIH finansmanı, rekürren enfeksiyonlar, mukozal bağışıklık</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/genital-herpes-tedavi-edici-asi-nih-destek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağırsak Dostu Bir Molekül: Asetilkolin Mikrobiyotayı ve Bağışıklığı Nasıl Şekillendiriyor?</title>
		<link>https://oncology.com.tr/asetilkolin-bagirsak-mikrobiyotasi-bagisiklik/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/asetilkolin-bagirsak-mikrobiyotasi-bagisiklik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 02:07:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[asetilkolin]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak mikrobiyotası]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Bifidobacterium breve]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyal ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyota]]></category>
		<category><![CDATA[mukozal bağışıklık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/asetilkolin-bagirsak-mikrobiyotasi-bagisiklik/</guid>

					<description><![CDATA[Bifidobacterium breve'nin ürettiği asetilkolin, bağırsak mikrobiyotasını yeniden düzenleyerek mukozal bağışıklığı artırıyor. Bu çalışma, mikrobiyal sinyallerin bağışıklık üzerindeki rolünü vurguluyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bağırsaklarımızdaki bakteriler yalnızca sindirime yardımcı olan pasif yolcular değil; aynı zamanda bağışıklık sisteminin nasıl eğitileceğini belirleyen aktif biyolojik ortaklar. Nature’da yayımlanan yeni bir çalışma, bu ilişkinin beklenenden daha da karmaşık olduğunu gösteriyor. Araştırma, bağırsakta yaşayan yaygın bir kommensal bakteri olan <em>Bifidobacterium breve</em>’nin ürettiği asetilkolinin, hem mikrobiyal toplulukların zaman içindeki yapısını hem de konağın bağırsak enfeksiyonlarına karşı savunmasını etkilediğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Çalışmanın en dikkat çekici yönü, asetilkolinin yalnızca sinir sisteminde görev yapan klasik bir nörotransmitter olarak değil, bağırsak ekolojisini düzenleyen bir mikrobiyal sinyal olarak da işlev görebileceğini göstermesi. <a href="https://oncology.com.tr/genetigi-degistirilmis-kancali-kurt-tetrodotoksin/" title="Parazitten Gelen Antikor: Araştırmacılar Tetrodotoksini Hedefleyen Yeni Bir Biyolojik Sistem Geliştirdi" data-wpan-internal-link="1">Araştırmacılar</a>, steril ortamda yetiştirilen fareleri asetilkolin üretebilen normal <em>B. breve</em> suşu ile asetilkolin üretemeyen genetik mutantlarla kolonize etti. Ardından bu hayvanlar, insan bağırsak kommensallerinden oluşturulmuş tanımlı bir bakteri topluluğuyla aşılandı. İlk kolonizasyon aşamasında iki grup arasında belirgin bir fark görülmedi; ancak zaman ilerledikçe mikrobiyal toplulukların gidişatı ayrıştı.</p>
<p>Beş hafta sonra başlayan bu deneysel takip, bir ay içinde net bir tabloya dönüştü. Asetilkolin üreten <em>B. breve</em> taşıyan farelerde bağırsak mikrobiyotası, asetilkolinsiz mutantlarla kolonize edilen farelerden farklı bir kompozisyona evrildi. Bu bulgu, bakteriyel asetilkolinin yalnızca anlık bir etki yaratmadığını, bağırsak ekosisteminin uzun vadeli dengesini <a href="https://oncology.com.tr/yaslilarda-idrar-dipstick-testi-gucvenilirligi/" title="Yaşlılarda İdrar Testinin Güvenirliği Yeniden Sorgulanıyor: UTI Tanısında Yeni Karşılaştırma" data-wpan-internal-link="1">yeniden</a> şekillendirebildiğini düşündürüyor. Özellikle fırsatçı türlerin dağılımı dikkat çekiciydi: Asetilkolin üretmeyen grupta <em>Staphylococcus sciuri</em>, sınıflandırılmamış <em>Bacillaceae</em> üyeleri ve <em>Enterococcus</em> gibi türler daha fazla öne çıkarken, normal <em>B. breve</em> varlığında <em>Clostridium aldenense</em>, <em>Eubacterium dolichum</em> ve <em>Ruminococcaceae</em> ailesinden üyelerin bolluğu arttı.</p>
<p>Bu tür farklılıklar, mikrobiyotanın yalnızca hangi bakterilerin var olduğuyla değil, bu bakterilerin birbirlerini ve konak dokularını nasıl etkilediğiyle de belirlendiğini hatırlatıyor. Özellikle <em>Ruminococcaceae</em> gibi bazı bağırsak grupları, bağırsak ortamının daha dengeli bir ekolojik yapıya sahip olmasıyla ilişkilendiriliyor. Buna karşılık, fırsatçı bakterilerin artışı çoğu zaman dengesizlik işareti olarak değerlendiriliyor. Çalışma, bakteriyel asetilkolinin bu dengeyi lehte ya da aleyhte kaydırabilen bir sinyal olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Bilim insanlarına göre asetilkolinin önemi yalnızca mikrobiyal kompozisyonla sınırlı değil. <a href="https://oncology.com.tr/lenfoid-kanser-3d-modeller/" title="Lenfoid Kanserlerde Üç Boyutlu Hücre Modelleri Araştırmanın Yönünü Değiştiriyor" data-wpan-internal-link="1">Araştırmanın</a> ana hedeflerinden biri, bu sinyalin mukozal bağışıklık sistemi üzerindeki etkisini anlamaktı. Bağırsak mukozası, dış dünyayla en yoğun temas eden yüzeylerden biri olduğu için sürekli bir eğitim ve yanıt verme halinde bulunur. Buradaki bağışıklık hücreleri, zararsız mikroplarla gerçek tehditleri ayırt etmeyi öğrenmek zorundadır. Bu çalışmada elde edilen veriler, kommensal kaynaklı asetilkolinin bu eğitim sürecine katkı sağlayabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Bu bulgu, bağırsak bağışıklığıyla ilgili daha geniş bir bilimsel çerçeveye oturuyor. Son yıllarda mikropların ürettiği küçük moleküllerin, epitel bariyer, mukus üretimi ve bağışıklık sinyallemesi üzerinde etkili olabildiği giderek daha iyi anlaşılıyor. Ancak asetilkolin gibi sinir sistemiyle özdeşleşmiş bir molekülün, bakteriler tarafından üretilerek bağırsak bağışıklığını etkilemesi, host-mikrop etkileşimleri açısından özellikle ilgi çekici. Bu, mikrobiyal metabolitlerin yalnızca beslenme ya da enerji döngülerine değil, bağışıklık “öğrenmesine” de katkıda bulunabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Çalışma ayrıca enfeksiyon direnci açısından da önemli. Araştırma metni, bu mekanizmanın enterik patojenlere karşı savunmayı güçlendirebileceğini gösteriyor. Başka bir deyişle, bağırsakta yaşayan yararlı bakteriler yalnızca alan kaplayarak ya da besin rekabeti yaratarak değil, ürettikleri sinyaller aracılığıyla konağın savunma kapasitesini de artırıyor olabilir. Bunun klinik önemi açık: Eğer hangi mikrobiyal ürünlerin koruyucu yanıtları desteklediği daha iyi anlaşılırsa, probiyotik tasarımı ve mikrobiyota temelli müdahaleler daha hedefli hale gelebilir.</p>
<p>Yine de araştırmacıların bulguları dikkatli yorumlamak gerekiyor. Bu sonuçlar güçlü biçimde deneysel fare modelinden elde edilmiş durumda ve insanlarda aynı etkinin aynı büyüklükte görülüp görülmeyeceği henüz bilinmiyor. Üstelik bağırsak ekolojisi; diyet, yaş, genetik yapı, antibiyotik maruziyeti ve mevcut mikrobiyal çeşitlilik gibi çok sayıda değişkenden etkileniyor. Bu nedenle çalışma, doğrudan bir tedavi vaadi sunmaktan çok, bağırsak mikrobiyotasını şekillendiren biyokimyasal iletişim ağlarına dair yeni bir mekanizma öneriyor.</p>
<p>Yine de sonuçların önemi azımsanacak gibi değil. Kommensal bakterilerin ürettiği asetilkolinin, zaman içinde mikrobiyal kompozisyonu yönlendirebilmesi ve mukozal bağışıklık eğitimine katkıda bulunabilmesi, bağırsak sağlığını anlamada yeni bir katman açıyor. Bu çalışma, “iyi” bakterilerin etkisinin sadece varlıklarıyla değil, salgıladıkları moleküllerle de ölçülmesi gerektiğini hatırlatıyor. Asetilkolin, böylece sinir biliminin tanıdık bir molekülü olmaktan çıkıp mikrobiyom araştırmalarında kritik bir düzenleyiciye dönüşüyor.</p>
<p>Sonuç olarak, <em>Bifidobacterium breve</em> tarafından üretilen asetilkolin, bağırsak mikrobiyotasının zaman içindeki gelişimini etkileyen ve mukozal bağışıklık eğitimine katkıda bulunabilecek yeni bir biyolojik sinyal olarak öne çıkıyor. Bulgular, bağırsak ekosisteminin yalnızca bakterilerin sayısından ibaret olmadığını; bu mikropların ürettiği kimyasal mesajların da savunma hattını biçimlendirdiğini gösteriyor. Önümüzdeki çalışmaların, bu mekanizmanın insan sağlığına ne ölçüde çevrilebileceğini ve hangi hastalık alanlarında anlamlı olabileceğini ortaya koyması bekleniyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Gut microbiota modulation by commensal-derived acetylcholine and its impact on mucosal immune responses and resistance to enteric infection.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Commensal-derived acetylcholine enhances mucosal immune education.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Song, D., Duncan-Lowey, B., Khetrapal, V. et al. Commensal-derived acetylcholine enhances mucosal immune education. Nature (2026). https://doi.org/10.1038/s41586-026-10592-7</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41586-026-10592-7</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/asetilkolin-bagirsak-mikrobiyotasi-bagisiklik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MIT’den Polioya Karşı Çifte Etkili Aşılama Hamlesi: Güvenliği Korumaya Çalışırken Bulaşmayı Azaltma Arayışı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/mit-inaktive-polio-asisi-adjuvan/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/mit-inaktive-polio-asisi-adjuvan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 20:12:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[aşı adjuvanı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk felci]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk felci aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[IgA antikorları]]></category>
		<category><![CDATA[inaktive polio aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[MIT araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[mukozal bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[oral polio aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[poliovirüs]]></category>
		<category><![CDATA[vaka azaltma stratejileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/mit-inaktive-polio-asisi-adjuvan/</guid>

					<description><![CDATA[MIT’de geliştirilen yeni lipid nanopartikül adjuvan, inaktive polio aşısının bağırsak bağışıklığını güçlendirerek çocuk felci virüsünün bulaşmasını azaltmayı amaçlıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk felciyle küresel mücadelede bilim insanlarının yıllardır karşı karşıya kaldığı temel ikilem, basit görünse de çözmesi güç bir dengeye dayanıyor: Aşı güvenli olacak, ancak virüsün toplum içinde dolaşmasını da mümkün olduğunca sınırlayacak. Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) çalışan araştırmacılar, bu açığı kapatmaya yönelik dikkat çekici bir adım attı. Ekip, enjeksiyonla uygulanan inaktive polio aşısının yalnızca hastalığı önleyen yönünü değil, aynı zamanda bağırsak düzeyinde bağışıklık oluşturarak bulaş zincirini zayıflatma potansiyelini artırmayı amaçlayan yeni bir adjuvan üzerinde çalışıyor.</p>
<p>ABD ve birçok ülkede standart hale <a href="https://oncology.com.tr/teosinte-allelleri-misir-protein-artisi/" title="Mısırın Yabani Atasından Gelen Genler, Tane Proteinini Artırmada Yeni Bir Yol Açıyor" data-wpan-internal-link="1">gelen</a> inaktive polio aşısı, yani IPV, bireyleri çocuk felcine karşı koruma konusunda güvenilir ve uzun süredir kullanılan bir seçenek olarak öne çıkıyor. Ancak bu aşı, poliovirüsün ilk yerleşim ve çoğalma alanı olan gastrointestinal sistemde güçlü bir koruma sağlamıyor. Bu durum, aşılı kişilerin çoğu zaman hastalanmamasına rağmen virüsü fark etmeden taşıyıp yayabilmesi anlamına geliyor. Halk sağlığı açısından en kritik sorun da tam olarak burada başlıyor: Hastalık belirtisi göstermeyen taşıyıcılar, görünmez bulaş zincirlerini sürdürebiliyor.</p>
<p>Bu noktada oral polio aşısı, yani OPV, farklı bir avantaj sunuyor. Ağızdan uygulanan ve canlı, ancak zayıflatılmış virüs içeren bu aşı, bağırsakta mukozal <a href="https://oncology.com.tr/tip-1-diyabet-bagisiklik-programlama/" title="Tip 1 Diyabette Bağışıklığı Yeniden Programlayan Yeni İletişim Kodları" data-wpan-internal-link="1">bağışıklığı</a> daha güçlü biçimde uyarabiliyor. Özellikle immünoglobulin A, yani IgA antikorlarının üretimini destekleyerek virüsün giriş kapısında etkisiz hale getirilmesine yardımcı oluyor. IgA’nın mukozal yüzeylerde oluşturduğu koruyucu tabaka, virüsün bağırsak epitelinde çoğalmasını ve dışkıyla çevreye saçılmasını azaltabildiği için bulaş zincirini kırmada önemli bir mekanizma olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Ne var ki OPV’nin bu güçlü yönü, aynı zamanda en büyük riskini de beraberinde getiriyor. Aşıdaki zayıflatılmış virüs, çok nadir durumlarda yeniden nörovirülan ve bulaştırıcı bir forma dönüşebiliyor. Bu durum, vakalar halinde aşı kaynaklı poliovirüs salgınlarına yol açabiliyor. İşte bu nedenle birçok ülke, hastalığı önlemedeki güvenliği önceliklendirmek adına OPV’den uzaklaşıp IPV’ye yöneldi. Ancak bu tercihin bedeli, toplum düzeyinde virüsün sessiz dolaşımını tamamen durdurma kapasitesinin zayıflaması oldu.</p>
<p>MIT’de geliştirilen yeni yaklaşım, bu iki aşı stratejisinin güçlü taraflarını bir araya getirme çabası olarak dikkat çekiyor. Araştırma ekibi, inaktive polio aşısı ile birlikte kullanılabilecek ve bağışıklık yanıtını yalnızca sistemik düzeyde değil, bağırsak mukozasında da güçlendirmeyi hedefleyen lipid nanopartikül temelli bir adjuvan üzerinde yoğunlaşıyor. Adjuvanlar, aşıların bağışıklık sistemini daha etkili uyarmasına yardımcı olan bileşenler olarak biliniyor. Buradaki yenilik, klasik enjeksiyon aşısının oluşturduğu korumayı, enterik mukozal bağışıklık yönüne genişletebilmekte yatıyor.</p>
<p>Çalışmanın bilimsel önemi, polio eradikasyonunun son aşamasında <a href="https://oncology.com.tr/brafv600e-mutasyonu-hucre-yag-koruma/" title="Kanserleşen Hücrelerin Yağla Kurduğu Savunma Ağı Ortaya Çıktı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> çıkan temel engelle doğrudan ilişkili. Hastalığın görüldüğü bölgelerde yalnızca bireysel korunma sağlamak yetmiyor; virüsün toplumsal dolaşımını da durduracak stratejilere ihtiyaç duyuluyor. IPV, ciddi hastalık gelişimini önlemede son derece değerli olsa da bulaşmayı sınırlama konusunda tek başına yeterli olmayabiliyor. Bu nedenle araştırmacılar, güvenlikten ödün vermeden mukozal bağışıklık oluşturabilecek yeni platformlar arıyor.</p>
<p>Lipid nanopartiküller, son yıllarda ilaç ve aşı taşıyıcısı olarak dikkat çeken teknolojiler arasında yer alıyor. Bu yapılar, bağışıklık sistemine sunulan antijenlerin etkisini değiştirebiliyor ve uygun şekilde tasarlandıklarında belirli bağışıklık yollarını daha güçlü tetikleyebiliyor. MIT’nin üzerinde çalıştığı yaklaşımda, Am80 içeren lipid nanopartiküllerin bağırsak mukozasında destekleyici bir adjuvan gibi davranması amaçlanıyor. Araştırmanın temel hedefi, enjeksiyonla verilen inaktive polio aşısı sonrasında gastrointestinal bölgede daha etkili bir bağışıklık yanıtı oluşturmak. Bu, özellikle IgA aracılı korumanın artırılması açısından önem taşıyor.</p>
<p>Bu tür çalışmalar, polioyla mücadelede aşı tasarımının hâlâ evrim geçirdiğini gösteriyor. Çocuk felci, büyük ölçüde kontrol altına alınmış olsa da dünya tamamen poliodan arınmış değil. Salgınların önlenmesi yalnızca yüksek aşılama oranlarına değil, aynı zamanda aşıların virüsün dolaşımını kesme kapasitesine de bağlı. Bu nedenle yeni adjuvan stratejileri, özellikle OPV’nin risklerinin azaltıldığı mevcut küresel aşı politikasında önemli bir boşluğu doldurabilir.</p>
<p>Yine de uzmanlar açısından bu tür yeniliklerin erken aşama bilimsel girişimler olduğu unutulmamalı. Yeni bir adjuvanın laboratuvar ve preklinik düzeyde umut vermesi, doğrudan geniş ölçekli kullanım anlamına gelmez. Güvenlik, dozlama, mukozal yanıtın kalıcılığı ve gerçek dünyadaki bulaş azaltıcı etkisi gibi soruların yanıtlanması gerekir. Buna rağmen, IPV’nin güvenlik profilini koruyarak daha kapsamlı bağışıklık sağlama fikri, polio eradikasyonunun tamamlanmasına yaklaşılırken en çok ihtiyaç duyulan yeniliklerden biri olarak görülüyor.</p>
<p>MIT’nin çalışması, çocuk felci aşılamasında uzun süredir tartışılan güvenlik-etkinlik dengesine yeni bir bilimsel çözüm arayışı sunuyor. Eğer bu yaklaşım beklenen şekilde doğrulanırsa, inaktive polio aşıları yalnızca bireyi hastalıktan koruyan araçlar olmaktan çıkıp virüsün toplum içindeki dolaşımını da sınırlayan daha güçlü bir halk sağlığı aracına dönüşebilir. Bu da küresel polio eradikasyonu hedefi açısından önemli bir ilerleme anlamına gelir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Inactivated polio vaccine enhancement using lipid nanoparticle adjuvants for mucosal immune response</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Am80-Lipid nanoparticles serve as an enteric mucosal adjuvant following parenteral immunization with inactivated polio vaccine</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/mit-inaktive-polio-asisi-adjuvan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Besinden Gelen Bileşik, HIV ile İlişkili Bağırsak Hasarını Onarmada Umut Veriyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/hiv-bagirsak-hasari-diyet-onarimi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/hiv-bagirsak-hasari-diyet-onarimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 19:24:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[antiretroviral terapi]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak hasarı]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık onarımı]]></category>
		<category><![CDATA[diyet kaynaklı bileşikler]]></category>
		<category><![CDATA[gamma delta T hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[HIV tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kronik inflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[mukozal bağışıklık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/hiv-bagirsak-hasari-diyet-onarimi/</guid>

					<description><![CDATA[Tulane Üniversitesi’nin araştırması, HIV tedavisinde bağırsak hasarının diyet kaynaklı bileşiklerle onarımını ve bağışıklık sisteminin desteklenmesini ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HIV tedavisinde antiretroviral ilaçlar, virüsün çoğalmasını baskılayarak hastalığın seyrini kökten değiştirdi. Ancak bu başarı, enfeksiyonun bıraktığı tüm izleri silmiş değil. Özellikle bağırsak mukozasında oluşan hasar, <a href="https://oncology.com.tr/cocuk-kanserlerinde-biyobelirtec-tedavi-yaniti/" title="Çocuk Kanserlerinde Tedavi Yanıtını Öngörebilecek Yeni Biyobelirteç Umudu" data-wpan-internal-link="1">tedavi</a> altında yaşayan birçok kişide süren sessiz bir sorun olarak dikkat çekiyor. Yeni bir çalışma, bu hasarın neden kolay kolay düzelmediğine ve bazı diyet kaynaklı bileşiklerin neden ilgi çektiğine dair önemli ipuçları sunuyor.</p>
<p>Tulane Üniversitesi araştırmacılarının JCI Insight dergisinde yayımladığı çalışma, uzun süreli antiretroviral tedavinin yalnızca viral yükü kontrol etmekle kalıp bağırsak bağışıklığının onarımını tam anlamıyla geri getirmeyebileceğini gösteriyor. Araştırma, insan HIV enfeksiyonunu klinik ve immünolojik açıdan yakından taklit eden SIV, yani Simian Immunodeficiency Virus ile enfekte edilmiş insan olmayan primatlar üzerinde yürütüldü. Ekip, <a href="https://oncology.com.tr/losemi-epigenetik-imza-tedavi-yaniti/" title="Lösemide Tedavi Yanıtını Önceden İşaret Eden Epigenetik İmza" data-wpan-internal-link="1">tedavi</a> altında virüs baskılansa bile bağırsak bariyerinin yeniden yapılanması için gerekli bazı bağışıklık işlevlerinin zayıf kaldığını gözlemledi.</p>
<p>Çalışmanın odak noktalarından biri, bağırsak dokusunun bütünlüğünü korumada görev alan gamma delta (γδ) T hücreleri ile doğuştan gelen lenfoid hücreler, yani ILC’ler oldu. Bu hücre grupları, mukozal yüzeylerde hem savunma hem de doku onarım süreçlerinde rol oynuyor. Araştırmaya göre, uzun dönem ART sonrasında bu hücrelerin sayısında ve işlevinde bozulma devam ediyor. Bu durum, bağırsak duvarının tam olarak iyileşememesine, istenmeyen mikrobiyal ürünlerin dolaşıma sızmasına ve sonuçta kronik inflamasyonun sürmesine zemin hazırlayabiliyor.</p>
<p>Kronik inflamasyon HIV ile yaşayan kişilerde uzun süredir önemsenen bir mesele. Virüs baskılansa bile bağışıklık sistemi tam anlamıyla eski dengesine dönmeyebiliyor ve bu dengesizlik, kalp-damar hastalıkları, nörobilişsel gerileme ve metabolik bozukluklar gibi eşlik eden sağlık sorunlarıyla ilişkilendiriliyor. Bağırsak mukozasının bozulması da bu tabloyu besleyen temel mekanizmalardan biri olarak görülüyor. Çünkü bağırsak, bağışıklık sistemi ile dış çevre arasında en büyük temas yüzeylerinden birini oluşturuyor ve bariyer bütünlüğündeki küçük bir aksama bile sistemik etkiler yaratabiliyor.</p>
<p>Namita Rout’un liderlik ettiği çalışma, tam da bu nedenle dikkat çekiyor. Araştırmacılar, yalnızca viral baskının yeterli olup olmadığını değil, mukozal onarımın hangi bağışıklık yollarına bağlı olduğunu da incelemek istedi. Elde edilen bulgular, ART’nin enfeksiyon kontrolünde <a href="https://oncology.com.tr/yaslilarda-gunluk-adim-sayisi-saglik/" title="Yaşlı Bireylerde Günlük Adım Sayısı ile Sağlık Göstergeleri Arasında Güçlü Bağlantı Bulundu" data-wpan-internal-link="1">güçlü</a> olmasına karşın, bağırsakta görev yapan bazı hücresel ağların yeniden dengelenmesi için ek stratejilere ihtiyaç olabileceğine işaret ediyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Gut immune homeostasis and mucosal repair mechanisms in antiretroviral therapy-treated SIV infection.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Dietary Indoles Influence the AHR–RORγt Axis and Mucosal Immune Homeostasis in ART-Treated SIV Infection.</p>
<p><strong>Keywords:</strong> HIV, Antiretroviral Tedavi, Bağırsak Mukozal İmmünitesi, Kronik İnflamasyon, Gamma Delta T Hücreleri, Doğuştan Lenfoid Hücreler, AHR–RORγt Ekseni, Diyetle Alınan İndoller, Mikrobiyal Translokasyon, Bağırsak Bariyer Bütünlüğü, SIV Modeli, Nütrisyonel İmmünomodülasyon</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/hiv-bagirsak-hasari-diyet-onarimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
