<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>madde kullanımı &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/madde-kullanimi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Jun 2026 10:00:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>UC San Diego’da Yapay Zekâ Destekli Yeni Proje, HIV ve Aşırı Doz Riskine Karşı Koruyucu Stratejileri Yeniden Şekillendirmeyi Hedefliyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/yapay-zeka-hiv-asiri-doz-onleme/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/yapay-zeka-hiv-asiri-doz-onleme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı doz riski]]></category>
		<category><![CDATA[halk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit C]]></category>
		<category><![CDATA[HIV]]></category>
		<category><![CDATA[HIV önleme]]></category>
		<category><![CDATA[madde kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[toplum temelli bakım]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zekâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/yapay-zeka-hiv-asiri-doz-onleme/</guid>

					<description><![CDATA[UC San Diego'dan Natasha Martin'in liderliğindeki AMPLIFY projesi, yapay zekâ ve topluluk verisiyle HIV, hepatit C ve aşırı doz riskine karşı etkili önleme yöntemleri sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaliforniya Üniversitesi San Diego (UC San Diego) Tıp Fakültesi’nde görev yapan seçkin profesör ve Küresel Halk Sağlığı eş başkan yardımcısı Natasha Martin, DPhil, ABD Ulusal Uyuşturucu Suistimali Enstitüsü’nden (NIDA) beş yıl süreli 5,6 milyon dolarlık prestijli Avant-Garde Ödülü almaya hak kazandı. Son derece rekabetçi bu destek, HIV, hepatit C ve aşırı doz kriziyle mücadelede alışılmış halk sağlığı yaklaşımlarının ötesine geçen, yenilikçi bir araştırma hattını finanse edecek.</p>
<p>Martin’in yürütücülüğünü üstlendiği proje, madde kullanan bireyler arasında HIV, hepatit C virüsü (HCV) ve aşırı doz riskini azaltmaya yönelik müdahaleleri daha isabetli hale getirmek için yapay zekâ araçlarından yararlanıyor. Araştırmanın merkezinde, halk sağlığı sistemlerinin uzun süredir eksik bıraktığı bir alan yer alıyor: insanların hangi müdahaleleri, hangi koşullarda ve ne tür hizmet modelleriyle daha kabul edilebilir bulduğunu yerel ve değişken bağlamlarda anlayabilmek. Bu bilgi eksikliği, özellikle yerel toplulukların davranış örüntülerini ve önceliklerini yansıtmayan programların etkisini sınırlayabiliyor.</p>
<p>Yeni girişim AMPLIFY adıyla anılıyor. Projenin amacı, madde kullanan kişilerin deneyimlerini ve tercihlerini araştırma tasarımının pasif bir girdisi olmaktan çıkarıp doğrudan modelleme süreçlerine dahil etmek. Bu yaklaşım, kamu sağlığı planlamasında daha kişiselleştirilmiş ve yerel gerçekliğe uyumlu stratejiler geliştirilmesine katkı sağlayabilir. AMPLIFY’nin adı da bu nedenle anlamlı: amaç, çoğu zaman istatistiksel ortalamaların içinde görünmez kalan bireysel ve topluluk temelli sesleri “güçlendirmek”.</p>
<p>Günümüzde HIV ve HCV <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-onleme-8c-modeli/" title="Parkinson’s Hastalığında Önleme Dönemi: Uzmanlardan 8C’li Yeni Çerçeve" data-wpan-internal-link="1">önleme</a> çalışmaları, temas takibi, test, tedaviye yönlendirme, zarar azaltma hizmetleri ve davranışsal destek gibi bir dizi bileşene dayanıyor. Ancak bu hizmetlerin etkisi, hedef grubun yaşam koşullarına ve önceliklerine uyum sağladığında artıyor. Özellikle madde kullanım bozukluğu yaşayan kişiler için damgalanma, hizmete erişim güçlükleri, değişken risk ortamları ve yerel hizmet altyapısındaki farklılıklar, standart müdahalelerin başarı şansını azaltabiliyor. Martin’in projesi, bu nedenle veri odaklı ama topluluk duyarlılığı taşıyan bir model kurmayı hedefliyor.</p>
<p>Projede yapay zekâ teknolojilerinin kullanılacak olması, yalnızca otomasyon anlamına gelmiyor. Araştırma ekibi, dijital araçları toplum temelli içgörüleri işleyebilen, değişen tercihleri izleyebilen ve müdahale seçeneklerini senaryolaştırabilen bir çerçeveye dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu tür sistemler, sağlık hizmetlerinin farklı kombinasyonlarının olası etkilerini değerlendirmek ve kaynakları daha verimli yönlendirmek açısından değerli olabilir. Özellikle hızlı değişen ve çok etkenli salgın dinamiklerinde, geleneksel veri toplama yöntemleri çoğu zaman sahadaki değişimi yeterince hızlı yansıtamayabiliyor.</p>
<p>Halk sağlığı uzmanları uzun süredir yerelleştirilmiş veri eksikliğinin sorun yarattığını vurguluyor. Ulusal düzeyde güçlü görünen göstergeler, mahalle, şehir ya da hizmet ağı düzeyinde ciddi farklılıkları gizleyebiliyor. Aynı durum, HIV, HCV ve aşırı doz önleme hizmetlerinde de geçerli. Bir bölgede etkili olan bir uygulama, başka bir bölgede ulaşılabilirlik, güven, stigma ya da hizmet tercihleri nedeniyle aynı sonucu vermeyebilir. UC San Diego’daki çalışma, tam da bu nedenle, müdahale tasarımını yalnızca epidemiyolojik eğilimlere değil, kullanıcıların gerçek yaşam tercihlerine dayandırmak istiyor.</p>
<p>NIDA’nın Avant-Garde Ödülü, her yıl yalnızca sınırlı sayıda araştırmacıya verilen ve alışılmışın dışında fikirleri desteklemeyi amaçlayan seçkin bir mekanizma olarak biliniyor. Bu ödül, erken aşamadaki ya da yüksek riskli fakat potansiyel etkisi büyük projelere kapı açıyor. Martin’in çalışmasının bu programa dahil edilmesi, kurumun yapay zekâ ile halk sağlığı verisini birleştiren, disiplinler arası ve toplum merkezli modellerin gelecekte daha fazla önem kazanabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>HIV ve hepatit C’nin önlenmesi ile aşırı doz ölümlerinin azaltılması, ABD’de hâlen birbiriyle bağlantılı halk sağlığı öncelikleri arasında yer alıyor. Bu üç alan, sıklıkla aynı sosyal ve klinik risk ağlarında kesişiyor. Bu nedenle tek bir müdahale yerine, bireyin ihtiyaçlarıyla uyumlu, çok katmanlı ve esnek stratejiler geliştirmek kritik görülüyor. Yapay zekâ <a href="https://oncology.com.tr/kamu-destekli-evde-bakim-modelleri/" title="Altı Ülkede Kamu Destekli Evde Bakımın Farklı Yolları Masada" data-wpan-internal-link="1">destekli</a> modelleme, doğru kullanıldığında, hangi hizmetlerin hangi topluluklarda daha fazla benimsenme ihtimali taşıdığını anlamaya katkıda bulunabilir; ancak bunun sahadaki uygulanabilirliği, veri kalitesi ve topluluk katılımının gücüne bağlı kalacak.</p>
<p>Martin’in projesi, bilimsel açıdan özellikle iki nedenle dikkat çekiyor: Birincisi, dijital araçları yalnızca tahmin üretmek için değil, toplumun tercihlerini görünür kılmak için kullanması. İkincisi ise müdahale planlamasında “ortalama kullanıcı” varsayımının ötesine geçme çabası. Sağlık eşitsizlikleri ve madde kullanımına bağlı riskler söz konusu olduğunda, bu tür hassasiyetler programların erişimini ve etkisini belirleyebilir.</p>
<p>Önümüzdeki beş yıl boyunca yürütülecek çalışma, yapay zekâ tabanlı karar destek yaklaşımlarının halk sağlığına nasıl entegre edilebileceğine dair önemli ipuçları sunabilir. Araştırmanın nihai etkisi, yalnızca geliştireceği teknik modellerle değil, bu modellerin sahadaki hizmet sunumuna ne ölçüde uyarlanabildiğiyle de ölçülecek. UC San Diego’daki ekip için bu ödül, HIV, HCV ve aşırı doz krizlerine karşı daha duyarlı, daha yerel ve daha veri temelli çözümlere doğru atılmış önemli bir adım olarak görülüyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Development of AI-driven digital twins to enhance public health responses to HIV, Hepatitis C, and overdose among people who use drugs.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> UC San Diego Receives $5.6 Million NIH Avant-Garde Award to Deploy AI in Combating HIV, Hepatitis C, and Overdose Epidemics</p>
<p><strong>Keywords:</strong> HIV, Hepatitis C, yapay zeka, Digital Twins, Substance Use Disorder, Public Health, Overdose Prevention, Large Language Models, Epidemiological Modeling, Community Engagement, Precision Public Health, National Institute on Drug Abuse</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/yapay-zeka-noroimmun-ilac-kesfi/" data-wpan-internal-link="1">Yapay Zekâ Destekli İlaç Keşfinde Dev Ortaklık: Insilico ve SK Biopharmaceuticals CNS Nöroimmün Hastalıklara Odaklanıyor</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/yapay-zeka-hiv-asiri-doz-onleme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HIV ile Yaşayan Kadınlarda Ölümün Görünmeyen Yükü: En Büyük Risk Virüs Değil, Travma Kökenli Sorunlar</title>
		<link>https://oncology.com.tr/hiv-yasayan-kadinlarda-olum-riskinde-travma/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/hiv-yasayan-kadinlarda-olum-riskinde-travma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 22:51:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyopsikososyal faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[HIV]]></category>
		<category><![CDATA[HIV ile yaşayan kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[HIV mortalite nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[HIV tedavi etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[madde kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[travma kökenli sağlık sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[travma odaklı bakım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/hiv-yasayan-kadinlarda-olum-riskinde-travma/</guid>

					<description><![CDATA[UCSF'nin çalışması, HIV ile yaşayan kadınlarda ölümlerin büyük kısmının virüsten çok travma ilişkili ruh sağlığı ve madde kullanımı sorunlarıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaliforniya Üniversitesi San Francisco (UCSF) araştırmacılarının yayımladığı yeni çalışma, HIV ile yaşayan kadınlara ilişkin yerleşik algıyı sarsan çarpıcı bir bulgu ortaya koyuyor: Bu gruptaki ölümlerin önemli bir bölümü, virüsün doğrudan etkisinden ziyade travma ile ilişkili, çoğu zaman önlenebilir sağlık sorunlarıyla bağlantılı. Çalışma, madde kullanım bozuklukları ve ruh sağlığı sorunlarının, HIV ile yaşayan kadınlarda <a href="https://oncology.com.tr/telomeraz-nk-hucre-apoptoz-direnci/" title="Telomerazın Gizli İşlevi NK Hücrelerinde Ölüm Sinyallerine Direnci Nasıl Şekillendiriyor?" data-wpan-internal-link="1">ölüm</a> nedenleri arasında sanılandan daha büyük bir yer tuttuğunu gösteriyor.</p>
<p>Antiretroviral tedaviler sayesinde HIV, birçok hasta için ölümcül bir enfeksiyondan yönetilebilir kronik bir duruma dönüştü. Buna rağmen ABD’de HIV ile yaşayan kadınların, HIV taşımayan kadınlara kıyasla yaklaşık 12 yıllık bir yaşam süresi farkı yaşadığı biliniyor. UCSF’nin yeni analizinin önemi de tam burada ortaya çıkıyor: Araştırmacılar, bu farkın yalnızca viral yük, bağışıklık baskılanması ya da tedaviye erişimle açıklanamayabileceğini, sosyal ve psikolojik yüklerin de ölüm riskini belirgin biçimde etkileyebileceğini öne sürüyor.</p>
<p>Çalışma, kadınlarda ölüm nedenlerini anlamak için yalnızca ölüm belgelerine bakmak yerine, hastaların tıbbi ve sosyal öykülerini yakından bilen klinisyenlerin değerlendirmeleriyle karşılaştırmalı bir yaklaşım kullandı. Bu yöntem, HIV ile yaşayan kadınların ölüm nedenlerine ilişkin daha ayrıntılı ve gerçekçi bir tablo sunmayı amaçlıyor. İlk değerlendirmeler, resmi ölüm belgeleri ile klinik gözlemler arasında dikkate değer uyumsuzluklar olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Araştırma kapsamında UCSF’nin Women’s HIV Program’ına kayıtlı ve yaşamını yitiren 40 kadının dosyaları incelendi. Bulgular, birçok ölümün doğrudan HIV’in biyolojik etkileriyle değil; ruh sağlığı bozuklukları, madde kullanımı ve travma öyküsüyle bağlantılı koşullarla ilişkili olduğunu işaret ediyor. Uzmanlara göre bu sonuç, HIV bakımının yalnızca laboratuvar değerlerini kontrol etmeye odaklanmasının yeterli olmadığını; tedavi modelinin daha geniş bir sağlık çerçevesiyle ele alınması gerektiğini gösteriyor.</p>
<p>Travma ilişkili sağlık sorunları, HIV ile yaşayan kadınlar için tek başına yeni bir mesele değil. Şiddet, cinsel travma, ev içi istismar, kronik stres, depresyon, sigara ve alkol kullanımı gibi etkenler, hem tedaviye uyumu hem de genel sağkalımı etkileyebiliyor. Bilim insanları, bu faktörlerin birbirini besleyen bir döngü oluşturabildiğine dikkat çekiyor. Örneğin ruhsal sıkıntı yaşayan bireylerde ilaç düzeninin bozulması, klinik takibin aksaması ve eşlik eden hastalıkların artması daha olası hale geliyor.</p>
<p>HIV’in günümüzde daha etkin tedavi edilebilmesi, hastalığın sonuçlarının sadece virüs üzerinden okunmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle araştırmacılar, ölüm nedenlerini anlamada biyolojik etkenlerin yanında davranışsal, psikolojik ve toplumsal belirleyicileri de içeren bir değerlendirme modelinin gerekliliğini vurguluyor. UCSF çalışması da bu nedenle önemli: Kadınların sağlık sonuçlarını belirleyen risklerin, çoğu zaman tıbbi dosyalarda tek başına görünmeyen travma geçmişi ve sosyal kırılganlıklar tarafından şekillendiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Özellikle kadınlarda HIV bakımının, cinsiyete özgü ihtiyaçları daha fazla dikkate alması gerektiği ifade ediliyor. HIV ile yaşayan kadınlar, tarihsel olarak sağlık sisteminde erkeklere kıyasla daha az temsil edilmiş; buna ek olarak yoksulluk, <a href="https://oncology.com.tr/cin-akilli-yasli-bakimi-iyi-olus/" title="Akıllı Bakım Teknolojileri Yaşlıların İyi Oluşunu Nasıl Güçlendiriyor?" data-wpan-internal-link="1">bakım</a> yükü, şiddet ve damgalanma gibi etkenlerle daha sık karşılaşmış olabilir. Bu durum, yalnızca enfeksiyonun değil, enfeksiyonla birlikte taşınan sosyal yükün de ölüm riskini artırmasına yol açabiliyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Causes of death in women living with HIV, with a focus on trauma-related conditions and discrepancies between death certificates and clinical assessments.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Causes of Death of Women with HIV: Discordance Between Death Certificates and Clinical Findings</p>
<p><strong>References:</strong><br />Machtinger, E., Davis, K., Cuca, Y.P., Shumway, M., Naranjo-Cabatic, E., Cocohoba, J., &amp; Loomba, V. (2026). Causes of Death of Women with HIV: Discordance Between Death Certificates and Clinical Findings. Journal of Acquired Immune Deficiency Syndromes.</p>
<p><strong>Keywords:</strong> İnsan immün yetmezlik virüsü, travma bilgili bakım, mortalite oranları, ruh sağlığı, madde kötüye kullanımı, HIV damgalanması, intihar, yakın partner şiddeti, tedaviye uyumsuzluk, kronik stres, depresyon, tütün, alkol kötüye kullanımı</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/kolorektal-kanser-mikrobiyom-fit-testi/" data-wpan-internal-link="1">Turin Çalışması, Dışkı Testlerinin Mikrobiyom Araştırmasını Kolorektal Kanser Taramasına Taşıdığını Gösteriyor</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/hiv-yasayan-kadinlarda-olum-riskinde-travma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ergenlikte Beyin Demiri ve Dürtüsellik, Madde Kullanımı Yörüngelerini Nasıl Şekillendiriyor?</title>
		<link>https://oncology.com.tr/ergenlikte-bazal-gangliyon-demiri-madde-kullanimi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/ergenlikte-bazal-gangliyon-demiri-madde-kullanimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 17:11:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bazal gangliyon]]></category>
		<category><![CDATA[bazal gangliyon demiri]]></category>
		<category><![CDATA[beyin demiri]]></category>
		<category><![CDATA[dürtüsellik]]></category>
		<category><![CDATA[dürtüsellik ve madde kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[ergen beyin gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[madde kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[yürütücü işlevler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/ergenlikte-bazal-gangliyon-demiri-madde-kullanimi/</guid>

					<description><![CDATA[Bu çalışma, gençlerde bazal gangliyonlardaki demir birikimi ile dürtüsellik ve yürütücü işlevler arasındaki gelişimsel farklılıkların madde kullanımına etkisini araştırıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nature Communications</strong> dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, gençlerde dürtüsellik ile madde kullanımına giden yollar arasında beklenenden daha derin bir biyolojik bağlantı olabileceğini <a href="https://oncology.com.tr/yapay-zeka-kuresel-iklim-politikalari-esitsizlik/" title="Yapay Zekâ, Küresel İklim Taahhütlerindeki Eşitsizliği Ortaya Çıkardı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> koyuyor. Araştırma, beynin ödül işleme, karar verme ve motor kontrolle ilişkili bölgelerinden biri olan bazal gangliyonlardaki doku demiri düzeylerinin, bilişsel işlevler ve davranışsal dürtüsellik ile birlikte gelişimsel bir örüntü izlediğini gösteriyor.</p>
<p>Çalışma, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde beyin kimyasının zaman içindeki değişiminin, ilerleyen yaşlarda madde kullanım davranışlarına yatkınlıkla ilişkili olabileceğine işaret ediyor. Bulgular, tek bir etken yerine, gelişmekte olan beynin biyolojisi ile özdenetim, karar verme ve riskli davranışlar arasındaki çok katmanlı etkileşimi vurguluyor. Ancak araştırmacılar için bu sonuçlar, nedensellikten ziyade bir ilişki haritası sunuyor; yani beyin demiri değişikliklerinin madde kullanımına doğrudan mı yol açtığı, yoksa daha geniş gelişimsel süreçlerin bir parçası mı olduğu henüz kesin değil.</p>
<p>Bazal gangliyonlar, hareket düzenleme kadar ödül, alışkanlık oluşumu ve davranış seçimi gibi süreçlerde de görev alan alt beyin yapıları olarak biliniyor. Bu bölgedeki demir, sinir sisteminde miyelin oluşumu ve nörotransmitter sentezi gibi temel işlevler için gerekli. Demirin yaşamın farklı evrelerinde nasıl dağıldığı ise gelişimsel nörobilim açısından uzun süredir önemli bir araştırma konusu. Yeni çalışma, özellikle bu demir birikiminin her gençte aynı hızda ve aynı örüntüyle ilerlemediğini gösteriyor.</p>
<p>Araştırma ekibi, manyetik rezonans görüntülemenin demir içeriğine duyarlı ileri tekniklerinden yararlanarak geniş bir genç kohortta bazal gangliyon alt bölgelerindeki doku demirini ölçtü. Elde edilen veriler, demir dağılımındaki gelişimsel farklılıkların nörobilişsel performansla ve davranışsal dürtüsellikle ilişkili olduğunu <a href="https://oncology.com.tr/abd-coklu-ilaca-direncli-klebsiella-pneumoniae/" title="ABD’de Dirençli Klebsiella pneumoniae Toplumlara Sızıyor: Genetik İzleme Yeni Bir Tabloyu Ortaya Koydu" data-wpan-internal-link="1">ortaya koydu</a>. Yani bazı gençlerde beklenen gelişim çizgisinden sapma görülen demir örüntüleri, yürütücü işlevlerde zayıflama ve dürtü kontrolünde bozulma ile birlikte bulundu.</p>
<p>Yürütücü işlevler; planlama, dikkat sürdürme, esnek düşünme, hata izleme ve dürtü bastırma gibi özdenetim için kritik becerileri kapsıyor. Bu alanlardaki zayıflık, ergenlik döneminde riskli davranışların artmasıyla yakından bağlantılı kabul ediliyor. Özellikle madde kullanımının başlangıcı ve zaman içinde artışı, çoğu zaman kısa vadeli ödüllere yönelme ile uzun vadeli sonuçları değerlendirme arasındaki dengeyi etkileyen bu tür bilişsel süreçlerle ilişkili. Çalışmanın işaret ettiği nokta da tam olarak burada devreye giriyor: bazal gangliyonlardaki demir gelişimi ile dürtüsellik arasındaki ilişki, madde kullanımına giden davranışsal yörüngeleri anlamada yeni bir biyolojik katman sağlayabilir.</p>
<p>Bilim insanları için bu tür bulguların önemi, yalnızca bir risk belirteci sunmalarından değil, aynı zamanda ergen beyninin neden belirli dönemlerde daha kırılgan olabildiğini açıklamaya yaklaşmalarından geliyor. Demir, sinir iletimi ve beyin olgunlaşması açısından vazgeçilmez olsa da, düzeyi ve dağılımı gelişim sürecinde dikkatle dengelenmek zorunda. Bu nedenle bazal gangliyonlarda gözlenen farklılıkların, nörogelişimsel zamanlamadaki küçük kaymaların bile davranış üzerinde ölçülebilir etkiler yaratabileceği düşüncesini güçlendirdiği belirtiliyor.</p>
<p>Çalışma aynı zamanda madde kullanımının tek başına ahlaki ya da davranışsal bir tercih olarak değil, biyoloji, gelişim ve çevresel etkilerin kesişiminde şekillenen karmaşık bir süreç olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Ergenlik, beyin devrelerinin yeniden düzenlendiği ve ödül duyarlılığının görece arttığı bir dönem olduğu için, dürtü kontrolündeki küçük farklılıklar bile risk alma davranışlarını etkileyebiliyor. Bu bağlamda bazal gangliyon demiri ile yürütücü işlevler <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-beyin-sivisi-siddet-iliskisi/" title="Parkinson’s Hastalığında Yeni İşaretler: Beyin Sıvısı Dolaşımı ve Şiddet Arasındaki Bağlantı" data-wpan-internal-link="1">arasındaki bağlantı</a>, erken dönemde belirti verebilecek nörogelişimsel hassasiyetleri anlamak açısından dikkat çekici.</p>
<p>Yine de sonuçların klinik kullanıma dönüşmesi için temkinli olunması gerekiyor. Görüntüleme temelli biyobelirteçler, bir gün risk değerlendirmesinde yardımcı olabilir; fakat bu tür bir yaklaşımın güvenilir ve etik biçimde uygulanabilmesi için çok daha fazla doğrulama, farklı popülasyonlarda tekrar ve uzun dönem izlem çalışmaları gerekir. Ayrıca madde kullanımına giden yollar, yalnızca beyin biyolojisiyle değil, aile ortamı, ruh sağlığı, akran etkisi ve sosyal koşullarla da şekillenir. Bu nedenle yeni çalışma, tek başına açıklama sunmaktan çok, mevcut çerçeveye güçlü bir nörobiyolojik boyut ekliyor.</p>
<p>Sonuç olarak Nature Communications’ta yayımlanan bu araştırma, gençlerde bazal gangliyon demiri, bilişsel işlev ve dürtüsellik arasındaki bağın, madde kullanımının gelişimsel yörüngelerini anlamada önemli bir ipucu olabileceğini gösteriyor. Çalışma, ergen beyninde demir birikiminin sıradan bir biyokimyasal ayrıntı olmadığını; özdenetim, karar verme ve risk davranışıyla birlikte okunması gereken bir gelişim sinyali olabileceğini ortaya koyuyor. Bu da erken müdahale stratejilerinin, yalnızca davranışsal gözleme değil, gelişen beynin biyolojisini daha yakından anlamaya da dayanabileceğini düşündürüyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Developmental variation in basal ganglia tissue iron, neurocognitive functioning, impulsivity, and their association with substance use trajectories in youth</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Developmental variation in basal ganglia tissue iron, neurocognitive functioning, and impulsivity is associated with substance use trajectories in youth</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Parr, A.C., Ojha, A., Petrie, D.J. et al. Developmental variation in basal ganglia tissue iron, neurocognitive functioning, and impulsivity is associated with substance use trajectories in youth. Nat Commun 17, 4861 (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-73611-1</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41467-026-73611-1</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/ergenlikte-bazal-gangliyon-demiri-madde-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılarda Kenevir Kullanımı Neden Hekimlerle Neredeyse Hiç Konuşulmuyor?</title>
		<link>https://oncology.com.tr/yaslilarda-kenevir-kullanimi-iletisim/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/yaslilarda-kenevir-kullanimi-iletisim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 20:50:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik bakım]]></category>
		<category><![CDATA[hasta-hekim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[hekim-hasta iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[kenevir kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[kronik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[madde kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/yaslilarda-kenevir-kullanimi-iletisim/</guid>

					<description><![CDATA[Rutgers Health araştırması, 65 yaş üstü kenevir kullanıcılarının çoğunun bu bilgiyi doktorlarıyla paylaşmadığını ortaya koydu. Bu durum yaşlı sağlığında önemli iletişim sorunlarına işaret ediyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rutgers Health araştırmacılarının yürüttüğü kapsamlı analiz, 65 yaş üstü yetişkinlerde kenevir kullanımı ile sağlık profesyonelleri arasındaki iletişimde dikkat çekici bir boşluk <a href="https://oncology.com.tr/goz-kapagi-tumor-tani-onemi/" title="Göz Kapağındaki Nadir Yağ Bezesi Tümörü Tanıda Mikroskobun Neden Vazgeçilmez Olduğunu Gösterdi" data-wpan-internal-link="1">olduğunu</a> ortaya koydu. 2026 yılının Ağustos sayısında <em>American Journal of Preventive Medicine</em> dergisinde yayımlanması planlanan çalışma, kenevir kullandığını bildiren yaşlıların yüzde 20’sinden azının bu kullanımı doktorlarıyla konuştuğunu gösterdi. Bulgular, yaşlanmayla birlikte artan kronik hastalık yükü ve çoklu ilaç kullanımı düşünüldüğünde, klinik açıdan önemli bir eksikliğe işaret ediyor.</p>
<p>Çalışma, 2021-2023 yılları arasında toplanmış ve ulusal düzeyde temsil gücüne sahip 14 binden fazla yaşlı yetişkin verisini kullandı. Araştırmanın ana amacı, yaşlı yetişkinler arasında kenevir ve diğer madde kullanımı için yapılan taramaların sıklığını ve hasta-hekim görüşmelerinin ne kadar yaygın olduğunu ölçmekti. Sonuçlara göre, yaşlıların yaklaşık üçte biri son bir yıl içinde kenevir veya başka madde kullanımı açısından taranmıştı. Ancak kenevir kullandığını belirten ve bu kullanımın ister keyif amaçlı ister tıbbi amaçlı olduğunu söyleyen katılımcılar arasında, sağlık uzmanlarıyla doğrudan konuşanların oranı çok daha düşüktü.</p>
<p>Bu durum, kenevir kullanımının yaşlı nüfusta giderek daha görünür hale geldiği bir dönemde özellikle önem kazanıyor. Bazı yaşlı yetişkinler keneviri ağrı, uyku sorunları veya diğer rahatsızlıklar için kullanırken, bir kısmı da rekreasyonel amaçlarla tüketiyor. Ancak kullanım nedeni ne olursa olsun, bu bilgi çoğu zaman muayene sırasında gündeme gelmiyor. Araştırmacılara göre bu iletişimsizlik, sağlık çalışanlarının hastalarının kullandığı maddeleri tam olarak değerlendirmesini zorlaştırıyor.</p>
<p>Yaşlılarda bu boşluğun sonuçları genç yetişkinlere kıyasla daha belirgin olabilir. İleri yaş, kronik hastalıkların artması, birden fazla ilacın aynı anda kullanılması ve vücudun ilaçlara verdiği yanıtın değişmesi gibi etkenlerle birlikte geliyor. Bu nedenle kenevir kullanımı, özellikle reçeteli ilaçlarla etkileşim olasılığı açısından dikkate alınması gereken bir unsur haline geliyor. Çalışmanın işaret ettiği temel risklerden biri de, hastanın kenevir kullanımını paylaşmaması halinde hekimlerin olası yan etkileri, etkileşimleri veya beklenmedik klinik durumları önceden tahmin etmekte zorlanabilmesi.</p>
<p>Tarama yapılması ile gerçek klinik görüşme arasında görülen fark da dikkat çekici. Araştırmaya göre, yaşlı yetişkinlerin yaklaşık üçte biri son bir yılda kenevir ya da başka madde kullanımı açısından sorgulanmış olsa da, kenevir kullanan bireylerin çok daha küçük bir bölümü bu konuyu sağlık profesyonelleriyle ayrıntılı biçimde ele aldı. Bu bulgu, yalnızca “sormak” ile “konuşmak” arasındaki farkı da görünür kılıyor. Uzmanlar açısından yalnızca standart tarama sorusu yöneltmek yeterli olmayabilir; hastanın yanıtını açıklayabileceği, kullanım sıklığını, ürün tipini ve eşlik eden ilaçları paylaşabileceği güvenli bir iletişim ortamı oluşturmak da gerekiyor.</p>
<p>Çalışmanın yazarlarından Pia Mauro’nun adı araştırma özetinde yer alırken, çalışmanın genel çerçevesi <a href="https://oncology.com.tr/cin-yaslilarda-sosyal-katilim-depresyon/" title="Çin’de Yaşlılarda Sosyal Katılımın Depresyonla İlişkisi: Kırsal-Kentsel ve Cinsiyet Farkları Öne Çıkıyor" data-wpan-internal-link="1">yaşlı sağlığı</a> alanında uzun süredir bilinen bir sorunu yeniden gündeme taşıyor: Hastalar, özellikle yasal statüsü eyaletten eyalete değişebilen ya da kişisel tercih olarak görülebilen maddeleri hekimleriyle paylaşmakta isteksiz davranabiliyor. Bu çekingenlik, mahremiyet kaygısı, yargılanma korkusu ya da kenevirin “zararsız” olduğuna dair yaygın algılarla ilişkili olabilir. Ancak çalışmanın sonuçları, bu sessizliğin klinik açıdan maliyeti olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Kenevirin yaşlılarda etkileri konusunda bilimsel tablo da tamamen basit değil. Mevcut literatür, etkilerin kullanılan ürüne, THC ve CBD oranlarına, doz sıklığına, tüketim yoluna ve kişinin genel sağlık durumuna göre değişebildiğini gösteriyor. Özellikle çoklu ilaç kullanımı, kalp-damar hastalıkları, bilişsel kırılganlık veya düşme <a href="https://oncology.com.tr/siyah-babalar-uzun-yasam-olum-riski/" title="Araştırma: Siyah Babalar ile Baba Olan Siyah Erkekler Arasında Daha Düşük Ölüm Riski Saptandı" data-wpan-internal-link="1">riski</a> bulunan kişilerde dikkat daha da önemli hale geliyor. Bu nedenle yaşlı hastalarda kenevir kullanımı, rutin ilaç geçmişinin bir parçası olarak ele alınsa bile, doz, zamanlama ve olası yan etkiler gibi ayrıntılar klinik değerlendirme için belirleyici olabilir.</p>
<p>Rutgers Health çalışması, doğrudan kenevirin yarar ya da zararını test etmese de, yaşlı nüfusta sağlık hizmeti iletişiminin ne kadar eksik kalabildiğini güçlü biçimde ortaya koyuyor. Uzmanlara göre, bu tür bulgular daha geniş kamu sağlığı sorularını da gündeme getiriyor: Yaşlı yetişkinlerde madde kullanımı hakkında nasıl daha açık bir konuşma kültürü oluşturulabilir ve sağlık sistemleri bu görüşmeleri nasıl daha sistematik hale getirebilir? Çalışmanın yanıt vermediği ancak önemini vurguladığı asıl konu tam da bu.</p>
<p>Kenevir kullanımının arttığı bir dönemde, yaşlı yetişkinlerin bunu hekimleriyle paylaşmaması yalnızca bir iletişim boşluğu değil, aynı zamanda güvenli bakım açısından da bir risk olarak değerlendiriliyor. Araştırma, yaşlı hastalarla çalışan klinisyenlerin madde kullanımı taramasını rutinleştirmesi kadar, bu konuşmaları yargılayıcı olmayan ve ayrıntı almaya elverişli bir biçimde yürütmesinin de önemine işaret ediyor. Bulgular, sağlık sisteminin yaşlanan nüfusun gerçek kullanım alışkanlıklarına daha dikkatli yaklaşması gerektiğini gösteren önemli bir uyarı niteliğinde.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Cannabis or Drug Screening and Discussions With Clinicians Among Older Adults Who Use Cannabis in the U.S., 2021–2023</p>
<p><strong>References:</strong><br />DOI: 10.1016/j.amepre.2026.108304</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1016/j.amepre.2026.108304</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Kannabis, Sağlık hizmeti, Yaşlı yetişkinler</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/yaslilarda-kenevir-kullanimi-iletisim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kenevir ve Tütünün Birlikte Kullanımı, Psikoz Riski Yüksek Gençlerde Dikkat Çekici Bir Uyarı Sinyali Veriyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/kenevir-tutun-psikoz-riski/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/kenevir-tutun-psikoz-riski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 01:20:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[kenevir]]></category>
		<category><![CDATA[kenevir kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[prodromal belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[psikotik bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[psikoz riski]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<category><![CDATA[tütün kullanımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/kenevir-tutun-psikoz-riski/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni araştırma, kenevir ve tütünün birlikte kullanımının psikoz riski yüksek bireylerde ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yarattığını ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir çok merkezli araştırma, kenevir ile tütünün birlikte kullanımının, özellikle psikotik bozukluklar açısından klinik olarak yüksek risk taşıyan kişilerde, ruh sağlığı sonuçlarıyla daha olumsuz bir tabloyla ilişkili olabileceğini <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-gpnmb-proteini-rolu/" title="Parkinson Hastalığının İlerlemesini Yavaşlatabilecek Yeni İmmün Hedef Ortaya Çıktı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> koydu. Nature Mental Health dergisinde yayımlanan çalışma, şizofreni gibi hastalıklara giden yolda erken belirtiler gösteren bireylerde madde kullanım örüntülerinin nasıl değiştiğini inceleyerek, co-use olarak tanımlanan eş zamanlı kenevir ve tütün kullanımının ayrı ayrı kullanım biçimlerine kıyasla daha dikkat çekici bir risk profili oluşturduğunu gösterdi.</p>
<p>Çalışmanın başyazarı olan Vanderbilt Health’ten psikiyatri ve davranış bilimleri alanında yardımcı doçent ve Nöromodülasyon Araştırmaları Direktörü Dr. Heather Ward liderliğindeki ekip, Kuzey Amerika Prodrom Uzunlamasına Araştırması’ndan (NAPLS) elde edilen verileri analiz etti. NAPLS, tam psikoz tanısı almamış ancak olağan dışı düşünceler, algı değişimleri ya da kısa süreli kuşkuculuk gibi alt eşik düzeyde belirtiler gösteren kişileri yıllar içinde izleyen büyük ölçekli bir girişim olarak biliniyor. Bu yaklaşım, tam klinik tablonun gelişmesinden önce ortaya çıkan erken risk işaretlerini anlamak açısından araştırmacılara önemli bir pencere sunuyor.</p>
<p>Araştırmacılar, 1.000’den fazla katılımcıyı kapsayan boylamsal veriler üzerinden, yalnızca kenevir kullananlar, yalnızca tütün kullananlar, iki maddeyi birlikte kullananlar, başka maddeler kullananlar ve hiç kullanmayanlar arasında karşılaştırma yaptı. İncelenen dönem iki yıl sürdü ve bu süreçte hem belirtilerin seyri hem de psikoz gelişimine ilerleme olasılığı değerlendirildi. Bilim insanlarının odak noktası, prodromal dönemdeki bu farklı kullanım kalıplarının klinik gidişatla nasıl bağlantılı olduğuydu.</p>
<p>Psikoz riski taşıyan prodromal dönem, hastalığın henüz yerleşmediği ancak hassasiyetin belirginleştiği bir evreye işaret ediyor. Bu dönemdeki kişiler çoğu zaman gerçeklik algısında hafif sapmalar, yoğunlaşan şüphecilik, sosyal geri çekilme ya da kısa süreli algısal olağandışılıklar yaşayabiliyor. Ancak bu belirtiler tek başına tanı koydurmuyor. Araştırmanın önemi de tam burada ortaya çıkıyor: hangi çevresel ve davranışsal etkenlerin bu kırılgan dönemde klinik tabloyu ağırlaştırabileceğini daha iyi anlamak.</p>
<p>Madde kullanımının psikozla ilişkisi uzun süredir bilimsel tartışmaların merkezinde yer alıyor. Kenevir için özellikle yüksek THC içeriğine sahip ürünlerin, hassas bireylerde psikotik semptomlarla ilişkili olabileceğine dair geniş bir literatür bulunuyor. Tütün ise doğrudan psikozun nedeni olarak görülmese de, nikotinin beyin devreleri üzerindeki etkileri, bağımlılık döngüsü ve eşlik eden psikiyatrik yük nedeniyle karmaşık bir risk profili oluşturabiliyor. Yeni çalışma, bu iki maddenin birlikte kullanımına odaklanarak, ayrı ayrı incelenen risklerin ötesinde daha bütüncül bir tablo çiziyor.</p>
<p>Ekip, özellikle eş zamanlı kullanımın yalnızca bir davranış kalıbı değil, aynı zamanda daha <a href="https://oncology.com.tr/yogun-bakim-bilissel-gerileme-ucl-arastirmasi/" title="İngiltere Verileri: Yoğun Bakım Verenlerde Bilişsel Gerileme Hızlanabiliyor" data-wpan-internal-link="1">yoğun</a> semptom yüküyle ilişkili olabilecek bir klinik işaret olabileceğini değerlendiriyor. Bulgular, kenevir ve tütünün aynı anda kullanımının, yüksek risk grubundaki bireylerde psikoz yönünde ilerlemeyi işaret eden belirtilerle bağlantılı olabileceğine işaret ediyor. Bununla birlikte araştırmacılar, bunun nedenselliği kesin olarak kanıtlamadığını; gözlemsel ve boylamsal tasarım nedeniyle ilişkinin dikkatle yorumlanması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Bu tür çalışmalar, <a href="https://oncology.com.tr/kirsal-mahalle-ergen-sigara-kullanimi/" title="Kırsal Mahallelerde Gençlerin Sigara Riskini Artıran Görünmez Etki: Yoksunluk ve Yerel Normlar" data-wpan-internal-link="1">halk sağlığı</a> açısından önemli bir noktaya işaret ediyor: madde kullanımını tek tek maddeler üzerinden değil, gerçek hayattaki birlikte kullanım örüntüleri üzerinden değerlendirmek. Özellikle genç yetişkinlerde kenevir kullanımının tütünle eşleşmesi, bağımlılık dinamiklerini, kullanım sıklığını ve maruziyet yoğunluğunu değiştirebilir. Klinik risk altındaki kişilerde ise bu kombinasyon, belirtilerin izlenmesini ve erken müdahale stratejilerinin planlanmasını daha da önemli hale getiriyor.</p>
<p>Uzmanlar, psikozun gelişiminde tek bir etkenin belirleyici olmadığını; genetik yatkınlık, çevresel stresörler, madde kullanımı ve erken yaşam deneyimlerinin birlikte rol oynayabildiğini hatırlatıyor. Bu nedenle yeni bulgular, özellikle erken tanı programlarında tarama ve danışmanlık süreçlerinin madde kullanım örüntülerini de kapsaması gerektiğine dair güçlü bir bilimsel gerekçe sunuyor. Araştırma, prodromal belirtileri olan bireylerde kenevir ve tütünün birlikte kullanımının basit bir yaşam tarzı tercihi olmaktan öte, klinik açıdan anlamlı bir uyarı işareti olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Çalışmanın bir diğer önemli yönü, uzunlamasına izlem sayesinde yalnızca bir zaman noktasındaki tabloyu değil, belirtilerin iki yıl içinde nasıl değiştiğini ortaya koyması. Bu da, ruh sağlığı araştırmalarında tek seferlik ölçümlerin kaçırabileceği risk örüntülerini yakalamaya yardımcı oluyor. Her ne kadar daha fazla doğrulayıcı çalışmaya ihtiyaç bulunsa da, Nature Mental Health’te yayımlanan bu analiz, kenevir ve tütünün birlikte kullanımına ilişkin klinik sorulara yeni ve daha ayrıntılı bir çerçeve kazandırıyor.</p>
<p>Sonuç olarak çalışma, psikoz açısından yüksek risk taşıyan bireylerde madde kullanımının biçiminin en az kullanımın varlığı kadar önemli olabileceğini gösteriyor. Özellikle kenevir ile tütünün eş zamanlı kullanımına ilişkin bulgular, erken müdahale programları, risk değerlendirmesi ve ruh sağlığı taramalarında daha dikkatli bir yaklaşım gerektirdiğine işaret ediyor. Araştırmacılar için bir sonraki adım, bu ilişkinin biyolojik mekanizmalarını ve hangi alt grupların en kırılgan olduğunu daha net biçimde belirlemek olacak.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Cannabinoid and nicotine co-use effects on the development of psychotic disorders in high-risk individuals.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Cannabis and tobacco co-use predicts psychosis in clinical high risk cohorts</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Kannabis, Tütün, Eş kullanım, Psikoz, Şizofreni, Klinik yüksek risk, Madde kullanımı, Nöromodülasyon, Psikotik bozukluklar, THC, Nikotin, Ruh sağlığı</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/kenevir-tutun-psikoz-riski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
