<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kanama riski &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/kanama-riski/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Jul 2026 00:47:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>kanama riski &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yenidoğan yoğun bakımda trombosit transfüzyonu kararları her zaman kanama ile uyumlu olmayabilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/cdda-bebeklerde-trombosit-transfuzyonu-kanama-tahmini/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/cdda-bebeklerde-trombosit-transfuzyonu-kanama-tahmini/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 00:47:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇDDA bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[kanama riski]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvar eşik değerleri]]></category>
		<category><![CDATA[neonatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[prematüre bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[Prematüre Kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[trombosit sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Trombosit Transfüzyonu]]></category>
		<category><![CDATA[yenidoğan koagülasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[yenidoğan yoğun bakım]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun bakım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/cdda-bebeklerde-trombosit-transfuzyonu-kanama-tahmini/</guid>

					<description><![CDATA[ÇDDA bebeklerde transfüzyon öncesi trombosit düzeylerinin kanamayla ilişkili olduğu görülüyor; ancak yoğun bakımda verilen transfüzyon kararları her zaman kanamayla tutarlı ilerlemiyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çok düşük doğum ağırlıklı (ÇDDA) bebeklerde trombosit transfüzyonuna ne zaman geçileceği uzun süredir klinik tartışmaların odağında. Trombositler, kan pıhtılaşmasının temel bileşenleri olsa da, yeni bir analiz bu bebeklerde transfüzyon kararlarının kanama durumuyla her zaman aynı yönde ilerlemediğine işaret ediyor. Çalışmanın odağında, kanama öyküsü yerine transfüzyon öncesi bakılan trombosit sayıları bulunuyor; böylece hekimlerin eşik değerleri belirlerken laboratuvar sonuçlarını mı, kanama riskini mi, yoksa ikisini birlikte mi dikkate aldığı daha yakından incelenebiliyor.</p>
<p><a href="https://oncology.com.tr/azasitidin-venetoklaks-kombinasyonu-inflamasyon-biyobelirtecleri/" title="Azasitidin–Venetoklaks ikilisi yaşlı AML’de inflamasyon biyolojisini de hedefliyor: yeni çalışma" data-wpan-internal-link="1">Çalışma</a> <em>Journal of Perinatology</em> dergisinde yayımlandı. ÇDDA bebekler, 1500 gramın altındaki doğum ağırlığına sahip yenidoğanları kapsıyor. Bu grupta trombosit düzeyleri sıklıkla izleniyor; ancak transfüzyon için uygulanan eşik değerler farklı neonatal birimler arasında belirgin biçimde değişebiliyor. Bu farklılıklar, klinisyenlerin kararlarının ağırlıklı olarak hangi faktöre dayandığına dair belirsizlik yaratıyor: Transfüzyonların gerçekten kanama gelişimini öngörmek için mi yapıldığı, yoksa yalnızca belirli bir laboratuvar sayısına ulaşıldığında mı gerçekleştirildiği netleşmiyor.</p>
<p>Analizde araştırmacılar, transfüzyondan hemen önce ölçülen trombosit sayılarını merkeze aldı. Amaç, “transfüzyon öncesi” laboratuvar verisi üzerinden, kanama olaylarının bu düzeylerle nasıl ilişkilendiğini değerlendirmekti. Böylece klinik pratiğin, teorik varsayım olan “kanama varsa veya kanama riski varsa daha düşük eşik uygulanır” yaklaşımını ne ölçüde izlediği tartışılabilir hale geldi. Çalışmanın kurgusu, kanamanın karar verme sürecindeki rolünü yalnızca genel bir değerlendirmeyle değil, transfüzyon öncesi trombosit değerleriyle bağlantı kurarak incelemeyi <a href="https://oncology.com.tr/recombinase-tabanli-genom-haritalama-prime-duzenleme/" title="Prime düzenlemeleri recombinase ile haritalayan yeni protokol, genom yapısının “faaliyete” dönüşmesini hedefliyor" data-wpan-internal-link="1">hedefliyor</a>.</p>
<p>Elde edilen bulgulara göre, ÇDDA bebeklerde trombosit sayılarının kanama ile ilişkisi dikkat çekici olsa da, transfüzyon kararlarının kanama durumuna her zaman tutarlı biçimde bağlanmadığı görülüyor. Başka bir ifadeyle, trombosit düşüklüğünün klinik kanama riskini tamamen açıklamadığı veya hekimlerin eşik belirlerken yalnızca kanama statüsünü değil farklı unsurları da hesaba kattığı düşünülebilir. Araştırmacılar, transfüzyon uygulamasına yön verebilecek mekanizmaların daha karmaşık olabileceğini; laboratuvar değerlerinin tek başına ya da kanama öyküsünün tek başına belirleyici olmaktan çıkabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Bu sonuçların klinik önemi, ÇDDA bebeklerde hemostaz dengesinin kırılgan olmasına rağmen transfüzyon kararlarının birimden birime değişebilmesinden kaynaklanan belirsizlikle birleşiyor. Kanama riskinin yüksek olduğu düşünülen durumlarda transfüzyonun gerekliliği kadar, gereksiz transfüzyonların önlenmesi de önem taşıyor; çünkü transfüzyon uygulamaları klinik süreçler üzerinde ek yük oluşturabiliyor. Çalışma, bu dengeyi kurmak için kullanılan eşiklerin daha yakından ele alınması gerektiğini ima ediyor.</p>
<p>Araştırma ayrıca, “önce transfüzyon yapılan ölçüm” yaklaşımının, klinisyenlerin hangi verilere göre hareket ettiğini anlamada yardımcı olabileceğini ortaya koyuyor. Eğer kanama ile trombosit düzeyi arasında her zaman bire bir bir ilişki kurulamazsa, yalnızca sayısal eşiklere dayalı algoritmaların otomatik olarak her klinik durumu doğru yansıtmayabileceği düşünülür. Bununla birlikte çalışma, belirli bir eşik değer önerme iddiasında bulunmuyor; daha çok mevcut uygulamalar arasındaki tutarsızlığı anlamaya ve klinik karar süreçlerini daha somut verilerle değerlendirmeye odaklanıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Platelet transfusion thresholds and bleeding risk in very low birth weight infants</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Pre-transfusion platelet counts and bleeding in very low birth weight infants</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Stone, E.F., Birch, R., Hendrickson, J.E. et al. (2026). Journal of Perinatology. https://doi.org/10.1038/s41372-026-02785-9</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1038/s41372-026-02785-9</p>
<p><strong>Keywords:</strong> VLBW (çok düşük doğum ağırlıklı) yenidoğanlarda trombosit transfüzyonu uygulamalarına ilişkin yeni bir analiz, klinisyenlerin kararlarının kanama durumu ile her zaman tutarlı şekilde bağlantılı olmayabileceğini düşündürmektedir, hemorajinin transfüzyon eşiklerini belirlemesi gerektiğine dair uzun süredir devam eden varsayımlara rağmen. 1500 g’ın altındaki VLBW bebeklerde trombositler sıklıkla sık aralıklarla izlenmektedir, ancak yayımlanmış transfüzyon eşikleri, yenidoğan üniteleri arasında oldukça önemli ölçüde değişmektedir&#8230;</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/yenidogan-yogun-bakim-simulasyon-egitimi/" data-wpan-internal-link="1">Neonatal yoğun bakımda kritik kararlar için simülasyon “boot camp” etkisi: Kıdemli NPM fellows deneyimi</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/cdda-bebeklerde-trombosit-transfuzyonu-kanama-tahmini/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İleri Böbrek Hastalığında Düşük Doz Rivaroksabanın Kardiyovasküler Yararına Dair Beklentiler Sınırlı Kaldı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/dusuk-doz-rivaroksaban-kardiyovaskuler-etkiler/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/dusuk-doz-rivaroksaban-kardiyovaskuler-etkiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:06:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[antikoagülan tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[antikoagülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[faktör Xa inhibitörleri]]></category>
		<category><![CDATA[ileri böbrek hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kanama riski]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler risk]]></category>
		<category><![CDATA[kronik böbrek hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[rivaroksaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/dusuk-doz-rivaroksaban-kardiyovaskuler-etkiler/</guid>

					<description><![CDATA[İleri evre kronik böbrek hastalarında düşük doz rivaroksabanın kardiyovasküler koruma sağlamadığı ve kanama riskinin kritik olduğu yeni klinik çalışma sonuçları.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://oncology.com.tr/orta-yasta-fiziksel-aktivitenin-sarkopeni-etkisi/" title="Orta Yaşta Başlayan Hareket Alışkanlıkları, İleri Yaşta Kas Sağlığını Belirleyebilir" data-wpan-internal-link="1">İleri</a> evre kronik böbrek hastalığı (KBH) olan ve aynı zamanda yüksek kardiyovasküler risk taşıyan hastalarda düşük doz rivaroksabanın etkisini inceleyen yeni bir klinik çalışma, bu hasta grubunda uzun süredir tartışılan önemli bir soruya yanıt aradı: Kan sulandırıcı bir tedavi, kalp krizi, inme ve kardiyovasküler ölüm gibi ciddi sonuçları azaltabilir mi, yoksa kanama riski olası yararın önüne mi geçer?</p>
<p>JAMA’da yayımlanan çok merkezli araştırma, nefroloji ve kardiyovasküler tıp kesişiminde yer alan bu zorlu hasta grubunu hedef aldı. İleri böbrek yetmezliği, damar hastalığı ve pıhtılaşma eğiliminin birlikte görülebildiği bir klinik tablo oluşturuyor. Bu nedenle araştırmacılar, doğrudan faktör Xa inhibitörü olan rivaroksabanın düşük dozda uygulanmasının, kan pıhtısı oluşumunu baskılayarak majör kardiyovasküler olayları azaltıp azaltamayacağını değerlendirdi. Ancak böbrek fonksiyonu ağır şekilde bozulmuş kişilerde ilaç güvenliği, özellikle de kanama eğilimi, en az etkinlik kadar belirleyici bir başlık olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Çalışmaya, glomerüler filtrasyon hızları belirgin biçimde düşmüş ileri evre KBH hastaları ile birlikte halihazırda yüksek kardiyovasküler risk profili taşıyan katılımcılar alındı. Hastalar rastgele şekilde düşük doz rivaroksaban ya da eşdeğer görünümlü plasebo grubuna atandı. Araştırmanın birincil sonlanım noktası, kalp krizi, inme ve kardiyovasküler ölüm gibi önemli olayları içeren bileşik bir ölçüttü. İkincil değerlendirmelerde ise özellikle kanama komplikasyonları yakından izlendi. Böylece çalışma, tek başına etkinliği değil, aynı zamanda ileri böbrek hastalığında antikoagülasyonun güvenlik sınırlarını da <a href="https://oncology.com.tr/mapt-mutasyonlari-aksonal-tasimada-bozulma/" title="MAPT Mutasyonlarının Nöron İçindeki Nakliye Sistemini Nasıl Bozduğu Ortaya Kondu" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> koymayı amaçladı.</p>
<p>KBH ile kardiyovasküler hastalık arasındaki ilişki iyi biliniyor. Böbrek fonksiyonları bozuldukça damar sertliği, inflamasyon, hemostaz bozuklukları ve trombotik risk artışı gibi süreçler daha belirgin hale gelebiliyor. Bu durum, teorik olarak antikoagülanların yararlı olabileceği bir zemin oluşturuyor. Ancak bu <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-egzersiz-sigara-biyolojik-etkiler/" title="Parkinson’da Beklenmedik Kesişim: Egzersiz ve Sigaranın Ortak Biyolojik İzleri Araştırılıyor" data-wpan-internal-link="1">biyolojik</a> gerekçe, klinik sonuçlara her zaman aynı şekilde yansımıyor. Özellikle böbrek hastalarında ilaçların farmakokinetiği ve kanama riski, genel popülasyondan farklılık gösterebiliyor. Bu nedenle ileri KBH’de antikoagülan kullanımı, hasta seçiminden dozlamaya kadar dikkatle ele alınması gereken bir alan olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Çalışmadan elde edilen ilk analizler, düşük doz rivaroksabanın beklenen ölçüde bir kardiyovasküler koruma sağlamadığını gösterdi. Araştırmacıların aktardığına göre ilaç, majör kardiyovasküler olayların görülme sıklığında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma yaratmadı. Bu sonuç, ileri evre böbrek hastalığı olan ve eşzamanlı olarak yüksek kardiyovasküler risk taşıyan bireylerde, düşük doz antikoagülasyonun otomatik olarak klinik faydaya dönüşmediğini düşündürüyor.</p>
<p>Bulguların bir diğer önemli boyutu güvenlik oldu. Çalışma boyunca kanama olayları düzenli biçimde takip edildi ve araştırma, bu hasta grubunda tedavinin risk-yarar dengesinin ne kadar hassas olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Böbrek yetmezliği derinleştikçe hemostaz mekanizmaları da değişebildiğinden, kanama eğilimi yalnızca kullanılan ilaca değil, altta yatan fizyolojiye de bağlı olarak artabiliyor. Bu durum, rivaroksaban gibi ajanların ileri KBH’de kullanımını özellikle dikkat gerektiren bir seçenek haline getiriyor.</p>
<p>Sonuçlar, ileri böbrek hastalığında kardiyovasküler riski azaltmak için antikoagülasyon stratejilerinin her hastada aynı etkiyi göstermeyebileceğini hatırlatıyor. Klinik pratikte bu, sadece bir ilacın mekanizmasına bakarak karar vermenin yeterli olmadığı anlamına geliyor. Hastanın böbrek fonksiyonu, eşlik eden hastalıkları, mevcut kanama öyküsü ve genel vasküler riski birlikte değerlendirilmek zorunda. Özellikle kronik böbrek hastalığı olan bireylerde kalp-damar koruması çoğu zaman çok katmanlı bir yaklaşım gerektiriyor; tansiyon kontrolü, diyabet yönetimi, lipit düzenlenmesi ve yaşam tarzı müdahaleleri bu tablonun temel parçaları olmaya devam ediyor.</p>
<p>Uzmanlar açısından bu çalışma, ileri KBH’de antikoagülan tedavinin sınırlı ama önemli bir kanıt boşluğunu dolduruyor. Sonuçların, bu hasta grubunda rivaroksabanın rutin kullanımını desteklemediği görülüyor. Bununla birlikte araştırma, gelecekte daha seçici hasta gruplarının, farklı doz şemalarının ya da başka koruyucu stratejilerin incelenmesi gerektiğini de gösteriyor. Çünkü böbrek hastalığına eşlik eden kardiyovasküler risk, tek bir tedavi yaklaşımıyla tamamen kontrol altına alınabilecek kadar basit değil.</p>
<p>JAMA’da yayımlanan çalışma, ileri evre kronik böbrek hastalığında kan sulandırıcı tedavinin umut verici görünen ancak klinik sonuçlarda karşılık bulmayan yönünü ortaya koyuyor. Bulgular, yüksek riskli bu hasta grubunda tedavi kararlarının bireyselleştirilmesinin önemini güçlendirirken, rivaroksabanın düşük doz formunun kardiyovasküler olayları azaltmada beklenen avantajı sunmadığını gösteriyor. Bu nedenle ileri böbrek hastalarında antikoagülasyon, dikkatli yarar-zarar değerlendirmesi yapılmadan başvurulacak bir seçenek olarak görülmemeli.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Therapeutic efficacy and safety of low-dose rivaroxaban in patients with advanced chronic kidney disease and elevated cardiovascular risk.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> [Not specified in the provided information]</p>
<p><strong>References:</strong><br />Detailed author contributions, conflict of interest disclosures, and funding information are available in the original JAMA publication.</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Kronik böbrek hastalığı, kardiyovasküler risk, rivaroksaban, antikoagülanlar, majör kanama, farmakodinamik, renal yetmezlik, trombotik olaylar, ilaç güvenliği, hemostaz, klinik çalışma, nefroloji</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/dusuk-doz-rivaroksaban-kardiyovaskuler-etkiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
