<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HER2 &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/her2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 22 May 2026 16:46:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>HER2 &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Serumda Ölçülen uPA, Sınırda HER2 Meme Kanserlerini Ayırt Etmede Yeni Bir İşaretçi Olarak Öne Çıkıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/serum-upa-sinirda-her2-meme-kanseri/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/serum-upa-sinirda-her2-meme-kanseri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 16:46:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[FISH testi]]></category>
		<category><![CDATA[hedefe yönelik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[HER2]]></category>
		<category><![CDATA[HER2 pozitif]]></category>
		<category><![CDATA[immünohistokimya]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler tanı]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[uPA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/serum-upa-sinirda-her2-meme-kanseri/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni araştırma, serumda ölçülen uPA'nın sınırda HER2 meme kanserlerini ayırt etmede etkili bir biyobelirteç olduğunu gösteriyor ve tanıda hassasiyet sağlıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, meme kanserinde uzun süredir sorun yaratan HER2 sınıflandırmasına yeni bir bakış açısı getiren <a href="https://oncology.com.tr/dana-farber-asco-2026-kanser-verileri/" title="Dana-Farber’dan ASCO 2026’ya Çoklu Kanser Türlerinde Dikkat Çekici Klinik Veri Akışı" data-wpan-internal-link="1">dikkat çekici</a> bir serum belirteci tanımladı. López Mujica, Boonkaew, Christensen ve çalışma arkadaşlarının British Journal of Cancer’da Mayıs 2026’da yayımladığı araştırma, urokinaz plazminojen aktivatörü olarak bilinen uPA’nın, sınırda HER2 eksprese eden tümörlerle belirgin biçimde HER2-pozitif olan tümörleri diğer alt tiplerden ayırmada yararlı olabilecek bir moleküler imza sunduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Meme kanserinde HER2, yani insan epidermal büyüme faktörü reseptör 2, tümörün biyolojik davranışını ve tedavi seçeneklerini doğrudan etkileyen temel belirteçlerden biri olarak kabul ediliyor. HER2 geninin çoğalması ya da proteinin aşırı üretimi, daha agresif seyirle ilişkilendirilebiliyor ve bu nedenle HER2 durumu, trastuzumab gibi hedefe yönelik tedavilere uygunluk açısından kritik önem taşıyor. Ancak klinik pratikte her vaka bu kadar net değil. Özellikle “sınırda” ya da belirsiz HER2 ekspresyonuna sahip örnekler, patoloji değerlendirmesinde gri alan oluşturuyor ve bu da tedavi kararlarını zorlaştırabiliyor.</p>
<p>Mevcut tanı yaklaşımı büyük ölçüde immünohistokimya, yani IHC, ve floresan in situ hibridizasyon, yani FISH testlerine dayanıyor. Bu yöntemler HER2 pozitif ve negatif tümörleri sınıflandırmada standart kabul edilse de, aradaki belirsiz gruplarda her zaman kesinlik sağlamayabiliyor. Klinik açıdan bakıldığında bu durum yalnızca bir raporlama sorunu değil; hasta için uygun hedefe yönelik tedavinin seçilip seçilemeyeceğini etkileyen önemli bir karar noktası. Araştırmacılar da tam bu nedenle, daha hassas ve mümkün olduğunca düşük girişim gerektiren biyobelirteçlere ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Yeni çalışmanın odağındaki uPA ise farklı bir biyolojik role sahip. Bu serin proteaz, hücrelerin çevresindeki ekstraselüler matriksi parçalamaya yardımcı olan, dolayısıyla tümör invazyonu ve yayılım süreçlerinde görev alan bir molekül olarak biliniyor. uPA daha önce çoğunlukla metastaz ve tümör agresifliği bağlamında incelenmişti; ancak serum düzeylerinin HER2 durumuyla ilişkisi bugüne kadar net biçimde ortaya konmamıştı. Bu araştırma, uPA’nın yalnızca tümör biyolojisinin genel bir göstergesi olmadığını, aynı zamanda HER2 temelli alt grup ayrımında da kullanılabilecek bir sinyal olabileceğini gösteren önemli bir adım niteliği taşıyor.</p>
<p>Çalışmanın öne çıkan yönü, kandaki bir belirtecin dokudan alınan örneklerde saptanan HER2 bilgilerinin yorumlanmasına yardımcı olabilecek olması. Serum temelli testlerin potansiyeli, özellikle tedaviye yön veren moleküler sınıflandırmada ek destek sağlamalarından kaynaklanıyor. Böyle bir yaklaşımın en büyük avantajı, tanısal süreci tek bir yöntemle sınırlamak yerine, farklı biyolojik katmanlardan gelen verileri bir araya getirebilmesi. Bu da sınırda kalan olgularda yanlış sınıflandırma riskini azaltabilir.</p>
<p>Bununla birlikte, araştırmacılar açısından uPA’nın umut verici olması, onun tek başına tanı koydurucu olduğu anlamına gelmiyor. Meme kanseri biyolojisi oldukça heterojen; tümörler aynı organda gelişse bile genetik, histolojik ve mikroskobik olarak farklı davranışlar gösterebiliyor. Bu nedenle yeni biyobelirteçlerin klinik kullanıma girebilmesi için bağımsız kohortlarda doğrulanması, duyarlılık ve özgüllük performansının dikkatle değerlendirilmesi ve mevcut standart testlerle birlikte nasıl konumlandırılacağının netleştirilmesi gerekiyor. Çalışma, tam da bu geniş değerlendirme ihtiyacını güçlendiren bir başlangıç noktası sunuyor.</p>
<p>HER2 testlerinin sınırlarında yer alan olgular, onkolojide yıllardır süren bir sorun alanı. Bir tümörün HER2-pozitif kabul edilmesi, bazı hastalar için hedefe yönelik tedavilere erişim anlamına gelirken, yanlış pozitif bir sınıflandırma gereksiz tedaviye ve ek yan etkilere yol açabilir. Öte yandan yanlış negatif sonuçlar, fayda görebilecek hastaların etkin tedaviden mahrum kalmasına neden olabilir. Bu nedenle serum uPA gibi bir belirtecin, özellikle gri alanları aydınlatma potansiyeli, kişiselleştirilmiş tıp açısından dikkat çekici bulunuyor.</p>
<p>Araştırmanın yayımlandığı tarih itibarıyla bulgular, meme kanseri tanısında yeni bir biyolojik katman öneriyor. uPA’nın klinikte rutin kullanıma girmesi için daha fazla doğrulama gerekiyor olsa da, çalışma HER2 sınıflandırmasında yalnızca mevcut doku testlerine güvenmenin ötesine geçilebileceğine işaret ediyor. Eğer sonraki çalışmalar bu ilişkiyi desteklerse, serum temelli uPA analizi, sınırda HER2 vakalarının yönetiminde hekime ek karar desteği sağlayabilir ve daha isabetli tedavi planlamasının önünü açabilir.</p>
<p>Sonuç olarak bu çalışma, meme kanserinde moleküler sınıflandırmanın hâlâ gelişmeye açık bir alan olduğunu hatırlatıyor. uPA’nın serumda ölçülebilmesi, invazyon biyolojisi ile HER2 alt tipi <a href="https://oncology.com.tr/diyabette-hucre-olumu-metabolik-yollar/" title="Diyabette Hücre Ölümünün Yeni Haritası: Metabolizma ile Doku Hasarı Arasındaki Bağlantı Çözüldü" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> bağlantıyı görünür kılarken, tanıda daha esnek ve çok katmanlı yaklaşımların önemini de yeniden gündeme taşıyor. Kesin klinik uygulama için yolun başında olunsa da, bulgu sınırda HER2 olgularında <a href="https://oncology.com.tr/cocuk-kanserlerinde-biyobelirtec-tedavi-yaniti/" title="Çocuk Kanserlerinde Tedavi Yanıtını Öngörebilecek Yeni Biyobelirteç Umudu" data-wpan-internal-link="1">biyobelirteç</a> temelli ayrımın gelecekte daha rafine hale gelebileceğine dair güçlü bir işaret veriyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Differentiating borderline HER2-expressing and HER2-positive cancers from other subtypes using serum urokinase plasminogen activator.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Differentiating borderline HER2-expressing and HER2-positive cancers from other subtypes using serum urokinase plasminogen activator.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />López Mujica, M.E.J., Boonkaew, S., Christensen, N.L. et al. Differentiating borderline HER2-expressing and HER2-positive cancers from other subtypes using serum urokinase plasminogen activator. Br J Cancer (2026). https://doi.org/10.1038/s41416-026-03471-5</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1038/s41416-026-03471-5</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/serum-upa-sinirda-her2-meme-kanseri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harrington Araştırmacıları, Dirençli Kanserlerde Yeni Sinyal Kapısını Aydınlattı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/direnc-kanser-egfr-her2-ilac-hedefleri/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/direnc-kanser-egfr-her2-ilac-hedefleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 13:01:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[eGFR]]></category>
		<category><![CDATA[Golgi aygıtı]]></category>
		<category><![CDATA[hedefe yönelik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[HER2]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç direnci]]></category>
		<category><![CDATA[kanser araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[kanser araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[kanser biyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler yollar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi direnci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/direnc-kanser-egfr-her2-ilac-hedefleri/</guid>

					<description><![CDATA[Harrington Discovery Institute ekibi, dirençli kanserlerde EGFR ve HER2 sinyalini düzenleyen Golgi bağlantılı proteinleri inceleyerek yeni ilaç hedefleri geliştirdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İleri evre kanserlerde tedavi seçenekleri son yıllarda belirgin biçimde çeşitlense de, birçok hastada hastalığın uzun vadede kontrol altına alınması hâlâ zor kalıyor. Sorunun temelinde, tümörlerin yalnızca hızlı çoğalma kapasitesi değil, aynı zamanda hedefe yönelik ilaçlara uyum sağlayarak direnç geliştirme becerisi de yer alıyor. Bu nedenle araştırmacılar, kanser hücrelerinin büyüme ve hayatta kalma sinyallerini nasıl yönettiğini daha ayrıntılı biçimde anlamaya çalışıyor. Cleveland’daki University Hospitals bünyesinde faaliyet gösteren Harrington Discovery Institute’tan bir ekip, bu çabanın önemli bir parçası olarak, özellikle zorlu kanser türlerinde yeni ilaç hedefleri ortaya çıkarabilecek bir hücresel düzenek üzerine dikkat çekici bulgular elde etti.</p>
<p>Ekip tarafından <em>Science Signaling</em> dergisinde yayımlanan çalışma, büyüme faktörü reseptörlerinin hücre içi taşınmasını ve sinyal iletimini etkileyen Golgi aygıtı ilişkili proteinlere odaklanıyor. Büyüme faktörü reseptörleri, hücre yüzeyinde yer alan ve dış ortamdan gelen sinyalleri hücre içine aktaran proteinler olarak kanser biyolojisinde merkezi bir konuma sahip. Epidermal büyüme faktörü reseptörü olarak bilinen EGFR ile insan epidermal büyüme faktörü reseptörü 2, yani HER2, bu grubun en çok çalışılan üyeleri arasında yer alıyor. Akciğer, meme ve kolorektal kanserler başta olmak üzere çok sayıda tümörde bu reseptörlerin aşırı etkinleşmesi, hücre çoğalmasını ve sağkalımı destekleyebiliyor.</p>
<p>EGFR ve HER2’yi hedefleyen monoklonal antikorlar ile tirozin kinaz inhibitörleri, kanser <a href="https://oncology.com.tr/ulseratif-kolit-fmt-azot-metabolizmasi/" title="Bağırsak Mikrobiyomunda Azot Dönüşümü, Ülseratif Kolit Tedavisinde FMT Etkisini Açıklıyor" data-wpan-internal-link="1">tedavisinde</a> önemli dönüm noktaları yarattı. Ancak klinik deneyim, tümörlerin bu tedavilere sıklıkla zaman içinde uyum sağladığını ve kazanılmış ilaç direnci geliştirebildiğini gösterdi. Bu durum, başlangıçta etkili görünen yaklaşımların uzun vadede sınırlanmasına yol açıyor. İşte Harrington ekibinin çalışması da tam bu noktada, reseptör sinyalinin yalnızca reseptörün kendisine değil, onu hücre içinde yöneten trafik mekanizmalarına da bağlı olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>Golgi aygıtı, hücre içinde proteinlerin işlenmesi, düzenlenmesi ve doğru bölgelere yönlendirilmesinde görev alan bir merkez olarak biliniyor. Araştırmanın işaret ettiği Golgi ilişkili proteinler, reseptörlerin hücre yüzeyine taşınması, içeri alınması ya da yeniden dağıtılmasında kritik rol oynayabiliyor. Bu süreçler, kanser hücresinin bir sinyale ne kadar güçlü ve ne kadar uzun süre yanıt vereceğini belirleyebilir. Dolayısıyla reseptör biyolojisinin bu “lojistik” katmanı, doğrudan ilaç hedefi olmasa da tedavi duyarlılığını etkileyen önemli bir kontrol noktası olabilir.</p>
<p>Çalışmada öne çıkan bu mekanizma, özellikle “receptor trafficking” olarak adlandırılan reseptör taşınması alanında yeni sorular doğuruyor. Eğer bir <a href="https://oncology.com.tr/kanser-immunoterapisinde-f-actin/" title="Ölen Tümör Hücrelerinden Yükselen Yeni İmza, Bağışıklık Saldırısını Güçlendirebilir" data-wpan-internal-link="1">tümör</a> hücresi, EGFR ya da HER2 gibi reseptörleri belirli Golgi bağlantılı proteinler sayesinde daha etkin biçimde geri dönüştürebiliyor ya da sinyal akışını sürdürebiliyorsa, bu durum hedefe yönelik tedavilerin etkisini zayıflatabilir. Buna karşın, aynı proteinler farmakolojik olarak modüle edilebilirse, kanser hücresinin direnç geliştirme kapasitesi azaltılabilir. Araştırmacıların “yeni terapötik hedefler” arayışında özellikle bu tip düzenleyici düğümlere yönelmesi, precision medicine yaklaşımının doğal bir uzantısı olarak görülüyor.</p>
<p>Kanser tedavisinde yeni hedeflerin bulunması, yalnızca daha fazla ilaç geliştirmek anlamına gelmiyor; aynı zamanda hangi hastaların hangi tedaviden en fazla fayda görebileceğini daha doğru belirleme fırsatı da sunuyor. Growth factor receptor signaling, yani büyüme faktörü reseptörü sinyallemesi, bu açıdan uzun süredir hedefleniyor olsa da, yanıt sürekliliğini artırmak hâlâ büyük bir zorluk. Golgi aygıtı ve ilişkili proteinlerin bu sinyal ağındaki yeri aydınlatıldıkça, klinikte kullanılan antikorlar ve küçük moleküllü inhibitörlerle birlikte değerlendirilebilecek yeni kombinasyon stratejileri gündeme gelebilir. Yine de bunun, temel bilimden klinik uygulamaya uzanan uzun ve dikkatli bir yolculuk gerektirdiği unutulmamalı.</p>
<p>Çalışmanın bulguları, kanser araştırmalarında son yıllarda giderek güçlenen bir eğilimi de yansıtıyor: Hastalığı yalnızca tek bir hedef üzerinden değil, hücrenin bütün sinyal ekosistemi üzerinden anlamaya çalışma eğilimi. Tümörler, büyüme sinyallerini yeniden programlama konusunda olağanüstü esneklik sergileyebiliyor. Bu nedenle reseptörlerin yüzeyde ne kadar bulunduğu, hangi hızla geri dönüştürüldüğü ve hangi hücresel bölmelere yönlendirildiği gibi ayrıntılar, tedavi başarısını belirleyebiliyor. Harrington Discovery Institute ekibinin çalışması, bu ayrıntıların klinik açıdan sandığımızdan daha önemli olabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Her ne kadar yeni bulgular umut verici olsa da, araştırma erken aşama temel bilim niteliği taşıyor ve doğrudan hastalar için bir tedavi vaadi sunmuyor. Bununla birlikte, EGFR ve HER2 gibi iyi bilinen hedeflerin ötesinde, kanser hücresinin sinyal işleme ve protein trafiğiyle ilişkili mekanizmalarını ortaya çıkarmak, dirençli hastalıklarla mücadelede değerli bir yol açabilir. Özellikle ileri evre tümörlerde, tedaviye uyum sağlayan moleküler devrelerin anlaşılması, gelecekte daha dayanıklı ve daha kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının önünü açabilir.</p>
<p>Sonuç olarak Harrington Discovery Institute’un çalışması, kanser biyolojisinde sıkça göz ardı edilen hücresel altyapının, <a href="https://oncology.com.tr/dkc1-kolorektal-kanser-lipit-metabolizmasi/" title="DKC1’in Kolorektal Kanserdeki Beklenmedik Rolü Lipit Dengesini Bozarak Tümör Direncini Artırıyor" data-wpan-internal-link="1">tedavi direnci</a> ve hedefe yönelik ilaçların başarısı üzerinde belirleyici olabileceğini vurguluyor. Golgi aygıtına bağlı proteinlerin büyüme faktörü reseptörü sinyalini nasıl şekillendirdiğine dair bu yeni bilgiler, araştırmacılara yalnızca başka bir molekül listesi değil, aynı zamanda dirençli kanserleri anlamak için yeni bir çerçeve sunuyor. Bilim insanları bu mekanizmayı daha ayrıntılı çözümledikçe, zorlayıcı kanser türleri için daha akılcı tedavi stratejileri geliştirme olasılığı güçlenebilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Article Title</p>
<p><strong>Article Title:</strong> News Publication Date</p>
<p><strong>References:</strong><br />Image Credits</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Kanser, Büyüme Faktörü Reseptörleri, Golgi Aygıtı, GOLPH3, MYO18A, Reseptör Taşınması, İlaç Direnci, Hedefe Yönelik Tedavi, Onkoloji, Moleküler Biyoloji, Tedavi Hedefleri, Kanser Sinyalizasyonu</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/direnc-kanser-egfr-her2-ilac-hedefleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
