<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>GLP-1 ilaçları &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/glp-1-ilaclari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 17 Jun 2026 07:32:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>GLP-1 ilaçları &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>GLP-1 İlaçları Sadece Kilo ve Şekeri Değil, Davranış Risklerini de Etkileyebilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-siddet-durtusellik-etkileri/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-siddet-durtusellik-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:32:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[davranışsal sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[dürtüsellik kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 reseptör agonisti]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[obezite tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-siddet-durtusellik-etkileri/</guid>

					<description><![CDATA[Rutgers Üniversitesi'nin çalışması, GLP-1 ilaçlarının metabolik etkilerinin yanı sıra dürtüsellik ve şiddet davranışları üzerindeki potansiyel etkilerini inceliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tip 2 diyabet ve obezite tedavisinde çığır açan GLP-1 reseptör agonistleri, şimdi çok daha beklenmedik bir alanda dikkat çekiyor: şiddet eğilimi ve saldırganlıkla ilişkili davranışlar. Ozempic ve Wegovy gibi ilaçlarla bilinen bu sınıftaki tedavilerin, Rutgers Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü yeni bir çalışmaya göre, yalnızca metabolik süreçleri değil, davranışsal riskleri de etkileyebileceği değerlendiriliyor.</p>
<p>Çalışma, psikoloji, farmakoloji ve halk sağlığı <a href="https://oncology.com.tr/igf-1-yasli-yuruyus-gucu/" title="Yaşlılıkta Yürüyüşün Biyolojik İmzası: IGF-1 ile Adım Gücü Arasındaki Yeni Bağlantı" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> kesişim noktasında yer alıyor. Araştırmacılar, GLP-1 ilaçlarını kullanan yetişkinlerde dürtüsellik, <a href="https://oncology.com.tr/alkol-pankreas-kanseri-risk-2/" title="Yeni Meta-Analiz: Alkol, Pankreas Kanseri Riskini Daha Net Bir Şekilde İşaret Ediyor" data-wpan-internal-link="1">alkol tüketimi</a> ve şiddet içeren davranışlar arasındaki bilinen ilişkinin değişip değişmediğini inceledi. Bulgular, bu ilaçların beyin-davranış ekseninde, bugüne kadar genellikle metabolizma odaklı görülen etkilerinin ötesine geçebileceğine işaret ediyor. Ancak uzmanlar, söz konusu bulguların erken aşamadaki gözlemsel bir analiz niteliği taşıdığını ve doğrudan nedensellik kanıtı olarak yorumlanmaması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Rutgers Üniversitesi ekibinin Criminology dergisinde yayımlanan araştırması, ABD genelinde 2025’te yapılan ve 7 binden fazla yetişkini kapsayan bir anket verisine dayanıyor. Çalışmada, daha önce GLP-1 ilacı kullanmış 821 kişilik alt grup ayrıntılı biçimde incelendi ve bu katılımcılar mevcut kullanıcılar ile eski kullanıcılar olarak sınıflandırıldı. Böylece araştırmacılar, devam eden GLP-1 kullanımının şiddet davranışlarının sıklığıyla bağlantılı olup olmadığını değerlendirme imkânı buldu.</p>
<p>Bu tür araştırmaların ilgi çekmesinin nedeni, GLP-1 ilaçlarının başlangıçta yalnızca kan şekeri kontrolü ve iştah düzenlemesiyle ilişkilendirilmesiydi. Bu ilaçlar, insülin yanıtını modüle ederken tokluk hissini güçlendiriyor ve kilo kaybını destekliyor. Son yıllarda hem klinik uygulamalarda hem de kamuoyunda hızlı bir yaygınlık kazanan bu tedavilerin, şimdi davranışsal sağlık üzerinde de olası etkileri tartışılıyor. Özellikle dürtü kontrolü, madde kullanımı ve <a href="https://oncology.com.tr/mide-kanseri-prognozu-bt-risk-isareti/" title="BT Taramalarından Yeni Bir Risk İşareti: Mide Kanseri Prognozunda Daha Keskin Bir Bakış" data-wpan-internal-link="1">risk</a> alma davranışlarıyla ilgili yeni sorular ortaya çıkmış durumda.</p>
<p>Çalışmanın odağındaki temel hipotez, GLP-1 tedavisinin dürtüsellik ve alkol kullanımı ile şiddet davranışı arasındaki bağı zayıflatıp zayıflatmadığıydı. Önceki araştırmalar, yüksek dürtüsellik ve aşırı alkol tüketiminin saldırgan davranışlar için önemli risk etmenleri olabileceğini göstermişti. Rutgers araştırması bu noktada, metabolik tedavilerin bu psikolojik ve davranışsal döngüler üzerinde dolaylı bir etkisi olup olmadığını sorguluyor. Böyle bir ilişkinin saptanması halinde, etki mekanizmasının sinir sistemi düzeyindeki işlevler, ödül işleme süreçleri ya da dürtü düzenleme yolları üzerinden açıklanması gerekebilir. Bununla birlikte, mevcut veriler bu mekanizmaları kesin biçimde ortaya koymaya yetmiyor.</p>
<p>Bilim insanları, sonuçları değerlendirirken temkinli olunması gerektiğini hatırlatıyor. Çünkü anket temelli çalışmalar, katılımcıların kendi beyanlarına dayanır ve bu durum hatırlama yanlılığı veya eksik bildirim gibi sınırlamalar yaratabilir. Ayrıca GLP-1 kullanan bireylerle kullanmayanlar arasında yaş, sağlık durumu, psikiyatrik öykü, madde kullanımı ve yaşam tarzı açısından farklılıklar bulunabilir. Bu değişkenler, şiddet davranışı riskini bağımsız olarak etkileyebileceği için gözlenen bağlantılar doğrudan ilaç etkisi anlamına gelmeyebilir.</p>
<p>Yine de araştırmanın değeri, GLP-1 ilaçlarını yalnızca kilo kaybı ya da glisemik kontrol bağlamında ele alan dar çerçeveyi genişletmesinde yatıyor. Halk sağlığı açısından bakıldığında, çok sayıda kişinin bu ilaçlara erişiminin arttığı bir dönemde, olası ikincil etkileri anlamak önem kazanıyor. Eğer daha ileri çalışmalar mevcut kullanımla bazı risk davranışları arasında anlamlı bir ilişki ortaya koyarsa, bu durum klinik izlem ve hasta değerlendirmelerinde yeni sorular doğurabilir. Ancak şu aşamada eldeki veriler, tedavinin şiddeti azalttığına dair kesin bir sonuç değil, dikkat çekici bir araştırma yönü sunuyor.</p>
<p>GLP-1 ilaçlarının beyin üzerindeki etkileri, son yıllarda bilim dünyasında daha sık tartışılmaya başladı. Bu ilacların iştah, ödül algısı ve bağımlılık davranışlarıyla ilişkili bazı sinir ağlarını etkileyebileceği düşünülüyor. Bu nedenle, davranışsal sonuçların araştırılması yalnızca suç veya şiddet çalışmaları için değil, bağımlılık bilimi ve ruh sağlığı açısından da önem taşıyor. Ancak uzmanlar, bu bağlantıların klinik uygulamaya aktarılabilmesi için kontrollü ve uzun dönemli çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Rutgers ekibinin çalışması, metabolik tedavilerin insan davranışı üzerindeki olası etkilerini daha geniş bir çerçevede ele alan ilk örneklerden biri olarak öne çıkıyor. Bulgular, GLP-1 ilaçlarının etkisinin mide, pankreas ve kilo yönetimiyle sınırlı olmayabileceğini düşündürse de, bilimsel ihtiyat elden bırakılmıyor. Şiddet davranışına ilişkin daha güçlü kanıtlar için farklı veri kümeleri, izlem çalışmaları ve biyolojik mekanizmayı test eden deneysel araştırmalar gerekecek. Şimdilik bu çalışma, hızlı yükselen bir ilaç sınıfının toplum sağlığı üzerindeki daha karmaşık yansımalarını anlamaya yönelik önemli bir başlangıç noktası sunuyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> GLP-1 receptor agonist use and violent crime among US adults</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Şiddet, İlaç tedavisi, Kilo kaybı, Ruh sağlığı</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-siddet-durtusellik-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karaciğer Yağlanmasında Yeni Umut: Metabolik Hormonlar Tedavi Haritasını Değiştirebilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/metabolik-hormon-terapileri-steatohepatit/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/metabolik-hormon-terapileri-steatohepatit/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 12:30:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[FGF analogları]]></category>
		<category><![CDATA[fibroblast büyüme faktörü]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[hormon terapileri]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer yağlanması]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik disfonksiyonla ilişkili steatohepatit]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik hormonlar]]></category>
		<category><![CDATA[steatohepatit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/metabolik-hormon-terapileri-steatohepatit/</guid>

					<description><![CDATA[Metabolik hormon temelli tedaviler, steatohepatit ve karaciğer yağlanmasında inflamasyon ve metabolik dengesizlikleri hedefleyerek yeni tedavi stratejileri sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Metabolik hastalıkların giderek daha büyük bir yük oluşturduğu günümüzde, metabolik disfonksiyonla ilişkili steatohepatit (MDS) için yeni tedavi stratejileri dikkat çekiyor. Obezite, tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalıklarla sık sık birlikte görülen bu ilerleyici karaciğer hastalığı, yalnızca yağ birikimiyle değil; aynı zamanda iltihaplanma, hücresel stres ve fibrozisle de karakterize ediliyor. Son yıllarda standart yaklaşımların sınırlı kalması, araştırmacıları kan şekeri düzenlemesinin ötesinde etkileri olan hormon temelli tedavilere yöneltti.</p>
<p>Han, Shin, Kim ve çalışma arkadaşlarının <em>Journal of Pharmaceutical Investigation</em> dergisinde yayımlanan derleme niteliğindeki çalışması, MDS tedavisinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilecek metabolik hormon terapilerini mercek altına alıyor. Çalışmada özellikle inkretin temelli ilaçlar, fibroblast büyüme faktörü (FGF) analogları ve karaciğere hedeflenen yenilikçi tedavi tasarımları öne çıkarılıyor. Araştırmanın ana mesajı, MDS’nin tek bir mekanizmayla açıklanamayacak kadar karmaşık olduğu; bu nedenle de tedavinin enerji metabolizması, insülin duyarlılığı ve <a href="https://oncology.com.tr/obezite-kanser-iliskisi-mekanizmalar/" title="Obezite ve Kanser Arasındaki Görünmez Bağ: Yeni Derleme Mekanizmaları Aydınlatıyor" data-wpan-internal-link="1">inflamasyon</a> gibi birden fazla yolu <a href="https://oncology.com.tr/kan-testi-organ-biyolojik-yasi-hastalik-riski/" title="Kan Testi, Organların Yaşını ve Hastalık Riskini Aynı Anda Ortaya Koyabilir" data-wpan-internal-link="1">aynı anda</a> etkileyen yaklaşımlara ihtiyaç duyduğudur.</p>
<p>MDS, karaciğerde aşırı yağlanma ve buna eşlik eden inflamasyonla ilerleyen bir tablo olarak biliniyor. Hastalık uzun vadede karaciğer fonksiyonunu bozabiliyor ve bazı hastalarda siroza ya da karaciğer kanserine kadar uzanan ciddi sonuçlara zemin hazırlayabiliyor. Bu klinik seyir, MDS’yi yalnızca hepatoloji açısından değil, metabolik hastalıklar açısından da önemli bir araştırma alanı haline getirdi. Çünkü söz konusu hastalık, çoğu zaman altta yatan metabolik bozuklukların bir yansıması olarak ortaya çıkıyor ve bu nedenle tek başına karaciğeri hedefleyen tedaviler her zaman yeterli olmayabiliyor.</p>
<p>Çalışmanın öne çıkardığı en dikkat çekici başlıklardan biri, inkretin hormonları oldu. Glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1) ve glukoza bağımlı insülinotropik polipeptid (GIP) gibi hormonlar, esas olarak glukoz dengesini düzenlemeleriyle tanınıyor. Bu peptidlerin insülin salınımını artırdığı, glukagon baskılanmasına katkıda bulunduğu ve mide boşalmasını yavaşlattığı biliniyor. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar, bu etkilerin ötesinde karaciğer <a href="https://oncology.com.tr/vucut-yaglanmasi-kanser-iliskisi/" title="Vücut Yağlanması ile Kanser Arasındaki Bağlantıyı Aydınlatan Kapsamlı Analiz" data-wpan-internal-link="1">yağlanması</a> ve inflamasyon üzerinde de yararlı sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Bu nedenle GLP-1 ve GIP eksenindeki ilaçlar, MDS için yalnızca glisemik kontrol sağlayan ajanlar değil, aynı zamanda karaciğer dokusunu dolaylı olarak koruyabilecek adaylar olarak görülüyor.</p>
<p>Derlemede vurgulanan bir diğer alan ise FGF analogları. FGF ailesi, metabolik düzenleme ve enerji kullanımı üzerinde etkili çok yönlü sinyal molekülleri olarak dikkat çekiyor. Bu sınıftaki bazı moleküllerin lipid metabolizmasını, insülin hassasiyetini ve karaciğer yağ içeriğini etkileyebildiği düşünülüyor. FGF temelli yaklaşımların ilgi görmesinin nedeni, MDS’nin yalnızca karaciğer içinde gelişen bir bozukluk olmaması; sistemik metabolik ağlarla yakından ilişkili olması. Bu yüzden metabolik sinyal yollarını hedef alan terapiler, hastalığın çok katmanlı yapısına daha uygun bir çerçeve sunabilir.</p>
<p>Makale ayrıca karaciğere hedefli tedavi stratejilerine de dikkat çekiyor. Buradaki amaç, ilacın etkisini doğrudan karaciğer dokusunda yoğunlaştırırken vücudun diğer bölgelerinde ortaya çıkabilecek gereksiz maruziyeti azaltmak. Özellikle kronik metabolik hastalıklarda bu tür hedefleme yaklaşımları, etkinlik ile güvenlik arasındaki denge açısından önem taşıyor. Yine de bu alandaki gelişmelerin büyük bölümü erken aşamada ve laboratuvar ile klinik araştırmaların daha fazla doğrulanmasına ihtiyaç var.</p>
<p>Bilim insanlarının MDS için hormon temelli tedavilere yönelmesi, hastalığın nasıl oluştuğuna dair anlayışın da değiştiğini gösteriyor. Geçmişte karaciğer yağlanması çoğunlukla yalnızca yağ birikimi üzerinden ele alınırken, bugün inflamatuvar yanıtlar, fibrotik dönüşüm, insülin direnci ve bağırsak-karaciğer ekseni gibi birçok etkenin birlikte rol oynadığı kabul ediliyor. Bu nedenle tedavi geliştirme çabaları da daha bütüncül bir metabolik yaklaşım gerektiriyor.</p>
<p>Yine de uzmanların altını çizdiği nokta açık: Bu tür hormon terapileri umut verici olsa da, MDS için kesin ve standart bir çözüm olarak görülmeleri için daha fazla kanıta ihtiyaç var. Klinik uygulamaya geçiş, yalnızca biyolojik mekanizmaların anlaşılmasıyla değil, uzun dönem güvenlik verileri, hasta alt gruplarındaki etkiler ve gerçek yaşam sonuçlarıyla mümkün olacak. Buna rağmen Han ve arkadaşlarının değerlendirmesi, MDS tedavisinin geleceğinde metabolik hormonların önemli bir rol oynayabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Karaciğer hastalıklarıyla metabolik bozuklukların giderek daha sık kesiştiği bir dönemde, inkretinler, FGF analogları ve hedeflenmiş ilaç platformları gibi yaklaşımlar dikkatle izleniyor. Mevcut bulgular, bu alanın yalnızca yeni ilaçlar değil, aynı zamanda MDS’yi sistemik bir metabolik hastalık olarak yeniden tanımlayan bir bilimsel dönüşüm sunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki yıllarda bu stratejilerin, uygun hasta gruplarında daha etkili ve daha rafine tedavilere kapı aralayıp aralamayacağı ise klinik çalışmalarla netleşecek.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Metabolic hormone therapeutics targeting metabolic dysfunction-associated steatohepatitis (MDS).</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Emerging metabolic hormone therapeutics for metabolic dysfunction-associated steatohepatitis: incretin-based drugs, fibroblast growth factor analogs, and liver-targeting strategies.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Han, S., Shin, J., Kim, J.C. et al. Emerging metabolic hormone therapeutics for metabolic dysfunction-associated steatohepatitis: incretin-based drugs, fibroblast growth factor analogs, and liver-targeting strategies. J. Pharm. Investig. (2026). https://doi.org/10.1007/s40005-026-00815-4</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1007/s40005-026-00815-4</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/metabolik-hormon-terapileri-steatohepatit/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GLP-1 İlaçları Kilo Verdirirken Hareketi Azaltıyor: Wearable Verilerinden Çarpıcı Bulgular</title>
		<link>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-fiziksel-aktivite-azalmasi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-fiziksel-aktivite-azalmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 17:25:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[giyilebilir cihazlar]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 reseptör agonisti]]></category>
		<category><![CDATA[kas kütlesi]]></category>
		<category><![CDATA[kas sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[liraglutid]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obezite tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[semaglutid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-fiziksel-aktivite-azalmasi/</guid>

					<description><![CDATA[GLP-1 ilaçları kullanan obeziteli yetişkinlerde fiziksel aktivitenin azaldığı ve kas sağlığının korunmasının önem kazandığı yeni araştırma, tedavide bütüncül yaklaşım gerekliliğini vurguluyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şişmanlık tedavisinde son yılların en dikkat çekici ilaç sınıflarından biri olan GLP-1 reseptör agonistlerinin, vücut yağını azaltmadaki başarısı kadar beklenmedik bir yan etkisi de gündeme geldi: fiziksel aktivitede belirgin düşüş. Chicago’da düzenlenen Endo 2026 toplantısında sunulan yeni araştırma, bu ilaçları kullanan obeziteli yetişkinlerde günlük hareket düzeylerinin anlamlı biçimde azaldığını <a href="https://oncology.com.tr/ybx1-akciger-kanseri-kemik-metastaz/" title="Akciğer Kanserinin Kemik Sığınağında YBX1’in Rolü Ortaya Çıktı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> koydu. Bulgular, kilo kaybı hedefiyle başlanan tedavilerde yalnızca tartının değil, kas kütlesi ve hareket alışkanlıklarının da yakından izlenmesi gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<p>Çalışma; semaglutid, liraglutid, dulaglutid ve tirzepatid gibi yaygın GLP-1 ilaçlarının etkilerini gerçek yaşam koşullarında inceleyerek, bu ajanların yalnızca yağ dokusunu değil, yağsız kütleyi ve dolayısıyla kas sağlığını da dolaylı biçimde etkileyebileceğine işaret ediyor. Araştırmacılar, fiziksel aktivitedeki gerilemenin özellikle uzun vadede kas korunumu, metabolik sağlık ve güç kaybını önleme açısından önem taşıdığını vurguluyor. Kilo kaybının tek başına başarı ölçütü olmadığını ortaya koyan bu sonuçlar, obezite tedavisinin daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini gösteriyor.</p>
<p>Çalışmayı yürüten HSHS St. John’s Hospital’dan Dr. Sajana Maharjan, fiziksel aktivitenin farmakolojik müdahalelere rağmen sağlığın temel yapı taşlarından biri olmaya devam ettiğini belirtti. Araştırmanın işaret ettiği temel mesaj, ilaçların iştahı ve vücut ağırlığını azaltırken, hastaların egzersiz alışkanlıklarının aynı hızda sürmeyebileceği yönünde. Bu durum, tedavi sırasında hareketin doğal olarak artacağı varsayımının her zaman geçerli olmadığını düşündürüyor.</p>
<p>Araştırmada kullanılan yöntem de bulgulara ayrı bir önem kazandırıyor. Ekip, ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin All of Us Research Programı kapsamında yer alan geniş veri havuzundan yararlandı. Retrospektif öncesi-sonrası kohort tasarımıyla yapılan inceleme, elektronik sağlık kayıtlarını Fitbit gibi giyilebilir cihazlardan elde edilen objektif fiziksel aktivite ölçümleriyle birleştirdi. Bu yaklaşım, klinik notlara ya da katılımcı beyanlarına dayalı çalışmaların ötesine geçerek, tedavi sürecindeki gerçek davranış değişimlerini daha doğrudan değerlendirme olanağı sundu.</p>
<p>Giyilebilir teknoloji verileri, özellikle günlük yaşamda orta-şiddetli aktivite sürelerini izlemek açısından değerli kabul ediliyor. Çünkü hasta beyanları, egzersiz sıklığını veya süreyi olduğundan farklı gösterebilirken, cihazlar adım sayısı ve hareket yoğunluğu konusunda daha nesnel bir pencere açabiliyor. Bu da GLP-1 tedavileri gibi geniş kullanım alanına sahip ilaçların yalnızca biyokimyasal etkilerini değil, yaşam tarzı üzerindeki yansımalarını da değerlendirmeyi mümkün kılıyor.</p>
<p>Obezite tedavisinde GLP-1 ilaçlarının rolü son yıllarda hızla genişledi. Bu ajanlar, iştahı azaltma ve tokluk hissini artırma mekanizmaları sayesinde önemli kilo kaybı sağlayabiliyor. Ancak uzmanlar, hızlı kilo azalmasının her zaman kas dokusunun aynı oranda korunması anlamına gelmediğini uzun süredir hatırlatıyor. Özellikle <a href="https://oncology.com.tr/enugu-aile-yasli-bakim-zorluklar/" title="Enugu’da Ailelerin Omuzladığı Yaşlı Bakımının Görünmeyen Yükü" data-wpan-internal-link="1">yaşlı</a> bireylerde veya başlangıçta düşük fiziksel kapasiteye sahip hastalarda kas kaybı, güç azalması ve fonksiyonel gerileme daha dikkatli izlenmesi gereken bir risk alanı oluşturuyor.</p>
<p>Yeni bulgular, bu nedenle, GLP-1 ilaçlarının “hareketi ikame eden” bir çözüm olarak görülmemesi gerektiğini destekliyor. Araştırma doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmaktan ziyade, ilaç kullanım döneminde fiziksel aktivitenin neden düştüğünü inceleyen gözlemsel bir çerçeve sunuyor. Yine de veri setinin genişliği ve cihaz tabanlı ölçümler, sinyalin klinik açıdan ciddiye alınmasını gerektiriyor. Uzmanların dikkat çektiği olası açıklamalar arasında iştah ve enerji alımındaki düşüşe eşlik eden genel enerji düzeyi değişiklikleri, kilo kaybına bağlı günlük rutin farklılıkları ya da hastaların egzersiz motivasyonundaki azalma yer alabilir. Ancak bu olasılıkların her biri daha ayrıntılı araştırma gerektiriyor.</p>
<p>Sonuçlar, obezite tedavisi sırasında egzersizin neden kritik olduğunu da yeniden gündeme taşıyor. Fiziksel aktivite, yalnızca kalori harcaması sağlamakla kalmıyor; kas gücünü koruyor, insülin duyarlılığını destekliyor ve kardiyometabolik riski azaltmaya yardımcı oluyor. Bu nedenle ilaç tedavisi ile düzenli hareket arasındaki dengenin korunması, uzun vadeli başarı açısından belirleyici olabilir. Araştırmacılar da tam olarak bu noktaya dikkat çekerek, klinik uygulamada egzersiz yönlendirmesinin tedavi planının merkezinde tutulması gerektiğini savunuyor.</p>
<p>Çalışmanın bulguları, GLP-1 tedavilerinin obezite yönetiminde güçlü bir araç olmaya devam ettiğini değiştirmiyor. Ancak araştırma, kilo kaybı yaşayan bireylerde hareket düzeyinin otomatik olarak korunmadığını, aksine zaman içinde azalabileceğini göstererek önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Bu nedenle hekimlerin, hastaların yalnızca ağırlık değişimini değil, fiziksel performansını, kas sağlığını ve günlük aktivite paternlerini de birlikte değerlendirmesi öneriliyor. Endo 2026’da sunulan bu veriler, modern obezite tedavisinin yalnızca farmakolojiye değil, davranışsal ve fonksiyonel sonuçlara da odaklanması gerektiğini bir kez daha hatırlattı.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Impact of GLP-1 Receptor Agonist Medications on Physical Activity in Adults with Obesity</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Decreased Physical Activity Among Adults with Obesity Using GLP-1 Receptor Agonists: Insights from Wearable Device Data</p>
<p><strong>Keywords:</strong> GLP-1 reseptör agonistleri, obezite, fiziksel aktivite, semaglutid, liraglutid, dulaglutid, tirzepatid, giyilebilir fitness takip cihazları, kas kütlesi, orta-yüksek şiddette fiziksel aktivite, metabolik sağlık, egzersiz uyumu</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-hipotansiyon-riski/" data-wpan-internal-link="1">GLP-1 İlaçlarında Yeni Güvenlik Sinyali: Düşük Tansiyon, Baş Dönmesi ve Düşme Riski Artabilir</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-fiziksel-aktivite-azalmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GLP-1 İlaçlarında Yeni Güvenlik Sinyali: Düşük Tansiyon, Baş Dönmesi ve Düşme Riski Artabilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-hipotansiyon-riski/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-hipotansiyon-riski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 17:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[baş dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[bayılma]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[düşme riski]]></category>
		<category><![CDATA[düşük tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik sağlık kayıtları]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 reseptör agonisti]]></category>
		<category><![CDATA[hipotansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler risk]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-hipotansiyon-riski/</guid>

					<description><![CDATA[Northwestern Medicine araştırması, GLP-1 ilaçlarının çoklu tansiyon tedavisi alan yaşlı hastalarda baş dönmesi, bayılma ve düşük tansiyon riskini artırdığını ortaya koydu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Obezite ve tip 2 diyabet tedavisinde son yılların en çok konuşulan ilaç sınıflarından biri olan GLP-1 reseptör agonistleri, yalnızca kilo kaybı ve kardiyometabolik faydalarıyla değil, aynı zamanda güvenlik profilleriyle de yakından izleniyor. Northwestern Medicine araştırmacılarının elektronik sağlık kayıtları üzerinde yürüttüğü geniş bir analiz, bu ilaçların bazı hastalarda beklenenden daha fazla hipotansif olayla ilişkili olabileceğini <a href="https://oncology.com.tr/ybx1-akciger-kanseri-kemik-metastaz/" title="Akciğer Kanserinin Kemik Sığınağında YBX1’in Rolü Ortaya Çıktı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> koydu. Başka bir deyişle, baş dönmesi, bayılma, düşme ve klinik olarak ölçülen düşük tansiyon epizotları, özellikle birden fazla tansiyon ilacı kullanan kişilerde daha sık görülebiliyor.</p>
<p>Çalışma, halihazırda en az iki farklı sınıfta kan basıncı düşürücü ilaç kullanan ve daha sonra semaglutid, tirzepatid ya da liraglutid gibi GLP-1 tedavisine başlayan 42 binden fazla yetişkinin verilerini inceledi. Araştırmacılar, tedavi öncesi ve sonrası dönemi karşılaştırarak hipotansiyonla ilişkili kayıtları değerlendirdi. Bulgular, GLP-1 tedavisinin başlamasının ardından bu olaylarda istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğunu gösterdi. Hipotansif olayların oranı tedavi öncesinde yüzde 8,7 iken, tedavi sonrasında yüzde 10,2’ye yükseldi. Artış ilk altı ayda daha belirgin hale geldi.</p>
<p>GLP-1 reseptör agonistleri, kan şekeri kontrolünü iyileştirmenin yanında iştahı azaltmaları ve vücut ağırlığını düşürmeleri nedeniyle yaygın biçimde kullanılıyor. Bazı çalışmalarda bu ajanların kardiyovasküler sonuçlar üzerinde de olumlu etkileri olduğu gösterilmişti. Ancak yeni bulgular, özellikle çoklu ilaç kullanan ve tansiyon regülasyonu hassas olan hastalarda, bu yararların klinik izlemi gerektiren bir bedeli olabileceğini düşündürüyor. Araştırmacılar, değerlendirdikleri olaylar arasında sadece laboratuvar ya da ölçüm temelli düşük tansiyon kayıtlarını değil, aynı zamanda günlük yaşamı etkileyen semptomları da dikkate aldı. Denge kaybı, sersemlik hissi, bayılma ve düşmeler, bu sinyalin önemli parçaları olarak öne çıktı.</p>
<p>Çalışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri yaşa bağlı dağılımdı. 65 yaş ve üzerindeki bireyler, araştırma grubunun yalnızca yüzde 37’sini oluşturmasına rağmen, hipotansif olayların yüzde 53’ünü oluşturdu. Bu durum, ileri yaşta fizyolojik rezervlerin azalması, otonom yanıtların zayıflaması ve eş zamanlı ilaç kullanımının artması gibi etkenlerle açıklanabilecek bir kırılganlığa işaret ediyor. Klinik açıdan bakıldığında, <a href="https://oncology.com.tr/enugu-aile-yasli-bakim-zorluklar/" title="Enugu’da Ailelerin Omuzladığı Yaşlı Bakımının Görünmeyen Yükü" data-wpan-internal-link="1">yaşlı</a> hastalarda baş dönmesi ve bayılma yalnızca geçici semptomlar olarak görülmüyor; düşmeye bağlı kırıklar, hastaneye yatış ve fonksiyon kaybı gibi daha ciddi sonuçlara da zemin hazırlayabiliyor.</p>
<p>Araştırma, gözlemsel bir elektronik sağlık kaydı <a href="https://oncology.com.tr/uzun-okuma-genom-dizilemesi-nadir-hastalik-tani/" title="Nadir Genetik Hastalıkların Tanısında Uzun Okuma DNA Analizi Yeni Bir Dönem Açıyor" data-wpan-internal-link="1">analizi</a> olduğu için neden-sonuç ilişkisini tek başına kesin biçimde kanıtlamıyor. Buna rağmen, verinin büyüklüğü ve çok sayıda hastayı kapsaması nedeniyle önemli bir uyarı sinyali olarak değerlendiriliyor. Özellikle antihipertansif polifarmasi, yani aynı anda birden fazla kan basıncı düşürücü ilaç kullanımı, GLP-1 tedavisiyle birlikte tansiyonun daha da aşağı çekilmesine yol açabilecek bir zemin oluşturabilir. Bu nedenle bulgular, hem reçete eden hekimlerin hem de takip eden klinisyenlerin tedavi başlangıcında ve ilk aylarda hastaları daha dikkatli izlemesi gerektiğini düşündürüyor.</p>
<p>GLP-1 ilaçlarının mekanizması da bu tabloyu anlamada önem taşıyor. Bu ilaçlar kan şekeri düzenlemesini yalnızca insülin salınımını artırarak değil, aynı zamanda mide boşalmasını yavaşlatarak ve iştahı azaltarak etkiliyor. Kilo kaybı ve sıvı alımındaki değişiklikler bazı hastalarda tansiyon kontrolünü dolaylı biçimde etkileyebilir. Özellikle zaten düşük-normal tansiyona sahip olan, böbrek hastalığı bulunan ya da otonom sinir sistemi işlevi etkilenmiş kişilerde bu etki daha belirgin olabilir. Araştırma bu biyolojik açıklamaları doğrudan test etmese de, gözlenen sonuçlar mevcut klinik beklentilerle uyumlu bir güvenlik sorusunu gündeme getiriyor.</p>
<p>Uzmanlar açısından mesaj net: GLP-1 tedavileri birçok hasta için değerli bir seçenek olmaya devam ediyor, ancak “yararlı” olması “izleme gerek yok” anlamına gelmiyor. Özellikle diyabet, obezite ve kardiyovasküler hastalığı olan, çok sayıda ilaç kullanan yaşlı bireylerde tansiyon ölçümü, semptom sorgulaması ve düşme riski değerlendirmesi tedavi sürecinin ayrılmaz parçası olmalı. Düşük tansiyonun çoğu zaman sessiz ilerleyebildiği, ancak baş dönmesi ve bayılma gibi belirtilerle kendini gösterebildiği unutulmamalı. Bu nedenle araştırma, GLP-1 ilaçlarının potansiyel yararlarını küçümsemekten ziyade, bu tedavilerin daha kişiselleştirilmiş ve dikkatli bir klinik çerçevede uygulanması gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<p>Sonuç olarak Northwestern Medicine ekibinin bulguları, GLP-1 reseptör agonistlerinin hızla genişleyen kullanım alanına önemli bir güvenlik notu ekliyor. Tedaviye yeni başlayan, birden fazla antihipertansif kullanan ve özellikle 65 yaş üzeri olan hastalarda ilk altı ay kritik bir izlem dönemi olabilir. Kilo ve glisemik kontrol hedeflenirken, denge bozukluğu, baş dönmesi ve düşme gibi görünüşte küçük ama klinik olarak anlamlı belirtilerin ciddiye alınması gerektiği bir kez daha ortaya çıkmış görünüyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> GLP-1 receptor agonists and their association with increased risk of hypotension among patients with metabolic cardiovascular renal disease.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> GLP1 Receptor Agonists and the Risk of Significant Hypotension Among Patients with Metabolic Cardiovascular Renal Disease: Too Much of A Good Thing?</p>
<p><strong>Keywords:</strong> GLP-1 reseptör agonistleri, hipotansiyon, kardiyovasküler risk, metabolik hastalık, diyabet, polifarmasi, semaglutid, tirzepatid, liraglutid, kan basıncı, otonom disfonksiyon, geriatri</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-hipotansiyon-riski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite Tedavisinde Terazi Değişti: GLP-1 İlaçları Yükselirken Bariatrik Cerrahi Geriliyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-obezite-tedavisi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-obezite-tedavisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 15:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bariatrik cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[kilo kaybı tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[obezite tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[Roux-en-Y gastrik bypass]]></category>
		<category><![CDATA[sleeve gastrektomi]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-obezite-tedavisi/</guid>

					<description><![CDATA[2022-2024 yılları arasında obezite tedavisinde metabolik bariatrik cerrahi azalmış, GLP-1 ilaçları ise hızla yükselmiştir. Bu değişim tedavi tercihlerinde önemli bir dönüşümü gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Obezite tedavisinde son yılların en dikkat çekici dönüşümlerinden biri, ameliyatla kilo kaybı sağlayan yaklaşımlar ile ilaç temelli tedaviler arasındaki dengenin hızla değişmesi oldu. <em>JAMA Surgery</em>’de yayımlanan yeni bir inceleme, 2022 ile 2024 arasında metabolik bariatrik cerrahi kullanımının yüzde 34,1 azaldığını, buna karşılık glukagon benzeri peptid-1 reseptör agonistleri olarak bilinen GLP-1 ilaçlarının kullanımının yüzde 140,4 arttığını ortaya koyuyor. Bulgular, obezite yönetiminde klinik tercihler, erişilebilirlik ve hasta beklentilerinin yeniden şekillendiğine işaret ediyor.</p>
<p>Metabolik bariatrik cerrahi, uzun süredir kalıcı kilo kaybı ve obeziteye eşlik eden metabolik hastalıkların kontrolü açısından en etkili seçeneklerden biri olarak kabul ediliyor. Roux-en-Y gastrik bypass ve sleeve gastrektomi gibi işlemler, mide ve bağırsak anatomisini değiştirerek hem alınan kaloriyi azaltıyor hem de iştah ve toklukla ilişkili hormonal yanıtları etkiliyor. Bu nedenle cerrahi, yalnızca kilo azalması değil, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve dislipidemi gibi durumlarda da iyileşme potansiyeli nedeniyle önemli bir tedavi aracı olarak görülüyordu.</p>
<p>Ancak yeni veriler, bu güçlü klinik geçmişe rağmen cerrahiye başvuruların belirgin biçimde düştüğünü gösteriyor. Araştırmanın işaret ettiği gerileme, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşık görünüyor. Son yıllarda GLP-1 reseptör agonistlerinin hem hekimler hem de hastalar arasında daha fazla görünürlük kazanması, tedavi tercihlerindeki kaymayı hızlandırmış olabilir. Bu ilaçlar, bağırsaktan yemek sonrası salınan doğal inkretin hormonlarını taklit ederek iştahı azaltan, mide boşalmasını yavaşlatan ve bazı hastalarda kilo kaybını destekleyen farmakolojik seçenekler arasında yer alıyor.</p>
<p>GLP-1 tedavilerinin yükselişi, obezite alanında daha geniş bir dönüşümün parçası olarak değerlendiriliyor. İlaçların iğne ya da bazı formülasyonlarda farklı uygulama yollarıyla kullanılabilmesi, cerrahiye kıyasla daha az invaziv bir seçenek sunması ve bazı hastalar için ilk etapta daha kabul edilebilir görünmesi bu ilginin artmasında rol oynayabilir. Bununla birlikte uzmanlar, ilaçların etkisi, kalıcılığı, erişim koşulları ve maliyet gibi değişkenlerin her hasta için aynı sonucu vermeyeceğini vurguluyor.</p>
<p>Çalışmanın ortaya koyduğu keskin karşıtlık, obezite tedavisinde “tek doğru” yaklaşımın olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Bariatrik cerrahi, özellikle ileri derecede obezitesi olan ve eşlik eden metabolik <a href="https://oncology.com.tr/abd-bronsektazi-ntm-bakim-agi-62-merkez/" title="Nadir Akciğer Hastalıkları İçin Uzman Ağ Genişledi: ABD’de 62 Merkeze Ulaştı" data-wpan-internal-link="1">hastalıkları</a> bulunan kişilerde güçlü ve uzun süreli sonuçlar sağlayabiliyor. Öte yandan GLP-1 ilaçları, daha geniş hasta gruplarında uygulanabilirliği artırarak klinisyenlerin tedavi basamaklarını yeniden düşünmesine yol açıyor. Bu durum, bazı hastaların ameliyata gitmeden önce farmakolojik tedavilere yönlendirilmesi ya da cerrahiye uygun hastalarda bile ilaçların daha erken tercih edilmesi anlamına gelebilir.</p>
<p>Bununla birlikte uzman yaklaşımı açısından önemli bir nokta, bu iki tedavi hattının birbirini tamamen dışlayan seçenekler olmadığıdır. Obezite, biyolojik, davranışsal ve çevresel bileşenleri olan kronik bir hastalık olarak kabul ediliyor; dolayısıyla tedavi planı kişinin vücut kitle indeksi, metabolik eşlikleri, yaşam öyküsü, ilaç toleransı ve uzun vadeli hedeflerine göre şekilleniyor. Yeni JAMA Surgery çalışması da esas olarak, son iki yılda sağlık sistemlerinde ve klinik pratikte hangi seçeneklerin öne çıktığına dair güncel bir tablo sunuyor.</p>
<p>Özellikle 2022–2024 döneminin seçilmiş olması anlamlı. Bu dönem, GLP-1 temelli ilaçların obezite tedavisinde daha fazla konuşulmaya başlandığı, hasta talebinin arttığı ve medyada görünürlüğünün belirgin biçimde yükseldiği bir evreye denk geliyor. Cerrahiye olan ilginin azalmasında, ilaçların etrafında oluşan beklenti, ilaç bulunabilirliği ve sağlık hizmeti organizasyonundaki değişimler de etkili olabilir. Buna karşın cerrahinin azalması, onun klinik değerinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor; daha çok yeni tedavi ortamında göreli konumunun değiştiğini gösteriyor.</p>
<p>Uzmanlar açısından asıl soru, bu değişimin uzun vadede hangi hasta gruplarını nasıl etkileyeceği. GLP-1 ilaçları birçok kişi için <a href="https://oncology.com.tr/tekrarlayan-karaciger-kanserinde-tace-sbrt-kombinasyonu/" title="Tekrarlayan Karaciğer Kanserinde Sıralı TACE ve SBRT Kombinasyonu Umut Veriyor" data-wpan-internal-link="1">umut</a> verici bir seçenek sunarken, tedavinin sürdürülmesi, yan etkilerin yönetimi ve kilo kaybının korunması gibi başlıklar hâlâ klinik izlem gerektiriyor. Bariatrik cerrahi ise yaşam boyu takip ve beslenme desteği gerektiren bir yöntem olmaya devam ediyor. Bu nedenle güncel veriler, obezite tedavisinde kararın yalnızca etkinlik üzerinden değil, sürdürülebilirlik, erişim ve bireysel uygunluk üzerinden de verilmesi gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<p>Sonuç olarak bu araştırma, obezite tedavisinin yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Metabolik bariatrik cerrahi hâlâ güçlü bir seçenek olarak önemini korurken, GLP-1 reseptör agonistlerinin hızlı yükselişi klinik uygulamayı belirgin biçimde etkiliyor. Önümüzdeki yıllarda bu iki yaklaşımın birbirini nasıl tamamlayacağı, hangi hastalarda hangisinin daha fazla öne çıkacağı ve sağlık sistemlerinin bu değişime nasıl uyum sağlayacağı, obezite tedavisinin yönünü belirleyen temel sorular olacak.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Trends in utilization of metabolic bariatric surgery and glucagon-like peptide-1 receptor agonists in obesity treatment</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Not specified</p>
<p><strong>References:</strong><br />doi:10.1001/jamasurg.2026.1343</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Kilo kaybı, Cerrahi, <a href="https://oncology.com.tr/obezitede-bagirsak-mikrobiyomu-ag-yapisi/" title="Bağırsak Mikrobiyomunun Ağ Yapısı, Obezitede Metabolik Sağlıkla Bağlantılı Çıktı" data-wpan-internal-link="1">Metabolik sağlık</a>, Peptitler, Agonistler</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/glp-1-ilaclari-obezite-tedavisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağızdan Alınan Orforglipron, Enjekte Edilen Obezite İlaçlarıyla Sağlanan Kilo Kaybını Korumada Umut Verdi</title>
		<link>https://oncology.com.tr/orforglipron-enjeksiyonlu-obezite-ilaclari-kilo-kaybi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/orforglipron-enjeksiyonlu-obezite-ilaclari-kilo-kaybi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 23:32:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ağızdan alınan obezite tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyonlu obezite ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 reseptör agonisti]]></category>
		<category><![CDATA[kilo kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obezite tedavi uyumu]]></category>
		<category><![CDATA[obezite tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[orforglipron]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/orforglipron-enjeksiyonlu-obezite-ilaclari-kilo-kaybi/</guid>

					<description><![CDATA[ATTAIN-MAINTAIN araştırması, enjeksiyonla başlayan obezite tedavisinden ağızdan alınan orforglipron’a geçişin kilo kaybını koruyabildiğini gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Obezite tedavisinde son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri, GLP-1 temelli ilaçların güçlü kilo kaybı etkisi oldu. Ancak bu tedavilerle sağlanan başarının uzun vadede korunup korunamayacağı hâlâ önemli bir klinik soru olarak duruyor. 2026 Avrupa Obezite Kongresi’nde (ECO2026) sunulan ve <em>Nature Medicine</em>’da yayımlanan yeni bir çalışma, bu soruya daha iyimser bir yanıt veriyor: Enjeksiyonla kullanılan obezite ilaçlarıyla elde edilen kilo kaybının önemli bir bölümü, günlük ağızdan alınan orforglipron ile sürdürülebiliyor.</p>
<p>Weill Cornell Medicine’den Dr. Louis J. Aronne ve çalışma arkadaşlarının yürüttüğü ATTAIN-MAINTAIN araştırması, özellikle tirzepatid ve semaglutid gibi etkili enjektabl tedavilerden sonra ortaya <a href="https://oncology.com.tr/aml-u5-snrnp200-car-t-tedavisi/" title="AML’de Yeni Hedef: Yüzeye Çıkan Nadir Bir Protein CAR T Tedavisine Kapı Araladı" data-wpan-internal-link="1">çıkan</a> pratik bir problemi ele aldı. Bu ilaçlar güçlü kilo azaltıcı etkileriyle öne çıkarken, iğne kullanma isteksizliği, maliyet, saklama koşulları ve tedaviye devam güçlükleri gibi nedenlerle uzun dönem kullanım her hasta için kolay olmuyor. Araştırmanın amacı, kilo kaybı plato yaptığında tedavinin kesilmesi yerine ağızdan bir GLP-1 reseptör agonistine geçişin, kazanılan faydayı koruyup koruyamayacağını görmekti.</p>
<p>Çalışmanın temeli, daha önce yürütülen SURMOUNT-5 denemesine dayanıyor. O çalışmada obezite yaşayan katılımcılar, enjeksiyonla uygulanan tirzepatid ya da semaglutid ile belirgin kilo kaybı elde etmişti. ATTAIN-MAINTAIN aşamasında ise bu katılımcılar, kilo kaybı bir plato noktasına ulaştıktan sonra çift kör ve plasebo kontrollü bir düzende yeniden randomize edildi. Bir grup günlük oral orforglipron alırken diğer grup plasebo kullandı. İzlem süresi bir yıl olarak planlandı ve böylece araştırmacılar, tedavi geçişinin kilo yönetimi üzerindeki uzun vadeli etkisini değerlendirme fırsatı buldu.</p>
<p>Orforglipron, GLP-1 reseptörünü <a href="https://oncology.com.tr/monovalent-degrader-smarca2-4-yikim/" title="İki E3 Ligazını Aynı Anda Hedefleyen Yeni Moleküller SMARCA2/4 Yıkımını İnce Ayarla Kontrol Ediyor" data-wpan-internal-link="1">hedefleyen</a> ve enjeksiyon gerektirmeyen yeni nesil bir ajan olarak dikkat çekiyor. Bu sınıftaki ilaçlar iştahı azaltma, tokluk hissini artırma ve bazı hastalarda glisemik kontrolü iyileştirme potansiyeli nedeniyle obezite tedavisinde öne çıkıyor. Ancak uzmanlara göre tedavinin biyolojik etkinliği kadar uygulama kolaylığı da başarıyı belirliyor. Günlük oral bir seçenek, enjeksiyon temelli tedavilere kıyasla bazı hastalarda uyumu artırabilir ve uzun süreli kullanımın önündeki engelleri azaltabilir.</p>
<p>ATTAIN-MAINTAIN sonuçları, tam da bu noktada klinik açıdan önemli bir mesaj veriyor. Araştırma, yoğun kilo kaybının ardından oral orforglipron ile devam edilen tedavinin, kaybedilen kilonun büyük bölümünü korumaya yardımcı olabileceğine işaret ediyor. Çalışmanın bulguları, obezite tedavisinde “enjeksiyon ya da hiç” ikilemi olmadığını; iyi planlanmış bir geçiş stratejisinin de etkili olabileceğini düşündürüyor. Yine de bu, tedavinin tamamen kesilmesinin güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, obezitenin kronik ve tekrarlayıcı doğası göz önüne alındığında, farmakolojik desteğin sürdürülmesi çoğu hasta için kritik önem taşıyor.</p>
<p>Obezite alanındaki birçok uzman, kilo kaybı sağlandıktan sonra yeniden kilo alımının yaygın ve öngörülebilir bir durum olduğuna dikkat çekiyor. Vücut ağırlığı düştüğünde iştahı artıran ve enerji harcamasını azaltan biyolojik mekanizmalar devreye girebiliyor. Bu nedenle kilo yönetimi, yalnızca başlangıçtaki hızlı kaybı başarmakla değil, aynı sonucu zaman içinde korumakla da ölçülüyor. ATTAIN-MAINTAIN, bu açıdan tedavinin “devam fazı” için önemli veriler sunuyor.</p>
<p>Çalışmanın bir başka önemi de hasta merkezli tedavi planlamasına katkı sağlaması. İğne kullanmak istemeyen, düzenli enjeksiyon erişimi sınırlı olan ya da uzun süreli saklama ve uygulama yükünü taşımakta zorlanan kişiler için oral bir seçeneğin bulunması klinik kararları genişletebilir. Bununla birlikte uzmanlar, ilacın uygunluğu, yan etki profili, eşlik eden hastalıklar ve bireysel hedeflerin her hasta için ayrı değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Obezite tedavisi, tek bir ilaç ya da tek bir yöntemden ziyade, çoğu zaman kişiselleştirilmiş ve uzun soluklu bir yaklaşım gerektiriyor.</p>
<p>ECO2026’da sunulan ve <em>Nature Medicine</em>’da yayımlanan bu araştırma, oral obezite tedavilerinin geleceği açısından da dikkat çekici. Eğer günlük ağızdan alınan GLP-1 temelli ajanlar, enjektabl tedavilerle kazanılan kilo kaybını sürdürebiliyorsa, bu durum hem tedaviye erişimi hem de uzun vadeli uyumu değiştirebilir. Ancak araştırmacılar ve klinisyenler için asıl soru hâlâ aynı: Bu kazanımlar farklı hasta gruplarında, daha geniş ve daha uzun izlemli çalışmalarda da korunabilecek mi?</p>
<p>Şimdilik ATTAIN-MAINTAIN, obezite tedavisinde önemli bir eşiğin aşıldığını gösteriyor. Çalışma, güçlü kilo kaybı sağlayan enjeksiyonların ardından ağızdan alınan orforglipron ile devam etmenin, elde edilen sonucun büyük bölümünü koruyabileceğini ortaya koyarak hem bilimsel hem de pratik açıdan yeni bir yol açıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Maintenance of weight loss in obesity patients by switching from injectable therapies (tirzepatide or semaglutide) to oral orforglipron</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Most Weight Loss Achieved with Injectable Obesity Drugs Maintained with Oral Orforglipron: Insights from the ATTAIN-MAINTAIN Trial</p>
<p><strong>References:</strong><br />Data derived from SURMOUNT-5 trial participants followed in ATTAIN-MAINTAIN trial; Full disclosures in original publication</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Obezite, <a href="https://oncology.com.tr/tirzepatid-obezitede-kilo-koruma/" title="Tirzepatidin kesintisiz kullanımı, obezitede kilo kaybını korumada çarpıcı üstünlük sağladı" data-wpan-internal-link="1">Kilo kaybının sürdürülmesi</a>, Tirzepatid, Semaglutid, Orforglipron, GLP-1 reseptör agonisti, Ağızdan obezite tedavisi, Kardiyometabolik sağlık, Enjeksiyondan ağızdan geçiş, Farmakoterapiye uyum</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/orforglipron-enjeksiyonlu-obezite-ilaclari-kilo-kaybi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağırsak Kaynaklı FGF15, Kilo Verirken Kas ve Kemik Kayıbını Nasıl Etkiliyor?</title>
		<link>https://oncology.com.tr/fgf15-hormonu-kilo-kaybi-kas-kemik/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/fgf15-hormonu-kilo-kaybi-kas-kemik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 17:40:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak hormonu]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak-karaciğer ekseni]]></category>
		<category><![CDATA[FGF15]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[kas kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kemik sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obezite tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yağsız kütle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/fgf15-hormonu-kilo-kaybi-kas-kemik/</guid>

					<description><![CDATA[Michigan Üniversitesi'nin araştırması, bağırsak hormonu FGF15'in kilo kaybı sürecinde kas, kemik ve safra asidi metabolizması üzerindeki etkilerini ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Obezite, yalnızca fazla kilo anlamına gelmiyor; tip 2 diyabetten yağlı karaciğer hastalığına kadar uzanan bir dizi metabolik bozukluk için de güçlü bir risk zemini oluşturuyor. Diyet değişiklikleri, bariatrik cerrahi ve GLP-1 reseptör agonistleri gibi ilaçlarla kilo kaybı sağlanabilse de, klinik açıdan en kritik sorulardan biri, bu süreçte yağla birlikte kas ve kemik gibi yağsız dokuların ne ölçüde korunduğu olmaya devam ediyor. Michigan Üniversitesi’nden araştırmacıların yürüttüğü yeni çalışma, bu dengeyi etkileyebilecek beklenmedik bir oyuncuya, bağırsak kaynaklı FGF15 hormonuna işaret ediyor.</p>
<p>Diabetes dergisinde yayımlanan araştırma, kemirgenlerde FGF15’in, insanlardaki karşılığı olan FGF19 ile birlikte, kilo kaybı sırasında yağsız kütlenin korunmasında önemli bir rol oynayabileceğini gösteriyor. Çalışma, hormonun yalnızca kilo değişimini değil, aynı zamanda kemik ve safra asidi metabolizmasını da etkileyebilen daha geniş bir bağırsak-karaciğer sinyal ağı içinde çalıştığını ortaya koyuyor. Bu bulgular, kilo verme tedavilerinde hedefin sadece tartıdaki düşüş olmadığını, vücut kompozisyonunun da en az onun kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p>FGF15/19 ailesi, ince bağırsaktan salgılanan ve karaciğerde safra asidi üretimini düzenleyen hormonlar arasında yer alıyor. Bu eksen, bağırsaktan karaciğere uzanan sinyal iletişiminin klasik örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Yeni çalışmanın dikkat çekici yanı ise FGF15’in etkisinin yalnızca safra asitleriyle sınırlı kalmadığını; diyete bağlı kilo kaybı ya da bazı farmakolojik müdahaleler sırasında yağsız kütle, kas ve kemik üzerindeki sonuçları da şekillendirebildiğini göstermesi.</p>
<p>Obezite tedavisinde son yıllarda kaydedilen ilerlemelere rağmen, hızlı kilo kaybı sırasında kas kaybı önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Yağsız kütle, temel olarak iskelet kası ve kemikten oluşuyor ve hem fiziksel işlev hem de metabolik denge için kritik önemde. Kas dokusunun azalması, güç kaybı ve işlevsel kapasitede düşüşe yol açabilirken, kemik kaybı da uzun vadede kırılganlık riskini artırabiliyor. Ayrıca yağsız kütlenin korunamaması, kilo kaybı sonrası yeniden kilo alma eğilimini de olumsuz etkileyebiliyor.</p>
<p>Araştırmacılar, FGF15’in bu süreci nasıl etkilediğini anlamak için bağırsak ve karaciğer arasındaki hormonal iletişimi mercek altına aldı. Çalışma, FGF15/19 sinyalinin fibrobast büyüme faktörü reseptörleri ve yardımcı reseptörler üzerinden karaciğerde safra asidi sentezini yönlendirdiğini yeniden doğrularken, aynı zamanda bu yolun kilo kaybına verilen yanıtı da değiştirebildiğini düşündürüyor. Safra asitleri sadece yağ sindiriminde görev almaz; giderek daha fazla araştırma, bunların metabolik sinyal molekülleri olarak da işlev gördüğünü gösteriyor. Bu nedenle FGF15 eksenindeki değişimler, enerji dengesinden doku korunmasına kadar uzanan bir dizi süreci etkileyebilir.</p>
<p>Çalışmanın hayvan modeli üzerine kurulu olması önemli bir ayrıntı. Kemirgenlerde gözlenen biyolojik mekanizmalar, insan biyolojisine ışık tutsa da doğrudan klinik sonuca dönüştürülmeden önce ek doğrulama gerektirir. Yine de bu tür mekanistik çalışmalar, özellikle obezite tedavisinde giderek yaygınlaşan güçlü kilo verdirici yaklaşımlarla birlikte görülen yağsız kütle kaybını anlamak açısından değerli kabul ediliyor. Özellikle GLP-1 reseptör agonistleri ve bariatrik cerrahi sonrası hastalarda, hangi biyolojik sinyallerin kas ve kemik kaybını azalttığı veya artırdığı sorusu araştırma gündemindeki yerini koruyor.</p>
<p>FGF19’un insanlardaki karşılığı olarak ele alınması da çalışmanın klinik açıdan ilgi çekici yanlarından biri. Bu durum, bulguların doğrudan tedaviye çevrildiği anlamına gelmese de, insan metabolizmasında benzer bir bağırsak-karaciğer ekseninin nasıl işlediğine dair önemli ipuçları sunuyor. Uzmanlar açısından asıl mesele, kilo kaybının niceliği kadar niteliğini de koruyabilmek; yani yağ dokusunu azaltırken kas ve kemik gibi yaşamsal dokuları mümkün olduğunca muhafaza etmek.</p>
<p>Obeziteye bağlı metabolik hastalık yükü göz önüne alındığında, kilo verme tedavilerinin uzun vadeli başarısı sadece başlangıçtaki kilo azalışıyla ölçülemiyor. Kas kütlesi, <a href="https://oncology.com.tr/yuksek-fruktoz-diyeti-osteoporoz-kolesterol/" title="Fruktoz Yükü Kemikleri Nasıl Zayıflatıyor: Yeni Çalışma Kötüleşen Mekanizmayı Cholesterol Üzerinden Aydınlatıyor" data-wpan-internal-link="1">kemik sağlığı</a> ve safra asidi düzeni gibi alanlarda dengeli bir yanıt elde edilmesi, tedavinin sürdürülebilirliği için belirleyici olabilir. Bu nedenle FGF15 üzerine yapılan bu çalışma, kilo kaybı biyolojisinin beklenenden daha karmaşık olduğunu gösteren önemli bir parça sunuyor.</p>
<p>Sonuç olarak, Michigan Üniversitesi ekibinin araştırması, bağırsaktan salınan bir hormonun obezite tedavisine verilen yanıtı yalnızca metabolik açıdan değil, doku korunumu açısından da etkileyebileceğini ortaya koyuyor. Bulgular, kilo kaybı tedavilerinin geleceğinde kas ve kemik kaybını azaltan, bağırsak-karaciğer sinyalini daha ince ayarla yöneten stratejilerin önem kazanabileceğine işaret ediyor. Ancak bu mekanizmanın insanlar üzerindeki gerçek etkisini netleştirmek için daha fazla çalışma gerekiyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Animals</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Gut-Derived FGF15 Modulates Lean Mass, Bone, and Bile Acid Responses to Weight Loss</p>
<p><strong>References:</strong><br />Bozadjieva-Kramer N, McMahon G, Li Z, et al. Gut-Derived FGF15 Modulates Lean Mass, Bone, and Bile Acid Responses to Weight Loss. Diabetes. 2024; [DOI:10.2337/db25-0466]</p>
<p><strong>Keywords:</strong> obezite, kilo kaybı, yağsız kütlenin korunması, fibroblast büyüme faktörü 15 (FGF15), fibroblast büyüme faktörü 19 (FGF19), safra asitleri, GLP-1 reseptör agonistleri, semaglutid, bağırsak-karaciğer ekseni, <a href="https://oncology.com.tr/kalp-sagligi-egzersizleri/" title="Kalp Sağlığı İçin En Etkili Egzersiz Hangisi? Yeni Derleme Aerobik ve Kuvvet Antrenmanının Etkilerini Açıklıyor" data-wpan-internal-link="1">metabolik sağlık</a>, kas kaybı, bariatrik cerrahi</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/obezite-alzheimer-metabolik-baglanti/" data-wpan-internal-link="1">Obezite ile Alzheimer Arasındaki Metabolik Bağlantıya FAU’dan Yeni Bakış</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/fgf15-hormonu-kilo-kaybi-kas-kemik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
