<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>göz hastalıkları &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/goz-hastaliklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Jul 2026 12:42:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>göz hastalıkları &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dinlenim hâlindeki ERG, retinitis pigmentosada anormal retina salınımlarını ortaya koyuyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/dinlenim-elektroretinografi-retinitis-pigmentoza-salinimlari/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/dinlenim-elektroretinografi-retinitis-pigmentoza-salinimlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 12:42:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[elektroretinografi]]></category>
		<category><![CDATA[erken tanı]]></category>
		<category><![CDATA[göz hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[göz hastalıkları araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[retinal salınımlar]]></category>
		<category><![CDATA[retinitis pigmentoza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/dinlenim-elektroretinografi-retinitis-pigmentoza-salinimlari/</guid>

					<description><![CDATA[Dinlenim hâlindeki elektroretinografi (ERG), retinitis pigmentozada ışık olmadan ortaya çıkan anormal retinal salınımları farelerde ve insanlarda tespit ediyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Retinitis pigmentoza (RP) hastalarının giderek artan görme kaybına yol açan süreçte, retinanın yalnızca ışık uyarılarına verdiği tepkilerin değil; aynı zamanda ışık yokken de kendi kendine ürettiği elektriksel ritimlerin değişebileceği yeni bir çalışma ile gösterildi. Araştırmacılar, dinlenim hâlindeki elektroretinografi (ERG) yaklaşımıyla, RP’li farelerde ve insan hastalarda patolojik nitelikte retinal salınımlar tespit ettiklerini bildiriyor. Bulgular, RP’nin yalnızca fotoreseptörlerin yavaş yavaş bozulmasına indirgenemeyeceği fikrini güçlendirirken, hastalığın elektriksel düzeyde <a href="https://oncology.com.tr/pregmednet-gebelik-ilaclari-yenidogan-riskleri/" title="PregMedNet ile gebelikte ilaçların yenidoğan riskleri nasıl “çoklu” etkileniyor aydınlanıyor" data-wpan-internal-link="1">nasıl</a> yeniden örgütlendiğine dair daha doğrudan bir pencere aralıyor.</p>
<p>RP, öncelikle çubuk fotoreseptörlerin dejenerasyonu ile karakterize edilen ve zamanla gece körlüğü ile periferik görme kaybının ilerlemesine neden olan dejeneratif bir göz hastalığı olarak biliniyor. Günlük klinik ve araştırma uygulamalarında ERG’nin temel mantığı, retinanın belirli ışık uyaranlarına verdiği elektriksel yanıtları ölçmeye dayanıyor. Bu yaklaşım, dış uyaranların etkisini yakalasa da, gözün tamamen karanlıkta ya da görsel girdinin olmadığı durumda retinanın içsel olarak ne tür elektriksel davranışlar sergilediğini <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-supin-hipertansiyon-fenotip/" title="Parkinson hastalarında “supin hipertansiyon” ayrı bir tablo olarak öne çıktı" data-wpan-internal-link="1">ayrı</a> bir düzlemde incelemeyi çoğu zaman sınırlıyor.</p>
<p>Yeni çalışmada kullanılan dinlenim hâlindeki ERG ise, ışık uyaranı vermeden retinanın elektriksel aktivitesini izlemeye odaklanıyor. Böylece retina, spontan yani kendiliğinden ortaya çıkan osilasyonlar açısından değerlendirilebiliyor. Araştırma ekibinin vurguladığı kritik nokta, bu yöntemin retinanın iç dinamiklerini “uyaranla tetiklenen tepki” yerine “uyaran olmadan görülen salınım davranışı” üzerinden okumaya imkân tanıması. Bu da RP’de, fotoreseptörlerin azalmasıyla birlikte retina devrelerinin ritm üretme ve sürdürme biçiminin de bozuluyor olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Çalışma sonuçları, RP’li farelerde ve RP tanılı insanlarda dinlenim hâlindeki ERG kayıtlarında anormal salınım örüntülerinin görüldüğünü ortaya koyuyor. Dinlenim hâlindeki ölçümlerde gözlenen bu osilasyonların “patolojik” olarak nitelendirilmesi, normal kontrol koşullarıyla karşılaştırıldığında RP’de salınım özelliklerinin farklılaşmasına <a href="https://oncology.com.tr/egzersiz-kaynakli-mikrobiyal-metabolitler-kas-kaybi/" title="Kadın farelerde egzersizin kas kaybını nasıl önlediği: Bağırsak kaynaklı metabolitler yeni bir kilit bağa işaret ediyor" data-wpan-internal-link="1">işaret ediyor</a>. Burada yapılan temel bilimsel çıkarım, hastalığın retina devrelerindeki elektriksel kararlılık ve ritimle ilişkili yönlerinin de sürece dahil olabileceği yönünde.</p>
<p>Elbette, bu tür sinyal düzeyi gözlemlerinin hastalığın mekanizmasına nasıl bağlandığını netleştirmek için daha ileri çalışmalar gerekiyor. RP’nin temelinde fotoreseptör dejenerasyonu yer alsa da, retina içinde bipolar, yatay ve ganglion hücreleri dahil farklı katmanların etkileşimi, sinyal işleme sırasında salınım üretimini etkileyebiliyor. Dinlenim hâlindeki ERG ile yakalanan anormal salınımlar, potansiyel olarak bu devre etkileşimlerindeki yeniden yapılanmaya işaret eden bir biyobelirteç niteliği taşıyabilir; ancak çalışmanın sunduğu bulguların hangi ölçüde doğrudan klinik kararları yönlendireceği, zaman içindeki değişimlerin nasıl yorumlanacağı ve farklı RP alt tiplerinde benzer örüntülerin görülüp görülmeyeceği gibi sorular halen araştırma gerektiriyor.</p>
<p>Yine de çalışma, RP araştırmalarında ölçüm paradigmasını genişletmesi bakımından dikkat çekiyor. Işık uyaranına dayalı klasik ERG, çoğu zaman işlev kaybının derecesini ortaya koyarken, dinlenim hâlindeki yaklaşım retinanın “faaliyet düzenini” daha erken veya farklı bir açıdan yansıtabilir. Bu durum, özellikle hastalık ilerlemesini izlemek veya tedavi geliştirme süreçlerinde mekanizma odaklı değerlendirmeler yapmak isteyen araştırmacılar için yeni bir ölçüm alanı anlamına geliyor.</p>
<p>Dinlenim hâlindeki ERG’nin RP’de anormal retinal salınımları hem hayvan modelinde hem de insanlarda göstermesi, retinanın yalnızca uyarı yanıt veren bir doku değil; aynı zamanda dış girdiden bağımsız olarak elektriksel ritimler üretebilen ve bu ritimleri hastalık durumunda değiştirebilen canlı bir devre sistemi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Çalışma, RP patolojisini açıklamak için sinirsel devre dinamiklerini daha ayrıntılı ele alan araştırmaların yolunu açarken, klinik uygulamaya yansıması için daha fazla doğrulama ve standardizasyon süreçlerinin önemini de gözler önüne seriyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Retinal pathological oscillations in retinitis pigmentosa explored through resting-state electroretinography.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Resting-state electroretinography reveals pathological retinal oscillations in retinitis pigmentosa mice and patients.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Litvin, D.G., Boizot, A., Corna, A. et al. Resting-state electroretinography reveals pathological retinal oscillations in retinitis pigmentosa mice and patients. Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-75520-9</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/dinlenim-elektroretinografi-retinitis-pigmentoza-salinimlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ISSCR 2026’da RP Hastalarında Nakledilen Nöral Progenitör Hücrelerin En Az 1 Yıllık Yaşam Süresi Raporlandı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/rp-cns10-npc-hucre-nakli-1-yil/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/rp-cns10-npc-hucre-nakli-1-yil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 18:44:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[göz hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hücre nakli]]></category>
		<category><![CDATA[klinik çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[kök hücre terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[nöral progenitör hücre]]></category>
		<category><![CDATA[rejeneratif tıp]]></category>
		<category><![CDATA[retinal dejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[retinitis pigmentoza]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[uzun dönem güvenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/rp-cns10-npc-hucre-nakli-1-yil/</guid>

					<description><![CDATA[ISSCR 2026’da paylaşılan klinik veriler, RP hastalarında CNS10-NPC hücrelerinin subretinal alanda en az 1 yıl yaşayabildiğini ve belirgin güvenlik sorunu göstermediğini bildiriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 yılındaki Uluslararası Kök Hücre Araştırmaları Derneği (ISSCR 2026) toplantısında paylaşılan klinik veriler, retinitis pigmentoza (RP) hastalarına nakledilen insan nöral progenitör hücrelerinin uzun süre göz içinde kalabildiğini gösterdi. Çalışmada, fetal beyin korteksinden türetilen CNS10-NPC hücrelerinin subretinal alanda en az bir yıl boyunca hayatta kaldığı ve belirgin bir güvenlik sorunu işaret etmediği bildirildi. Bu bulgu, genetik nedenleri son derece çeşitli olan retinal dejenerasyonlarda “mutasyona bağlı olmayan” yaklaşımların klinik araştırmalara taşınması açısından dikkat çekici bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>RP, kalıtsal retinal hastalıkların geniş bir grubunu temsil ediyor ve hastalığın seyrinde giderek artan görme kaybı öne çıkıyor. Kaynak veriler, RP’ye yol açabilen 1.000’den fazla genetik mutasyon olduğuna dikkat çekiyor. Bu kadar çok sayıda genetik varyasyonun varlığı, yalnızca belirli mutasyonları <a href="https://oncology.com.tr/adiponektin-seramid-ekseni-kalori-kisitlamasi/" title="Diyet kısıtlaması kan şekerini hedefleyen yeni bir “adiponektin–seramid” hattını devreye sokuyor" data-wpan-internal-link="1">hedefleyen</a> gen terapilerinin kapsamını doğal olarak sınırlandırıyor. Klinik ihtiyaçlar açısından bakıldığında, tek bir genetik hedefe dayanmak yerine daha geniş hasta popülasyonlarına hitap edebilecek stratejiler öne çıkıyor.</p>
<p>Paylaşılan çalışmada kullanılan hücre yaklaşımı, bu gereksinime uygun bir çerçeve sunuyor. CNS10-NPC olarak adlandırılan nöral progenitör hücreler, fetal beyin korteksinden türetiliyor. Araştırmacılar, hücrelerin subretinal boşlukta kalıcılık gösterip göstermediğini uzun dönem takip üzerinden değerlendirdiklerini belirtiyor. Sonuçlar, nakledilen hücrelerin en az bir yıl boyunca göz içinde varlığını sürdürebildiğini ve bu süreçte önemli bir güvenlik endişesiyle <a href="https://oncology.com.tr/pulmoner-arteriyel-hipertansiyon-hemoliz-genetik-beslenme/" title="Hemolizle ilişkili genetik ve beslenme etkenleri, PAH artışının gözden kaçan parçası olabilir" data-wpan-internal-link="1">ilişkili</a> bulgu ortaya çıkmadığını ifade ediyor.</p>
<p>Bu tür uzun dönem sağkalım verileri, hücre bazlı tedavilerin klinik geçerliliği için sıklıkla kritik kabul ediliyor. Çünkü yalnızca hücrelerin uygulanması değil, hedef dokuda yeterli süreyle bulunabilmeleri de etkinlik açısından temel ön koşullardan biri. Bununla birlikte, kaynağın aktardığı veriler tedavinin klinik faydasını “kesin” biçimde kanıtlıyor şeklinde yorumlanmamalı; bildirilen temel sonuç, hücre sağkalımına ve önemli güvenlik sorunlarının görülmemesine odaklanıyor. RP’de görme ile ilgili işlevsel sonuçların, hücrelerin varlığıyla nasıl ve ne ölçüde ilişkilendiğini görmek için daha kapsamlı klinik değerlendirmelere ve uzun takip verilerine ihtiyaç duyuluyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Human neural progenitor cell transplantation for retinitis pigmentosa</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Long-term Survival of Transplanted Neural Progenitors Demonstrated in Retinitis Pigmentosa Patients</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Pigmentoz retinit, nöral progenitör hücreler, kök hücre tedavisi, retinal dejenerasyon, gen-agnostik <a href="https://oncology.com.tr/alzheimer-amiloid-tau-taramasi-ucsf-klinik-denemesi/" title="UCSF’de Alzheimer’da çift hedefli yeni tedavi denemesi için hasta taraması başladı" data-wpan-internal-link="1">tedavi</a>, CNS10-NPC, indüklenmiş pluripotent kök hücreler</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/rp-cns10-npc-hucre-nakli-1-yil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SUNY Optometri, Göz Hastalıklarıyla Mücadeleye İki Yeni Bilim İnsanıyla Güç Katıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/suny-optometri-goz-hastaliklariyla-mucadeleye-iki-yeni-bilim-insaniyla-guc-katiyor/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/suny-optometri-goz-hastaliklariyla-mucadeleye-iki-yeni-bilim-insaniyla-guc-katiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 18:19:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[görme bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[göz hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kronik inflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[makula dejenerasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[SUNY Optometri]]></category>
		<category><![CDATA[translasyonel araştırma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/suny-optometri-goz-hastaliklariyla-mucadeleye-iki-yeni-bilim-insaniyla-guc-katiyor/</guid>

					<description><![CDATA[SUNY Optometri Fakültesi, Dr. Lisa Ostrin ve Dr. Sayan Ghosh’u kadrosuna katarak miyopi ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu araştırmalarında küresel ölçekte etkili olmayı hedefliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>New York Eyalet Üniversitesi (SUNY) Optometri Fakültesi, görme bilimi alanındaki araştırma kapasitesini stratejik iki atamayla önemli ölçüde genişletiyor. Kurum, uluslararası düzeyde tanınan iki bilim insanını bünyesine katarak, yaygın ve körlüğe yol açabilen göz rahatsızlıklarının altında yatan mekanizmaların aydınlatılması ve yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi yönünde iddialı bir adım attı. Dr. Lisa Ostrin Lisansüstü Çalışmalar ve Araştırma Dekanı olarak göreve başlarken, Dr. Sayan Ghosh Biyolojik ve Görme Bilimleri Bölümü’ne yardımcı doçent olarak katıldı.</p>
<p>Dr. Ostrin’in araştırma portföyü oküler gelişim, miyopi ve sirkadiyen görsel fizyoloji alanlarını kapsıyor. Özellikle çocukluk çağında hızla artan miyopi ile ilgili çalışmaları, Ulusal Göz Enstitüsü (NEI) ve çeşitli endüstri ortaklıkları tarafından desteklenen geniş çaplı projelere dönüştü. Ostrin’in ekibi, göz küresinin aşırı uzamasına neden olan çevresel ve biyolojik faktörleri inceliyor; doğal ışığa maruz kalma süresi, yakın mesafe aktiviteleri ve retina üzerindeki görüntü oluşumundaki bozulmaların hastalığın ilerlemesindeki rollerini araştırıyor. Bu çalışmalar, miyopinin basit bir kırma kusuru olmanın ötesinde, ilerleyen yaşlarda retina dekolmanı, glokom ve makula dejenerasyonu gibi geri dönüşü olmayan hasarlara zemin hazırlayan bir <a href="https://oncology.com.tr/meme-kanseri-ve-kalp-ritim-bozuklugunun-arkasindaki-ortak-tetikleyiciler-alkol-ve-sigara/" title="Meme Kanseri ve Kalp Ritim Bozukluğunun Arkasındaki Ortak Tetikleyiciler: Alkol ve Sigara" data-wpan-internal-link="1">halk sağlığı</a> sorunu olduğuna dair farkındalığı artırıyor.</p>
<p>Dekanlık görevinin yanı sıra Dr. Ostrin’in 2028 yılında saygın bilimsel dergi <em>Investigative Ophthalmology &amp; Visual Science</em> dergisinin baş editörlüğünü üstlenecek olması, SUNY Optometri’nin küresel bilim ağındaki konumunu pekiştiren bir diğer gelişme. Bu tür bir editoryal liderlik pozisyonu, alandaki en yeni bulguların yönlendirilmesinde söz sahibi olmayı ve genç araştırmacılar için görünürlüğü artırmayı beraberinde getirecek.</p>
<p>Dr. Sayan Ghosh ise yaşa bağlı makula dejenerasyonunun (AMD) kuru formuna odaklanan translasyonel bir araştırma programı yürütüyor. Kuru AMD, zengin ülkelerde ileri yaş körlüğünün en sık nedeni olmasına rağmen henüz hastalık seyrini durdurabilen bir tedavi bulunmuyor. Ghosh’un çalışmaları, retina pigment epiteli altında biriken ve drusen adı verilen protein-lipit komplekslerinin oluşumundaki kronik inflamatuvar süreçleri ve kompleman sistemi gibi biyolojik yolakların modülasyonunu hedefliyor. Laboratuvarında, bu birikintilerin fotoreseptör <a href="https://oncology.com.tr/crohn-hastaliginda-yeni-bir-aktor-bagirsagi-alevlendiren-granzim-k-salgilayan-cd8-t-hucreleri/" title="Crohn Hastalığında Yeni Bir Aktör: Bağırsağı Alevlendiren Granzim K Salgılayan CD8+ T Hücreleri" data-wpan-internal-link="1">hücreleri</a> üzerinde yarattığı toksik etkiyi hafifletebilecek ve böylece görme kaybını geciktirebilecek moleküler müdahale noktaları araştırılıyor.</p>
<p>Ghosh’un araştırmalarının dikkat çeken bir diğer boyutu ise bağırsak mikrobiyomu, <a href="https://oncology.com.tr/tempolu-yuruyus-ve-saglikli-beslenme-merkezi-obeziteyi-zaman-icinde-azaltiyor/" title="Tempolu Yürüyüş ve Sağlıklı Beslenme Merkezi Obeziteyi Zaman İçinde Azaltıyor" data-wpan-internal-link="1">beslenme</a> alışkanlıkları ve sistemik inflamasyon arasındaki üçlü etkileşimin retina sağlığı üzerindeki yansımalarını incelemesidir. Yüksek yağlı beslenme ve antioksidanca fakir diyetlerin bağırsak geçirgenliğini artırarak dolaşıma geçen bakteriyel ürünlerin retinada kronik yangıyı tetikleyebileceğine dair kanıtlar giderek güçleniyor. Bu çerçevede yürütülen çalışmalar, AMD’nin yalnızca göze sınırlı bir hastalık olmadığını, tüm vücudu ilgilendiren metabolik ve immünolojik düzensizliklerin bir yansıması olabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>SUNY Optometri’nin bu atamalarla hedeflediği sinerji, bilimsel disiplinler arasındaki sınırları aşarak temel mekanizmaları klinik uygulamalara taşıma vizyonuna dayanıyor. Ostrin’in miyopi alanındaki epidemiyolojik ve fizyolojik bulguları, Ghosh’un iltihap biyolojisi ve yaşlanma üzerindeki çalışmalarıyla birleştiğinde, retina dejenerasyonu riskini çocukluktan itibaren öngörebilecek biyobelirteçlerin keşfine dair umutları artırıyor. Fakülte yönetimi, araştırma altyapısını genişletmek ve doktora programlarını güçlendirmek amacıyla bu iki araştırmacının liderlik vasıflarından yararlanmayı planlıyor.</p>
<p>Uzmanlar, miyopi prevalansındaki küresel artışa dikkat çekiyor. Dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini etkileyen bu durumun, 2050 yılına kadar her iki kişiden birini etkileyeceği tahmin ediliyor. Özellikle Doğu Asya ülkelerinde okul çağındaki çocukların yüzde 80’inden fazlası miyoptur. Bu tablo, yalnızca optik düzeltme ihtiyacını değil, ileride oluşacak patolojik komplikasyonların önlenmesini de acil kılıyor. Dr. Ostrin’in çalışmaları, açık havada geçirilen sürenin koruyucu etkisi ve dopamin sinyallemesinin aksiyal uzamadaki rolü üzerine yoğunlaşarak, düşük maliyetli müdahale stratejilerine bilimsel zemin hazırlıyor.</p>
<p>Öte yandan yaşa bağlı makula dejenerasyonu, 60 yaş üzeri bireylerde merkezi görmenin kaybına yol açarak okuma, yüz tanıma ve araç kullanma gibi gündelik işlevleri ortadan kaldırıyor. Hastalığın yaş tipinde damar içi enjeksiyonlarla başarılı tedaviler bulunsa da, vakaların yaklaşık yüzde 90’ını oluşturan kuru form için etkili bir farmakolojik seçenek mevcut değil. Ghosh’un drusen biyogenezi ve inflamasyon modülasyonu üzerindeki araştırmaları, tam da bu boşluğu doldurmaya yönelik yeni nesil terapötiklerin kapısını aralayabilir.</p>
<p>SUNY Optometri Fakültesi bu atamalarla yalnızca akademik kadrosunu değil, aynı zamanda New York kentindeki klinik araştırma ekosistemindeki rolünü de güçlendiriyor. Fakülteye ait University Eye Center, yılda binlerce hastaya hizmet verirken aynı zamanda klinik araştırmalar için benzersiz bir veri ve hasta havuzu sunuyor. Yeni araştırmacılar, bu altyapıyı kullanarak temel bilim bulgularını doğrudan insan çalışmalarına taşıyabilecek.</p>
<p>Bilim dünyası, bu tür stratejik iş birliklerinin halk sağlığını tehdit eden göz hastalıklarına karşı mücadelede belirleyici olacağı görüşünde birleşiyor. Miyopiden AMD’ye uzanan yelpazede, görme kaybının önlenmesine yönelik atılacak her adım, milyonlarca insanın yaşam kalitesini doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. SUNY Optometri’nin yeni ekip üyeleriyle hızlandıracağı araştırmalar, bu uzun soluklu mücadelenin en kritik safhalarından birine işaret ediyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Vision disorders, myopia, age-related macular degeneration, ocular development, circadian visual physiology, chronic inflammation, translational vision science</p>
<p><strong>Article Title:</strong> SUNY Optometry Accelerates Vision Science Research with Strategic Faculty Appointments</p>
<p><strong>Keywords:</strong> görme bozuklukları, miyopi, makula dejenerasyonu, göz hastalıkları, oküler gelişim, sirkadiyen görsel fizyoloji, kronik inflamasyon, translasyonel araştırma</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/suny-optometri-goz-hastaliklariyla-mucadeleye-iki-yeni-bilim-insaniyla-guc-katiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Hastalığı ile Bazı Kanserler Arasındaki Gizli Bağlantı Araştırıldı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/neovaskuler-makula-dejenerasyonu-kanser-riski/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/neovaskuler-makula-dejenerasyonu-kanser-riski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 17:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[genetik faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[göz hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[inflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kanser riski]]></category>
		<category><![CDATA[neovasküler makula dejenerasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[neovasküler yaşa bağlı makula dejenerasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Pankreas Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma biyolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/neovaskuler-makula-dejenerasyonu-kanser-riski/</guid>

					<description><![CDATA[Güney Kore'de yapılan büyük bir çalışma, neovasküler makula dejenerasyonu olan yaşlılarda bazı kanser türlerinin daha sık görüldüğünü ve ortak yaşlanma süreçlerinin bu ilişkiyi etkileyebileceğini ortaya koydu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşa bağlı makula dejenerasyonunun neovasküler formu (nAMD), uzun süredir ileri yaşta görme kaybının başlıca nedenlerinden biri olarak biliniyordu. Ancak yeni bulgular, bu göz hastalığının yalnızca retina ile sınırlı bir sorun olmadığını, yaşlanmayla ilişkili daha geniş biyolojik süreçlerin bir parçası olabileceğini gösteriyor. Dolaşım sistemi, inflamasyon ve genetik yatkınlık gibi ortak mekanizmalar üzerinden nAMD ile bazı kanser türleri arasında beklenmedik bir ilişki <a href="https://oncology.com.tr/pankreas-kanseri-kras-mutasyonu-zayiflik/" title="Kolonlu Araştırma Pancreas Kanserinde Ölümcül Zayıflığı Ortaya Çıkardı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> çıkıyor.</p>
<p>Güney Kore’de yürütülen ve 330 binden fazla yaşlı yetişkinin verilerini inceleyen ulusal bir nüfus çalışması, nAMD tanısı alan bireylerde belirli malignitelerin daha sık görüldüğünü ortaya koydu. Konkuk Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Tıp Merkezi’nden araştırmacıların liderlik ettiği çalışma, ülkenin en büyük sağlık veri tabanlarından birinden yararlanarak on yıla yayılan uzunlamasına bir analiz sundu. Bu ölçek, küçük ama anlamlı olabilecek risk farklarının daha güvenilir biçimde değerlendirilmesini sağladı.</p>
<p>Çalışmanın en dikkat çekici sonucu, artmış kanser riskinin tüm kanser türleri için aynı olmamasıydı. Araştırmacılar nAMD’si bulunan kişilerde tiroit, pankreas, akciğer, böbrek, mesane ve prostat kanserleri açısından daha yüksek risk saptadı. Özellikle tiroit kanseri için bildirilen risk artışı yaklaşık 1,24 hazard oranı ile ölçüldü; bu da nAMD grubunda, eşleştirilmiş kontrol grubuna kıyasla yaklaşık yüzde 24 daha yüksek risk anlamına geliyor. Bulguların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirtilse de, araştırmacılar bunun nedensellik kanıtı olmadığını vurguluyor.</p>
<p>Bu ayrıntı önemli; çünkü önceki bazı gözlemler, yaşlanmanın getirdiği genel bir kırılganlığın hem görme hastalıklarını hem de kanseri birlikte artırabileceğini düşündürüyordu. Ancak yeni veriler, ilişkinin daha seçici olduğunu gösteriyor. Başka bir deyişle, nAMD yalnızca “kanser riski artmış yaşlı bir hasta” profilinin işareti olmayabilir; bunun yerine, belirli biyolojik yolaklarla <a href="https://oncology.com.tr/yaslilarda-kardiyometabolik-indeks-intrinsik-kapasite/" title="Yaşlılıkta Bedenin ve Zihnin Dayanıklılığı, Kardiyometabolik Riskle Yakından Bağlantılı Olabilir" data-wpan-internal-link="1">bağlantılı</a> özgül bir hastalık örüntüsünü yansıtabilir.</p>
<p>Bilim insanlarına göre bu ortak yolakların merkezinde damar yapısı ve işlevi, kronik inflamasyon ve genetik mimari yer alıyor. nAMD’de retinanın altında anormal damar oluşumu gelişirken, bazı kanserlerde de damar oluşumunu destekleyen sinyaller tümör büyümesi için kritik rol oynuyor. Benzer şekilde, uzun süreli inflamasyon hem makula dejenerasyonunda hem de tümör gelişiminde dokusal hasarı, hücresel stres yanıtlarını ve bağışıklık sisteminin işleyişini etkileyebiliyor. Genetik düzeyde ise yaşlanma ile ilişkili bazı yatkınlık yollarının iki hastalık grubunda da kesişebileceği düşünülüyor.</p>
<p>Bu sonuçlar, yaşlanmayla ilişkili hastalıkların tek tek organlara indirgenmeden ele alınması gerektiğine işaret ediyor. Göz sağlığı ile sistemik hastalıklar arasındaki bağlantı, son yıllarda giderek daha fazla dikkat çekiyor; çünkü retina, küçük damarların, sinir dokusunun ve bağışıklık yanıtlarının incelenebildiği hassas bir biyolojik pencere sunuyor. Bu nedenle nAMD gibi hastalıklar, yalnızca oftalmolojik bir tablo değil, tüm vücudun yaşlanma biyolojisi hakkında da ipuçları taşıyabilir.</p>
<p>Bununla birlikte, çalışma gözlemsel nitelikte olduğu için klinik kararlar açısından temkinli yorumlanması gerekiyor. Bulgular, nAMD tanısı alan herkesin kanser geliştireceği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, çalışmanın saptadığı risk artışı da tarama stratejilerinin doğrudan değişmesini zorunlu kılacak kadar basit bir mesaj sunmuyor. Yaş, eşlik eden hastalıklar, yaşam tarzı ve genetik <a href="https://oncology.com.tr/sut-matrisi-bitkisel-sut-saglik/" title="Süt Üzerindeki Yeni Tartışma: Besinler Tek Başına mı, Yoksa Yapı mı Daha Önemli?" data-wpan-internal-link="1">yapı</a> gibi birçok değişken bu ilişkide rol oynayabilir. Yine de büyük örneklem büyüklüğü ve uzun takip süresi, elde edilen sinyali bilimsel açıdan önemli kılıyor.</p>
<p>Çalışmanın en geniş etkisi, yaşlanan toplumlarda hastalıkları daha bütüncül değerlendirme ihtiyacını güçlendirmesi olabilir. Görme kaybı, damar hastalıkları ve kanser arasında bağlantı kuran bu tür araştırmalar, gelecekte daha kişiselleştirilmiş risk değerlendirmeleri için zemin hazırlayabilir. Özellikle ileri yaş grubunda, bir hastalığın yalnızca bulunduğu organa göre değil, tüm sistemle birlikte ele alınması giderek daha önemli hale geliyor.</p>
<p>Uzmanlar açısından bu sonuçlar, nAMD hastalarının dikkatle izlenmesi gerektiği kadar, yaşlanma biyolojisindeki ortak mekanizmaların da derinlemesine araştırılmasını gerektiriyor. Tiroit, pankreas ve akciğer gibi organlarda görülen risk artışının neden bazı kanserlerde belirginleştiği ise henüz tam olarak açıklanmış değil. Buna yanıt verecek çalışmalar, hem retina hastalıklarının hem de kanserin erken belirtilerini anlamada yeni kapılar açabilir.</p>
<p>Şimdilik en sağlam çıkarım, göz ile kanser arasındaki ilişkinin sanılandan daha karmaşık olduğudur. nAMD, yaşlanmanın dokular arasında nasıl ortak izler bıraktığını gösteren önemli bir model olarak öne çıkıyor. Bu da araştırmacıların, tek bir hastalığa odaklanmak yerine, yaşa bağlı biyolojik süreçleri birlikte inceleyen daha geniş bir yaklaşımı benimsemesi gerektiğini düşündürüyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Not applicable</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Systemic cancer risk profile in neovascular age-related macular degeneration: insights into shared aging-related mechanisms from a nationwide population-based study</p>
<p><strong>Keywords:</strong> neovasküler yaşa bağlı makula dejenerasyonu, kanser, popülasyon kohortu, poligenik risk, ortak yatkınlık</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/neovaskuler-makula-dejenerasyonu-kanser-riski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genç Yaşta Görme Kaybına Yol Açan Glokomda Yeni Genetik İşaret: FOXC1 Kopya Artışı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/juvenil-glokom-foxc1-gen-kopya-artisi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/juvenil-glokom-foxc1-gen-kopya-artisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 17:39:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[erken tanı]]></category>
		<category><![CDATA[FOXC1 duplikasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[FOXC1 gen duplikasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[genetik belirteç]]></category>
		<category><![CDATA[genetik test]]></category>
		<category><![CDATA[glokom genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[göz hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[juvenil glokom]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/juvenil-glokom-foxc1-gen-kopya-artisi/</guid>

					<description><![CDATA[Uluslararası çalışma, juvenil glokomda FOXC1 genindeki kopya artışını önemli bir genetik belirteç olarak tanımlayarak erken tanı ve tedavi umutlarını artırıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avustralya’daki Flinders Üniversitesi öncülüğünde yürütülen uluslararası bir çalışma, çocukluk ve genç erişkinlik döneminde ortaya çıkan glokomun önemli bir genetik nedenini gün yüzüne çıkardı. Araştırma, özellikle 40 yaşın altında görülebilen ve görme siniri hasarıyla ilerleyen Juvenil Açık Açılı Glokom (JOAG) ile FOXC1 genindeki kopya artışı arasındaki güçlü bağlantıyı ortaya koyuyor. Bulgular, erken tanıda genetik testlerin rolünü güçlendirirken, genç yaşta glokom taramalarının neden daha dikkatli ele alınması gerektiğine de işaret ediyor.</p>
<p>Glokom, göz içi basıncı ve görme sinirine etkisiyle yavaş ve çoğu zaman sessiz ilerleyen bir hastalık. Juvenil glokomda bu süreç daha da sinsi olabilir; hastalığın başlangıcında belirgin şikâyetler görülmeyebilir ve tanı konduğunda görme siniri hasarı geri döndürülemeyecek düzeye ulaşmış olabilir. Bu nedenle, özellikle aile öyküsü bulunan genç bireylerde hastalığı erken yakalayabilecek biyobelirteçlerin belirlenmesi klinik açıdan büyük önem taşıyor.</p>
<p>JAMA Ophthalmology’de yayımlanan çalışmada araştırmacılar, FOXC1 genindeki duplikasyona odaklandı. Duplikasyon, DNA’nın belirli bir bölümünün normalden fazla kopya halinde bulunması anlamına geliyor ve bazı hastalıklarda genin işlevini bozabiliyor. Daha önce göz hastalıklarında genetik değişikliklerin rolü bilinse de, FOXC1 kopya artışının JOAG hastalarında bu ölçekte sistematik olarak incelenmemiş olması çalışmayı özellikle dikkat çekici kılıyor.</p>
<p>Ekip, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki genetik veri tabanları ile Avustralya ve Yeni Zelanda Gelişmiş Glokom Kayıt Sistemi’nden (ANZRAG) toplam 594 JOAG hastasını analiz etti. İnceleme sonucunda FOXC1 duplikasyonu 20 kişide, 10 farklı aileye yayılan bir örüntüyle saptandı. Bu dağılım, bulgunun tekil ve tesadüfi bir varyanttan öte, hastalığın gelişiminde önemli bir katkı sağlayabilecek genetik bir unsur olduğunu düşündürüyor.</p>
<p>Çalışmanın en önemli yönlerinden biri, bu genetik değişikliğin farklı ailelerde ve farklı coğrafi kökenlerden gelen hastalarda görülmesi. Böyle bir tablo, FOXC1 duplikasyonunun belirli bir popülasyona özgü dar bir durumdan çok, juvenil glokom patogenezinde daha geniş bir rol oynayabileceğine işaret ediyor. Araştırmacılar bu nedenle FOXC1’in, özellikle erken başlangıçlı glokom şüphesinde değerlendirilmesi gereken güçlü bir aday biyobelirteç haline geldiğini belirtiyor.</p>
<p>Glokomun çocukluk ve genç erişkinlik döneminde fark edilmesi, yaşla ilişkili klasik glokom formlarına kıyasla daha zor olabiliyor. Bunun nedeni, bu yaş grubunda rutin göz kontrollerinin her zaman glokoma odaklanmaması ve hastaların çoğu zaman ileri hasar gelişene kadar belirgin semptom yaşamaması. Uzmanlara göre genetik tarama, aile öyküsü olan bireylerde tanı sürecini hızlandırabilir ve risk altındaki akrabaların da izlenmesine yardımcı olabilir.</p>
<p>Bu noktada FOXC1’in göz gelişimindeki rolü de önem kazanıyor. FOXC1, embriyonik dönemde göz ve çevre dokuların oluşumunda görev alan bir transkripsiyon faktörü olarak biliniyor. Bu tür genlerdeki yapısal değişiklikler, göz içi sıvı drenajını etkileyen anatomik ve işlevsel süreçleri bozabilir. Böylece göz içi basıncı ve optik sinir sağlığı üzerinde dolaylı fakat güçlü etkiler oluşabilir.</p>
<p>Her ne kadar çalışma önemli ve geniş bir hasta grubuna dayansa da, araştırmanın klinik uygulamaya dönüşmesi için dikkatli yorum yapılması gerekiyor. FOXC1 duplikasyonunun JOAG ile ilişkili olması, her genç glokom hastasında bu değişikliğin bulunacağı anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bu genetik bulgu hastalığın tek nedeni değil; glokom genetik açıdan heterojen bir hastalık ve başka genler ile çevresel etkenler de tabloya katkı sağlayabiliyor.</p>
<p>Yine de sonuçlar, genetik testlerin özellikle erken başlangıçlı glokomda daha hedefli kullanılabileceğini gösteriyor. Aile öyküsü bulunan, açıklanamayan görme siniri hasarı gelişen veya klasik risk profiline uymayan genç hastalarda FOXC1 gibi genlerin değerlendirilmesi, tanı sürecini kısaltabilir. Bu yaklaşım aynı zamanda genetik danışmanlığın önemini de artırıyor; çünkü tespit edilen bir varyant, aile üyeleri için tarama ve takip planlarını etkileyebilir.</p>
<p>Uzmanlar açısından bir diğer önemli nokta, juvenil glokomda erken müdahalenin görme kaybını yavaşlatabilme potansiyelidir. Hastalık tamamen durdurulamasa bile, erken tanı ve uygun klinik izlem sayesinde optik sinir hasarının ilerlemesi daha iyi kontrol altına alınabilir. Bu nedenle araştırma, yalnızca moleküler bir keşif değil, aynı zamanda pratik göz sağlığı hizmetleri için de yeni bir yol <a href="https://oncology.com.tr/multiple-myeloma-72-saat-genom-testi/" title="TGen’den Multiple Myeloma İçin 72 Saatte Kapsamlı Genom Haritası Sunan Yeni Klinik Test" data-wpan-internal-link="1">haritası</a> sunuyor.</p>
<p>Flinders Üniversitesi liderliğindeki bu çalışma, genç hastalarda glokomu anlamada genetik mimarinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koydu. FOXC1 duplikasyonu, erken başlangıçlı glokom için güçlü bir aday belirteç olarak öne çıkarken, daha kapsayıcı genetik tarama stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğine dair önemli bir mesaj <a href="https://oncology.com.tr/genis-nutralizan-antikor-orthoebolavirus/" title="Ebolavirüslere Karşı Geniş Korumada Yeni Antikor Bulgusu Umut Veriyor" data-wpan-internal-link="1">veriyor</a>. Bilim insanlarına göre bundan sonraki adım, bu bulgunun farklı hasta gruplarında doğrulanması ve klinik <a href="https://oncology.com.tr/kanser-takibinde-genetik-test/" title="Geç Tanı Alan Kanser Hastaları İçin Genetik Testte Ulusal Veriyle Yeni Yol" data-wpan-internal-link="1">genetik test</a> panellerine nasıl entegre edilebileceğinin netleştirilmesi olacak.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Human tissue samples</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Association of FOXC1 duplications with Juvenile Open-Angle Glaucoma</p>
<p><strong>References:</strong><br />Maxwell GE, Schmidt JM, Kolovos A, Nguyen TT, Zamora-Alejo K, Ruddle JB, Craig MA, Walland M, Brooks AMV, Bernatowicz K, Guedvarra CB, Castor FR, Collantes ER, Sibulo MC, Siggs OM, Wiggs JL, Craig JE, Souzeau E. Association of FOXC1 duplications with Juvenile Open-Angle Glaucoma. JAMA Ophthalmol. 2026. DOI: 10.1001/jamaophthalmol.2026.1183.</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Juvenil Glokom, FOXC1 Duplikasyonu, Genetik Test, Juvenil Açık Açılı Glokom, Glokom Genetiği, Oftalmik Genomik, Erken Tanı, Genetik Danışmanlık, Oküler Hastalık, Görme Kaybının Önlenmesi, ANZRAG, Flinders Üniversitesi</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/juvenil-glokom-foxc1-gen-kopya-artisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
