<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ketojenik diyet &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/ketojenik-diyet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 16 Jul 2026 03:51:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>ketojenik diyet &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ketojenik diyet bağırsak tümörlerini artırabilir mi? Yeni bulgular ketonlardan çok yağ metabolizmasını işaret ediyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/ketojenik-diyet-bagirsak-tumor-buyu/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/ketojenik-diyet-bagirsak-tumor-buyu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 03:51:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[insülin baskılanması]]></category>
		<category><![CDATA[kanser metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik diyet]]></category>
		<category><![CDATA[kolorektal kanser]]></category>
		<category><![CDATA[lipit metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[tümor mikroçevresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/ketojenik-diyet-bagirsak-tumor-buyu/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni fare çalışması, ketojenik diyetin bağırsak adenomlarını büyütebileceğini; etkiyi ketonlardan ziyade yağ temelli metabolik yollara bağladığını gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ketojenik diyetler, <a href="https://oncology.com.tr/phylo-plex-dusuk-maliyetli-genomik-epidemiyoloji/" title="Phylo-Plex ile daha düşük maliyetle saha odaklı genomik salgın takibi gündemde" data-wpan-internal-link="1">düşük</a> karbonhidrat alımıyla kan insülinini düşürme ve vücudun enerji için daha çok keton cisimlerine yönelmesini sağlama iddiasıyla giderek daha fazla ilgi görüyor. Ancak bu beslenme biçiminin bağırsak kanseri açısından ne anlama gelebileceği, özellikle de bağırsakta tümör gelişimine yatkınlık taşıyan biyolojik durumlarda, şimdiye kadar net biçimde ortaya konamamıştı. Yeni bir çalışma, ketojenik diyetin bağırsak tümör <a href="https://oncology.com.tr/linc01929-tfrc-ferroptoz-meme-kanseri/" title="LINC01929, TFRC eksenli ferroptoz üzerinden meme kanseri büyümesini itiyor" data-wpan-internal-link="1">büyümesini</a> hızlandırabildiğini, fakat bu etkinin “ketonlar”dan ziyade yağlara dayalı metabolik yollar üzerinden ilerleyebileceğini öne sürüyor.</p>
<p>Nature’da 2026 yılında yayımlanan araştırmada, spontan olarak bağırsak adenomları (bağırsak içinde kanser öncüsü lezyonlar) geliştiren fare modelleri kullanıldı. Böylece ekip, ketojenik diyetin tümör gelişimini yalnızca sistemik düzeyde değiştiren bir unsur olup olmadığını değil, aynı zamanda tümörlerin geliştiği bağırsak dokusunun yerel metabolizmasını nasıl etkilediğini de test etmeyi hedefledi. Çalışmanın kritik sorusu “ketonlar mı yoksa başka yağ temelli süreçler mi itici güç?” oldu.</p>
<p>Araştırmacılar, bu ayrımı mümkün kılmak için çok katmanlı bir deney tasarımı kurdu. İlk olarak ketojenik diyet müdahaleleriyle beslenme koşulları kontrol edildi. Ardından ketojenik metabolizmanın ana bileşenlerine yönelik genetik düzenlemeler ve yağların kullanımını hedefleyen ek yaklaşımlar devreye alındı. Bu sayede ekip, vücutta oluşan ketozun düzeyiyle tümör büyümesi arasında beklenen doğrudan bağ olup olmadığını sorgulayabildi; aynı zamanda keton metabolitlerinin varlığından bağımsız olarak yağlardan türeyen enerji ve sinyal yollarının tümör biyolojisini nasıl etkileyebileceğini araştırdı.</p>
<p>Çalışmanın vurguladığı noktalardan biri, bağırsak epitelinin besinleri hızla işleyebilmesi. Bu nedenle araştırmacılar, yalnızca kanda ölçülen ketoz düzeyi ile yerel doku metabolizması arasında her zaman bire bir eşleşme olmayabileceğini düşünerek, sistemik keton üretimi ile bağırsak hücrelerinin kullandığı yağ metabolitlerini birbirinden ayırmaya çalıştı. Bu yaklaşım, ketojenik diyetin etkilerini değerlendirirken “aynı beslenme rejimi hangi metabolik katmanda değişim yaratıyor?” sorusunun önemini öne çıkarıyor.</p>
<p>Elde edilen bulgular, ketojenik diyetin bağırsak adenomlarının büyümesini destekleyebileceği yönünde bir işaret içeriyor. Daha önemlisi, tümör büyümesini açıklarken ketonlara atfedilen mekanizmanın tek başına yeterli görünmediği; yağ metabolizmasına bağlı alternatif yolların daha belirleyici olabileceği tartışılıyor. Çalışmada, yağ asidi oksidasyonu ve ketojenik yolağa ilişkin anahtar genlerle ilişkilendirilen sinyal/enerji süreçleriyle bağlantılı mekanizmalar öne çıkarıldı. Burada amaç, tek bir metabolitin (ketonların) mı yoksa yağ kaynaklı enerji ve biyokimyasal yeniden programlamanın mı tümör ortamını daha elverişli hale getirdiğini netleştirmekti.</p>
<p>Bu sonuçlar, ketojenik diyetlerin kanser riskine ilişkin değerlendirmelerinde “keton üretimi” merkezli yaklaşımın her zaman açıklayıcı olmayabileceğini düşündürüyor. Bununla birlikte çalışma, doğrudan klinik öneri anlamına gelmez; fare modelleri ve adenom gelişimi gibi erken evre biyolojiler, insanlarda riskin bire bir nasıl yansıyacağını söylemek için yeterli değildir. Yine de bağırsak dokusunun beslenmeye verdiği metabolik yanıtın, genetik yatkınlıklar ve yerel enerji kullanımı gibi faktörlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dair bilimsel bir çerçeve sunuyor.</p>
<p>Araştırmanın sonraki adımları, hangi yağ temelli yolların tümör biyolojisini hangi aşamalarda etkilediğini daha ayrıntılı biçimde ortaya koymak ve bu mekanizmaların farklı tümör yatkınlığı durumlarında nasıl değişebileceğini test etmek olacak. Ayrıca klinik açıdan, beslenme rejimlerinin bağırsak kanseriyle ilişkisini anlamak için daha fazla insan verisine ihtiyaç olduğu açıktır. Şimdilik çalışma, ketojenik diyetin bağırsakta tümör büyümesini etkileyebilecek bir biyolojik zemin yaratabileceğini ve bu etkinin ketonlardan çok lipidlerce yönlendirilen metabolik süreçlerle ilişkili olabileceğini gösteren erken bir kanıt seti olarak değerlendiriliyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Cancer metabolism; ketogenic diet; intestinal adenomas</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Ketogenic diet mediates intestinal tumorigenesis through lipids not ketones</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Shay, J.E.S., Chi, F., Tzouanas, C.N. et al. Ketogenic diet mediates intestinal tumorigenesis through lipids not ketones. Nature (2026). https://doi.org/10.1038/s41586-026-10779-y</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41586-026-10779-y</p>
<p><strong>Keywords:</strong> ketojenik diyet, intestinal kanser, yağ asidi oksidasyonu, HMGCS2, CPT1A, PPAR, ketonlar, kök hücreler, adenomlar</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/glp-1ra-bakirimi-depresyon-anksiyete/" data-wpan-internal-link="1">GLP-1 ilaçları bırakıldıktan sonra depresyon ve anksiyete riskinde artış sinyali: büyük kohort çalışması</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/ketojenik-diyet-bagirsak-tumor-buyu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ketojenik beslenme ince bağırsakta tümörleri artırabilir: Fare çalışması dokuya özgü etkiyi işaret ediyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/ketojenik-diyet-ince-bagirsak-tumor-riski/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/ketojenik-diyet-ince-bagirsak-tumor-riski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 17:16:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme ve metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[fare çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[ince bağırsak kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[kanser riski]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik diyet]]></category>
		<category><![CDATA[lipit metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[tümör oluşumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/ketojenik-diyet-ince-bagirsak-tumor-riski/</guid>

					<description><![CDATA[Farelerde ketojenik diyet ince bağırsakta daha fazla tümörle ilişkilendirildi. Etki, yalnızca keton artışı değil; yağ ve toplam kalori yüküyle de ayrışıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keton temelli “tümörleri korur” şeklindeki viral yorumların aksine, yeni bir hayvan çalışması ketojenik beslenmenin kanser üzerindeki etkilerinin her zaman aynı yönde olmadığını öne sürüyor. MIT araştırmacılarının yürüttüğü araştırmada, kansere yatkın farelerde ketojenik rejimin ince <a href="https://oncology.com.tr/safra-asidi-birikimi-hr-meme-kanseri-yayilimi/" title="Bağırsak kaynaklı safra asidi değişimleri, HR+ meme kanserinde yayılmayı hızlandırabilir" data-wpan-internal-link="1">bağırsak</a> dokusunda tümör oluşumunu artırabildiği bildirildi. Çalışmanın özellikle önemli yanı, etkiyi yalnızca “keton artışı” ile değil, aynı zamanda alınan yağ miktarı ve toplam kalori yüküyle ayrıştırmaya çalışması.</p>
<p>Araştırma kapsamında üç farklı beslenme düzeni karşılaştırıldı. Fareler ya ketojenik diyete, ya standart bir kontrol diyetine ya da yüksek yağ ve yüksek kalorili bir diyete yönlendirildi. Böylece araştırmacılar, ketojenik rejimin olası etkilerini genel yağ tüketimi ve kalori fazlalığından kısmen ayırabildi. Çalışmada kanser geliştirmeye yatkın bir hayvan modeli kullanılması, bağırsak dokusunda tümörlerin ortaya çıkma dinamiklerini izlemek açısından kritik kabul ediliyor.</p>
<p>Sonuçlar küçük ama vurgusu yüksek bir alanı işaret etti: İnce bağırsakta tümör oranları, ketojenik diyeti tüketen hayvanlarda kontrol gruplarına kıyasla belirgin biçimde daha yüksekti. Daha da dikkat çekici olarak, tümör sıklığı yalnızca kontrol grubundan yüksek olmakla kalmıyor; bazı karşılaştırmalarda yüksek yağ ve yüksek kalorili beslenme grubu ile benzer seviyelere ulaşabildiği ya da bazı senaryolarda daha da kötüleşebildiği ifade ediliyor. Bu bulgu, ketojenik diyetin kanserle ilgili etkisinin “mutlaka daha iyi” ya da “mutlaka koruyucu” bir çerçevede ele alınamayacağını düşündürüyor.</p>
<p>Çalışmanın genel mesajı, etki mekanizmasının keton cisimleriyle sınırlı olmayabileceği yönünde. Araştırma, ketojenik beslenmenin bağırsak tümör gelişimi üzerindeki etkisinin daha çok yağlarla ilişkili biyolojik süreçler üzerinden şekilleniyor olabileceğini vurguluyor. Bununla uyumlu biçimde, araştırma başlığında da “ketonlardan ziyade lipitlerin” tümörogenezde rol oynayabileceği belirtiliyor. Ön planda tutulan olası biyoloji, bağırsak hücrelerinde yağ asidi oksidasyonu ve buna bağlı metabolik sinyal yolları gibi daha genel mekanizmalarla ilişkilendiriliyor; ayrıca hücre çoğalmasıyla bağlantılı süreçlerin de etkilenebileceği ifade ediliyor.</p>
<p>Bilimsel literatürde ketojenik diyetler; karbonhidrat kısıtlamasıyla metabolizmayı keton üretimine yönlendiren bir yaklaşım olarak, kilo verme ve metabolik belirteçler açısından sık tartışılıyor. Ancak kanser bağlamında, hangi tümör tipinde, hangi dokuda ve hangi metabolik çevrede sonuçların değişebileceği giderek daha <a href="https://oncology.com.tr/2-yas-oncesi-antibiyotik-kullanimi-cocuk-obezite-riski/" title="Hollandalı ikinsellerde 2 yaş öncesi antibiyotikler ve çocuklukta fazla kilo/obezite riski" data-wpan-internal-link="1">fazla</a> gündeme geliyor. Bu <a href="https://oncology.com.tr/yalnizlik-mi-sosyal-izolasyon-mu-yeni-calisma-hisseden-ve-yalniz-kalan-farkini-biyolojiye-bagliyor/" title="Yalnızlık mı, sosyal izolasyon mu? Yeni çalışma “hisseden” ve “yalnız kalan” farkını biyolojiye bağlıyor" data-wpan-internal-link="1">çalışma</a> da “aynı diyet, farklı dokularda farklı sonuçlar” fikrini destekleyen türden bir kanıt sunuyor. İnce bağırsak özelinde olumsuz bir sinyal görülmesi, bağırsak sağlığı ve diyet-ilişkili kanser riskini değerlendirirken yalnızca genel kalori ya da genel yağ miktarına değil, dokunun biyolojisine de dikkat etmek gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<p>Elbette bu sonuçlar fare modellerine dayanıyor ve insanlara doğrudan genellenemez. İnsanlarda kanser riski çok sayıda faktörle şekilleniyor; diyetin uzun dönem etkileri, tümörün yeri, genetik yatkınlık ve metabolik durum gibi değişkenler sonuçları değiştirebilir. Yine de çalışma, ketojenik beslenmeyi kanserle ilgili tartışmalara konu eden iddiaların daha fazla ayrıntı ve daha dikkatli yorum gerektirdiğini gösteriyor.</p>
<p>MIT araştırmacılarının Nature’da yer alan bulguları, ketojenik diyetlerin kanser açısından “tek yönlü” bir etki göstermeyebileceğini; özellikle ince bağırsakta tümör gelişimini artırabilecek bir biyolojik zeminin oluşabileceğini düşündürüyor. Önümüzdeki adım, bu mekanizmaların ayrıntılarının nasıl çalıştığını daha iyi anlamak ve benzer soruların farklı hayvan modelleri ve daha ileri deneylerle nasıl yanıtlandığını görmek.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/ketogenic-diets-may-raise-small-intestine-cancer-risk-study-suggests/</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Animals (mouse models)</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Ketogenic diet mediates intestinal tumorigenesis through lipids not ketones</p>
<p><strong>References:</strong><br />Nature (MIT study)</p>
<p><strong>Keywords:</strong> ketojenik diyet, intestinal kanser, yağ asidi oksidasyonu, PPAR sinyal iletimi, kök hücre proliferasyonu, keton cisimleri, kolon tümörleri, küçük bağırsak tümörleri</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/ketojenik-diyet-ince-bagirsak-tumor-riski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anoreksiya Nervoza İçin Ketojenik Yaklaşımda Umut Veren Erken Bulgular</title>
		<link>https://oncology.com.tr/anoreksiya-ketojenik-terapi-yeni-bulgular/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/anoreksiya-ketojenik-terapi-yeni-bulgular/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 13:11:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya nervoza]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik diyet]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik terapi]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[nörobiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme bozuklukları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/anoreksiya-ketojenik-terapi-yeni-bulgular/</guid>

					<description><![CDATA[UC San Diego araştırması, anoreksiya nervozada ketojenik terapinin güvenli ve uygulanabilir olduğunu ortaya koyuyor. Metabolik psikiyatri alanında yeni tedavi umutları sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaliforniya Üniversitesi San Diego Tıp Fakültesi’nde yürütülen pilot bir çalışma, anoreksiya nervozası olan yetişkinlerde ketojenik terapinin güvenlik ve uygulanabilirlik açısından dikkat çekici bir seçenek olabileceğine işaret ediyor. Communications Medicine dergisinde yayımlanan araştırma, özellikle kilosu normale yakın olan ya da yalnızca hafif derecede düşük kilolu hastalarda, yüksek yağ, yeterli düzeyde protein ve çok düşük karbonhidrat içeren katı bir ketojenik beslenme düzeninin semptomlar üzerindeki etkisini değerlendirdi.</p>
<p>Anoreksiya nervoza, psikiyatrik hastalıklar arasında en yüksek ölüm oranlarından birine sahip olması nedeniyle uzun süredir küresel bir halk sağlığı sorunu olarak görülüyor. Mevcut tedaviler çoğunlukla davranışsal ve bilişsel müdahalelere, kilo geri kazanımına ve semptom kontrolüne odaklanıyor. Ancak klinik pratikte önemli bir sorun devam ediyor: Kilo normale dönse bile birçok hastada beden algısındaki bozulma, yemekle ilgili yoğun kaygı ve psikolojik sıkıntı sürüyor. Bu nedenle araştırmacılar, hastalığın yalnızca davranış boyutunu değil, altta yatan biyolojik mekanizmalarını da hedefleyen yeni yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Çalışmanın temel çıkış noktası, anoreksiya nervozada nörometabolik düzensizliklerin rol oynayabileceğine dair giderek güçlenen bilimsel bulgular. Araştırma ekibi, metabolik düzenlemenin <a href="https://oncology.com.tr/beyin-organoidleri-coklu-omik-atlas/" title="Beyin Organoidlerinde Yeni Dönem: Tek Hücreli Harita Midbrain ve Hindbrain Gelişimini Aydınlatıyor" data-wpan-internal-link="1">beyin</a> ve davranış <a href="https://oncology.com.tr/sarkopenik-obezite-olum-riski/" title="Kas Kaybı, Fazla Yağ ve Kırılganlık Arasındaki Bağlantı Yaşlılarda Ölüm Riskini Nasıl Etkiliyor?" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> bağlantıyı etkileyerek semptomlarda iyileşme sağlayıp sağlayamayacağını test etmeyi amaçladı. Bu yaklaşım, son yıllarda gündeme gelen “metabolik psikiyatri” alanıyla da örtüşüyor; yani ruh sağlığı bozukluklarının yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda enerji kullanımı ve beyin metabolizması açısından da ele alınması gerektiği fikriyle.</p>
<p>Çalışmanın baş araştırmacısı olan psikiyatri profesörü Guido Frank, anoreksiya nervozası tedavisinde klinik deneyime sahip bir isim olarak bu hipotezin ardındaki biyolojik mantığa dikkat çekiyor. Ancak araştırma bir pilot deneme olduğu için sonuçların, daha geniş ve kontrollü çalışmalarla doğrulanması gerekiyor. Bu durum özellikle önemli; çünkü anoreksiya nervozası gibi karmaşık bir bozuklukta her yeni yaklaşımın dikkatli biçimde, güvenlik ve tolere edilebilirlik açısından sınanması şart.</p>
<p>Ketojenik diyet, karbonhidrat alımını ciddi biçimde kısıtlayıp yağdan enerji kullanımını artıran beslenme modeli olarak biliniyor. Nörolojik hastalıklarda uzun süredir araştırılan bu yaklaşım, vücudu ketozis olarak adlandırılan metabolik duruma geçiriyor. Bu durumda beyin, enerji kaynağı olarak glikoz yerine keton cisimlerini daha fazla kullanabiliyor. Anoreksiya nervozada bu değişimin iştah, kaygı, obsesif düşünceler ve bedensel hislerle ilişkili devreler üzerinde etkili olup olmayacağı sorusu, çalışmanın merkezinde yer aldı.</p>
<p>Yine de uzmanlar için burada kritik nokta, ketojenik terapinin herkes için uygun bir yöntem olarak sunulmaması gerektiği. Özellikle anoreksiya nervozası, beslenme davranışlarının son derece hassas olduğu ve tıbbi komplikasyonların ortaya çıkabildiği bir hastalık. Bu nedenle herhangi bir diyet temelli girişim, sağlık ekibi tarafından yakından izlenmeli. Araştırmanın da tam olarak bu nedenle bir “yapılabilirlik denemesi” olarak tasarlandığı anlaşılıyor: Amaç, yalnızca etki sinyali aramak değil, aynı zamanda bu beslenme modelinin bu hasta grubunda uygulanabilir olup olmadığını anlamak.</p>
<p>Alan uzmanları açısından sonuçların bilimsel değeri, anoreksiya nervozasının tedavisinde uzun süredir görülen bir açığa temas etmesinde yatıyor. Hastalar kilo kazanımına ulaşsa bile, hastalığın çekirdek belirtileri çoğu zaman tam olarak çözülmeyebiliyor. Bu da nüks riskini artırıyor ve mevcut tedavi stratejilerinin sınırlarını ortaya koyuyor. Metabolik süreçleri hedefleyen bir yaklaşımın, psikolojik belirtileri dolaylı ya da doğrudan hafifletip hafifletmediği sorusu bu yüzden büyük önem taşıyor.</p>
<p>Çalışma aynı zamanda psikiyatrik hastalıklarda beslenme müdahalelerinin rolüne ilişkin daha geniş bir tartışmayı da besleyebilir. Son yıllarda beyin sağlığı, bağırsak-beyin ekseni ve enerji metabolizması üzerine yapılan araştırmalar, ruh sağlığının biyolojik altyapısına dair bakış açısını genişletti. Ancak anoreksiya nervozası gibi ciddi ve çok katmanlı bir bozuklukta, biyolojik hipotezlerin klinik faydaya dönüşebilmesi için sağlam kanıtlara ihtiyaç duyulduğu da açık.</p>
<p>Bu ilk bulgular, ketojenik terapinin anoreksiya nervozası tedavisinde yeni bir yol açabileceğini düşündürse de, çalışma henüz başlangıç aşamasında. Araştırmacılar için bir sonraki adım, daha büyük örneklem gruplarında, daha uzun takip süreleriyle ve standart tedavilere kıyasla bu yaklaşımın gerçekten anlamlı bir fark yaratıp yaratmadığını görmek olacak. Şimdilik ortaya çıkan tablo, tedavisi zor bu hastalıkta metabolizmayı hedefleyen stratejilerin dikkatle incelenmeye değer olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Uzmanlar, anoreksiya nervozasının yalnızca kilo eksikliğiyle tanımlanamayacak kadar karmaşık bir tablo olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle etkili çözümler de tek boyutlu olmayabilir. UC San Diego ekibinin çalışması, psikiyatride beslenme ve metabolizma ekseninin daha derin biçimde araştırılması gerektiğini ortaya koyan önemli bir <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-hastaligi-retina-testi-erken-tani/" title="Gözdeki Sessiz İpuçları Parkinson Hastalığının Erken Tanısına Yeni Bir Kapı Açıyor" data-wpan-internal-link="1">erken</a> adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Symptom impact and safety of ketogenic therapy in adults with anorexia nervosa: a feasibility trial</p>
<p><strong>References:</strong><br />Eating disorder mortality statistics: JAMA Psychiatry <br />
Eating disorder prevalence in the U.S.: ANAD Eating Disorder Statistics <br />
Prior neurometabolic research: Nature Article on Neurometabolic Dysfunction</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Ruh sağlığı, Yeme bozuklukları, Ketojenik terapi, Anoreksiya nervoza, Nörometabolik disfonksiyon, Psikiyatrik bozukluklar, Diyet müdahalesi, Metabolik psikiyatri, Depresyon, Klinik çalışma</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/anoreksiya-ketojenik-terapi-yeni-bulgular/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Endometrial Kanserde Keton Diyeti Üzerine İlk Bulgular: Fazla Kilolu Hastalarda Yeni Bir Beslenme Yaklaşımı Test Edildi</title>
		<link>https://oncology.com.tr/endometrium-kanserinde-ketojenik-diyet-etkileri/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/endometrium-kanserinde-ketojenik-diyet-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 06:49:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme temelli kanser araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[düşük karbonhidrat diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[endometrium kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik diyet]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji araştırmaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/endometrium-kanserinde-ketojenik-diyet-etkileri/</guid>

					<description><![CDATA[Nature Communications'ta yayımlanan çalışma, fazla kilolu endometrium kanserli kadınlarda ketojenik diyetin uygulanabilirliğini ve metabolik etkilerini araştırıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nature Communications’ta yayımlanan yeni bir çalışma, endometrium kanseri tanısı almış ve tedaviye henüz başlamamış fazla kilolu kadınlarda çok düşük karbonhidratlı ketojenik diyetin uygulanabilirliğini ve metabolik etkilerini mercek altına aldı. Dantas, Hootman, Moyer ve çalışma arkadaşlarının yürüttüğü araştırma, beslenme temelli müdahalelerin bu hasta grubunda destekleyici bir strateji olarak ne kadar gerçekçi olabileceğine dair <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-erken-demir-birikimi-beyin-aglari/" title="Parkinson’un Erken Evresinde Beyindeki Demir Birikimi Ağ Bağlantılarını Yeniden Şekillendiriyor" data-wpan-internal-link="1">erken</a> ama dikkat çekici veriler sunuyor.</p>
<p>Endometrium kanseri, rahim iç tabakasından kaynaklanan ve dünya genelinde en sık görülen jinekolojik kanserlerden biri olarak öne çıkıyor. Hastalık yükünün artışında obezite önemli bir risk faktörü olarak kabul ediliyor; çünkü fazla kilo, yalnızca hormonal dengeleri değil, aynı zamanda <a href="https://oncology.com.tr/hipertansiyon-obezite-ateroskleroz/" title="Obezitede Damar Hasarının Görünmez Etkeni: Yüksek Tansiyon Mercek Altında" data-wpan-internal-link="1">inflamasyon</a> ve insülin sinyalleşmesi gibi kanser biyolojisini etkileyebilen sistemleri de değiştirebiliyor. Bu nedenle, tümüyle ilaç dışı olmayan ancak tedaviyi destekleyebilecek metabolik yaklaşımlar uzun süredir araştırmacıların ilgisini çekiyor.</p>
<p>Bu çalışmanın odak noktasında yer alan çok düşük karbonhidratlı ketojenik diyet, karbonhidrat alımını keskin biçimde azaltıp yağ oranını yükselterek vücudu ketozis adı verilen farklı bir enerji kullanım durumuna yönlendiriyor. Diyet, tarihsel olarak epilepsi ve bazı metabolik hastalıklarda kullanımıyla bilinse de, son yıllarda onkoloji alanında da deneysel bir seçenek olarak tartışılıyor. Kuramsal gerekçe, bazı tümör hücrelerinin glikoza yüksek oranda bağımlı olması ve karbonhidrat kısıtlamasının bu metabolik ortamı değiştirebileceği düşüncesine dayanıyor. Ancak bu yaklaşımın klinik değeri, özellikle insanlarda, dikkatli ve kontrollü çalışmalarla değerlendirilmek zorunda.</p>
<p>Nature Communications’taki araştırma da tam bu noktada önem kazanıyor. Çalışma bir tedavi deneyi olarak değil, daha çok uygulanabilirlik ve biyolojik yanıtı anlamaya odaklanan randomize bir fizibilite çalışması olarak tasarlandı. Bu ayrım kritik; çünkü erken aşama beslenme araştırmalarında asıl soru, bir diyetin teorik olarak ilgi çekici olup olmadığı değil, hastaların bunu güvenli ve sürdürülebilir biçimde uygulayıp uygulayamayacağıdır. Araştırmacılar, bu nedenle hem uyum düzeyini hem de vücuttaki metabolik değişimleri inceleyerek olası bir sonraki adımlar için zemin oluşturmayı amaçladı.</p>
<p>Endometrium kanserinde kilo fazlalığı yalnızca eşlik eden bir durum değil, hastalığın klinik seyriyle ilişkili önemli bir özellik olarak değerlendiriliyor. Bu bağlamda beslenme müdahaleleri, bazı hastalarda tedavi sürecine eşlik eden metabolik stresin azaltılması veya vücut kompozisyonunun iyileştirilmesi açısından teorik avantajlar sağlayabilir. Yine de uzmanlar, bu tür yaklaşımların standart cerrahi, radyoterapi ya da kemoterapinin yerine geçtiği şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurguluyor. Çalışmanın kapsamı da tedavinin ikamesi değil, destekleyici potansiyelin araştırılmasıyla sınırlı.</p>
<p>Ketojenik diyetin onkoloji araştırmalarındaki popülerliği, büyük ölçüde kanser hücrelerinin enerji kullanımına dair biyolojik gözlemlerden kaynaklanıyor. Bazı tümörler yüksek glikoz tüketimi gösterirken, ketozis altında dolaşan farklı enerji substratları normal dokuların metabolizmasını değiştiriyor. Ancak insanlarda bu ilişkinin karmaşık olduğu, tüm kanser türlerinin aynı biçimde yanıt vermediği ve diyetsel değişikliklerin bireyden bireye farklı sonuçlar doğurabildiği biliniyor. Bu nedenle, bilim insanları son yıllarda daha çok güvenlik, uygulanabilirlik ve biyobelirteç düzeyindeki etkiler üzerine odaklanan küçük ve kontrollü çalışmalarla ilerliyor.</p>
<p>Bu yeni araştırmanın değerli yönlerinden biri de, henüz herhangi bir kanser tedavisi almamış kadınlarda gerçekleştirilmiş olması. Böylece diyetin etkileri, ameliyat, ilaçlar ya da radyasyonun yarattığı karışıklıklar olmadan daha net değerlendirilebildi. Bununla birlikte, bu tür çalışmaların doğal sınırları da <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-motor-belirtiler-beyin-devreleri/" title="Parkinson’da Motor Belirtilerin Kaynağı Kişiye Özgü Beyin Devrelerinde Bulunuyor" data-wpan-internal-link="1">bulunuyor</a>. Faz I ya da fizibilite düzeyindeki sonuçlar, bir yaklaşımın uygulanabilirliğine işaret edebilir; ancak uzun vadeli klinik yararı, tümör kontrolüne etkisi ya da genel sağkalım üzerindeki sonucu göstermek için daha geniş ve uzun süreli araştırmalar gerekir.</p>
<p>Uzmanlar açısından en önemli soru, ketojenik bir beslenme düzeninin onkolojik bakım içinde nasıl bir yere oturabileceği. Eğer iyi tolere edilir ve metabolik açıdan olumlu değişikliklerle ilişkilendirilirse, bu tür diyetler ileride standart tedavilere ek bir destek aracı olarak değerlendirilebilir. Ancak bu ihtimal, hastaların bireysel beslenme gereksinimleri, kilo durumu, ek hastalıkları ve tedavi planları dikkate alınmadan genellenemez. Özellikle kanser hastalarında herhangi bir ciddi diyet değişikliğinin, mutlaka klinik ekip gözetiminde ele alınması gerekir.</p>
<p>Çalışma, bir yandan obezite ve endometrium kanseri arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekerken, diğer yandan da metabolizmayı hedef alan müdahalelerin kanser tedavisinde yeni bir araştırma hattı oluşturabileceğini gösteriyor. Şimdilik eldeki veriler, çok düşük karbonhidratlı ketojenik diyetin bu hasta grubunda uygulanabilir olduğunu ve belirli biyolojik etkiler yaratabildiğini düşündürüyor. Ancak bu bulgular, heyecan verici olsalar da, tedavi önerisine dönüşmek için henüz erken. Bilimsel açıdan asıl test, daha büyük klinik araştırmaların bu erken sinyalleri doğrulayıp doğrulamayacağı olacak.</p>
<p>Sonuç olarak, Nature Communications’ta yayımlanan çalışma endometrium kanseri ile fazla kilo arasındaki karmaşık ilişkiye beslenme odaklı yeni bir bakış getiriyor. Araştırma, ketojenik diyetin onkolojideki rolünü kesinleştirmiyor; fakat bu tür müdahalelerin biyolojik olarak anlamlı olabileceğini ve gelecekte hastaya özel destekleyici stratejiler arasında yer alabileceğini gösteren önemli bir ilk adım sunuyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> The investigation focuses on the feasibility and metabolic impact of a very low-carbohydrate ketogenic diet as an adjunct intervention for treatment-naïve women with endometrial cancer who are overweight.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> “Very low-carbohydrate ketogenic diet in treatment-naïve women with endometrial cancer and overweight: a randomized feasibility study.”</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Dantas, E., Hootman, K.C., Moyer, J. et al. Very low-carbohydrate ketogenic diet in treatment-naïve women with endometrial cancer and overweight: a randomized feasibility study. Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-73519-w</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/endometrium-kanserinde-ketojenik-diyet-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Mikrosisteminde Beslenme ve Lipid Metabolizması</title>
		<link>https://oncology.com.tr/kanser-mikrosisteminde-beslenme-ve-lipid-metabolizmasi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/kanser-mikrosisteminde-beslenme-ve-lipid-metabolizmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oncology.com.tr]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Oct 2024 09:58:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[CAF]]></category>
		<category><![CDATA[CD36]]></category>
		<category><![CDATA[DC hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[endotel hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[exozom]]></category>
		<category><![CDATA[FABP4]]></category>
		<category><![CDATA[HFD]]></category>
		<category><![CDATA[inflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik diyet]]></category>
		<category><![CDATA[kolorektal kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kreatin]]></category>
		<category><![CDATA[lipid metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[NF-κB]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[PGE2]]></category>
		<category><![CDATA[PPARδ]]></category>
		<category><![CDATA[STAT3]]></category>
		<category><![CDATA[T lenfositleri]]></category>
		<category><![CDATA[tümor mikroçevresi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ asidi oksidasyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://frenify.net/envato/frenify/wp/xoxo/1/?p=112</guid>

					<description><![CDATA[From budgeting to packing hacks, here’s everything you need to know to make travel stress-free and enjoyable.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Modern tıp, kansere karşı savaşta önemli ilerlemeler kaydetse de, tümor mikroçevresinin karmaşıklı yapısı nedeniyle henüz birçok sır aydınlatılamamıştır. Massachusetts Institute of Technology (MIT), Harvard ve Hacettepe Üniversitesi gibi prestijli kurumlarda görev yapan bilim insanları tarafından yayımlanan kapsamlı bir inceleme makalesi, tümor mikroçevresinde yağ asitlerinin ve lipid metabolizmasının oynadığı kritik rolleri gözler önüne seriyor. Bu bulgular, kanserin hem başlangıcında hem de ilerlemesinde ya da metastazında, diyet kaynaklı yağların tahmin edilenden çok daha etkin rol oynadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Klasik olarak, kanserin metabolik semptomları genellikle artmış glikoz kullanımı ve laktata dönüşüm üzerinden değerlendirilirken, bu çalışma lipid metabolizmasının da en az glikoz kadar belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Lipidlerin çeşitli biyokimyasal yapıları &#8211; gliserofosfolipitlerden sfingolipitlere kadar &#8211; tümor bünyesinde çeşitli sinyalleşme yollarını etkilemekte, büyümeyi, sağl kalımı ve hatta ilaca direnç mekanizmalarını düzenlemektedir. Lipid düzeninin bozulması, hücresel stresi artırmakta ve bu durum, kanserin seyrini çok yönlü olarak şekillendirmektedir.</p>
<p>Obezite, artan vücut kitle indeksi (VKİ) ile birlikte dünyada giderek yaygınlaşan bir sorundur ve en az 13 farklı kanser türüyle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu durum, sadece kronik inflamasyon ya da insülin direnci gibi sistemik faktörlerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda yağ dokusundan salınan adipokinler, inflamatuvar sitokinler ve yağ asitleri aracılığıyla da tümor mikroçevresini şekillendirmektedir. Özellikle IL-6, TNF-α ve IL-1β gibi moleküller, kanser hücrelerinin çoğalmasını desteklerken, STAT3 sinyal yolunun aktif hale gelmesini sağlar.</p>
<p>Karaciğer kanseri, obeziteye bağlı yağlanma hastalıklarının (NAFLD ve NASH) ilerlemesiyle yakından ilişkilidir. Yüksek yağ içerikli beslenme, karaciğerde lipit birikimine, inflamasyona ve makrofaj infiltrasyonuna neden olur. Kupffer hücrelerinden salınan IL-6 ve TNF-α, STAT3 aktivasyonunu tetiklerken, bu yol hepatositlerde tümörogenezi başlatabilir. Ayrıca kolesterol, NASH ve hepatoselüler karsinom arasındaki ilişkiyi kuvvetlendirirken, androjen reseptörüyle ilintili Ccrk onkogeni, mTORC1 aracılık eden sinyal yollarını aktive ederek MDSC birikimine ve pro-tümör mikroçevre oluşumuna katkı sağlar.</p>
<p>Pankreas kanserinde ise obezite ve yağ türevi sinyaller, KRAS onkogenini COX2 yoluyla aktive eder. Bu da inflamasyon ve PanIN lezyonlarının gelişmesine yol açar. Yağ asidi duyarılı PPARδ reseptörü, HFD koşullarında CCL2 salınımını tetikleyerek baskılayıcı makrofajları çeker. Pankreas tümörleri ayrıca PI3K/AKT yolu ile migrasyon kazanır. İlginç bir şekilde, ketojenik diyetler de lipid düzenine bağlı olarak bu tümörlerin büyümesine katkı sağlayabilir.</p>
<p>Kolorektal kanserlerde ise yağ asidi oksidasyonu (FAO), intestinal kök hücrelerde artışla birlikte tümörogenezi destekler. PPARα ve PPARδ, bu metabolik döngüyü aktive ederek CPT1A enzimi aracılığıyla FAO&#8217;yu hızlandırır. Fruktoz içeren diyetsel ürünler, fruktoz-1-fosfat düzeylerini artırarak glikoliz ve yağ asidi sentezini destekler. Ayrıca HFD, bağırsak mikrobiyotasında önemli düzenlemelere yol açarak bariyer fonksiyonunu bozar ve antitümör immün yanıtları baskılar.</p>
<p>Meme kanseri söz konusu olduğunda, yağ türevi sinyaller metastaz öncesi nışta palmitat zenginleşmesini destekleyerek NF-κB yolunu aktive eder. EMT ve kök hücre fenotipini destekleyen bu yol, özellikle TNBC alt türünde agresif yayılım gösterir. Tümorle çevresindeki makrofajlar, sitotoksik T hücreleri ve adipozitlerle kurduğu etkileşimler sayesinde mikroçevredeki inflamasyonu artırır. Diyet kaynaklı mikrobiota değişiklikleri de bu sürece katkı sağlayarak tümör proliferasyonunu tetikler.</p>
<p>Ağız karsinomları ve melanomlarda CD36 reseptörü aracılığıyla palmitik asit gibi lipidlerin kullanılması, metastaz yetisini artırır. Melanomlarda oleik asit, ferroptozdan koruyarak büyümeyi destekler. BRAF mutasyonlarına sahip melanomlarda ise ketojenik diyet kaynaklı asetooasetat artışı, MEK1 aktivasyonunu tetikler ve büyümeyi destekler. Bu da, diyetsel müdahalenin onkogenik profile göre şekillendirilmesi fikrini doğurur.</p>
<p>Yemek borusu ve mide karsinomlarında da yağ türevi beslenmenin etkisi yadsınamaz. Barrett’s özofagusuna sahip bireylerde HFD, epiteldeki dönüşümü tetikler. CXCL1 ile artan nötrofil/NK oranı, inflamasyonu ve kök hücre geni ekspresyonunu artırır. Midede ise leptin, PI3K ve β-katenin yolları aracılığıyla kanser kök hücresi fenotipi oluşurur. DGAT2 enzimi, lipid damlacıkları ve FAO ile peritonel yayılımı destekler.</p>
<p>Tümor mikroçevresinde yağ asitlerinin etkisi yalnızca kanser hücreleriyle sınırlı kalmaz. T lenfositlerinde FABP4 ve FABP5 aracılığıyla yağ asidi alımı ve PPARγ sinyalleşmesi, metabolik şekillenmeyi etkiler. CD8+ T hücreleri, HFD koşullarında glikoliz ve granzim salınımını kaybeder. D-2HG gibi onkometabolitler, IFN-γ salınımını azaltarak T hücresi işlevlerini bozar. HFD&#8217;nin metabolik etkisi, PHD3 inhibisyonuyla tersine çevrilebilir.</p>
<p>Doğal katil (NK) hücrelerde de benzer durumlar söz konusudur. PPARα/δ aracılı lipid birikimi, mTOR’u baskılayarak sitotoksik yanıtları azaltır. DC hücrelerinde yağ birikimi, antijen sunumunu bozar. Özellikle FAO’da artış, ROS düzeylerini yükseltir ve T hücresi aktivasyonunu engeller.</p>
<p>Adipozitler, tümör hücreleriyle metabolik simbiyoz geliştirir. Lipoliz ile FFA salınır, LD&#8217;lerde depolanarak ATP üretiminde kullanılır. FABP4, bu etkileşimin merkezindedir. Adipozitlerin çevresel sertliği artar, bu da ECM yeniden düzenlenmesini sağlar. Gatm enzimi aracılığıyla kreatin biyosentezi de tümör ilerlemesini destekler.</p>
<p>Kanserle ilişkili fibroblastlar (CAF), CPT1A ve FAO yönünde yeniden programlanır. Lipit salgısı, CD36 aracılığıyla tümör hücrelerine geçer. Exozom aracılı ile ön metastatik niş oluşturulur. Sphingosin kinazlar, bu fibroblastların fonksiyonel aktivasyonunu düzenler.</p>
<p>Endotel hücrelerde glikoliz, VEGF ve COX2 ile artar. Serin biyosentezi ve PPP aktivasyonu ön plandadır. Lenfatik endotel hücrelerinde ise FAO, PROX1 ekspresyonu ile şekillenir. FASN inhibisyonu, metastazı azaltabilir. Obezite, pro-inflamatuvar sitokinler aracılığıyla EC fonksiyonunu bozar.</p>
<p>Kalori kısıtlaması ve aralıklı açlık gibi diyet stratejileri, IGF-1 ve mTOR sinyallerini baskılayarak anti-kanser etkiler gösterebilir. CR, CD8+ T hücrelerin rezervini artırırken, Treg baskısını azaltır. Klinik uygulamalara dair umut vaat eden adımlar atılmaktadır.</p>
<p>Subject of Research: Tümor mikroçevresinde lipid metabolizması ve diyetsel yağ etkileri</p>
<p>Article Title: Dietary fat and lipid metabolism in the tumor microenvironment</p>
<p>News Publication Date: 31 Mart 2025</p>
<p>Web References: <a href="https://doi.org/10.1016/j.bbcan.2023.188984">https://doi.org/10.1016/j.bbcan.2023.188984</a></p>
<p>References: Goswami, S., Zhang, Q., Celik, C. E., Reich, E. M., &amp; Yilmaz, O. H. (2023). Dietary fat and lipid metabolism in the tumor microenvironment. <em>BBA &#8211; Reviews on Cancer</em>, 1878, 188984.</p>
<p>Keywords: Kanser, tümor mikroçevresi, lipid metabolizması, obezite, yağ asidi oksidasyonu, FABP4, CD36, PPARδ, ketojenik diyet, STAT3, NF-κB, inflamasyon, T lenfositleri, DC hücreleri, CAF, endotel hücreleri, PGE2, kreatin, exozom, HFD, kolorektal kanser, meme kanseri, karaciğer kanseri</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/kanser-mikrosisteminde-beslenme-ve-lipid-metabolizmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
