<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>genetik araştırma &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/genetik-arastirma/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Jul 2026 17:17:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>genetik araştırma &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Myotoniği hedeflemek kas distrofisini hafifletebilir: fare modeli ipuçları</title>
		<link>https://oncology.com.tr/miyotonik-distrofi-miyotoni-hedefleme/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/miyotonik-distrofi-miyotoni-hedefleme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 17:17:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[fare modeli]]></category>
		<category><![CDATA[gen tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[genetik araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Kas biyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[kas distrofisi]]></category>
		<category><![CDATA[kas zayıflığı]]></category>
		<category><![CDATA[miyotoni]]></category>
		<category><![CDATA[Miyotonik distrofi]]></category>
		<category><![CDATA[RNA anormallikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/miyotonik-distrofi-miyotoni-hedefleme/</guid>

					<description><![CDATA[Fare modeli verileri, miyotoniyi ortadan kaldırmaya yönelik genetik yaklaşımın kas sertliğini azaltmanın yanı sıra kas dokusundaki bozulmayı ve zayıflık gidişatını da hafifletebileceğini gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kas liflerinde elektriksel uyarılara yanıt verirken ortaya çıkan gecikmiş gevşeme ve kasılma bozuklukları, miyotonik distrofiyle ilişkili en belirgin belirtiler arasında yer alıyor. Yeni bir çalışmada araştırmacılar, miyotoniyi ortadan kaldırmaya yönelik genetik müdahalenin yalnızca sertlik şikâyetlerini azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda kas dokusundaki daha geniş bozulmayı da hafifletebileceğini gösterdi. Bulgular, miyotonik distrofinin deneysel bir fare modelinde “myotoni kaynaklı” etkilerin, kas zayıflığının gidişatını da etkileyebileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Miyotonik distrofide temel sorun, kas dokusunda RNA düzeyindeki anormallikler ve buna bağlı alternatif eşleşme hatalarıyla <a href="https://oncology.com.tr/birlikte-calisan-metaller-akciger-kanseri-kemoresistansini-kiran-yeni-strateji/" title="Birlikte Çalışan Metaller: Akciğer Kanseri Kemoresistansını Kıran Yeni Strateji" data-wpan-internal-link="1">birlikte</a> ilerleyen fonksiyonel bozulmadır. Ancak hastalığa özgü miyotoni hali, kasların gevşemesini geciktiren anormal elektriksel davranışları yansıtır. Bu nedenle birçok araştırmacı, miyotoninin kendisinin de kas hasarını besleyip beslemediğini anlamaya çalışıyor. Eğer miyotoni, kasın metabolizmasını ve kasılma-gevşeme döngüsünü zorlayarak ikincil bir zarar yaratıyorsa, miyotoniyi azaltmak kas patolojisini de dolaylı biçimde iyileştirebilir.</p>
<p>Çalışmada kullanılan yaklaşım, kasın ritmik kasılma gereksinimlerine yanıtını belirleyen kritik düzenleyicilerle bağlantılı bir genetik düzeni hedeflemek üzerine kuruldu. Araştırmacılar, miyotonik distrofiyi taklit eden kas dokusu davranışlarının görüldüğü bir modelde “muscleblind-benzeri” özelliklere sahip bir knockout stratejisi kullandı. Muscleblind proteinleri, miyotonik distrofinin hastalık biyolojisinde önemli rol oynayan RNA düzenleme ağlarının bir parçası olarak biliniyor; bu nedenle modelin, hastalıkta görülen RNA işleme bozukluklarının etkisini deneysel düzeyde yansıtması amaçlandı.</p>
<p>Modelde ana hedef, miyotoniyle ilişkili anormal kas aktivitesini azaltacak şekilde müdahale etmekti. Ekip, miyotoniye yol açan elektrofizyolojik fenotipi ortadan kaldırmaya ya da güçlü biçimde zayıflatmaya <a href="https://oncology.com.tr/insan-ve-fare-korteksinde-dendritleri-karsilastirmaya-odaklanan-yeni-hesaplama-cercevesi/" title="İnsan ve fare korteksinde dendritleri karşılaştırmaya odaklanan yeni hesaplama çerçevesi" data-wpan-internal-link="1">odaklanan</a> bir genetik “müdahale/çıkarma” tasarımı uyguladı. Böylece kas dokusundaki işlevsel düzelmenin miyotoni azaldıkça ortaya çıkıp çıkmadığı test edilebildi. Araştırmanın kilit sorusu, miyotoninin sadece semptomatik bir bulgu olup olmadığı ya da kas hasarıyla nedensel bir bağının bulunup bulunmadığıydı.</p>
<p>Sonuçlar, miyotoninin ortadan kaldırılmasıyla kas distrofisi benzeri tabloda iyileşme görüldüğünü ortaya koydu. Ekip, kas performansı ve kas liflerindeki morfolojik/işlevsel bozulmalar açısından değerlendirmeler yaparak, miyotoni fenotipinin zayıfladığı koşullarda miyopati belirtilerinin gerilediğini raporladı. Bu, hastalığa özgü daha geniş kas patolojisinin tamamen RNA düzenleme ağlarındaki birincil bozuklukla sınırlı olmayabileceği; kasın anormal elektriksel davranışlarının da dokuda “ek yük” yaratabileceği fikrini güçlendiriyor.</p>
<p>Çalışmada teknik olarak dikkat çeken nokta, miyotoniye yönelik genetik baskılamanın kas dokusunda sadece ağrı/sertlik gibi doğrudan belirtileri değil, kasın uzun vadeli dayanıklılığını ve zayıflık yönelimini de etkiliyor gibi görünmesiydi. Miyotoni, tekrarlayan uyarılarda kasılma-gevşeme dengesini bozabildiği için, liflerin kalsiyum dinamiği, enerji kullanımı ve membran stabilitesi üzerinde dolaylı etkiler doğurabilir. Ekip, gözlenen iyileşmenin bu tür ikincil süreçlerle uyumlu olabileceğini düşündü.</p>
<p>Bu bulgular, miyotonik distrofideki tedavi hedeflerinin yalnızca RNA düzeyindeki bozulmayı düzeltmekle sınırlı kalmayabileceğini ima ediyor. Elbette çalışma bir hayvan modeli üzerinde ve klinik uygulamaya geçiş için daha fazla doğrulama gerektiriyor. Bununla birlikte, miyotoniyi azaltmaya yönelik stratejilerin kas hasarını da dolaylı olarak yavaşlatabileceği fikri, hastalığın çok katmanlı doğasını anlamak açısından yeni bir pencere açıyor.</p>
<p>Nat Communications’ta yayımlanan çalışma, miyotoniyle bağlantılı fonksiyonel anormalliklerin, kas distrofisi tablosuna katkı sağlayabileceğine dair mekanistik bir çerçeve sunuyor. Böylece miyotoniyi ortadan kaldırmanın yalnızca belirtileri hafifletmek değil, kas dokusundaki bozulmayı da iyileştirmek açısından biyolojik olarak anlamlı olabileceği vurgulanıyor. Araştırmanın bir sonraki adımı, bu etkinin altında yatan <a href="https://oncology.com.tr/fibrozissiz-engraftman-ve-immunosupresyon-gerektirmeyen-hucresel-implant-tip-1-diyabetinde-yeni-ufuklar/" title="Fibrozissiz Engraftman ve Immunosupresyon Gerektirmeyen Hücresel İmplant: Tip 1 Diyabetinde Yeni Ufuklar" data-wpan-internal-link="1">hücresel</a> mekanizmaların daha ayrıntılı test edilmesi ve farklı model sistemlerinde tekrarlanıp tekrarlanmadığının değerlendirilmesi olacak.</p>
<p>Genel olarak sonuçlar, miyotonik distrofide kas fonksiyonunun korunması için hem RNA işleme ağlarını hem de kasın elektrofizyolojik davranışlarını kapsayan çoklu hedefleme yaklaşımlarına doğru bir gerekçeyi güçlendiriyor. Miyotoni gibi görünürde “semptom” sınıfında ele alınan bir özellik, doğru müdahale ile kas patolojisinin seyrini değiştirebiliyor olabilir; bu da hastalığın biyolojisini daha bütüncül okumayı gerektiriyor.</p>
<p>https://doi.org/10.1038/s41467-026-75243-x</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Article Title</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Article References:</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Sipple, M.T., Hamazaki, S.A., Todorow, V. et al. Elimination of myotonia improves myopathy in a muscleblind-like knockout model of myotonic dystrophy.<br />
Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-75243-x</p>
<p><strong>DOI:</strong> Keywords:</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Sipple, M.T., Hamazaki, S.A., Todorow, V. ve ark. Myotoniyi ortadan kaldırma, myotonik distrofi kasında kas-blind benzeri bir knockout modelinde miyopatinin düzelmesini sağlar. Nat Commun (2026).</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/miyotonik-distrofi-miyotoni-hedefleme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku Düzeni ve Genetik Kod, Alzheimer Riskinde Beklenmedik Bir İşbirliği Gösteriyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/alzheimer-riskinde-uyku-ve-aqp4-geni/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/alzheimer-riskinde-uyku-ve-aqp4-geni/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 05:05:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[AQP4 geni]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel gerileme]]></category>
		<category><![CDATA[genetik araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[genetik varyantlar]]></category>
		<category><![CDATA[glifatik sistem]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejeneratif hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[uyku düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[uyku sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/alzheimer-riskinde-uyku-ve-aqp4-geni/</guid>

					<description><![CDATA[Edith Cowan Üniversitesi araştırması, AQP4 gen varyantları ile uyku düzeninin Alzheimer hastalığının erken beyin değişimlerinde birlikte rol oynadığını ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığının neden bazı kişilerde daha hızlı, bazılarında ise daha yavaş ilerlediği sorusu uzun süredir nörobilimin en karmaşık başlıklarından biri olarak görülüyor. Edith Cowan Üniversitesi’nden bilim insanlarının yeni çalışması, bu farkın yalnızca yaş, yaşam tarzı ya da genel sağlık durumuyla açıklanamayabileceğini; uyku düzeni ile genetik yapının beyin üzerindeki etkilerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Araştırma, özellikle aquaporin-4 ya da AQP4 adı verilen genin bazı varyantlarının, uyku süresi ve kalitesiyle etkileşime girerek Alzheimer ile ilişkili <a href="https://oncology.com.tr/gebelikte-d-vitamini-eksikligi-erken-dogum/" title="Gebelikte Düşük D Vitamini Düzeyleri Erken Doğum Riskini Artırabilir" data-wpan-internal-link="1">erken</a> beyin değişimlerini etkileyebildiğine işaret ediyor.</p>
<p><a href="https://oncology.com.tr/sirolimus-premature-hidrops-tedavisi/" title="Prematüre Yenidoğanlarda Nadiren Görülen Hidrops İçin Sirolimusta Umut Verici Bulgular" data-wpan-internal-link="1">Bulgular</a>, Alzheimer riskine dair uzun zamandır tartışılan “aynı risk profiline sahip görünen kişiler neden <a href="https://oncology.com.tr/kamu-destekli-evde-bakim-modelleri/" title="Altı Ülkede Kamu Destekli Evde Bakımın Farklı Yolları Masada" data-wpan-internal-link="1">farklı</a> seyirler gösteriyor?” sorusuna yeni bir çerçeve sunuyor. Çalışma kesin bir neden-sonuç zinciri kurmaktan ziyade, genetik yatkınlık ile uyku davranışlarının birlikte, beynin yapısı ve işlevi üzerinde ölçülebilir izler bırakabildiğini ortaya koyuyor. Bu yönüyle araştırma, ileride daha kişiselleştirilmiş koruyucu stratejilerin geliştirilmesine zemin hazırlayabilecek nitelikte.</p>
<p>AQP4 geni, beyinde omurilik sıvısının akışını düzenleyen önemli bir proteinle ilişkili. Bu protein, beynin atık temizleme sistemlerinden biri olan glifatik sistemin işleyişinde kritik rol oynuyor. Glifatik sistem özellikle uyku sırasında daha etkin çalışarak beta-amiloid ve tau gibi Alzheimer’ın temel patolojik belirteçleri arasında yer alan proteinlerin uzaklaştırılmasına yardımcı oluyor. Bu nedenle uyku kalitesinin bozulması ya da uyku süresinin kısalması, teorik olarak beynin bu temizleme kapasitesini zayıflatabiliyor. Araştırmanın temel önemi de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Aynı uyku eksikliği, bazı genetik profillere sahip kişilerde çok daha belirgin biyolojik sonuçlar yaratabiliyor.</p>
<p>Bilim insanları, AQP4 geninin yaygın 13 varyantını sistematik biçimde inceledi ve katılımcıların kendi bildirdikleri uyku alışkanlıklarını bu genetik bilgilerle birlikte değerlendirdi. Çalışmada gelişmiş nörogörüntüleme yöntemleri ve uzunlamasına bilişsel değerlendirmeler kullanılarak, farklı genetik profillerin uyku süresi ve uyku kalitesiyle nasıl etkileşime girdiği incelendi. Bu yaklaşım, yalnızca genetik riskin ya da yalnızca yaşam tarzı verilerinin değil, ikisinin kesişim noktasının daha anlamlı olabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri, belirli AQP4 varyantlarına sahip ve daha kısa uyuduğunu bildiren bireylerde Alzheimer’la ilişkili erken beyin değişimlerinin daha belirgin görünmesiydi. Bu erken değişimler, ileride ortaya çıkabilecek bilişsel gerileme için bir zemin oluşturabilecek beyin yapısı ve işlevindeki farklılıkları kapsıyor. Ancak uzmanlar bu tür bulguların, “kısa uyku doğrudan Alzheimer’a yol açar” şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurguluyor. Çalışma, kontrollü deneysel bir tedavi denemesi değil; genetik ve davranışsal etkenlerin birlikte nasıl işlediğini gösteren dikkatli bir ilişki analizi.</p>
<p>Bu bulguların önemi, Alzheimer araştırmalarının giderek daha fazla kişiselleştirilmiş sağlık yaklaşımına yönelmesiyle de bağlantılı. Geleneksel risk değerlendirmeleri çoğu zaman yaş, aile öyküsü ve bazı biyolojik belirteçlere dayanıyor. Oysa bu çalışma, uyku gibi günlük yaşamla doğrudan ilişkili bir faktörün, bazı genetik alt gruplarda çok daha kritik olabileceğini düşündürüyor. Başka bir deyişle, aynı uyku alışkanlıkları herkeste aynı biyolojik sonuçları doğurmuyor olabilir.</p>
<p>Glifatik sistem üzerine yapılan araştırmalar son yıllarda artmış durumda ve bu sistemin, uyku ile beyin sağlığı arasındaki bağlantının merkezinde yer aldığı düşünülüyor. Uyku sırasında beynin atık temizleme süreçlerinin daha verimli işlemesi, Alzheimer’a yol açan protein birikimlerinin azaltılmasında önemli olabilir. AQP4 geninin bu sıvı akışını düzenleyen mekanizmalardaki rolü nedeniyle, genetik varyasyonların glifatik işleyişi değiştirmesi mantıklı bir biyolojik açıklama sunuyor. Edith Cowan Üniversitesi ekibinin çalışması da bu biyolojik mantığı insan verileriyle destekleyen nadir araştırmalardan biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Buna karşın, sonuçların klinik kullanıma dönüşmesi için daha fazla çalışma gerekiyor. Katılımcıların uyku bilgilerinin kendi beyanlarına dayanması, sonuçların dikkatle yorumlanmasını gerektiriyor. Ayrıca araştırma, tek başına bir tanı aracı sunmuyor ve bireysel riskin kesin olarak hesaplanabileceği bir test anlamına gelmiyor. Yine de elde edilen veriler, Alzheimer’ın yalnızca tek bir faktörle açıklanamayacağını, genler ve yaşam alışkanlıklarının birlikte değerlendirilmesinin giderek daha önemli hale geldiğini güçlü biçimde gösteriyor.</p>
<p>Uzmanlara göre bu tür çalışmaların en büyük katkısı, riskin sabit ve değişmez olmadığını hatırlatması. Genetik miras değiştirilemese de uyku düzeni gibi çevresel ve davranışsal etkenler, bazı kişiler için daha güçlü bir korunma alanı sağlayabilir. Elbette bu, uyku iyileştirmenin Alzheimer’ı önleyeceği anlamına gelmiyor; ancak beyin sağlığını destekleyen stratejiler arasında uyku kalitesinin merkezi bir yer tuttuğunu yeniden doğruluyor.</p>
<p>Sonuç olarak Edith Cowan Üniversitesi’nin araştırması, AQP4 gen varyantları ile uyku düzeni arasındaki etkileşimin, Alzheimer ile ilişkili erken beyin değişimlerini şekillendirebildiğini göstererek alandaki önemli bir boşluğu dolduruyor. Çalışma, genetik ve yaşam tarzı verilerini bir arada ele alan daha hassas bir araştırma yaklaşımının gerekliliğini ortaya koyarken, gelecekte risk sınıflandırmasının da daha kişiselleştirilmiş hale gelebileceğine işaret ediyor. Alzheimer’ın biyolojisi karmaşık olmaya devam etse de, bu çalışma uykunun ve genetik mimarinin birlikte okunmasının hastalığı anlamada yeni bir yol açabileceğini gösteriyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Evidence for direct and sleep-moderated relationships between aquaporin-4 genetic variants and Alzheimer’s disease phenotypes</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Alzheimer hastalığı, aquaporin-4, AQP4 geni, uyku, glifatik sistem, nörodejenerasyon, beyin atrofisi, genetik, bilişsel gerileme, hassas sağlık, nörogörüntüleme, yaşam tarzı müdahalesi</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/alzheimer-riskinde-uyku-ve-aqp4-geni/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pakistan’dan 173 Bin Genomluk Veri Seti, Hastalık Genetiği ve İlaç Hedefleri İçin Yeni İpuçları Verdi</title>
		<link>https://oncology.com.tr/pakistan-genom-analizi-hastalik-genetigi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/pakistan-genom-analizi-hastalik-genetigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 23:20:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[genetik araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[genom analizi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[homozigot işlev kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç keşfi]]></category>
		<category><![CDATA[kolesterol genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik gen varyantları]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus genomikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/pakistan-genom-analizi-hastalik-genetigi/</guid>

					<description><![CDATA[Pakistan’dan 173.303 genomun analizi, homozigot işlev kaybı varyantlarıyla kolesterol, obezite ve genlerin insan biyolojisindeki rolünü detaylandırdı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pakistan Genome Resource (PGR) kapsamında analiz edilen 173.303 ekzom ve genom, insan genetiğinde nadir görülen ama biyolojik açıdan son derece öğretici bir pencere açtı. Nature’da yayımlanan çalışma, homozigot loss-of-function (homLoF) yani her iki kopyada da işlev kaybına yol açan varyantların etkilerini olağanüstü bir çözünürlükle <a href="https://oncology.com.tr/kolorektal-kanser-demir-metabolizmasi/" title="Kolorektal Tümörlerin Demir Bağımlılığını Açıklayan Yeni Mekanizma Ortaya Çıktı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> koyarak, hem hastalık genetiğine hem de ilaç hedefi doğrulamasına ilişkin önemli bulgular sundu. Araştırma, büyük ölçekli nüfus genomikleri ile klinik fenotiplemenin birlikte kullanılmasının, tek tek genlerin insan fizyolojisindeki rolünü anlamada ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gösterdi.</p>
<p>İşlev kaybı oluşturan varyantlar, bir genin ya da onun ürününün işlevini azaltabildiği ya da tamamen ortadan kaldırabildiği için biyomedikal araştırmalarda uzun süredir özel ilgi görüyor. Özellikle homozigot durumda, bu değişiklikler genin yokluğunda insan organizmasının nasıl tepki verdiğine dair doğrudan kanıt sağlayabiliyor. PGR verileri, bu açıdan yalnızca hastalıklarla ilişkili genleri doğrulamakla kalmadı; aynı zamanda bazı genlerin baskılanmasının teorik olarak güvenli ya da terapötik açıdan yararlı olup olmayacağına dair somut insan verileri de üretti. Bu durum, özellikle ilaç geliştirme süreçlerinde hayvan modelleriyle insan biyolojisi arasındaki farkların daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<p>Çalışmada, daha önce bilinen pek çok fenotip-gen ilişkisi yeniden doğrulandı. LDLR geninde homozigot işlev kaybı mutasyonları olan bireylerde hiperkolesterolemi ile uyumlu bulgular gözlendi. LPL varyantları yüksek trigliserid düzeyleriyle ilişkilendirildi. Buna karşılık ANGPTL3 ve APOB homLoF taşıyıcılarında kolesterol ve trigliserid profillerinin belirgin biçimde daha düşük olduğu bildirildi. Bu sonuçlar, lipid metabolizmasında görev alan genlerin insanlarda ne ölçüde etkili olduğunu ve bazı genlerin işlev kaybının metabolik profili nasıl değiştirebildiğini destekliyor. Aynı zamanda, bu genlerin ilaç hedefi olarak değerlendirilmesinde güvenlik ve etkinlik sorularının insan verisiyle test edilebileceğini gösteriyor.</p>
<p>Metabolik sonuçlar yalnızca lipit düzeyleriyle sınırlı değildi. ADCY3, POMC, MC4R ve MRAP2 gibi genlerdeki homLoF varyantları obezite fenotipleriyle ilişkilendirildi. Bu gözlemler, iştah düzenlenmesi ve enerji dengesi üzerinde etkili olan biyolojik yolların insanlarda ne kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle bu tür genlerdeki işlev kaybı, kilo regülasyonunun genetik mimarisine dair <a href="https://oncology.com.tr/beyin-metastazlarinda-radyoterapi-bagisiklik/" title="Beyin Metastazlarında Radyasyonun Bağışıklık Üzerindeki Etkisi Sandıktan Daha Güçlü Çıktı" data-wpan-internal-link="1">güçlü</a> kanıtlar sunuyor. PGR’nin ayrıntılı fenotipleme yaklaşımı, bu ilişkilerin tesadüfi değil, tutarlı ve klinik olarak anlamlı olabileceğini destekleyen bir çerçeve sağladı.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici bölümlerinden biri, nörodejenerasyon ve özellikle Parkinson hastalığıyla ilişkilendirilen LRRK2 geni oldu. LRRK2, gen kazanımına yol açan bazı varyantlarla Parkinson riskini artırmasıyla biliniyor. Bu nedenle genin işlev kaybının insanlarda nasıl bir tablo oluşturduğu uzun süredir ilgi çekiyordu. Araştırmada, iki PGR katılımcısında homozigot LRRK2 protein işlev kaybı varyantları saptandı ve bu bireylerde erken evre böbrek hastalığı gözlendi. Buna karşın heterozigot taşıyıcılarda aynı fenotipin görülmediği bildirildi. Bu bulgu, LRRK2’nin <a href="https://oncology.com.tr/tat-koku-genleri-beslenme-saglik/" title="Tat ve Koku Genleri, Sadece Damak Zevkini Değil Sağlık Risklerini de Şekillendiriyor" data-wpan-internal-link="1">sadece</a> sinir sistemiyle değil, böbrek biyolojisiyle de ilişkili olabileceğine işaret ederken, olası LRRK2 hedefli ilaçların güvenlik profilinin insan verileriyle dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini de düşündürüyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Genomic analysis of homozygous loss-of-function variants in the Pakistan Genome Resource and their implications for human disease and drug target validation.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Analysis of 173,303 exomes and genomes in the Pakistan Genome Resource.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Koch, C., Khalid, S., Khan, M.Z. et al. Analysis of 173,303 exomes and genomes in the Pakistan Genome Resource. Nature (2026). https://doi.org/10.1038/s41586-026-10667-5</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41586-026-10667-5</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/pakistan-genom-analizi-hastalik-genetigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet İlacı Hedeflerindeki Genetik İzler Parkinson Riskine Işık Tutuyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/diyabet-ilaclari-parkinson-genetik-baglanti/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/diyabet-ilaclari-parkinson-genetik-baglanti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 09:32:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyobank verileri]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[dopamin nöronları]]></category>
		<category><![CDATA[DPP-4]]></category>
		<category><![CDATA[genetik araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[genetik varyantlar]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 reseptör agonisti]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 reseptörü]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejeneratif hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Parkinson hastalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/diyabet-ilaclari-parkinson-genetik-baglanti/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni genetik araştırma, diyabet ilaçlarının hedeflediği genetik yapılar ile Parkinson hastalığı riski ve başlangıç yaşı arasındaki önemli ilişkiyi ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir araştırma, diyabet tedavisinde kullanılan ilaçların hedef aldığı genetik yapılar ile Parkinson hastalığının gelişme riski ve başlama yaşı arasında dikkat çekici bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Vincze, Szwajda, Ploner ve çalışma arkadaşlarının yürüttüğü çalışma, metabolik hastalıklar ile nörodejeneratif süreçler arasındaki bağın yalnızca klinik düzeyde değil, genetik düzeyde de izlenebileceğini gösteren önemli bulgular sunuyor.</p>
<p>Parkinson hastalığı, beynin özellikle hareket kontrolünden sorumlu bölgelerinde dopamin üreten nöronların kaybıyla seyreden, ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık olarak biliniyor. Titreme, yavaşlama ve kas sertliği gibi motor belirtiler en çok dikkat çeken bulgular olsa da, hastalığın kökeni çok daha karmaşık. Genetik yatkınlık, çevresel etkenler ve yaşa bağlı biyolojik değişimler uzun süredir Parkinson’un ortaya çıkışında rol oynayan unsurlar arasında sayılıyor. Ancak diyabet ile Parkinson arasındaki epidemiyolojik bağlantı, şimdiye kadar bu ilişkinin moleküler düzeyde nasıl kurulabildiğine dair sınırlı ipucu veriyordu.</p>
<p>Bu çalışmanın dikkat çekici yanı, araştırmacıların Parkinson riskini değerlendirirken doğrudan antidiabetik ilaçların hedeflediği genlere odaklanması oldu. Ekip, geniş biyobanka verilerini ve genom çapında ilişkilendirme yaklaşımını kullanarak, glukoz metabolizmasını düzenleyen proteinlerdeki genetik varyasyonların Parkinson ile nasıl kesiştiğini inceledi. Böylece, hastalığın yalnızca sinir sistemiyle değil, aynı zamanda metabolik yollarla da bağlantılı olabileceğine dair daha somut bir genetik çerçeve oluşturuldu.</p>
<p>Araştırmada özellikle GLP-1 reseptörü ve DPP-4 gibi, klinikte yaygın kullanılan bazı diyabet ilaçlarının etkilediği hedefler öne çıktı. GLP-1, kan şekeri kontrolünde yer alan önemli bir hormonal yolakla ilişkilidir; DPP-4 ise bu sistemin düzenlenmesinde görev alan enzimlerden biridir. Çalışma, bu hedefler etrafında bulunan genetik farklılıkların Parkinson hastalığına yatkınlık ve hastalığın başlama zamanı üzerinde anlamlı etkiler gösterebileceğini işaret ediyor. Bu bulgu, diyabet tedavisinin hedef biyolojisi ile beyin sağlığı arasındaki ilişkinin daha önce düşünüldüğünden daha derin olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Bilim insanları için bu sonuçlar birkaç nedenle önemli. İlk olarak, Parkinson’un tek bir yolakla açıklanamayacak kadar karmaşık olduğunu yeniden hatırlatıyor. Hastalıkla ilişkilendirilen genetik işaretlerin bir kısmı, doğrudan dopamin nöronlarıyla bağlantılı süreçlere işaret ederken, bir kısmı <a href="https://oncology.com.tr/sepsiste-bagirsak-mikrobiyomu-etkisi/" title="Bağırsak mikrobiyomu sepsiste ölümcül bağışıklık taşmasını nasıl etkiliyor?" data-wpan-internal-link="1">bağışıklık</a> yanıtı, <a href="https://oncology.com.tr/b12-folat-homosistein-kronik-yorgunluk/" title="Yorgunluğun Görünmeyen Bağlantısı: B12, Folat ve Homosistein Üzerine Yeni Bulgular" data-wpan-internal-link="1">enerji metabolizması</a> ve hücresel stres mekanizmalarıyla ilişkili olabiliyor. Diyabet ilaç hedeflerine uzanan bu yeni genetik bağlantı, metabolik düzen ile nörodejenerasyonun düşündüğümüzden daha fazla iç içe geçmiş olabileceğini gösteriyor.</p>
<p>İkinci olarak, yaşa özgü farkların önemine dikkat çekiyor. Parkinson’un ne zaman başladığı, hastalığın seyri ve klinik etkisi açısından belirleyici bir unsur. Genetik varyasyonların yalnızca hastalığa yakalanma riskini değil, aynı zamanda ilk belirtilerin ortaya çıkma zamanını da etkileyebildiğinin gösterilmesi, kişiselleştirilmiş risk değerlendirmeleri açısından değer taşıyor. Bu tür veriler, gelecekte hangi bireylerin daha yakın izlem gerektirebileceğini anlamada yardımcı olabilir. Ancak araştırmacılar açısından bu, bir tedavi önerisinden çok, biyolojik ilişkiyi çözmeye dönük bir adım olarak görülmeli.</p>
<p>Çalışmanın yöntemi de bulguların yorumlanmasında kritik rol oynuyor. GWAS temelli yaklaşım, çok büyük veri kümelerinde belirli genetik işaretlerin hastalıkla istatistiksel ilişkisini saptamaya dayanıyor. Bu yöntem güçlü olsa da, saptanan ilişkinin doğrudan neden-sonuç anlamına gelmediği unutulmamalı. Yani bir genetik varyant ile Parkinson riski arasında bağ bulunması, o varyantın hastalığa tek başına yol açtığı anlamına gelmiyor. Yine de bu tür çalışmalar, daha sonra yapılacak hücresel deneyler, klinik analizler ve mekanistik araştırmalar için önemli başlangıç noktaları sunuyor.</p>
<p>Bulgular, klinik pratik açısından da temkinli bir heyecan yaratıyor. Son yıllarda bazı antidiabetik ilaçların nörodejeneratif hastalıklarda potansiyel rolü üzerine yoğun ilgi bulunuyor. Özellikle metabolizma ile beyin arasında olası çapraz etkiler, ilaç yeniden konumlandırma çalışmalarını da hızlandırmış durumda. Bununla birlikte, bu yeni genetik veriler herhangi bir ilacın Parkinson’u önlediğini ya da tedavi ettiğini göstermiyor. Araştırmanın asıl katkısı, hangi biyolojik hedeflerin daha yakından incelenmesi gerektiğine işaret etmesi ve ilaç etkilerinin neden bazı kişilerde farklı sonuçlar doğurabileceğini açıklamaya yaklaşması.</p>
<p>Parkinson hastalığı ile diyabet arasındaki bağlantı, yalnızca iki ayrı hastalığın ortak risk profilini değil, hücre enerjisi, insülin sinyali ve sinir hücresi dayanıklılığı gibi temel biyolojik süreçleri de gündeme taşıyor. Vincze ve arkadaşlarının <a href="https://oncology.com.tr/yaslanmada-mtdna-mutasyonlari-genetik-baglantilar/" title="Yaşla Biriken mitokondriyal DNA Hatalarının Kaynağına Dair Nature Çalışması Yeni İpuçları Verdi" data-wpan-internal-link="1">çalışması</a>, bu alanlardaki genetik kesişimleri görünür kılarak nörodejeneratif hastalıkların anlaşılmasında metabolik eksenin önemini güçlendiriyor. Araştırma, Parkinson’un biyolojik haritasını daha ayrıntılı çizebilmek için genetik, metabolik ve klinik verilerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyan bir örnek olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Uzmanlar açısından bir sonraki adım, bu genetik sinyallerin biyolojik etkilerini laboratuvar ortamında doğrulamak ve söz konusu hedeflerin sinir hücrelerinde nasıl davrandığını daha ayrıntılı incelemek olacak. Şimdilik çalışma, diyabet ilaç hedefleri ile Parkinson riski arasında kurulan genetik köprünün, nörodejeneratif hastalık araştırmalarında yeni sorular doğurduğunu net biçimde gösteriyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Genetic variations in antidiabetic drug targets and their association with Parkinson’s disease risk and age at onset</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Genetic variation in antidiabetic drug targets: associations with Parkinson’s disease risk and age at onset</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Vincze, K., Szwajda, A., Ploner, A. et al. Genetic variation in antidiabetic drug targets: associations with Parkinson’s disease risk and age at onset. npj Parkinsons Dis. 12, 127 (2026). https://doi.org/10.1038/s41531-026-01398-5</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41531-026-01398-5</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/diyabet-ilaclari-parkinson-genetik-baglanti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Huntington Hastalığında DNA’daki Çift Zincir Kırıkları Hastalığın Yıkıcı Etkisini Körüklüyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/huntington-dna-cift-zincir-kiriklari/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/huntington-dna-cift-zincir-kiriklari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 07:47:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[DNA çift zincir kırıkları]]></category>
		<category><![CDATA[DNA hasarı]]></category>
		<category><![CDATA[fare modeli]]></category>
		<category><![CDATA[genetik araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[genetik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Huntington hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[mutant huntingtin]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejeneratif hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nöronal toksisite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/huntington-dna-cift-zincir-kiriklari/</guid>

					<description><![CDATA[Huntington hastalığında nöronal toksisite, DNA’daki çift zincir kırıklarının tetikleyici rolüyle ortaya çıkıyor. Somatik genişlemeden bağımsız bu bulgu hastalık mekanizmasını yeniden şekillendiriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Huntington hastalığının nasıl ilerlediğine dair yerleşik görüşler, son yıllarda genetik düzeydeki yeni bulgularla yeniden şekilleniyor. Nature Communications’ta yayımlanan yeni bir çalışma, hastalığın sinir hücrelerine verdiği zararda DNA’daki çift zincir kırıklarının sanıldığından çok daha merkezi bir rol oynadığını gösterdi. Polyzos, Cheong, Yoo ve çalışma arkadaşlarının yürüttüğü araştırma, mutant huntingtin geninde görülen somatik genişlemenin tek başına açıklayıcı olmadığını; DNA hasarının, genişleme olup olmadığına bakılmaksızın nöronal toksisiteyi tetikleyebildiğini ortaya koydu.</p>
<p>Huntington hastalığı, HTT genindeki CAG tekrar dizisinin uzamasıyla ortaya çıkan kalıtsal bir nörodejeneratif bozukluk olarak biliniyor. Uzamış CAG dizisi, protein içinde anormal derecede uzun bir poliglutamin zinciri oluşmasına yol açıyor ve bu durum özellikle hareket, biliş ve davranışla ilişkili <a href="https://oncology.com.tr/meg-makine-ogrenmesi-parkinson-tani/" title="MEG ile Parkinson’un Beyin İmzaları Daha Net Yakalandı" data-wpan-internal-link="1">beyin</a> bölgelerinde ilerleyici hasara neden oluyor. Uzun süredir araştırmacılar, hastalık dokularında zaman içinde CAG tekrarlarının daha da artması anlamına gelen somatik genişlemeyi, kötüleşen tabloyu açıklayan başlıca süreçlerden biri olarak değerlendiriyordu. Ancak yeni bulgular, bu çerçevenin tek başına yeterli olmadığını düşündürüyor.</p>
<p>Araştırma ekibi, Huntington hastalığının iyi tanımlanmış bir fare modelinde genetik ve moleküler araçları kullanarak DNA onarımı, somatik genişleme ve nöronal stres arasındaki ilişkileri ayırmaya çalıştı. Elde edilen sonuçlar, çift zincir kırıklarının, mutant huntingtin taşıyan nöronlarda toksisiteyi başlatmak veya hızlandırmak için yeterli olabildiğini gösterdi. Bu etki, somatik genişleme süreçlerinin aktif olup olmadığına bağlı görünmüyordu. Başka bir deyişle, DNA’nın iki ipliğinin birden kırılması, hastalık biyolojisinde sadece eşlik eden bir hasar değil, doğrudan zararlı bir itici güç olabilir.</p>
<p>Çift zincir kırıkları hücreler için son derece kritik hasarlardır. Tek iplikli hasarlar çoğu zaman daha kolay onarılabilirken, çift zincir kırıkları genom bütünlüğünü tehdit eder ve hücreyi çok daha ağır bir stres yanıtına zorlar. Sinir <a href="https://oncology.com.tr/cd8-t-hucreleri-ateroskleroz-rolu/" title="Kalpteki Bağışıklık İmzası: CD8+ T Hücreleri Aterosklerozun Yeni Aktörü Olarak Öne Çıkıyor" data-wpan-internal-link="1">hücreleri</a> ise bölünmeyen, uzun ömürlü ve yüksek enerji ihtiyacı olan hücreler oldukları için bu tür hasarlara özellikle hassastır. Beyin dokusunda DNA onarım süreçlerinin aksaması, yalnızca mutasyon birikimine değil, aynı zamanda hücresel işlevlerin bozulmasına ve nihayetinde hücre ölümüne de katkıda bulunabilir. Çalışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, Huntington hastalığında daha önce ağırlık verilen tekrar genişlemesi modelinin yanına DNA hasarı ve onarım mekanizmalarını güçlü bir şekilde yerleştirmesi oldu.</p>
<p>Yazarlar, somatik genişlemeyi etkileyen etmenleri değiştirerek ve DNA onarım yollarıyla ilişkili mutasyonları kullanarak, toksisitenin hangi koşullarda arttığını ayrıntılı biçimde inceledi. Bu yaklaşım, mutant huntingtin’in neden olduğu zararın yalnızca tekrar dizisinin büyümesiyle açıklanamayacağını, hücrenin DNA hasarına verdiği cevabın da belirleyici olduğunu ortaya koydu. Bulgular, DNA çift zincir kırıklarının birikmesinin nöronal işlev kaybını kolaylaştırabileceğine ve hastalığın moleküler temelinde beklenenden daha erken bir aşamada devreye girebileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Bu sonuçlar, Huntington hastalığında tedavi stratejilerinin de yeniden düşünülmesini gerektirebilir. Bugüne kadar geliştirilen birçok yaklaşım, mutant huntingtin proteininin üretimini azaltmaya, CAG tekrarlarının davranışını sınırlamaya veya genetik düzeltmeye odaklandı. Yeni çalışma ise DNA hasar yanıtı yollarının da potansiyel bir müdahale alanı olabileceğini gösteriyor. Elbette bu, doğrudan klinik bir tedavi seçeneğinin ortaya çıktığı anlamına gelmiyor. Ancak bulgular, nöronlarda DNA onarımını düzenleyen mekanizmaların hastalık sürecinin önemli bir parçası olabileceğini ve gelecekte ilaç geliştirme çalışmalarında dikkate alınması gerektiğini düşündürüyor.</p>
<p>Huntington hastalığında DNA hasarının rolü, nörodejenerasyon araştırmalarında daha geniş bir eğilimi de yansıtıyor. Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklarda da DNA onarımı, genomik stabilite ve hücresel stres yanıtlarının sinir hücresi kaybıyla ilişkili olabileceğine dair kanıtlar artıyor. Bu yeni çalışma, Huntington hastalığında da benzer bir biyolojik eksenin bulunduğunu ve genom hasarının yalnızca sonuç değil, hastalık sürücüsü olabileceğini destekliyor. Özellikle uzun ömürlü nöronlarda biriken çift zincir kırıkları, hastalığın ilerleyici doğasını açıklamada önemli bir parça sunuyor.</p>
<p>Yine de araştırmanın klinik yorumunda dikkatli olmak gerekiyor. Bulgular, bir fare modelinden elde edildi ve insan hastalığındaki süreçlerin tüm ayrıntıları birebir aynı olmak zorunda değil. Buna rağmen çalışma, hastalığın moleküler patogenezine dair uzun süredir süren tartışmada güçlü bir veri sunuyor. Somatik genişleme ile DNA hasarı arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması, Huntington hastalığının neden bazı hücre tiplerinde daha ağır seyrettiğini anlamaya da yardımcı olabilir. Bu da ileride daha seçici, mekanizmaya dayalı tedavilerin geliştirilmesini kolaylaştırabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, bu bulgular Huntington hastalığı alanında önemli bir bakış açısı değişimine işaret ediyor. DNA çift zincir kırıkları, mutant huntingtin kaynaklı toksisitenin pasif bir eşlikçisi değil; sinir hücrelerinin hayatta kalmasını tehdit eden temel unsurlardan biri olabilir. Araştırma, hastalığın yalnızca tekrar DNA’sının genişlemesi üzerinden değil, aynı zamanda DNA onarım sistemlerinin kırılganlığı üzerinden de anlaşılması gerektiğini <a href="https://oncology.com.tr/yaslilarda-dijital-saglik-okuryazarligi/" title="Yaşlılıkta Dijital Sağlık Okuryazarlığına Kimler Daha Kolay Ulaşıyor? Yeni Araştırma Farklılıkları Ortaya Koyuyor" data-wpan-internal-link="1">ortaya koyuyor</a>.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Huntington’s disease pathogenesis, neuronal DNA damage mechanisms</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Double strand breaks drive toxicity in a Huntington’s disease mouse model with or without somatic expansion</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Polyzos, A.A., Cheong, A., Yoo, J.H. et al. Double strand breaks drive toxicity in a Huntington’s disease mouse model with or without somatic expansion. Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-72382-z</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/huntington-dna-cift-zincir-kiriklari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
