<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>depresyon ve anksiyete &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/depresyon-ve-anksiyete/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 16 Jul 2026 02:47:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>depresyon ve anksiyete &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>GLP-1 ilaçları bırakıldıktan sonra depresyon ve anksiyete riskinde artış sinyali: büyük kohort çalışması</title>
		<link>https://oncology.com.tr/glp-1ra-bakirimi-depresyon-anksiyete/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/glp-1ra-bakirimi-depresyon-anksiyete/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 02:47:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon ve anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1 reseptör agonisti]]></category>
		<category><![CDATA[GLP-1RA]]></category>
		<category><![CDATA[kohort çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavinin kesilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[tip 2 diyabet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/glp-1ra-bakirimi-depresyon-anksiyete/</guid>

					<description><![CDATA[Büyük kohort çalışması, tip 2 diyabette GLP-1RA tedavisinin kesilmesinin ardından depresyon ve anksiyete bozukluğu riskinde artış sinyalini değerlendiriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tip 2 diyabet tedavisinde sık kullanılan GLP-1 reseptör agonistleri (GLP-1RA) için psikiyatrik güvenlik konusu yeni bir boyut kazandı. Daha önce aktif tedavi döneminde depresyon ve anksiyete üzerindeki etkilerin tutarsız sonuçlar verdiği bildirilmişti. Yeni büyük ölçekli bir kohort analiziyse odağını, bu ilaçların bırakıldığı dönemde neler olabileceğine çevirdi ve tedavinin kesilmesinin ardından depresyon ve anksiyete bozuklukları tanılarının görülme sıklığında artışa işaret eden bir ilişki buldu.</p>
<p>Çalışma, “Shanghai Hospital Link Database” kapsamında toplanan verilerle yürütüldü. Araştırmacılar, tip 2 diyabet tanılı ve GLP-1RA kullanan çok sayıda kişiyi izleyerek depresif bozukluklar ile anksiyete bozukluklarına ilişkin olayları takip etti. Kritik nokta, sadece ilaç kullanımının sürdüğü zaman aralığını değil, aynı zamanda GLP-1RA tedavisinin kesilmesinden sonraki dönemi de ayrı biçimde değerlendirmeye almalarıydı. Böylece, psikiyatrik sonuçların tedavi devam ederken mi yoksa bırakıldıktan sonra mı daha belirginleştiğini ayırt etmeye yönelik daha doğrudan bir çerçeve oluşturuldu.</p>
<p>Analizde karşılaştırma amacıyla iki farklı antidiabetik ilaç sınıfı da kontrol grupları olarak dahil edildi. Dipeptidil peptidaz-4 inhibitörleri (DPP4i) ve sodyum–glukoz kotransporter-2 inhibitörleri (SGLT2i) araştırmaya dahil edilerek, gözlenen olası değişimlerin yalnızca diyabetin genel gidişatıyla mı yoksa belirli bir tedavi stratejisine özgü olup olmadığına dair bir perspektif sağlanması hedeflendi. Bu karşılaştırmalı yaklaşım, gözlemsel çalışmalarda sık görülen “tedavi seçimi” ve “hastalık şiddeti” gibi etkenlerin etkisini azaltmaya dönük bir tasarım mantığı taşıyor.</p>
<p>Sonuçlar, GLP-1RA tedavisi aktifken depresyon ve anksiyete bozukluklarının gelişimine dair önceki literatürde görülen karmaşayı yeniden gündeme getirirken; asıl dikkat çekici bulgunun ilaç bırakıldıktan sonraki dönemde ortaya çıktığı yönündeki sinyaldir. Çalışmanın verileri, GLP-1RA <a href="https://oncology.com.tr/timeless-geni-alternatif-eklenme-kis-sirkadiyen/" title="Moleküler “kış freni”: Circadian saat geninin farklı kesilmesi mevsimsel davranışı ayarlıyor" data-wpan-internal-link="1">kesilmesi</a> ile depresyon ve anksiyete bozukluğu görülme riski arasında bir bağlantı olabileceğini düşündürüyor. Bununla birlikte araştırmanın doğası gereği, bu ilişki bulgusunun nedensellik anlamına gelmediği; gözlemlenen farklılıkların tedaviyi bırakmaya yol açan klinik koşullar, komorbid hastalıklar, metabolik dalgalanmalar ya da takip zamanındaki diğer değişkenler gibi çok sayıda faktörden etkilenebileceği vurgulanıyor.</p>
<p>İlacın bırakılmasıyla psikiyatrik belirtilerde artış olasılığı, araştırma tasarımının neden “kesilme sonrası dönem”e odaklandığını da açıklıyor. Çünkü aktif tedavi sürecinde kilo değişimi, kan şekeri dalgalanmaları, yaşam tarzı hedefleri ve tedaviye uyum gibi çok sayıda dinamik aynı anda ilerleyebiliyor. Tedavinin kesilmesiyle bu dinamiklerin bir kısmı değiştiğinde, psikiyatrik sonuçların zaman içinde farklı bir örüntü göstermesi mümkün. Bu nedenle, yalnızca “tedavi sırasında” yapılan analizlerin eksik kalabileceği ve kesilme sonrası penceresinin ek bilgi sağlayabileceği düşüncesi çalışmanın yaklaşımına yansımış durumda.</p>
<p>Çalışma ayrıca, kıyas için seçilen DPP4i ve SGLT2i gruplarının da değerlendirmeye dahil edilmesini, bu sinyalin GLP-1RA’ya özgü olabileceği ihtimalini <a href="https://oncology.com.tr/lenalidomid-idame-tedavisi-endurance/" title="ENDURANCE çalışması lenalidomidin “süresiz” idame yaklaşımını tartışmaya açtı" data-wpan-internal-link="1">tartışmaya</a> açan bir unsur olarak konumlandırıyor. Yine de gözlemsel kohort verileriyle elde edilen bulgular, klinik pratikte ilaçların otomatik olarak bırakılmasını ya da değiştirilmesini gerektiren kesin talimatlar olarak yorumlanmamalı. Klinik kararlar; bireyin diyabet kontrolü, eşlik eden hastalıkları, daha önceki ruh sağlığı öyküsü ve tedavinin risk-fayda dengesine göre kişiselleştirilerek verilmelidir.</p>
<p>Bu bulgular, GLP-1RA kullanan ve tedaviyi kesmeyi düşünen hastalarda psikiyatrik belirtilerin yakından izlenmesinin önemine dikkat çekiyor. Araştırma, özellikle kesilme sonrası dönemde depresyon ve anksiyete açısından tetikte olunması gerektiğine dair erken bir uyarı niteliği taşıyor. Klinik rehberler ve <a href="https://oncology.com.tr/aml-epigenetigi-kromatin-erisebilirligi/" title="Tek hücreli epigenetik harita: AML’de kromatin durumları hasta sınırlarını aşıyor" data-wpan-internal-link="1">hasta</a> yönetimi açısından ise, bu ilişkinin hangi mekanizmalarla ortaya çıkabileceğini netleştirecek ek çalışmaların sürmesi gerekiyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> The psychiatric safety and risk of depressive and anxiety disorders associated with GLP-1RA therapy discontinuation in type 2 diabetes patients.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Association of GLP-1RA discontinuation and risk of depressive and anxiety disorders in people with type 2 diabetes: a cohort study.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Zhang, T., He, P., Ji, Y. et al. Association of GLP-1RA discontinuation and risk of depressive and anxiety disorders in people with type 2 diabetes: a cohort study. Nat Metab (2026). https://doi.org/10.1038/s42255-026-01567-z</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s42255-026-01567-z</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/glp-1ra-bakirimi-depresyon-anksiyete/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ruh Sağlığı Tanısında Ezber Bozan Model: HiTOP, Birlikte Görülen Bozuklukların Köklerini Daha İyi Açıklayabilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/hitop-modeli-ruh-sagligi-tanisi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/hitop-modeli-ruh-sagligi-tanisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 18:41:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte görülen bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon ve anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[DSM eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[DSM sınıflandırma sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[eş tanılı bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[HiTOP modeli]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik tanı modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[psikopatoloji sınıflandırması]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[yeme bozuklukları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/hitop-modeli-ruh-sagligi-tanisi/</guid>

					<description><![CDATA[Kansas Üniversitesi'nin çalışması, DSM'nin sınırlamalarını aşarak HiTOP modelinin ruh sağlığı bozukluklarının karmaşık yapısını daha iyi tanımladığını gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kansas Üniversitesi’nden araştırmacıların yürüttüğü yeni bir çalışma, ruh sağlığı bozukluklarının nasıl sınıflandırıldığına dair uzun süredir hâkim olan yaklaşımı sorguluyor. Journal of Psychopathology and Clinical Science dergisinde yayımlanan araştırma, psikiyatrik belirtileri yalnızca “var” ya da “yok” şeklinde ayıran geleneksel DSM modelinin, depresyon, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu ve yeme bozuklukları gibi durumların karmaşık yapısını tam olarak yansıtamayabileceğini gösteriyor. Araştırma ekibi, bunun yerine psikopatolojiyi boyutsal ve hiyerarşik biçimde ele alan Hierarchical Taxonomy of Psychopathology, yani HiTOP modelinin, birlikte görülen ruh sağlığı sorunlarını anlamada daha açıklayıcı olabileceğini savunuyor.</p>
<p>Çalışmanın merkezinde, psikiyatrik tanının yalnızca bir etiketleme işlemi değil, aynı zamanda tedavi planını yönlendiren klinik bir araç olduğu fikri yer alıyor. DSM uzun yıllardır psikoloji ve psikiyatri pratiğinde temel başvuru kaynağı olarak kullanılıyor. Bu sistemde bir kişi, belirli bir bozukluğun tanı ölçütlerini karşılıyorsa o tanıyı alıyor; karşılamıyorsa o kategorinin dışında bırakılıyor. Ancak Kansas Üniversitesi’nden çalışma lideri ve klinik çocuk psikoloğu Kelsie Forbush’un da işaret ettiği gibi, bu keskin ayrım hastaların yaşadığı belirtilerin gerçek dünyadaki çeşitliliğini ve üst üste binmesini açıklamakta yetersiz kalabiliyor.</p>
<p>Özellikle yeme bozuklukları, bu sınıflandırma sorununun en görünür örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Klinik pratikte aynı tanıyı alan iki kişi, belirtiler, eşlik eden kaygı düzeyi, dürtüsellik, mükemmeliyetçilik ya da duygudurum sorunları bakımından oldukça farklı profiller sergileyebiliyor. DSM’nin kategorik yapısı bu farklılıkları yeterince ayırt edemediğinde, hekimler ve terapistler hastaya özel riskleri ve ihtiyaçları anlamakta zorlanabiliyor. Araştırmacılara göre HiTOP modeli ise belirtileri tek bir kutuya hapsetmek yerine, birbirine bağlı psikopatoloji boyutları boyunca konumlandırarak daha ayrıntılı bir klinik tablo sunuyor.</p>
<p>HiTOP yaklaşımı, ruh sağlığı belirtilerinin çoğu zaman birbirinden bağımsız değil, ortak eğilimler ve üst boyutlar üzerinden kümelendiği fikrine dayanıyor. Bu çerçevede depresyon ve anksiyete gibi bozuklukların sık sık birlikte görülmesi bir istisna değil, psikopatolojinin temel özelliklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Araştırmanın önemli yönlerinden biri de tam olarak bu noktaya odaklanması: birden fazla tanının aynı bireyde neden bir arada ortaya çıktığını açıklayabilecek daha güçlü bir yapı arayışı. Çalışma, özellikle içselleştirme bozuklukları olarak bilinen, kişinin duygusal sıkıntıyı kendi içinde yaşadığı örüntülerin HiTOP içinde daha tutarlı biçimde anlaşılabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Araştırmacılar bu değerlendirmeleri, üniversite öğrencilerinin yanı sıra kısa süre önce askerlikten ayrılmış gazileri de içeren geniş bir örneklem üzerinden yaptı. Bu iki grubun seçilmesi, belirtilerin genç yetişkinlikten travma maruziyeti yüksek nüfuslara kadar farklı yaşam koşullarında nasıl seyrettiğini görme açısından önem taşıyor. Elde edilen bulgular, boyutsal yaklaşımın yalnızca teorik bir alternatif olmadığını, klinik olarak anlamlı örüntüleri daha iyi yakalayabileceğini düşündürüyor. Bu da özellikle farklı tanıların sıklıkla birlikte görüldüğü durumlarda, tanı ile gerçek semptom yapısı arasındaki mesafeyi azaltabilir.</p>
<p>Çalışma, psikiyatride son yıllarda giderek güç kazanan daha kişiselleştirilmiş değerlendirme arayışlarının bir parçası olarak okunuyor. Bir hastanın yalnızca depresyon ya da yalnızca yeme bozukluğu tanısı alması, eşlik eden kaygı düzeyi, stres tepkisi, kaçınma davranışları ya da kişilik özellikleri hakkında yeterli bilgi vermeyebilir. Oysa HiTOP gibi sistemler, bu ortak ve üst üste binen özellikleri daha net bir biçimde haritalamayı amaçlıyor. Bu yaklaşımın savunucularına göre, daha ayrıntılı tanısal çerçeveler hem klinik görüşmeyi hem de tedavi planlamasını daha isabetli hale getirebilir.</p>
<p>Yine de araştırma, DSM’nin bir anda kullanım dışı kalması gerektiğini söylemiyor. Klinik psikoloji ve psikiyatride köklü bir tanı sistemi olan DSM, dünya genelinde araştırma, sigorta, sevk ve tedavi süreçlerinde önemli bir işlev üstlenmeye devam ediyor. Buna karşın, yeni çalışma DSM’nin sınırlarını bilimsel olarak tartışmaya açıyor ve tanı sistemlerinin ruh sağlığı bilimindeki ilerlemeye paralel biçimde evrilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Özellikle eş tanıların sık olduğu depresyon, anksiyete ve yeme bozuklukları gibi alanlarda, daha esnek ve çok katmanlı modellerin değeri giderek daha fazla hissediliyor.</p>
<p>Uzmanlara göre bu tür araştırmaların en önemli katkısı, ruh sağlığı sorunlarını tekil etiketlerden çıkarıp daha gerçekçi bir süreklilik içinde değerlendirmeye zemin hazırlaması. Bu, hastaların deneyimlerini sadeleştirmek yerine daha doğru biçimde anlamayı hedefliyor. Kansas Üniversitesi’ndeki ekip tarafından sunulan bulgular da tam olarak bu tartışmayı güçlendiriyor: Psikiyatrik bozukluklar çoğu zaman birbirinden net çizgilerle ayrılmıyor; aksine ortak temel özellikler, yoğunluk farkları ve klinik örüntüler üzerinden iç içe geçiyor. HiTOP modeli, bu iç içeliği daha görünür kılabilecek bir çerçeve olarak dikkat çekiyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Hierarchical Taxonomy of Psychopathology (HiTOP) versus DSM diagnostic categories in understanding and predicting mental health disorders</p>
<p><strong>Article Title:</strong> New Dimensional Approaches to Psychological Diagnosis Promise More Personalized Care</p>
<p><strong>References:</strong><br />Article published in the Journal of Psychopathology and Clinical Science</p>
<p><strong>Image Credits:</strong> Not specified</p>
<p><strong>Keywords:</strong> HiTOP, DSM, psikopatoloji, ruhsal sağlık tanısı, boyutsal tanı, yeme bozuklukları, içselleştirme bozuklukları, nevrotizm, klinik psikoloji, kişiselleştirilmiş ruh sağlığı bakımı</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/hitop-modeli-ruh-sagligi-tanisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
