<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kanser genetiği &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/kanser-genetigi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Jun 2026 23:47:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>kanser genetiği &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kolorektal Kanser Riskinde Genetik Kalkan: TGFBR1*6A Varyantı Beklenenden Farklı Çıkıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/tgfbr1-6a-kolorektal-kanser-risk/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/tgfbr1-6a-kolorektal-kanser-risk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 23:47:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[genetik faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[genetik varyantlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[kanser biyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[kanser riski]]></category>
		<category><![CDATA[kolorektal kanser]]></category>
		<category><![CDATA[TGFBR1*6A]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/tgfbr1-6a-kolorektal-kanser-risk/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni araştırmalar, TGFBR1*6A varyantının kolorektal kanser riskini azaltabileceğini ortaya koyuyor. Bu bulgu, genetik taramalarda risk yorumlarını değiştirebilir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanserle ilişkili genetik risklerin haritası, uluslararası bir araştırma ekibinin yayımladığı yeni çalışma ile yeniden çiziliyor. <em>Cancer Communications</em> dergisinde yer alan araştırma, TGFBR1 genindeki TGFBR1*6A varyantının sanıldığı gibi <a href="https://oncology.com.tr/dhankuta-yasli-sagligi-kronik-hastaliklar/" title="Dhankuta’nın Yaşlılarında Görünmeyen Hastalık Yükü: Kırsal Bir Vadiden Gelen Sağlık Uyarısı" data-wpan-internal-link="1">hastalık</a> riskini artıran bir etken olmayabileceğini, aksine bazı koşullarda koruyucu bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Bulgular, kanser genetiğinde uzun süredir tartışılan bir alanı doğrudan etkiliyor ve bireysel risk değerlendirmelerinde genetik varyantların tek başına nasıl yorumlanması gerektiğine ilişkin önemli sorular gündeme getiriyor.</p>
<p>Çalışma, Barbara Ann Karmanos Cancer Institute ve Wayne State University’den bilim insanlarının öncülüğünde, ABD’nin farklı kurumlarından araştırmacıların katkısıyla gerçekleştirildi. Ekip, TGFBR1*6A’nın kolon ve rektum kanseri açısından nasıl bir biyolojik anlam taşıdığını inceleyerek, bu doğal varyantın yaklaşık yüzde 14’lük bir küresel popülasyonda bulunduğunu vurguladı. Araştırmanın en dikkat çekici sonucu, bu genetik değişimin bir “risk işareti” olmaktan çok, kolorektal kansere karşı koruyucu bir alel gibi davranabileceğine dair kanıtlar sunması oldu.</p>
<p>Kolorektal kanser, dünya genelinde hem görülme sıklığı hem de kansere bağlı ölüm nedenleri arasında önde gelen hastalıklardan biri olmaya devam ediyor. Bu nedenle, bireylerin hangi genetik özellikler nedeniyle daha yüksek ya da daha düşük risk altında olduğunu anlamak, hassas onkoloji yaklaşımının temel taşlarından biri kabul ediliyor. Ancak böyle bir yorumun güvenilir olabilmesi için, bir varyantın biyolojik etkisinin net biçimde gösterilmesi gerekiyor. TGFBR1*6A da tam bu noktada uzun yıllardır çelişkili sonuçların odağında bulunuyordu.</p>
<p>TGFBR1 geni, TGF-beta sinyal yolunun önemli bir parçası olan bir reseptörü kodluyor. Bu yolak; hücre farklılaşması, çoğalması ve programlı hücre ölümü yani apoptoz gibi süreçleri düzenlediği için kanser biyolojisinde kritik kabul ediliyor. Önceki bazı işlevsel çalışmalar, 6A varyantının sinyal iletimini vahşi tip gene kıyasla zayıflatabileceğini öne sürmüştü. Böyle bir değişikliğin tümör oluşumuna katkı sağlayabileceği düşüncesi, varyantın potansiyel olarak zararlı olabileceği yorumlarını güçlendirmişti. Fakat daha geniş çaplı genom çalışmalarında aynı sonucun tutarlı biçimde yakalanamaması, konuyu açık bırakmıştı.</p>
<p>Araştırmacılara göre sorunun bir bölümü teknikti. Klasik genom çapında ilişkilendirme çalışmaları ve yeni nesil dizileme yöntemleri, genomun bu bölgesindeki karmaşık yapı nedeniyle TGFBR1*6A varyantını çoğu zaman güvenilir şekilde saptayamadı. Başka bir deyişle, varyantın biyolojik etkisi üzerine yürütülen tartışma yalnızca yorum farklarından değil, aynı zamanda tespit güçlüklerinden de besleniyordu. Yeni çalışmanın önemi, tam da bu ölçüm sınırlılığını aşmaya çalışmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>Dr. Allan Johansen ve ekibi, bu zorluğu aşmak için “insanlaştırılmış” fare modellerinden yararlandı. İnsan genetik dizilerini daha doğru biçimde taklit edecek şekilde tasarlanan bu modeller, araştırmacıların TGFBR1*6A’nın tümör biyolojisi üzerindeki etkisini daha kontrollü bir ortamda değerlendirmesine olanak tanıyor. Hayvan modelleri, insan hastalığını birebir kopyalamasa da, belirli genetik değişikliklerin işlevsel sonuçlarını test etmede değerli bir ara basamak oluşturuyor. Bu yaklaşım, özellikle doğrudan insan örneklerinde teknik sorunlar yaşanan gen bölgelerinde, genetik varyantların etkisini açıklığa kavuşturmak açısından kritik kabul ediliyor.</p>
<p>Çalışmanın ortaya koyduğu temel mesaj, kanserle ilişkili genetik riskin her zaman doğrusal olmadığı yönünde. Bir varyantın laboratuvar düzeyinde sinyal gücünü azaltması, onun mutlaka hastalık riskini yükselteceği anlamına gelmeyebiliyor. Hücresel denge, doku bağlamı ve sinyal yolaklarının birbirleriyle etkileşimi, sonucun zararlı ya da koruyucu yönde şekillenmesinde belirleyici olabiliyor. Bu nedenle TGFBR1*6A üzerine elde edilen yeni bulgular, kanser genetiğinde “tek mutasyon, tek sonuç” yaklaşımının yetersizliğini bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p>Uzmanlar açısından bir diğer önemli nokta, bu tür bulguların klinik uygulamaya geçmeden önce dikkatle doğrulanması gerekliliği. Bir genetik varyantın koruyucu kabul edilebilmesi için farklı popülasyonlarda, farklı yöntemlerle ve mümkünse bağımsız araştırma gruplarınca yeniden gösterilmesi gerekir. Ayrıca böyle bir sonuç, bireyin yaşam boyu kanser riskini tek başına belirlemez; çevresel faktörler, yaşam tarzı, aile öyküsü ve başka genetik değişkenler de tabloyu etkiler. Bu nedenle çalışma, umut verici olsa da klinik tarama ya da tedavi kararlarını hemen değiştirecek bir son söz olarak görülmemeli.</p>
<p>Yine de araştırma, kolorektal kanserin genetik mimarisini anlamak için önemli bir ilerleme olarak öne <a href="https://oncology.com.tr/glioblastom-kadin-gaba-bagisiklik/" title="Glioblastomda Cinsiyete Bağlı Bağışıklık İmzası: Kadın Modellerde GABA Yolu Öne Çıkıyor" data-wpan-internal-link="1">çıkıyor</a>. Özellikle nadir ya da teknik olarak zor saptanan varyantların gerçek etkisinin yeniden değerlendirilmesi, gelecekte risk sınıflandırmalarının daha isabetli yapılmasına katkı sağlayabilir. Hassas onkolojinin hedefi de tam olarak bu: Hastalığı yalnızca organ düzeyinde değil, moleküler düzeyde de farklılaştırarak daha doğru öngörüler oluşturmak. TGFBR1*6A üzerine gelen yeni veriler, bu hedefe ulaşmanın, karmaşık genetik sinyalleri daha dikkatli okumaktan geçtiğini gösteriyor.</p>
<p>Sonuç olarak, TGFBR1*6A varyantına ilişkin bu çalışma, kolorektal kanser araştırmalarında önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor. Bir zamanlar şüpheli bir risk faktörü olarak değerlendirilen bu genetik değişimin, aslında koruyucu bir rol üstlenebileceğine dair kanıtlar <a href="https://oncology.com.tr/ileri-evre-penil-kanser-chemo-immunotherapy/" title="İleri Evre Penil Kanserde İlk Basamakta Birleşik Tedavi Umudu Güçleniyor" data-wpan-internal-link="1">güçleniyor</a>. Bilim insanları için şimdi asıl soru, bu koruyucu etkinin hangi biyolojik mekanizmalarla ortaya çıktığı ve bunun farklı hasta gruplarında ne kadar geçerli olduğu. Yanıtlar netleşene kadar, çalışma kanser genetiğinde ihtiyatlı yorumun ve teknik doğrulamanın ne kadar önemli olduğunu hatırlatmaya devam edecek.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Animals</p>
<p><strong>Article Title:</strong> TGFBR1*6A and Risk for Colorectal Cancer</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Kanser genetiği, Onkoloji</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/tgfbr1-6a-kolorektal-kanser-risk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Native American Kadınlarda Meme Kanserinin Genetik İmzası İlk Kez Ayrıntılı Olarak Haritalandı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/native-american-meme-kanseri-genetik/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/native-american-meme-kanseri-genetik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 20:28:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[genetik farklılıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[kanser biyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[kanser tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler karakterizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık eşitsizlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yerli Amerikalı kadınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/native-american-meme-kanseri-genetik/</guid>

					<description><![CDATA[Notre Dame Üniversitesi'nin çalışması, Native American kadınlarda meme kanserinin genetik ve moleküler farklılıklarını ortaya koyarak, bu toplulukta hastalık biyolojisine dair kritik bilgiler sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Notre Dame Üniversitesi’nden araştırmacıların yayımladığı yeni çalışma, Yerli Amerikalı kadınlarda meme kanserine dair şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı moleküler incelemeyi sunuyor. npj Precision Oncology dergisinde yayımlanan araştırma, bu hastalarda tümörlerin genetik ve transkriptom <a href="https://oncology.com.tr/antihidrojen-hiperince-yapi-ayrimi-4ppm/" title="Antimadde Fiziğinde Rekor Hassasiyet: Antihidrojenin İnce Yapı Ayrımı İlk Kez 4 ppm Düzeyinde Ölçüldü" data-wpan-internal-link="1">düzeyinde</a> belirgin farklılıklar taşıyabildiğini ortaya koyarak, uzun süredir ihmal edilen bir popülasyonda hastalığın biyolojisine ilişkin önemli bir boşluğu dolduruyor.</p>
<p>Bulgular, meme kanserinin yalnızca tek bir hastalık gibi ele alınmasının bazı gruplarda yanıltıcı olabileceğini yeniden hatırlatıyor. Çalışma, Native American kadınlarda görülen tümörlerin, klinik davranış ve tedavi yanıtını etkileyebilecek özgün moleküler özellikler barındırabileceğini gösteriyor. Bu sonuçlar doğrudan bir tedavi değişikliği anlamına gelmese de, gelecekte daha hassas tanı ve daha iyi uyarlanmış tedavi stratejileri için kritik bir temel oluşturuyor.</p>
<p>Çalışmanın arkasındaki temel motivasyonlardan biri, meme kanseri verilerindeki ciddi temsil eksikliği. Araştırmacılar, The Cancer Genome Atlas gibi büyük veri tabanlarında Native American hastaların neredeyse görünmez olduğunu vurguluyor. Binlerce tümör örneğini içeren bu tür veri kaynaklarında yalnızca çok az sayıda Native American hastanın yer alması, mevcut bilgi birikiminin ağırlıklı olarak Native olmayan topluluklardan elde edilen verilerle şekillendiği anlamına geliyor. Bu da hem risk değerlendirmesinde hem de tedavi kararlarında bazı nüfuslara özgü biyolojik farklılıkların gözden kaçmasına yol açabiliyor.</p>
<p>Bu eksiklik özellikle dikkat çekici çünkü epidemiyolojik tablo basit bir başarı hikâyesi sunmuyor. Native American kadınlarda meme kanseri insidansı, beyaz kadınlara kıyasla daha düşük görünse de, mortalite oranları orantısız biçimde yüksek kalıyor ve zaman içinde belirgin bir iyileşme göstermiyor. Yani daha az sayıda vaka görülen bir toplulukta ölüm yükü beklenenden fazla seyrediyor. Araştırmacılar, bu çelişkinin yalnızca sağlık hizmetlerine erişim farklarıyla değil, aynı zamanda tümör biyolojisindeki farklarla da ilişkili olabileceğini değerlendiriyor.</p>
<p>Çalışmanın kıdemli yazarlarından Jun Li, araştırmanın Native American topluluklarında tümör biyolojisini anlamaya yönelik önemli bir adım olduğunu belirtiyor. Ekip, yalnızca tek tek genlere odaklanmak yerine, tümörlerin RNA düzeyindeki faaliyetlerini de inceleyerek daha geniş bir moleküler tablo oluşturdu. Bu yaklaşım, kanser hücresinin hangi biyolojik yolları aktif biçimde kullandığını ve hangi mekanizmaların hastalık davranışını şekillendirebileceğini anlamaya yardımcı oluyor.</p>
<p>Transkriptomik analizler, bir hücrenin o anda hangi genleri ne ölçüde kullandığını gösterdiği için özellikle değerli kabul ediliyor. Genetik değişiklikler, DNA’daki kalıcı farklılıkları yansıtırken; transkriptomik profil, tümörün işlevsel durumuna dair ipuçları veriyor. Her iki katmanın birlikte değerlendirilmesi, kanserin yalnızca “hangi mutasyonlara sahip olduğu” değil, aynı zamanda “bu mutasyonları nasıl kullandığı” sorusuna da yanıt arıyor. Bu nedenle araştırma, moleküler profil çıkarma açısından güçlü ve bütüncül bir çerçeve sunuyor.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri de DNA hasarı <a href="https://oncology.com.tr/akg-karnitin-dna-onarimi/" title="Metabolizma ile DNA Onarımı Arasındaki Gizli Bağ Nature Çalışmasıyla Aydınlandı" data-wpan-internal-link="1">onarımı</a> ve immün yanıtla ilişkili yolların olası rolüne ışık tutması. Bu tür biyolojik süreçler, tümörlerin tedaviye duyarlılığını etkileyebiliyor. Örneğin DNA onarım mekanizmalarındaki bozulmalar, bazı kanserlerde belirli tedavi seçeneklerinin daha etkili olmasına zemin hazırlayabiliyor. Ancak araştırma, bunun klinikte doğrudan uygulanabilir bir öneri olduğunu söylemiyor; daha çok, hangi moleküler hedeflerin ileri çalışmalarda incelenmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>
<p>Uzmanlar açısından asıl önem, bu bulguların sağlık eşitsizlikleri bağlamında okunması gerekiyor. Kanser araştırmalarında yeterli temsil olmadığında, tanı algoritmaları, biyobelirteçler ve tedavi yaklaşımları bazı gruplar için daha az güvenilir hale gelebiliyor. Native American kadınlarda meme kanserine ilişkin moleküler verilerin eksikliği, yalnızca bilimsel bir boşluk değil; aynı zamanda klinik <a href="https://oncology.com.tr/mahalle-bazli-atiksu-gozetimi-esitlik/" title="Atıksu Gözetiminde Mahalle Ölçeği Neden Eşitlik İçin Kritik Olabilir?" data-wpan-internal-link="1">eşitlik</a> açısından da bir sorun. Bu çalışma, araştırma tasarımında daha kapsayıcı örneklemlerin neden vazgeçilmez olduğunu somut biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Yine de bulguların erken aşama olduğunu vurgulamak gerekiyor. Moleküler farklılıkların gösterilmesi, otomatik olarak yeni bir tedavinin hazır olduğu anlamına gelmiyor. Bunun için daha geniş hasta kohortlarında doğrulama, bağımsız çalışmalarda tekrar analiz ve klinik sonuçlarla ilişkilendirme gerekiyor. Ayrıca Native American topluluklarının kendi içinde de genetik, coğrafi ve sosyokültürel çeşitlilik bulunduğu unutulmamalı. Dolayısıyla bu ilk haritalama, önemli olmakla birlikte nihai bir çerçeve değil; daha ayrıntılı araştırmalar için başlangıç noktası.</p>
<p>Buna karşın, çalışma geleceğe dönük önemli bir mesaj veriyor: Meme kanseri araştırmalarında çeşitlilik, yalnızca etik bir gereklilik değil, aynı zamanda bilimsel doğruluğun da temel koşulu. Hastalığın moleküler mimarisi farklı popülasyonlarda değişebiliyorsa, bu farklılıkları anlamadan geliştirilen yaklaşımlar eksik kalabilir. Notre Dame ekibinin çalışması, Native American kadınlarda meme kanserinin biyolojisini görünür kılarak, hem eşitsizliklerin giderilmesine hem de daha hassas onkoloji araştırmalarına kapı aralıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Breast cancer molecular profiling in Native American women revealing distinct genomic and transcriptomic features.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Molecular profiling of breast cancer in native American women reveals distinct genomic and transcriptomic features</p>
<p><strong>References:</strong><br />10.1038/s41698-026-01373-6</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Meme kanseri, Irksal farklılıklar, Kanser genomiği, Kanser genetiği, İmmünoterapi, Moleküler profilleme, Sağlık eşitsizlikleri, Kızılderili Amerikan kadınları, Tümör biyolojisi, DNA hasar onarımı</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/native-american-meme-kanseri-genetik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk Çağı Lösemisinde Gen Füzyonlarını Daha Hızlı ve Uygun Maliyetle Saptayan Yeni Yaklaşım</title>
		<link>https://oncology.com.tr/cocukluk-losemisi-fizyon-gen-tespiti/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/cocukluk-losemisi-fizyon-gen-tespiti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 15:12:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[B-ALL tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[B-hücresi akut lenfoblastik lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk çağı lösemisi]]></category>
		<category><![CDATA[füzyon genleri]]></category>
		<category><![CDATA[füzyon onkogenleri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler tanı]]></category>
		<category><![CDATA[pediatrik kanser testleri]]></category>
		<category><![CDATA[uzun-okuma dizileme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/cocukluk-losemisi-fizyon-gen-tespiti/</guid>

					<description><![CDATA[Çocukluk çağı B-ALL lösemisinde FUSILLI adlı yeni uzun-okuma dizileme yöntemi, füzyon onkogenlerini hızlı ve düşük maliyetle tespit ederek tanı süreçlerini iyileştiriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda en sık görülen kanser türü olan B-hücresi akut lenfoblastik lösemi (B-ALL) için tanısal süreçte önemli bir yenilik gündemde. Araştırmacılar, hastalığa yol açan füzyon onkogenlerini yüksek duyarlılıkla saptayabilen ve mevcut yöntemlere kıyasla daha sade, daha hızlı ve daha düşük maliyetli olabilecek yeni bir araç geliştirdiklerini açıkladı. Çalışmada kullanılan yaklaşım, uzun-okuma dizileme teknolojisinin gücünü doğrudan <a href="https://oncology.com.tr/cte-klinik-kriter-otopsi-uyum/" title="CTE Tanısında Klinik Kriterler Otopsiyle Sınandı: Çoğu Olguda Hastalık İzi Bulunmadı" data-wpan-internal-link="1">klinik</a> sınıflandırmaya uyarlıyor ve özellikle yapısal kromozom değişikliklerini belirlemede dikkat çekiyor.</p>
<p>B-ALL, olgunlaşmamış B hücre öncüllerinin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan hematolojik bir malignite olarak biliniyor. Hastalığın moleküler mimarisinde en kritik unsurlardan biri, kromozomal <a href="https://oncology.com.tr/perioperatif-tip-cerrahi-bakim/" title="Ameliyatın Öncesinden Sonrasına Uzanan Yeni Model: Perioperatif Tıp Cerrahi Bakımı Yeniden Tanımlıyor" data-wpan-internal-link="1">yeniden</a> düzenlemeler sonucu oluşan füzyon genler. Bu genler, iki farklı genetik dizinin birleşmesiyle ortaya çıkıyor ve tümör davranışını yönlendiren onkogenler olarak işlev görebiliyor. Bu nedenle doğru moleküler alt tipin belirlenmesi, tedavinin kişiselleştirilmesi açısından yalnızca akademik bir ayrıntı değil, klinik kararları etkileyen temel bir adım niteliği taşıyor.</p>
<p>Mevcut uygulamalarda B-ALL tanısı ve sınıflandırması çoğu zaman birbirini tamamlayan bir dizi testle yürütülüyor. Floresan in situ hibridizasyonu, immünohistokimya ve çeşitli moleküler analizler, farklı genetik anormallikleri hedef alıyor. Ancak bu parçalı yapı, laboratuvarlarda daha fazla kaynak kullanımına, sonuçların uzamasına ve maliyetin artmasına yol açabiliyor. Özellikle çocuk hastalarda hızlı ve net sonuç gereksinimi düşünüldüğünde, tek bir yöntemle daha kapsamlı tarama yapılabilmesi önemli bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Yeni sistem, FUSILLI adı verilen bir algoritma üzerine kurulu. Açılımı “FUSions In Leukemia for Long-read sequencing Investigator” olan bu yaklaşım, Oxford Nanopore Technologies’in uzun-okuma bütün-transkriptom dizilemesini kullanarak B-ALL örneklerinde füzyon transkriptlerini doğrudan tespit etmeyi amaçlıyor. Uzun-okuma dizileme, klasik kısa-okuma yöntemlerinin aksine RNA ya da DNA parçalarını daha uzun ve kesintisiz <a href="https://oncology.com.tr/protein-enerji-peyzaji-haritalama/" title="Proteinlerin Enerji Haritası İlk Kez Ayrıntılı Biçimde Çıkarıldı" data-wpan-internal-link="1">biçimde</a> okuyabiliyor. Bu özellik, özellikle yapısal varyantların ve karmaşık yeniden düzenlemelerin belirlenmesinde belirsizliği azaltabiliyor.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici yönü, tek tek hedeflere bakan geleneksel analizlerin yerine, transkript düzeyinde daha geniş bir görünürlük sağlaması. Füzyon genler çoğu zaman hastalığın biyolojik alt tipini belirleyen ana işaretler arasında yer alıyor. Bu tür anomalilerin doğru tanınması, her hasta için risk sınıflamasını ve uygun tedavi stratejisinin planlanmasını etkileyebiliyor. Araştırmacıların aktardığına göre FUSILLI, bu süreci daha doğrudan ve daha az parçalı bir biçimde ele alıyor.</p>
<p>Uzun-okuma teknolojisinin klinik laboratuvarlar için cazip görülmesinin temel nedenlerinden biri, aynı veriden daha fazla yapısal bilgi üretme potansiyeli. Kısa-okuma platformlarında bazı yeniden düzenlemeler, okuma parçalarının küçük olması nedeniyle birleştirilirken belirsizlik yaratabiliyor. Buna karşılık daha uzun diziler, füzyonların sınırlarını ve bağlanma noktalarını daha açık biçimde ortaya koyabiliyor. Bu da özellikle karmaşık genomik yapıya sahip lösemi örneklerinde tanısal güveni artırabilecek bir avantaj olarak değerlendiriliyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Cells</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Long-Read Whole-Transcriptome Sequencing and Selective Gene Panel Profiling Enable Sensitive Detection of Fusion Oncogenes in Pediatric B-Cell Acute Lymphoblastic Leukemia</p>
<p><strong>References:</strong><br />Lin et al., The Journal of Molecular Diagnostics, 2026</p>
<p><strong>Keywords:</strong> B-hücreli akut lenfoblastik lösemi, çocukluk çağı kanseri, gen füzyonları, füzyon onkogenleri, uzun okuma dizileme, Oxford Nanopore Technologies, FUSILLI, genomik alt tiplendirme, moleküler tanı, nanopore dizileme, yapısal varyantlar, hassas tıp</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/cocukluk-losemisi-fizyon-gen-tespiti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geç Tanı Alan Kanser Hastaları İçin Genetik Testte Ulusal Veriyle Yeni Yol</title>
		<link>https://oncology.com.tr/kanser-takibinde-genetik-test/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/kanser-takibinde-genetik-test/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 17:24:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[genetik test]]></category>
		<category><![CDATA[germline varyantlar]]></category>
		<category><![CDATA[kalıtsal kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kalıtsal kanser riski]]></category>
		<category><![CDATA[kanser genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[kanser takip bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[kesitsel olmayan tarama]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[over kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[retrospektif genetik test]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/kanser-takibinde-genetik-test/</guid>

					<description><![CDATA[İngiltere'de yapılan ulusal çalışma, meme ve over kanseri geçmişi olan hastalarda genetik testle kalıtsal risk varyantlarını ortaya çıkararak takip bakımını iyileştirmeyi amaçlıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere’de yürütülen ulusal bir girişim, meme veya over kanseri geçmişi olan ve daha önce kalıtsal risk açısından genetik testten geçmemiş hastalara yönelik önemli bir klinik boşluğu gündeme taşıdı. Berlin’de düzenlenen ESMO Breast Cancer 2026 kongresinde sunulan çalışma, özellikle tanısı rutin genetik taramanın yaygınlaşmasından önce konmuş binlerce hastada germline patojen varyantların saptanabileceğini ve bunun takip bakımını anlamlı biçimde değiştirebileceğini ortaya koydu.</p>
<p>Araştırmanın merkezinde, kanser genetiğinde uzun süredir bilinen ancak uygulamada hâlâ tam kapatılamayan bir sorun var: Birçok hasta, tanı anında germline testlere erişemediği için BRCA1, BRCA2 ve diğer kalıtsal kanser riski taşıyan genlerdeki değişiklikler fark edilmeden yaşamını sürdürüyor. Oysa bu bilgi yalnızca hastanın kendi takip planını değil, ailesindeki bireylerin de risk değerlendirmesini etkileyebiliyor. Bu nedenle retrospektif test stratejileri, giderek daha fazla ilgi gören bir <a href="https://oncology.com.tr/fentanil-opioid-asiri-dozu-hayatta-kalma/" title="Fentanil Çağında Aşırı Doz Sonrası Bir Yıllık Hayatta Kalma Verileri Alarm Veriyor" data-wpan-internal-link="1">halk sağlığı</a> yaklaşımı olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Sunulan veriler, Birleşik Krallık Retrospective Genetic Testing Programme kapsamında ulusal sağlık kayıtları ile genetik verilerin birleştirilmesine dayanıyor. Araştırmacılar, tümör patolojisi ve tanı özellikleri üzerinden yüksek kalıtsal riskle ilişkili olabilecek kişileri belirleyerek, evde uygulanabilen tükürük testi davetleri gönderdi. Böylece yıllar önce tanı almış, ancak genetik değerlendirme fırsatını kaçırmış hastaların sisteme yeniden dahil edilmesi amaçlandı. Bu yaklaşım, klinik karar destek ile sağlık hizmeti sunumunun veri temelli bir modelde buluşturulabileceğini gösteren dikkat çekici bir örnek olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Pilot fazda, 2015 ile 2018 yılları arasında meme ya da over kanseri tanısı almış 3.525 kişiye katılım teklif edildi. Remote, yani uzaktan yürütülen ve ev temelli örnekleme içeren bu tasarıma rağmen yüzde 43,7’lik katılım oranına ulaşılması, geçmişe dönük tarama programları açısından kayda değer bulundu. Araştırma ekibine göre bu sonuç, klinik temasın yıllar önce kesildiği gruplarda bile genetik testlere yönelik ilginin tamamen kaybolmadığını ve pratik engellerin aşılabildiğini düşündürüyor.</p>
<p>Genetik analizlerde, meme kanseri hastalarının yüzde 8,6’sında kalıtsal kanserle ilişkili gen varyantları saptandı. Çalışmanın özetinde, over kanseri grubunda da benzer biçimde anlamlı bir bulgu oranı bildirildi; araştırmanın tamamı kongrede sunulurken, sonuçların temel mesajı test edilmemiş hastalarda beklenenden yüksek bir taşıyıcılık olabileceği yönündeydi. Bu tür bulgular, özellikle daha önce rutin olarak test edilmeyen dönemlerde tanı alan hastalarda, kalıtsal sendromların gözden kaçmış olabileceğini hatırlatıyor.</p>
<p>Germline patojen varyantların saptanması, tıpta yalnızca “etiket” niteliğinde bir bilgi sunmuyor. Böyle bir sonuç, kanserin tekrarlama riskine göre izlem sıklığını, olası profilaktik cerrahi seçenekleri, aile bireylerine yönelik test süreçlerini ve bazı durumlarda ilaç seçimlerini etkileyebiliyor. Özellikle BRCA1 ve BRCA2 gibi genlerdeki değişiklikler, meme ve over kanserinde iyi tanımlanmış kalıtsal risk faktörleri arasında yer alıyor. Bununla birlikte, genetik sonucun klinik yorumu her zaman doğrudan değildir; varyantın etkisi, hastanın öyküsü ve aile geçmişiyle birlikte değerlendirilir.</p>
<p>Çalışmanın bir başka önemli yönü, ulusal veri bağlantısının sağlık hizmetlerinde nasıl kullanılabileceğini göstermesi oldu. <a href="https://oncology.com.tr/genis-nutralizan-antikor-orthoebolavirus/" title="Ebolavirüslere Karşı Geniş Korumada Yeni Antikor Bulgusu Umut Veriyor" data-wpan-internal-link="1">Geniş</a> sağlık kayıtları sayesinde, tek tek klinik başvurulara bağımlı kalmadan, geçmişte test edilmemiş yüksek riskli hastalar belirlenebiliyor. Bu da özellikle sağlık sistemlerinde “kaybolan fırsatlar” sorununu azaltma potansiyeli taşıyor. Ancak araştırmacılar, böyle programların yaygınlaştırılması için veri güvenliği, hasta iletişimi, laboratuvar kapasitesi ve sonuçların klinik takibe entegrasyonu gibi başlıklarda dikkatli planlama gerektiğini de vurguluyor.</p>
<p>ESMO’da sunulan sonuçlar, kanser sağ kalımı alanında giderek büyüyen bir ihtiyaca işaret ediyor: Hastalık tedavi edildikten sonra bile genetik riskin değerlendirilmesi. Geçmişte kanser tedavisi görmüş bireyler, çoğu zaman aktif onkoloji takibinin dışında kaldıkları için kalıtsal risk açısından yeniden taranmıyor. Oysa bu hastalarda yapılacak genetik test, sadece bireysel geleceğe ilişkin değil, akrabalarda erken tanı ve önleme açısından da bilgi sağlayabiliyor. Bu nedenle retrospektif test yaklaşımı, tedavi sonrası bakımın bir parçası olarak düşünülmeye başlanıyor.</p>
<p>Bununla birlikte, araştırma erken aşamadaki bir programı temsil ediyor ve sonuçların sağlık sistemi geneline nasıl ölçekleneceği hâlâ yanıt bekleyen sorular arasında. Katılım oranı umut verici olsa da tüm uygun hastalara ulaşmak her zaman kolay olmayabilir; bazı kişiler daveti görmeyebilir, bazıları test istemeyebilir veya genetik sonuçların anlamı konusunda ek danışmanlığa ihtiyaç duyabilir. Ayrıca pozitif çıkan her varyantın aynı klinik ağırlığı taşımadığı, bu nedenle genetik danışmanlığın kritik önemini koruduğu unutulmamalı.</p>
<p>Yine de çalışma, kanser genetiğinde geriye dönük testlerin yalnızca teorik bir fikir olmadığını, ulusal ölçekte uygulanabilir bir model sunabileceğini gösteriyor. Eğer bu yaklaşım daha geniş gruplara başarıyla uyarlanırsa, geçmişte tanı almış binlerce hasta için kalıtsal riskin görünür hale gelmesi ve koruyucu bakımın kişiselleştirilmesi mümkün olabilir. Araştırmacıların Berlin’de sunduğu bulgular, precisyon onkolojisinin sadece ileri tedavilerle değil, doğru hastayı doğru zamanda genetik olarak tanımlamakla da şekillendiğini hatırlatıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Retrospective germline genetic testing for previously untested breast and ovarian cancer patients, leveraging national data linkage to identify carriers of hereditary cancer risk variants.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> The UK Retrospective Genetic Testing Programme: Harnessing National Data to Identify Germline Cancer Risk in Historically Untested Patients</p>
<p><strong>References:</strong><br />LBA 3 ‘The UK retrospective genetic testing programme: Utilising linkage of nationally collected data to identify and offer germline genetic testing to patients with historic diagnoses of breast or ovarian cancer’ – Presented by Clare Turnbull during Rapid Oral Session 1, 7 May 2026, ESMO Breast Cancer 2026.</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Genetik test, germ hattı patojenik varyantı, BRCA1, BRCA2, meme kanseri, over kanseri, kalıtsal kanser riski, <a href="https://oncology.com.tr/multiple-myeloma-72-saat-genom-testi/" title="TGen’den Multiple Myeloma İçin 72 Saatte Kapsamlı Genom Haritası Sunan Yeni Klinik Test" data-wpan-internal-link="1">hassas onkoloji</a>, veri eşleştirme, sağlık hizmeti sunumu, retrospektif test, BRCA-DIRECT yolu, kişiselleştirilmiş tıp</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/kanser-takibinde-genetik-test/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TGen’den Multiple Myeloma İçin 72 Saatte Kapsamlı Genom Haritası Sunan Yeni Klinik Test</title>
		<link>https://oncology.com.tr/multiple-myeloma-72-saat-genom-testi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/multiple-myeloma-72-saat-genom-testi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 16:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[genom dizileme]]></category>
		<category><![CDATA[genomik tanı]]></category>
		<category><![CDATA[hassas onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[JAYseq testi]]></category>
		<category><![CDATA[kan kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[kanser tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler analiz]]></category>
		<category><![CDATA[multiple myeloma]]></category>
		<category><![CDATA[tüm genom dizileme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/multiple-myeloma-72-saat-genom-testi/</guid>

					<description><![CDATA[TGen’in JAYseq testi, multiple myeloma için tüm genomu 72 saat içinde tarayarak hızlı ve kapsamlı moleküler analiz sunar, tedavi planlamasında yenilikçi bir yaklaşım getirir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Translational Genomics Research Institute (TGen), City of Hope bünyesinde yürüttüğü çalışmalar kapsamında, multiple myeloma için özel olarak tasarlanmış yeni bir klinik tüm genom dizileme testi olan JAYseq™’i kullanıma sunduğunu duyurdu. Gelişme, hassas onkoloji alanında tanı sürecini hızlandırma ve hastaya özgü <a href="https://oncology.com.tr/kizamik-insan-antikoru-haritasi/" title="Measles’a Karşı İlk İnsan Antikoru Haritası, Yeni Tedavi Yolunu Açıyor" data-wpan-internal-link="1">tedavi</a> planlamasını daha ayrıntılı genomik bilgiyle destekleme hedefi açısından dikkat çekiyor. JAYseq’in en önemli özelliği, sonuçları yaklaşık 72 saat içinde sağlayabilmesi; bu süre, çok sayıda laboratuvar testinin sırayla yapıldığı geleneksel yaklaşımlara göre belirgin bir hız avantajı anlamına geliyor.</p>
<p>Multiple myeloma, antikor üretiminden sorumlu plazma hücrelerini etkileyen ve kemik iliğinde gelişen bir kanser türü olarak biliniyor. ABD’de en sık görülen ikinci kan kanseri olan hastalık için her yıl yaklaşık 35 bin yeni tanı konuyor. Klinik açıdan bakıldığında, hastalığın biyolojik yapısı son derece değişken; bu da hem doğru risk sınıflandırmasını hem de <a href="https://oncology.com.tr/meduller-tiroid-kanseri-metabolik-hedefler/" title="Medüller Tiroid Kanserinde Gizli Metabolik Harita Yeni Tedavi Kapıları Açıyor" data-wpan-internal-link="1">tedavi</a> seçimini zorlaştırabiliyor. TGen’in geliştirdiği test, tam da bu noktada, hastalığın genomik karmaşıklığını daha bütüncül bir şekilde ortaya koymayı amaçlıyor.</p>
<p>Geleneksel tanı yöntemlerinde sıklıkla floresan in situ hibridizasyon (FISH) ve sitogenetik analizler kullanılıyor. Ancak bu yöntemler, genellikle genomun sınırlı bölgelerini inceleyebiliyor ve çoğu zaman ardışık test süreçleri gerektiriyor. JAYseq ise hastanın DNA’sının tamamını, yani yaklaşık üç milyar baz çiftini tarayarak çok daha geniş bir moleküler tablo sunuyor. Bu yaklaşım, yalnızca belirli bir bölgeye odaklanmak yerine tüm genom boyunca var olabilecek değişiklikleri değerlendirme imkânı veriyor.</p>
<p>Testin klinik değeri, çok farklı tipte genetik değişikliği aynı anda saptayabilmesinden kaynaklanıyor. Küçük mutasyonlar, küçük eklenme ve silinmeler, kopya sayısı değişiklikleri, karmaşık yeniden düzenlenmeler ve kromozomal translokasyonlar bu kapsamda değerlendirilebiliyor. Multiple myeloma’da tedavi kararlarını etkileyebilecek bu tür değişikliklerin tek bir platformda incelenebilmesi, hekimlere daha eksiksiz bir genomik profil sunabilir. Bu da bazı durumlarda standart testlerle gözden kaçabilecek bulguların daha erken fark edilmesini mümkün kılabilir.</p>
<p>Hastalığın tanısında karşılaşılan temel sorunlardan biri, malign plazma hücrelerinin kemik iliğindeki sağlıklı hücreler arasında görece az sayıda bulunabilmesi. Bu durum, örnekten güvenilir veri elde etmeyi teknik olarak güçleştirebiliyor. TGen’in açıklamasına göre JAYseq’in geliştirilmesindeki hedeflerden biri de bu karmaşık biyolojik arka planı daha iyi yakalayabilen, kapsamlı ve klinik kullanıma uygun bir analiz sunmak. Böylece, tanı sürecinde yalnızca var olan bir değişikliğin değil, değişikliğin bağlamının da anlaşılması kolaylaşabilir.</p>
<p>Uzmanlar, kanser genomiğinin yalnızca hastalığı sınıflandırma aracı olmadığını; aynı zamanda tedaviye rehberlik eden bir karar destek unsuru haline geldiğini vurguluyor. Multiple myeloma’da hedefe yönelik tedaviler, immünoterapi yaklaşımları, CAR T-hücre tedavileri ve biy-spesifik antikorlar gibi seçenekler giderek daha fazla önem kazanıyor. Ancak bu tedavilerin uygun hastada, uygun zamanda seçilebilmesi için ayrıntılı moleküler bilginin erken dönemde sağlanması gerekiyor. JAYseq gibi platformlar, işte bu klinik gereksinime yanıt vermeyi hedefliyor.</p>
<p>Yine de bu tür testlerin pratik etkisi, yalnızca teknik kapasiteyle sınırlı değil. Klinik genomik sonuçların tedavi ekipleri tarafından doğru yorumlanması, laboratuvar verisinin hastanın genel durumu, hastalık evresi ve önceki tedavi geçmişiyle birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor. Bu nedenle hızlı raporlama tek başına yeterli görülmüyor; hızın, yüksek çözünürlüklü ve güvenilir analizle birleşmesi önem taşıyor. TGen’in duyurduğu yenilik, bu iki ihtiyacı aynı platformda bir araya getirme iddiası taşıyor.</p>
<p>JAYseq’in bir diğer potansiyel etkisi de çok adımlı test zincirlerini azaltabilmesi. Tek tek uygulanan testler hem zaman kaybına yol açabiliyor hem de örnek miktarı sınırlı hastalarda sorun yaratabiliyor. Tüm genom yaklaşımı, tek bir analiz üzerinden daha geniş bilgi üretme avantajı sayesinde, tanı iş akışını sadeleştirebilir. Bu durum, özellikle tedaviye başlanması için zamanın kritik olduğu durumlarda klinik ekiplerin karar verme hızını artırabilir.</p>
<p>Multiple myeloma alanında genomik verinin önemi arttıkça, daha kapsamlı ve daha hızlı testlere yönelik talep de yükseliyor. TGen’in JAYseq ile attığı adım, klinik tüm genom dizilemenin yalnızca araştırma ortamında değil, doğrudan hasta <a href="https://oncology.com.tr/yenidogan-genomik-sonuclar-aktarimi/" title="Yenidoğan Yoğun Bakımında Genomik Sonuçları Ailelere Aktarmanın Zor Dengesi" data-wpan-internal-link="1">bakımında</a> da daha görünür hale geldiğini gösteriyor. Ancak testin yaygın klinik etkisi, gerçek dünya uygulamalarında nasıl sonuçlar verdiğine, farklı hasta gruplarında ne ölçüde kullanılabildiğine ve tedavi kararlarını ne kadar değiştirdiğine bağlı olacak.</p>
<p>Şimdilik eldeki veriler, JAYseq’in multiple myeloma tanısında daha kapsamlı bir genomik incelemeyi yalnızca birkaç gün içinde mümkün kılmayı amaçlayan önemli bir gelişme olduğunu gösteriyor. Hastalığın karmaşık genetik yapısı göz önüne alındığında, bu tür araçlar kişiselleştirilmiş onkolojinin geleceğinde önemli bir rol oynayabilir. Klinik kullanımın genişlemesiyle birlikte, daha hızlı ve daha ayrıntılı genomik profil oluşturmanın hasta yönetimine nasıl yansıyacağı yakından izlenecek.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Clinical whole-genome sequencing for multiple myeloma</p>
<p><strong>Article Title:</strong> TGen Launches JAYseq™, a Rapid Whole-Genome Sequencing Test Revolutionizing Multiple Myeloma Diagnosis and Treatment</p>
<p><strong>Keywords:</strong> multipl miyelom, tüm genom dizilemesi, JAYseq, hassas tıp, ALTseq teknolojisi, immünoterapi, CAR T hücre tedavisi, çift özgüllü antikorlar, genomik profilleme, kanser tanısı, kişiselleştirilmiş tedavi</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/multiple-myeloma-72-saat-genom-testi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
