<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>lösemi araştırmaları &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/losemi-arastirmalari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Jul 2026 09:54:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>lösemi araştırmaları &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Löseminin Moleküler Şifreleri Çözülüyor: Genomik ve Epigenomik Haritalar Kişiye Özel Tedaviyi Nasıl Şekillendiriyor?</title>
		<link>https://oncology.com.tr/loseminin-molekuler-sifreleri-cozuluyor-genomik-ve-epigenomik-haritalar-kisiye-ozel-tedaviyi-nasil-sekillendiriyor/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/loseminin-molekuler-sifreleri-cozuluyor-genomik-ve-epigenomik-haritalar-kisiye-ozel-tedaviyi-nasil-sekillendiriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 09:54:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[akut lenfoblastik lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[epigenomik düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[genomik profilleme]]></category>
		<category><![CDATA[hedefe yönelik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselleştirilmiş tıp]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler alt tipler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/loseminin-molekuler-sifreleri-cozuluyor-genomik-ve-epigenomik-haritalar-kisiye-ozel-tedaviyi-nasil-sekillendiriyor/</guid>

					<description><![CDATA[Bilim insanları, akut lenfoblastik lösemiyi 40'tan fazla moleküler alt tipe ayırarak kişiye özel tedavi stratejilerini yeniden şekillendiriyor. Genomik ve epigenomik haritalar, löseminin biyolojik sırlarını çözerken, minimal rezidüel hastalık takibi ve hedefe yönelik ilaçlar için yeni ufuklar açıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akut lenfoblastik lösemi (ALL), özellikle çocukluk çağında agresif seyriyle öne çıkan, lenfoid öncü hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla karakterize bir kan kanseri türüdür. Uzun yıllar boyunca mikroskobik görünüm ve bağışıklık belirteçlerine dayalı sınıflandırmalarla yönetilen bu hastalık, son yıllarda genomik ve epigenomik teknolojilerin entegrasyonu sayesinde adeta yeniden tanımlanıyor. Nature Reviews Cancer dergisinde yayımlanan kapsamlı bir derleme, ALL’nin biyolojik temellerine dair biriken yeni kanıtları bir araya getirerek, hastalığın 40&#8217;tan fazla farklı moleküler alt tipten oluşan bir spektrum olduğunu ve bu çeşitliliğin hem risk sınıflamasını hem de tedavi kararlarını kökten değiştirebileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Geleneksel olarak B hücre öncülü ALL (B-ALL) ve T hücreli ALL (T-ALL) şeklinde iki ana gruba ayrılan hastalık tablosu, artık çok daha ayrıntılı bir moleküler sınıflamaya kavuşmuş durumda. Tüm genom dizileme, transkriptomik analizler ve kromatin yapısını haritalandıran yöntemler sayesinde, her bir alt tipin kendine özgü sürücü mutasyonlar, yapısal varyantlar ve gen ifadesi profilleri taşıdığı anlaşıldı. Bu keşifler, yalnızca löseminin nasıl başladığını değil, aynı zamanda hangi sinyal yolaklarının hedef alınması gerektiğini de aydınlatıyor. Örneğin, daha önce “yüksek risk” ya da “standart risk” gibi geniş kategorilerle değerlendirilen ALL vakaları, artık spesifik kinaz aktivasyonları, transkripsiyon faktörü yeniden düzenlenmeleri ya da <a href="https://oncology.com.tr/tendon-onariminda-yaslilikla-iliskilendirilen-hucrelere-beklenmedik-bir-rol/" title="Tendon Onarımında Yaşlılıkla İlişkilendirilen Hücrelere Beklenmedik Bir Rol" data-wpan-internal-link="1">epigenetik</a> susturucu mekanizmalar üzerinden sınıflandırılabiliyor. Bu, “tek beden herkese uyar” yaklaşımını terk edip, her hastanın tümör profiline özel tedavi protokolleri oluşturma imkanını somut bir gerçeğe dönüştürüyor.</p>
<p>ALL olgularının büyük çoğunluğunu oluşturan B-ALL’nin moleküler manzarası, son on yılda adeta yeniden yazıldı. Yeni nesil dizileme çalışmaları, Philadelphia benzeri ALL, DUX4 yeniden düzenlenmeleri, ETV6-RUNX1 benzeri profiller ve MEF2D füzyonları gibi daha önce tanımlanmamış alt grupları gün yüzüne çıkardı. Bu alt tiplerin her biri, hastalığın seyri ve tedaviye yanıt açısından belirgin farklılıklar gösteriyor. Aynı zamanda, B hücre gelişiminde kritik rol oynayan transkripsiyon faktörlerini etkileyen genetik hataların yanı sıra, JAK-STAT, RAS ve PI3K gibi sinyal yolaklarında biriken mutasyonların lösemiyi nasıl beslediği de netleşti. Araştırmacılar, bu yolaklara yönelik inhibitörlerin klinik denemelerde umut vaat ettiğini, hatta bazı dirençli olgularda belirgin yanıtlar alındığını bildiriyor. Ancak asıl çığır açıcı gelişme, bu bilgilerin minimal rezidüel hastalık (MRH) takibinde kullanılması oldu. Moleküler profillemeye dayalı duyarlı testler, tedavi sonrası vücutta kalan çok düşük sayıdaki lösemi hücresini saptayarak, nüks riskini öngörmeye ve erkenden müdahale etmeye olanak tanıyor.</p>
<p>T-ALL tarafında ise manzara daha farklı bir karmaşıklık sergiliyor. Uzun süre boyunca geleneksel olarak NOTCH1 mutasyonları ve CDKN2A delesyonlarıyla ilişkilendirilen bu lösemi türünde, son genomik çalışmalar yeni sürücü olaylar ve epigenomik düzenleme mekanizmalarını ortaya çıkardı. Özellikle, TAL1, LMO2 ve TLX1 gibi onkogenleri kontrol eden güçlendirici bölgelerdeki epigenetik değişikliklerin, lösemi gelişimindeki rolü giderek daha fazla dikkat çekiyor. Üç boyutlu genom mimarisindeki bozulmaların, normalde sessiz kalan genlerin aktif hale gelmesine ve T hücre farklılaşmasını bloke ederek habis dönüşümü tetiklemesine yol açtığı gösterildi. Bu bulgular, T-ALL’de de aynı B-ALL’de olduğu gibi, geniş kapsamlı epigenomik yeniden programlamanın merkezi bir rol oynadığını ve bu süreçleri hedef alan yeni tedavi stratejilerinin geliştirilebileceğini işaret ediyor.</p>
<p>Derlemede altı çizilen en kritik noktalardan biri, epigenomik düzenlemelerin artık genomik değişikliklerin basit bir yan ürünü olarak değil, lösemik süreci bağımsız olarak yönlendirebilen ana faktörler olarak görülmesidir. DNA metilasyonundaki anormallikler, histon modifikasyonlarındaki dengesizlikler ve kromatinin üç boyutlu katlanmasındaki hatalar, gen ifadesini tümör lehine yeniden programlayabiliyor. Bu mekanizmalar aynı zamanda, tedavi sırasında ortaya çıkan klonal evrimi ve ilaç direncini de açıklıyor. Başlangıçta tek bir genetik hatayla başlayan lösemi, kemoterapi baskısı altında farklı epigenetik manzaralara sahip alt klonlar geliştirebiliyor. Bu klonlardan bazıları, ilaca rağmen hayatta kalma avantajı kazanarak hastalığın nüksetmesine zemin hazırlıyor. Dolayısıyla, günümüz araştırmaları yalnızca başlangıç mutasyonlarını değil, löseminin zaman içindeki dinamik epigenomik evrimini de izlemeye odaklanmış durumda.</p>
<p>Tüm bu birikim, klinik onkolojide somut dönüşümlere kapı aralıyor. Kırktan fazla moleküler alt tipin tanımlanması, her hasta için en uygun hedefe yönelik ajanı seçme, gereksiz toksisiteyi azaltma ve tedavi sürecini gerçek zamanlı moleküler izlemle yönlendirme potansiyeli taşıyor. Kinaz aktive edici mutasyonların sıklığının yüksek olduğu alt gruplarda, tirozin kinaz inhibitörleri giderek daha fazla reçete ediliyor. Epigenetik modifiye edici ilaçlar (histon deasetilaz inhibitörleri, DNA metiltransferaz inhibitörleri) ise özellikle nükseden veya dirençli olgularda deneniyor. Bununla birlikte, araştırmacılar iyimserliği temkinli bir dille birleştiriyor. Pek çok yeni hedefe yönelik ilacın uzun dönemli etkinlik ve güvenlik profili henüz tam olarak aydınlatılmış değil. Ayrıca, tümör heterojenitesi ve klonal iş birliği, tek bir ilaçla kalıcı yanıt almayı zorlaştırabiliyor. Bu nedenle, gelecekteki klinik stratejilerin kombine tedavileri ve ardışık ilaç uygulamalarını içermesi bekleniyor.</p>
<p>Sonuç olarak, genomik ve epigenomik lenslerden bakıldığında ALL, artık tek bir hastalık olmaktan çıkmış, her biri kendine has moleküler kırılganlıkları ve direnç mekanizmaları olan bir hastalıklar topluluğu olarak kabul ediliyor. Bu kavrayış, sadece daha hassas risk sınıflaması ve MRH takibi değil, aynı zamanda kök hücre nakli kararlarından yeni nesil hedefe yönelik tedavi denemelerine kadar birçok alanda karşımıza çıkıyor. Bilim insanları, tek hücre omikleri ve uzaysal genomik gibi yeni teknolojilerin, lösemi mikroçevresini ve klonal dinamikleri daha da ayrıntılı bir şekilde çözümleyeceğini öngörüyor. Bu ilerleme, nihayetinde ALL ile yaşayan her çocuk ve yetişkin için daha etkili ve daha az yan etkili tedavi seçeneklerinin yolunu açabilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Acute Lymphoblastic Leukemia (ALL) – Genomic and Epigenomic Characterization</p>
<p><strong>Article Title:</strong> A genomic and epigenomic lens into the biology of acute lymphoblastic leukaemia</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Iacobucci, I., Mullighan, C.G. A genomic and epigenomic lens into the biology of acute lymphoblastic leukaemia. Nat Rev Cancer (2026). https://doi.org/10.1038/s41568-026-00951-x</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1038/s41568-026-00951-x</p>
<p><strong>Keywords:</strong> akut lenfoblastik lösemi, genomik, epigenomik, B-hücre öncül ALL, T-hücre ALL, moleküler alt tipler, hedefe yönelik tedavi, kinaz aktive edici mutasyonlar, klonal evrim, epigenetik düzenleme, 3B genom mimarisi, tedavi direnci</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/compass-ai-kanser-immunoterapisi/" data-wpan-internal-link="1">Yapay Zeka, Kanser İmmünoterapisine Yanıtı Tahmin Ederek Tedaviyi Kişiselleştiriyor</a></li>
<li><a href="https://oncology.com.tr/ferroptozun-gizemi-cozuluyor-atf4-ve-srebf-arasindaki-molekuler-rekabet-hucre-olumunu-yonlendiriyor/" data-wpan-internal-link="1">Ferroptozun Gizemi Çözülüyor: ATF4 ve SREBF Arasındaki Moleküler Rekabet Hücre Ölümünü Yönlendiriyor</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/loseminin-molekuler-sifreleri-cozuluyor-genomik-ve-epigenomik-haritalar-kisiye-ozel-tedaviyi-nasil-sekillendiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Araştırmasında Yeni Adım: Bağışıklık Sistemini İçeren Kemik İliği Çipi İnsan Dokusunu Daha Yakından Taklit Ediyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/immunokompetan-kemik-iligi-cipi-kanser-arastirmalari/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/immunokompetan-kemik-iligi-cipi-kanser-arastirmalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 15:04:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık mikroçevresi]]></category>
		<category><![CDATA[hematoloji]]></category>
		<category><![CDATA[hematopoetik hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[immünokompetan model]]></category>
		<category><![CDATA[kan kanseri araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[kemik iliği-on-a-chip]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi modelleme]]></category>
		<category><![CDATA[mikroakışkan teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/immunokompetan-kemik-iligi-cipi-kanser-arastirmalari/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni kemik iliği-on-a-chip teknolojisi, insan dokusunun bağışıklık mikroçevresini gerçekçi şekilde modelleyerek lösemi ve kan kanseri araştırmalarına önemli katkılar sağlıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kan kanserlerinin laboratuvar ortamında gerçeğe yakın biçimde modellenmesi, uzun süredir hematoloji araştırmalarının en zorlu başlıklarından biri olarak görülüyordu. Kemik iliği yalnızca kan hücrelerinin üretildiği bir doku değil; aynı zamanda hücreler arası iletişimin, damar yapılarının ve bağışıklık yanıtlarının iç içe geçtiği son derece karmaşık bir mikrosistem. Bu nedenle klasik kültür yöntemleri, özellikle lösemi gibi hastalıklarda tüm bu ilişkileri eksiksiz yeniden kurmakta çoğu zaman yetersiz kalıyordu.</p>
<p>Bu tabloyu değiştirmeyi hedefleyen yeni bir çalışma, insan kemik iliğinin doğal mimarisini ve bağışıklıkla uyumlu mikroçevresini taklit edebilen bir “kemik iliği-on-a-chip” platformunu tanıttı. Mikroakışkan teknolojiye dayanan sistem, araştırmacılara kemik iliği dokusunu düz bir hücre yığını olarak değil, işlevsel katmanlara ayrılmış bir ekosistem olarak inceleme imkânı veriyor. Çalışmanın öne çıkan yönü, modelin yalnızca yapısal benzerlik sunması değil; aynı zamanda bağışıklık açısından etkin, yani immünokompetan bir ortam oluşturmayı amaçlaması.</p>
<p>Platformun merkezinde eşmerkezli üç bölmeli bir düzen yer alıyor. Bu tasarım, stromal hücrelerle hematopoetik hücrelerin uzamsal olarak organize edilmiş biçimde bir araya gelmesini sağlıyor. Araştırma alanında bu ayrıntı kritik kabul ediliyor; çünkü kemik iliğinde hücre davranışını belirleyen unsur yalnızca hangi hücrelerin bulunduğu değil, bu hücrelerin birbirine ve damar benzeri yapılara göre nasıl konumlandığı da oluyor. Geleneksel petri kabı kültürlerinde bu ince mimari çoğunlukla kayboluyor.</p>
<p>Yeni çip, damarlaşmış kemik iliği benzeri bir çevre oluşturarak hücreler arası karşılıklı sinyalleşmeyi ve dokuya özgü etkileşimleri daha gerçekçi biçimde izlemeyi mümkün kılıyor. Bu, özellikle kanser hücrelerinin kemik iliği nişinde nasıl hayatta kaldığını, çoğaldığını veya tedavilere nasıl yanıt verdiğini anlamak açısından önem taşıyor. Lösemi ve diğer hematolojik maligniteler, yalnızca kötü huylu hücrelerin varlığıyla değil, bu hücrelerin içinde yaşadığı mikroçevreyle de şekilleniyor. Bağışıklık hücreleri, stromal destek ve damar ağları arasındaki ilişki, hastalığın biyolojisini doğrudan etkileyebiliyor.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici bir diğer yönü, hasta kaynaklı <a href="https://oncology.com.tr/diffuz-orta-hat-gliomu-beyin-aglari/" title="Beyin Ağlarıyla Okunan Gliom: DMG’nin Hücresel İmzası Çözülüyor" data-wpan-internal-link="1">hücresel</a> örneklerin sisteme dahil edilebilmesi. Bu yaklaşım, modelin bireysel genetik ve fenotipik farklılıkları daha iyi yansıtmasını sağlıyor. Böylece araştırmacılar, aynı hastalık tanısına sahip olsa bile farklı hastalarda değişebilen biyolojik yanıtları laboratuvar ortamında karşılaştırma şansı buluyor. Kişiselleştirilmiş tıp açısından bu önemli bir adım; çünkü her hastanın tedaviye verdiği yanıt aynı olmuyor ve standart modeller bu çeşitliliği çoğu zaman yakalayamıyor.</p>
<p>Yeni platformun bir başka potansiyel kullanım alanı da tedavi taraması. Araştırmacılar, hasta hücreleri üzerinde farklı aday tedavilerin etkisini gerçek zamanlı değerlendirebilecek bir sistem elde ediyor. Bu, henüz klinik uygulamaya geçmeden önce hangi yaklaşımın daha umut verici olabileceğine dair ön bilgi sağlayabilir. Ancak uzmanlar açısından burada önemli bir ayrım var: Bu tür çip tabanlı sistemler, değerli bir ön klinik araç sunsa da insan vücudunun tüm biyolojik karmaşıklığını bütünüyle ikame etmiyor. Dolayısıyla modelin en güçlü tarafı, kontrollü ve insan-dokuya yakın bir test ortamı sunması olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Hematolojik maligniteler araştırılırken kemik iliği mikroçevresinin yeniden kurulması özellikle bağışıklık temelli tedaviler açısından önem kazanmış durumda. Çünkü immunoterapiler, yalnızca kanser hücresini hedeflemekle kalmıyor; tümörün bağışıklık sistemiyle kurduğu ilişkileri de değiştirmeye çalışıyor. Eğer deneysel model bu ilişkileri doğru biçimde yansıtamazsa, tedavinin etkinliği laboratuvar aşamasında olduğundan farklı görünebiliyor. Bu nedenle bağışıklıkla uyumlu kemik iliği çipleri, yeni tedavi stratejilerinin daha güvenilir değerlendirilmesi için giderek daha fazla ilgi çekiyor.</p>
<p>Microfluidic yani mikroakışkan sistemlerin yükselişi de tam bu noktada anlam kazanıyor. Bu cihazlar, çok küçük hacimlerde sıvı ve hücre hareketini hassas biçimde kontrol ederek doku benzeri düzenekler oluşturabiliyor. Kemik iliği söz konusu olduğunda bu, yalnızca hücreleri bir arada tutmak değil; onlara fizyolojik olarak anlamlı bir çevre sağlamak anlamına geliyor. Yeni araştırma, bu teknolojinin <a href="https://oncology.com.tr/il11-mmp12-akciger-kanseri-metastazi/" title="Akciğer Kanserinde Yayılımı Tetikleyen IL11–MMP12 Hattı Çözüldü" data-wpan-internal-link="1">kanser biyolojisi</a> ve preklinik ilaç değerlendirmesi için neden önemli bir platforma dönüştüğünü bir kez daha gösteriyor.</p>
<p>Yine de bilim insanları açısından bu tür modellerin değeri, sınırlamalarının bilinmesiyle artıyor. Çip tabanlı sistemler, canlı organizmadaki bağışıklık, metabolik ve mekanik etkileşimlerin ancak bir kısmını temsil edebiliyor. Buna rağmen, insan kaynaklı hücrelerle çalışmaları ve doku mimarisini daha sadık biçimde yeniden kurmaları sayesinde, hayvan modelleri ile klinik uygulama arasındaki boşluğu daraltma potansiyeli taşıyorlar. Özellikle kişiye özgü tedavi seçimi, ilaç direnci mekanizmalarının anlaşılması ve erken aşama ön tarama süreçleri için bu yaklaşım dikkat çekici bir araç olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Sonuç olarak, immünokompetan kemik iliği-on-a-chip platformu, kan kanserlerinin laboratuvarda modellenmesinde yeni bir aşamaya işaret ediyor. İnsan kemik iliğinin yapısal ve bağışıklık temelli özelliklerini daha iyi taklit eden bu sistem, araştırmacılara hastalık mekanizmalarını daha derinlemesine inceleme ve tedavi adaylarını daha gerçekçi koşullarda değerlendirme olanağı sunuyor. Erken aşama bir mühendislik ve biyomedikal yenilik olsa da, bu tür platformların ileride hematoloji araştırmalarını ve kişiselleştirilmiş tedavi geliştirme süreçlerini önemli ölçüde şekillendirebileceği görülüyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Development of an immunocompetent bone marrow-on-a-chip microphysiological system for modeling human hematological malignancies and preclinical therapeutic screening.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> An immunocompetent bone marrow-on-a-chip model for studying human hematological malignancies and preclinical therapeutic screening.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Wang, H., Liu, L. &amp; Chen, W. An immunocompetent bone marrow-on-a-chip model for studying human hematological malignancies and preclinical therapeutic screening. Nat Protoc (2026). https://doi.org/10.1038/s41596-026-01387-1</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41596-026-01387-1</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/alkol-meme-stromal-degisiklikleri/" data-wpan-internal-link="1">Alkolün Meme Dokusunda Erken Dönem İzleri: Yeni Çalışma Stromayı Mercek Altına Aldı</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/immunokompetan-kemik-iligi-cipi-kanser-arastirmalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
