<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>COVID-19 &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/covid-19/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Jul 2026 16:41:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>COVID-19 &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Böbrek nakli alıcılarında erken remdesivir, daha uzun vadeli doku kaybı riskini azaltabilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/erken-remdesivir-bobrek-nakli-greft-kaybi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/erken-remdesivir-bobrek-nakli-greft-kaybi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 16:41:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[antiviral tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık baskılanmış hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek nakli]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[Greft kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[klinik çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Remdesivir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/erken-remdesivir-bobrek-nakli-greft-kaybi/</guid>

					<description><![CDATA[JAMA Network Open’daki target trial emulation analizi, COVID-19 tanısı sonrası erken remdesivirin böbrek nakli alıcılarında uzun vadeli greft kaybı riskini azaltabileceğini gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>COVID-19 ile enfekte olmuş böbrek nakli alıcılarında erken dönemde verilen antiviral tedavinin etkisi, hastalığın ilk günlerini aşarak daha uzun vadeli klinik sonuçlara yansıyor olabilir. JAMA Network Open’da yayımlanan hedeflenmiş “target trial emulation” analizi, remdesivirin yetişkin nakil popülasyonunda all-cause graft loss yani tüm nedenlere bağlı greft kaybı riskini azaltmaya yönelik bir sinyal verdiğini bildiriyor.</p>
<p>Araştırmanın odak noktası, randomize klinik çalışmalarda sıkça dışlanan ve bağışıklığı baskılanmış bir hasta grubunu yakından değerlendirmekti. Çalışmada, Maryland’de yer alan beş Johns Hopkins Medicine hastanesinde tedavi gören yetişkinler ele alındı. Katılımcılar, Mart 2020 ile Ocak 2024 arasında COVID-19 tanısı aldı; bu hastaların bir kısmı tanıdan sonraki bir hafta içinde remdesivir aldı, bir kısmı ise antiviral tedavi görmedi.</p>
<p>Analizde, tedavi kararını ve maruziyet süresini daha gerçekçi biçimde karşılaştırmaya yardımcı olmak için dikkatli bir tasarım benimsendi. Remdesivir alan grupta, tedavi süresini “uygun” şekilde yansıtmak amacıyla en az üç ardışık gün remdesivir tamamlamış kişiler dahil edildi. Böylece, kısa süreli veya erken kesilen uygulamaların etkisi olabildiğince azaltılarak, tedaviyi fiilen tamamlayanların klinik seyri incelenmeye çalışıldı.</p>
<p>Araştırmacılar ayrıca başka COVID-19 tedavileri alan hastaları özellikle dışarıda bıraktı. Bu <a href="https://oncology.com.tr/ileri-glikasyon-son-urunleri-age-whi/" title="Low-fat yaklaşımın ötesi: WHI verileriyle AGE’lerin kanser riskine olası etkisi yeniden tartışılıyor" data-wpan-internal-link="1">yaklaşımın</a> amacı, remdesivir dışındaki müdahalelerin sonuçlara karışmasını sınırlamak ve gözlenen olası farkları daha net biçimde remdesivir zamanlamasıyla ilişkilendirebilmeye çalışmaktı. Kaynak metindeki bilgiye göre bu dışlama, karşılaştırmanın saflığını artırmaya dönük metodolojik bir tercih olarak konumlandırıldı.</p>
<p>Çalışma, remdesivir uygulamasının sadece başlangıç dönemiyle sınırlı olmayıp, daha sonraki zaman aralıklarında da greft sağkalımı üzerinde etkisi olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. Hedeflenmiş deneme taklidi (target trial emulation) yaklaşımı, gözlemsel verileri kullanarak randomize bir çalışmaya benzer bir kıyas kurgusu kurmayı amaçlar. Bununla birlikte, bu tür analizler kesin nedensellik iddiasında bulunmaz; eldeki sonuçlar, remdesivirin erken verilmesinin klinik açıdan anlamlı bir katkı sağlayabileceğine dair bir kanıt <a href="https://oncology.com.tr/ertelenmis-kordon-klemplenmesi-oksijen-kalp-etkisi/" title="Ertelemiş kordon klemplenmesinde kalp yanıtı: Oksijen düzeyi ek etkiler mi yaratıyor?" data-wpan-internal-link="1">düzeyi</a> olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>Böbrek nakli alıcıları, COVID-19’un hem solunum sistemi hem de sistemik etkilerine karşı daha savunmasız bir biyolojiye sahip olabilir. Ayrıca bağışıklık baskılayıcı tedavilerin varlığı, hastalığın seyrini ve tedaviye yanıtı değiştirebilmektedir. Bu nedenle, nakil popülasyonlarının çoğu zaman randomize çalışmalarda yeterince temsil edilmemesi, klinik kararlar açısından kritik bir boşluk yaratır. Bu çalışma, doğrudan bu boşluğa yönelik olarak, remdesivir zamanlaması ile daha uzun vadeli greft kaybı arasında ilişki olup olmadığını incelemeye çalışıyor.</p>
<p>Yayımlanan bulguların klinik pratikte nasıl kullanılacağı, hastanın hastalık şiddeti, bağışıklık baskılanmasının düzeyi, eşlik eden tedaviler ve olası yan etki profili gibi pek çok değişkene bağlıdır. Araştırmanın dizaynı, remdesivir alanların tedaviyi yeterli süre tamamlamasını gerektiren bir eşik getirerek analizde daha tutarlı bir maruziyet tanımı sağlamış olsa da, gerçek <a href="https://oncology.com.tr/dunya-hepatit-gunu-2026-avrupada-hepatit-b-onleme-hedefleri-riskte/" title="Dünya Hepatit Günü 2026: Avrupa’nın ilerlemesine rağmen 2030 hedefi riskte" data-wpan-internal-link="1">dünya</a> koşullarında tedavinin uygulanışı bireyler arasında farklılık gösterebilir.</p>
<p>Sonuç olarak çalışma, yetişkin böbrek nakli alıcılarında COVID-19 tanısından sonraki erken dönemde remdesivir kullanımının, hastalığın ilk günlerinin ötesine uzanabilecek şekilde greft kaybı açısından potansiyel faydalarla ilişkili olabileceğini öne sürüyor. Bununla birlikte, bu tür bir emülasyon analizi her zaman randomize kontrollü çalışmanın yerini tutmaz; bulguların farklı merkezlerde doğrulanması ve hangi alt gruplarda yararın daha belirgin olacağının netleşmesi beklenir.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/remdesivir-improves-outcomes-in-adult-kidney-transplant-recipients-with-covid-19/</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Remdesivir and All-Cause Graft Loss Among Kidney Transplant Recipients With Symptomatic COVID-19</p>
<p><strong>References:</strong><br />10.1001/jamanetworkopen.2026.25591</p>
<p><strong>Keywords:</strong> COVID-19, remdesivir, böbrek nakli, greft kaybı, kardiyovasküler sonuçlar, hedef deneme emülasyonu, SARS-CoV-2, uzun süreli COVID</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/erken-remdesivir-bobrek-nakli-greft-kaybi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte SARS‑CoV‑2 teması, 12 ve 22 ayda nörogelişimsel farklılıklarla ilişkilendirildi</title>
		<link>https://oncology.com.tr/gebelikte-sars-cov-2-maruziyeti/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/gebelikte-sars-cov-2-maruziyeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jul 2026 22:05:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[nörogelişim]]></category>
		<category><![CDATA[pediatri]]></category>
		<category><![CDATA[Perinatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[SARS-CoV-2]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/gebelikte-sars-cov-2-maruziyeti/</guid>

					<description><![CDATA[J Perinatology’de yayımlanan çalışma, gebelikte SARS‑CoV‑2’ye maruz kalan çocuklarda 12 ve 22 ayda ölçülebilir nörogelişimsel farklılıkları değerlendiriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir araştırma, gebelik döneminde SARS‑CoV‑2’ye maruz kalmanın bazı çocuklarda erken dönem beyin gelişimi ve davranışsal sonuçlarla ilişkili olabileceğini öne sürüyor. Çalışma <em>J Perinatology</em> dergisinde yayımlandı ve anne karnında virüsle karşılaşmanın, annenin fetüse kanıtlanmış şekilde viral bulaş yaşamadığı durumlarda bile gelişimsel süreçleri etkileyip etkilemediği sorusuna odaklanıyor. Anne‑fetüs arasında bulaşın nadir olduğuna işaret eden genel yaklaşım, yine de fetal gelişimin yerleşik enfeksiyon olmadan da etkilenebilme ihtimalini bilimsel olarak açık bırakıyor.</p>
<p>Araştırmacılar, çocukların nörogelişimini iki kritik zaman noktasında izleyerek bu soruyu daha yakından değerlendirdi. Değerlendirmeler 12 ay ve 22 ay olmak üzere iki farklı gelişim döneminde yapıldı. Ekip, erken çocukluk nörogelişimini ölçmek için literatürde yerleşik yaklaşımları temel alarak, prenatal SARS‑CoV‑2 maruziyeti ile zaman içindeki nörogelişimsel örüntüler arasında bağlantı olup olmadığını incelemeyi hedefledi. Bu tasarım, yalnızca kısa dönemli gözlemlere ya da geriye dönük hatırlamaya dayalı değerlendirmelere yaslanmak yerine, gelişimsel değişimin belirli bir zaman akışında nasıl şekillendiğini görebilmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Gebelik sırasında enfeksiyon ile gelişimsel sonuçlar arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmaların önündeki en büyük engellerden biri “karıştırıcı etkenler” sorunu. Pandemi koşullarında gebelerin maruz kaldığı çok sayıda faktör, yalnızca virüs temasıyla sınırlı olmayabiliyor. Araştırmacılar bu noktayı özellikle vurguluyor; çünkü pandemi dönemi gebeliklerinde erişim ve sağlık hizmetlerine ulaşım, stres düzeyi, yaşam koşulları ve gebeliğin yönetimi gibi değişkenler, fetal beyin gelişimini ve bebeğin sonraki davranışsal gidişini etkileyebiliyor. Böylece gözlenen farkların, gerçekten in utero viral etkilerden mi yoksa pandemi koşullarının gebelik üzerindeki dolaylı etkilerinden mi kaynaklandığını ayırmak zorlaşıyor.</p>
<p>Çalışmanın yaklaşımı, prenatal maruziyetin olası sonuçlarını yalnızca “var/yok” gibi tek bir zaman noktasında değil, çocukların büyümesiyle <a href="https://oncology.com.tr/ticagrelor-fazamoreksant-etkilesimi-faz-1/" title="Ticagrelor ile fazamoreksant birlikte alındığında ilaç maruziyetinde değişim sinyali: Faz I çalışma" data-wpan-internal-link="1">birlikte</a> yeniden değerlendirerek daha tutarlı bir perspektif sağlamaya çalışıyor. 12 ayda yapılan ölçümlerin 22 ayda nasıl bir eğilim gösterdiği, prenatal maruziyetin etkisinin kalıcı mı yoksa geçici mi olabileceğine dair daha fazla ipucu verebilir. Ancak araştırmanın gözlemsel doğası, nedensellik iddiasını sınırlayan önemli bir çerçeve sunuyor; yani çalışma, maruziyet ile sonuçlar arasında ilişkiyi değerlendirmeyi amaçlasa da doğrudan “sebep-sonuç” kanıtı üretmek için tek başına yeterli olmayabilir.</p>
<p>Yine de bu tür çalışmalar, gebelikte SARS‑CoV‑2’ye maruziyetin, anne karnındaki gelişimsel biyolojiyle bağlantılı mekanizmalar üzerinden etkileyici bir sinyal taşıyabileceğine dair olasılıkları somut veriyle test etme açısından önem taşıyor. İn utero viral enfeksiyonun nadir olması, araştırma fikrini daha da kritik hâle getiriyor: Eğer yerleşik enfeksiyon kanıtı olmadan bile farklı nörogelişimsel gidişler gözlenebiliyorsa, bunun altında yatan süreçler arasında annenin bağışıklık yanıtı ve gebelik bağlamındaki stres gibi dolaylı biyolojik etkiler düşünülebilir. Çalışmanın, pandemi döneminde enfeksiyon araştırmalarında yaygın olan karıştırıcı faktörleri ele alma ihtiyacı, bu olasılıkların değerlendirilmesinde metodolojik hassasiyet gerektirdiğini gösteriyor.</p>
<p>Araştırmacılar, sonuçların erken çocuklukta değerlendirilen nörogelişimsel göstergeler üzerinde zamanla ölçülebilir olası farklılıklar yaratıp yaratmadığını ortaya koymayı amaçlıyor. Bulguların ayrıntıları ilerleyen yayınlar ve genişletilmiş analizlerle daha netleşebilir; ayrıca farklı popülasyonlarda ve farklı pandemi koşullarında benzer tasarımlarla doğrulama, klinik yorumların sağlamlığını artıracaktır.</p>
<p>Özetle çalışma, gebelikte SARS‑CoV‑2’ye maruz kalmanın 12 ve 22 ay civarında nörogelişimsel sonuçlarla ilişkili olabileceğine dair yeni kanıtlar sunuyor. Bu bulgular, anne‑fetüs arasında bulaşın nadir olduğu senaryolarda bile fetal gelişimin etkilenebileceği olasılığını bilimsel <a href="https://oncology.com.tr/mikrobiyal-metabolitler-epigenetik-gen-duzenleme/" title="Bağırsak mikroplarının metabolitleri genlerin “açılıp kapanmasını” epigenetik düzeyde etkileyebilir" data-wpan-internal-link="1">düzeyde</a> gündemde tutarken, aynı zamanda pandemi döneminin çok katmanlı etkilerini ayrıştırmanın önemini bir kez daha gösteriyor.</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="WD9kUNq2Xm"><p><a href="https://scienmag.com/in-utero-sars-cov-2-exposure-linked-to-neurodevelopmental-outcomes-at-12-and-22-months/">In-Utero SARS-CoV-2 Exposure Linked to Neurodevelopmental Outcomes at 12 and 22 Months</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="“In-Utero SARS-CoV-2 Exposure Linked to Neurodevelopmental Outcomes at 12 and 22 Months” — Science" src="https://scienmag.com/in-utero-sars-cov-2-exposure-linked-to-neurodevelopmental-outcomes-at-12-and-22-months/embed/#?secret=rCR7ENnoiv#?secret=WD9kUNq2Xm" data-secret="WD9kUNq2Xm" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> In utero SARS-CoV-2 exposure and infant neurodevelopmental outcomes</p>
<p><strong>Article Title:</strong> The association of in utero SARS-CoV-2 exposure on neurodevelopmental outcomes at 12 and 22 months</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Kharrat, A., Gleeson, E., Pippert, V. et al. The association of in utero SARS-CoV-2 exposure on neurodevelopmental outcomes at 12 and 22 months. J Perinatol (2026). https://doi.org/10.1038/s41372-026-02819-2</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41372-026-02819-2</p>
<p><strong>Keywords:</strong> in utero exposure, SARS-CoV-2, nörogelişim, gebelik, bebek sonuçları</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/sili-28-yillik-orman-yangini-dumani-maruziyeti-yenidogan/" data-wpan-internal-link="1">Şili’de 28 yıllık izlem: Annelerin yangın dumanına maruziyeti yenidoğan sağlık sonuçlarıyla ilişkilendirildi</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/gebelikte-sars-cov-2-maruziyeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SARS-CoV-2’nin kullandığı hücresel düğümleri tarayan geniş ölçekli yaklaşım: yeni ilaç adayları ve yolaklar</title>
		<link>https://oncology.com.tr/konak-hedefli-antiviral-sars-cov-2-genom-taramasi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/konak-hedefli-antiviral-sars-cov-2-genom-taramasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jul 2026 15:13:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[gen düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[genom çapında tarama]]></category>
		<category><![CDATA[genom taraması]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç keşfi]]></category>
		<category><![CDATA[Konak hedefli antiviral]]></category>
		<category><![CDATA[konakçı hedefli tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[SARS-CoV-2]]></category>
		<category><![CDATA[sinyal yolakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/konak-hedefli-antiviral-sars-cov-2-genom-taramasi/</guid>

					<description><![CDATA[Genome-wide tarama ile SARS-CoV-2’nin bağımlı hale geldiği konak gen süreçleri ve sinyal yolakları haritalanıyor; host-dönük antiviral ilaç adayları işaret ediliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>SARS-CoV-2’nin yalnızca viral proteinleri üzerinden değil, enfeksiyon sırasında hücrenin kullandığı “destek sistemleri” üzerinden de hedeflenebileceği fikri güçleniyor. <em>npj Viruses</em>’ta yayımlanan yeni bir çalışma, genoma çaplı bir tarama stratejisinin, hem anti-SARS-CoV-2 etki gösterebilecek host-dönük (konakçı hedefli) ilaç adaylarını hem de virüsün çoğalmayı sürdürmek için devreye aldığı hücresel <a href="https://oncology.com.tr/zfp384-inme-mikroglia-onarici-mod/" title="ZFP384’ün freni: İnme sonrası mikroglianın “onarıcı” modunu uzatmaya yönelik yeni sinyal" data-wpan-internal-link="1">sinyal</a> yolaklarını birlikte <a href="https://oncology.com.tr/mt-trna-biyogenezi-hastaliklar/" title="Mitochondriyal tRNA olgunlaşması bozulduğunda ortaya çıkan hastalık ipuçları" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> çıkarabildiğini bildiriyor. Khan ve çalışma arkadaşlarının yaklaşımı, deneysel hedef alan olarak virüsün kendisinden ziyade konak hücrenin genetik altyapısını ele alıyor.</p>
<p>Doğrudan etki eden antivirallerin geliştirilmesinde viral hedeflere odaklanmak uzun yıllardır temel bir yol olsa da, virüsün mutasyonları etkinliği zaman içinde azaltabilme potansiyeline sahip. Bu nedenle araştırmacılar, viral “vulnerabilite” aramak yerine, virüsün hayatta kalmak ve yayılmak için ihtiyaç duyduğu konak süreçlerini haritalamayı amaçladı. Çalışmada kullanılan “konak genini hedef uzayına dönüştüren” yaklaşım, SARS-CoV-2’nin enfeksiyon boyunca bağımlı hale geldiği hücresel mekanizmaları gen düzeyinde sistematik biçimde saptamaya yöneliyor.</p>
<p>Bu hedefe ulaşmak için ekip, kayıp (loss) ve işlev odaklı (function-focused) stratejileri bir araya getiren bir tarama tasarımı kullandı. Böylece, viral yayılımın gerçekleşebilmesi için gerekli olan konak genleri belirlenirken, belirli hücresel işlevlerin baskılanmasının enfeksiyon üzerinde nasıl bir etkisi olabileceği de incelenebildi. Bu tasarımın temel gerekçesi, konak yolaklarında müdahale noktaları bularak enfeksiyonu baskılayabilecek müdahaleleri saptamak ve böylece virüsün genetik değişimleri ile hızla bozulabilecek “tek hedefe bağımlı” yaklaşımlardan kısmen uzaklaşmak olarak sunuluyor.</p>
<p>Araştırmanın önemli çıktılarından biri, konak-dönük ilaç adaylarının tanımlanması. Çalışma, anti–SARS-CoV-2 aktivite sergileyen özgün host-directed ilaçların belirli yolaklarla ilişkili olabileceğini raporluyor. Bu bulgu, doğrudan viral proteinleri hedeflemek yerine, virüsün ihtiyaç duyduğu konakçı hücresel altyapıyı hedefleyebilecek ilaçların keşfi için geniş ölçekli genom taramalarının pratikte işe yarayabileceğine işaret ediyor. Ayrıca bu tür bir yaklaşım, mevcut ilaç kütüphaneleri ve yeniden kullanım (repurposing) hatları açısından da dikkat çekiyor; zira konak yolakları üzerinde etkisi bilinen bileşiklerin yeni bir antiviral bağlama uyarlanması araştırma gündeminde sık yer alıyor.</p>
<p>Öte yandan çalışma yalnızca ilaç adayı raporlamıyor. Ekip aynı zamanda SARS-CoV-2’nin pro-virüs (virüs lehine) çalışan hücresel sinyal rotalarını nasıl kullandığını gösterebilecek genetik ve biyolojik bağlantılar üzerinde duruyor. Bu noktada “pro-viral yollar” ifadesi, enfeksiyonun ilerlemesine katkı veren ve virüsün düzenleyici etkileriyle daha etkin hale gelebilen hücresel süreçleri tanımlamak için kullanılıyor. Konak genlerine dayalı böyle bir haritalama, hangi hücresel düğümlerin kritik olduğunu anlamada ve sonraki deneysel doğrulama çalışmalarında yol gösterici olabilir.</p>
<p>Çalışmanın verileri, konakçı hedefli antivirallerin araştırma stratejisi olarak giderek daha fazla ilgi görmesinin nedenlerini yansıtıyor: Virüsün değişkenliğine bağlı direnç riskini azaltabilecek müdahale alanları aramak ve SARS-CoV-2 ile konak hücre arasındaki etkileşim ağını daha sistematik biçimde çözümlemek. Bununla birlikte, erken aşama keşif bulgularının her zaman klinik etkinlik anlamına gelmediği vurgulanmalı; tanımlanan hedeflerin ve ilaç adaylarının, hücre düzeyi sonuçların ötesinde güvenlik ve etkinlik açısından ayrıca değerlendirilmesi gerekecek.</p>
<p>Yine de bu çalışma, genome-wide host-directed screening yaklaşımının hem potansiyel antiviral adaylar hem de pro-viral sinyal yolakları açısından verimli bir keşif zemini sunabileceğini <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-aksiyel-semptomlar-stn-dbs-lcig-fark/" title="Parkinson’da denge sorunlarına iki yaklaşımın uzun vadeli farklı etkileri ortaya çıktı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> koyuyor. SARS-CoV-2’nin hücresel “ortam bağımlılıklarını” daha net biçimde haritalamak, gelecekte daha dayanıklı terapötik tasarımlara kapı aralayabilir.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/genome-wide-screen-finds-host-targeted-drugs-and-sars-cov-2-pro-viral-pathways/</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Host-directed antiviral discovery and pro-viral signalling pathways for SARS-CoV-2.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Genome-wide screening identifies unique host-directed drugs and pro-viral signalling pathways for SARS-CoV-2.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Khan, J.Q., Rajamanickam, K., Vizeacoumar, F.S. et al. npj Viruses (2026). https://doi.org/10.1038/s44298-026-00213-5</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1038/s44298-026-00213-5</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/konak-hedefli-antiviral-sars-cov-2-genom-taramasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>COVID-19 sonrası çocuklarda ruh sağlığı tedavisi hızlandı: Yeni tanı alanların yükselişi öne çıkıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/covid-19-sonrasi-cocuk-ruh-sagligi-tedavisi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/covid-19-sonrasi-cocuk-ruh-sagligi-tedavisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 15:56:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19 etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik sağlık kayıtları]]></category>
		<category><![CDATA[epidemiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ergen depresyonu]]></category>
		<category><![CDATA[ergen ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[klinik araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Pediatrik Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/covid-19-sonrasi-cocuk-ruh-sagligi-tedavisi/</guid>

					<description><![CDATA[13 milyon sağlık kaydını inceleyen çalışma, pandemi sonrası çocuklarda ruh sağlığı hizmeti kullanımının toparlandığını ve artışın yeni tanı alanlardan geldiğini gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>COVID-19 salgınının ilk yıllarında düşüş yaşayan çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerine erişim, sonrasında toparlanmakla kalmadı; ülke genelinde salgın öncesi seviyeleri de geçti. Penn State College of Medicine’den araştırmacılar tarafından yürütülen yeni bir çalışma, Amerika Birleşik Devletleri’nde 2018-2022 dönemini kapsayan yaklaşık 13 milyon sağlık kaydını inceleyerek, ruh sağlığı tedavisi kullanımında salgın sonrası belirgin bir artış olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Çalışma <em>Journal of the American Academy of Child and Adolescent Psychiatry Open</em> dergisinde yayımlandı. Araştırma ekibi, sağlık kayıtlarındaki ruh sağlığıyla ilişkili ilk tanı, ilaç başlatılması veya terapiye başlama gibi unsurları temel alarak iki ayrı hasta grubu tanımladı: ilk kez psikiyatrik tanı/ilaç/terapi alan “yeni hastalar” ve halihazırda tedaviye devam eden “izlem hastaları”. Bu ayrım, görülen artışın yalnızca mevcut tedavilerin sürdürülmesinden mi, yoksa bakım arayan kişi sayısındaki artıştan mı kaynaklandığını daha net değerlendirmeye imkân verdi.</p>
<p>Analiz sonuçları, salgın öncesi döneme kıyasla ruh sağlığı hizmeti kullanımının arttığını ve bu artışın ağırlıklı olarak yeni hastalardan geldiğini gösterdi. Yani kayıtlar, daha fazla çocuğun ilk kez bir psikiyatrik değerlendirme sürecine girdiğini, ilk kez ilaç tedavisi veya terapiye yönlendirildiğini ya da bu süreçlerin kayıt sistemlerinde başlangıç olarak göründüğünü işaret ediyor. Araştırmacılar, salgının erken evrelerinde hizmet kullanımında görülen düşüşün ardından gelen artışın, yalnızca geri dönüş şeklinde kalmadığını; bazı ölçümlerde salgın öncesi seviyelerin de üzerine çıktığını belirtiyor.</p>
<p>Çalışma aynı zamanda, hizmet kullanımının türlerine ve klinik süreçlere göre hangi hasta grubunda daha fazla yoğunlaştığına odaklanıyor. Yeni hastaların artışının öne çıkması, ruh sağlığı alanında “talep artışı” veya “tanı ve yönlendirme fırsatlarının artması” gibi farklı mekanizmaların <a href="https://oncology.com.tr/cinde-yaslilar-yasam-doyumu-tuketim-demografi/" title="Çin’de yaşlıların yaşam doyumu: Tüketim davranışları ve demografik farklılıkların birlikte etkisi" data-wpan-internal-link="1">birlikte</a> rol oynayabileceğini düşündürse de, bu çalışma tasarımı neden-sonuç ilişkisi kurmaya elverişli değil. Gözlemsel nitelikteki bu tür sağlık kayıt analizleri; bakımın ne kadar kullanıldığını ve bunun zaman içinde nasıl değiştiğini güçlü biçimde gösterebilir, ancak bireylerin psikiyatrik belirtilerinin düzeyindeki değişimi doğrudan ölçmeyebilir.</p>
<p>Salgın döneminde çocukların duygusal iyi oluşunu olumsuz etkileyen koşulların çeşitli başlıklarda belgelenmiş olması, bu sonuçların toplum düzeyindeki ruh sağlığı dinamikleriyle uyumlu olabileceğine işaret ediyor. Bununla birlikte çalışma, izlem hastalarıyla karşılaştırıldığında artışın daha çok yeni tanı alan grupta yoğunlaştığını göstererek, dönemin “tedavi arayan daha geniş bir kitle” ile ilişkilendirilebileceğini ortaya koyuyor. Bu bulgu, klinik hizmet planlaması açısından önem taşıyor; çünkü yeni hasta akışının artması, değerlendirme kapasitesi, yönlendirme süreçleri ve tedavinin ilk aşamalarında beklenen iş yükü gibi konuları <a href="https://oncology.com.tr/yurumeye-baslayan-cocuklarda-beslenme-kalitesi-buyume/" title="Yeni çalışma: 2 yaş civarı beslenme kalitesi, çocukluk büyüme gidişatını etkileyebilir" data-wpan-internal-link="1">etkileyebilir</a>.</p>
<p>Öte yandan araştırmacıların hasta gruplarını ayrıştırma yaklaşımı, sağlık sistemlerinde ruh sağlığı hizmetlerinin nasıl kayıtlara yansıdığına da dikkat çekiyor. Bir çocuğun ilk kez psikiyatrik değerlendirmeye girmesi; ailelerin başvurusundaki değişimlerden, okul ve toplum temelli tarama pratiklerinden, klinisyenlerin tanı koyma süreçlerinden veya sigorta/erişim koşullarından etkilenebilir. Bu nedenle bulgular, ruh sağlığı hizmetlerinin kullanımına dair sağlam bir “zaman trendi” sunarken, bu değişimin altında yatan nedenleri kesin olarak ayırmak için ek çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu düşündürüyor.</p>
<p>Çalışmanın sunduğu geniş veri seti, pandemi sonrası dönemde çocuk ve ergen ruh sağlığı bakımına erişimin yeniden ivme kazandığını ve hatta salgın öncesini aştığını gösteriyor. Yeni tanı alan hastalardaki artışın öne çıkması ise, <a href="https://oncology.com.tr/abdde-madde-suistimalini-onleme-usf-politika-cercevesi/" title="ABD’de madde kullanımını önlemede yeni çerçeve çağrısı: USF’den politika odaklı inceleme" data-wpan-internal-link="1">sağlık politikası</a> ve klinik planlama açısından özellikle dikkat edilmesi gereken bir sinyal olarak değerlendirilebilir. Araştırmacılar, bu eğilimlerin hangi alt gruplarda nasıl seyrettiğini ve bakımın hangi basamaklarında daha fazla kapasite gerekeceğini anlamak için daha ayrıntılı analizlerin önemini vurguluyor.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/record-number-of-kids-receive-mental-health-treatment-post-pandemic/</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Post-Pandemic Trends in Pediatric Mental Health Treatment: A Nationwide Study</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Ruh sağlığı, Pediatri, İlaçlar, Çocuk ergen psikiyatrisi, COVID-19 etkisi</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/covid-19-sonrasi-cocuk-ruh-sagligi-tedavisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lancet’te Yayımlanan Kapsamlı Analiz: mRNA Aşıları Milyarlarca Dozda Güvenli, COVID-19’a Karşı Etkili ve Kanser Dahil Gelecek Tedaviler için Umut Vaad Ediyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/mrna-asilari-lancet-guvenli-etkili/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/mrna-asilari-lancet-guvenli-etkili/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:25:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[aşı güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[kanser aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[küresel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Lancet]]></category>
		<category><![CDATA[mRNA aşıları]]></category>
		<category><![CDATA[mRNA teknolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/mrna-asilari-lancet-guvenli-etkili/</guid>

					<description><![CDATA[Lancet'te yayımlanan derleme, mRNA aşılarının güvenli ve COVID-19'a karşı etkili olduğunu doğruluyor. Tüm gruplarda koruma sağlayan bu aşılar, gelecekte kişiye özel kanser tedavilerinde umut vadediyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden The Lancet’te yayımlanan kapsamlı yeni bir derleme, onaylanmış mRNA aşılarının milyarlarca doz üzerinden değerlendirildiğinde hem güvenli olduğunu hem de COVID-19’a karşı, özellikle ağır hastalık tablosuna karşı yüksek koruma sağladığını ortaya koydu. Araştırmacılar, laboratuvar verilerinden gerçek dünya uygulamalarına uzanan ayrıntılı bir analizle, bu teknolojinin yalnızca mevcut pandemide değil, influenza, RSV ve hatta kanser gibi alanlarda da dönüştürücü bir rol üstlenebileceğinin altını çiziyor.</p>
<p>Derleme, özellikle çocuklar, hamileler ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler gibi farklı ve hassas gruplarda mRNA aşılarının koruyuculuğunu mercek altına aldı. Elde edilen bulgular, bu popülasyonlarda da aşıların ciddi COVID-19, hastaneye yatış ve ölüme karşı belirgin bir kalkan oluşturduğunu gösterdi. Yazarlar, SARS-CoV-2’nin Mayıs 2023’e kadar baskın olan alt varyantlarına karşı hatırlatma dozlarının mevcut korumayı hem süre hem de güç açısından anlamlı biçimde artırdığını vurguladı. Bu sayede virüsün evrimleşme hızına rağmen aşıların güncellenebilir yapısının sağladığı avantaj net biçimde ortaya konmuş oldu.</p>
<p>Güvenlik profiline ilişkin veriler ise bugüne dek biriken bilimsel kanıtları daha da sağlamlaştırıyor. Ciddi yan etkilerin son derece nadir görüldüğü ve bu risklerin, ağır hastalığa karşı sağlanan korumanın yanında oldukça küçük kaldığı defalarca teyit edildi. Araştırma, miyokardit gibi dikkat çeken advers olayları da bağlamına oturtarak, özellikle genç erkeklerde görülen bu tablonun dahi çoğunlukla hafif seyrettiğini ve COVID-19 enfeksiyonunun kendisinin çok daha yüksek bir kalp kası iltihabı riski taşıdığını belirtiyor. Böylece fayda-zarar dengesi bütün yaş gruplarında aşı lehine çıkıyor.</p>
<p>Derlemenin en dikkat çekici bölümlerinden biri, mRNA platformunun gelecek vadeden uygulama alanlarına ayrılmış. Yazarlar, aynı teknolojik temelin influenza virüsü ve solunum sinsityal virüsü (RSV) gibi solunum yolu enfeksiyonlarına karşı yeni nesil aşıların geliştirilmesinde kullanılabileceğini somut verilerle <a href="https://oncology.com.tr/kolorado-eyalet-universitesinden-donum-noktasi-niteliginde-arastirma-bebek-liderliginde-beslenme-buyumeyi-destekliyor/" title="Kolorado Eyalet Üniversitesi’nden Dönüm Noktası Niteliğinde Araştırma: Bebek Liderliğinde Beslenme Büyümeyi Destekliyor" data-wpan-internal-link="1">destekliyor</a>. Bunun da ötesinde, kişiye özel kanser aşıları ve RNA tabanlı terapötikler konusunda önemli bir potansiyel bulunuyor. Tümörün genetik yapısına göre uyarlanabilen mRNA yapıları, bağışıklık sistemini kanser hücrelerini tanıyıp yok edecek şekilde eğitme kapasitesine sahip. Otoimmün hastalıklarda ise aşırı aktif bağışıklık yanıtını baskılamaya yönelik kodlamalar üzerinde çalışılıyor. Bu alanlar henüz büyük ölçüde <a href="https://oncology.com.tr/kritik-ards-vakalarinda-sitokin-firtinasini-hedef-alan-antikordan-erken-donem-basari-sinyalleri/" title="Kritik ARDS Vakalarında Sitokin Fırtınasını Hedef Alan Antikordan Erken Dönem Başarı Sinyalleri" data-wpan-internal-link="1">klinik araştırma</a> aşamasında olsa da, pandemi süresince kazanılan üretim ve dağıtım deneyimi sayesinde ilerleme hızının beklentilerin ötesinde olabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Derleme aynı zamanda küresel sağlıkta eşitlik konusuna güçlü bir vurgu yapıyor. Yazarlar, düşük ve orta gelirli ülkelere mRNA aşı üretim teknolojisinin aktarılmasının, yalnızca mevcut pandemide değil, gelecekteki salgın tehditlerine karşı da stratejik bir savunma hattı oluşturacağını ifade ediyor. Gelişmiş depolama ve dağıtım altyapılarının bu ülkelere kazandırılması, soğuk zincir gereksinimlerini azaltmaya yönelik yeniliklerle birleştiğinde, aşıya erişimdeki küresel uçurumu kapatmanın anahtarlarından biri olarak görülüyor. Mevcut veriler, teknoloji transferinin ve yerel üretim kapasitesinin artırılmasının, aşı milliyetçiliğinin getirdiği tıkanıklıkları aşmada somut bir yol haritası sunduğuna işaret ediyor.</p>
<p><a href="https://oncology.com.tr/gezegen-sagligi-diyeti-meme-kanseri-riskini-azaltmada-yeni-bir-umut-olabilir/" title="Gezegen Sağlığı Diyeti Meme Kanseri Riskini Azaltmada Yeni Bir Umut Olabilir" data-wpan-internal-link="1">Halk sağlığı</a> uzmanları açısından derlemenin en kritik çağrılarından biri, mRNA aşıları hakkında süregelen yanlış bilgilendirme ve dezenformasyonla mücadele. Araştırmacılar, şeffaf ve sürekli bir bilimsel iletişimin, toplumsal güveni yeniden tesis etmek ve aşılanma oranlarını dünya genelinde yukarı taşımak için hayati önemde olduğunu belirtiyor. Aşı kararsızlığının altında yatan nedenlere anlayışla yaklaşan, ancak yanlış iddiaları somut verilerle düzeltmeye odaklanan bir dil kullanılması gerektiği vurgulanıyor. Bu noktada, sağlık otoritelerinin ve medyanın, karmaşık bilimsel gerçekleri erişilebilir bir dille aktarma sorumluluğu bir kez daha gündeme geliyor.</p>
<p>Derlemede, mRNA aşılarının etkinliğini uzun dönemli olarak değerlendiren çok sayıda gözlemsel çalışma ve randomize kontrollü deneyin verileri harmanlanmış. Bu veriler, aşıların özellikle ilk dozlarla birlikte oluşan antikor yanıtının zamanla azalmasını hatırlatma dozları ile telafi ettiğini ve hafıza B ile T hücre havuzunun hatırlatma dozlarıyla yeniden canlandığını gösteriyor. Dolayısıyla koruyuculuk, yalnızca dolaşımdaki antikor seviyesine indirgenemeyecek kadar katmanlı bir bağışıklık yanıtına dayanıyor. Bu bilimsel arka plan, aynı zamanda gelecekteki mRNA aşılarının tasarımına da rehberlik edecek temel bilgileri içeriyor.</p>
<p>Teknik açıdan bakıldığında, mRNA platformunun en büyük avantajlarından biri hız ve esneklik olarak öne çıkıyor. Yeni bir varyant ya da tamamen farklı bir patojen ortaya çıktığında, aşı formülasyonu laboratuvarda birkaç hafta içinde güncellenebiliyor. Bu durum, geleneksel aşı geliştirme süreçlerine kıyasla yıllar kazandıran bir üstünlük sunuyor. Derleme, bu teknolojik esnekliğin özellikle mevsimsel grip aşılarında yıllık güncelleme döngüsünü kökten değiştirebileceğini ve yıllık aşı etkinliğini belirgin biçimde artırabileceğini öngörüyor.</p>
<p>Sonuç olarak, The Lancet’teki bu kapsamlı derleme, mRNA aşılarının güvenlik ve etkililik konusundaki bilimsel duruşunu daha da sağlamlaştırırken, bu teknolojinin bulaşıcı hastalıkların ötesindeki potansiyeline ışık tutuyor. Yazarların, adil erişim, üretim kapasitesinin yaygınlaştırılması ve doğru bilginin kararlılıkla savunulması konusundaki uyarıları, küresel sağlık politikaları için yol gösterici nitelikte. mRNA aşıları, insanlığın bir sağlık krizine verdiği en hızlı bilimsel yanıtlardan biri olarak kayda geçerken, bu teknolojinin önümüzdeki yıllarda tıbbın pek çok alanında çığır açıcı yeniliklere imza atması bekleniyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Article Title</p>
<p><strong>Article Title:</strong> News Publication Date</p>
<p><strong>References:</strong><br />Image Credits:<br />
Keywords<br />
A comprehensive new review that assessed billions of doses of currently approved mRNA vaccines affirms that these vaccines provide protection against COVID-19, including severe COVID-19, across diverse populations, including children, pregnant women, and immunocompromised people. Booster doses extended and strengthened protection for existing SARS-CoV-2 subvariants through May 2023. The review reinforces existing evidence that mRNA&#8230;</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/mrna-asilari-lancet-guvenli-etkili/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğerlerdeki Gizli Bir Protein, Ağır COVID-19 ve Fibrozis Riskini Açıklayabilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/akciger-proteini-agir-covid19-riski/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/akciger-proteini-agir-covid19-riski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 09:41:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ağır covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer fibrozisi]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer proteini]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[enzim disfonksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[genetik varyant]]></category>
		<category><![CDATA[precision medicine]]></category>
		<category><![CDATA[proteomik]]></category>
		<category><![CDATA[solunum hastalıkları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/akciger-proteini-agir-covid19-riski/</guid>

					<description><![CDATA[Araştırmalar, akciğere özgü yeni bir protein varyantının ağır COVID-19 ve akciğer fibrozisi riskini artırdığını ortaya koyuyor. Genetik faktörlerin solunum hastalıklarındaki rolü detaylandırılıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların yaklaşık üçte birinde görülen yaygın bir genetik varyantın, daha önce işlevi tam olarak tanımlanmamış bir proteinin çalışmasını bozarak ağır COVID-19 ve akciğer fibrozisi riskini artırabileceği ortaya kondu. Edinburgh Üniversitesi ile Sidney Üniversitesi’nden araştırmacıların yürüttüğü çalışma, solunum hastalıklarına yatkınlığın yalnızca bağışıklık yanıtı ya da çevresel etkenlerle değil, akciğere özgü protein düzeyindeki ince farklılıklarla da şekillenebileceğini gösteren önemli bir moleküler ipucu sunuyor.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, araştırmanın odağında yer alan proteinin uzun süre “bilinmeyen” bir enzim olarak kalmış olması. Bilim insanları bu enzimin özellikle akciğer dokusunda ifade edildiğini ve normal akciğer fizyolojisinde rol oynadığını belirledi. Ancak enzim, taşıdığı ortak bir genetik değişiklik nedeniyle yapısal olarak farklılaşıyor. Bu küçük görünen değişiklik, proteinin işlevini belirgin biçimde etkileyerek biyolojik aktivitesini değiştiriyor. Araştırma ekibine göre bu bozulma, enfeksiyon sırasında akciğer dokusunun hasara daha açık hale gelmesiyle mekanistik olarak ilişkili olabilir.</p>
<p><a href="https://oncology.com.tr/gunduz-isigi-demans-riski/" title="Gündüz Işığı Demans Riskini Etkileyebilir mi? Wearable Verilerden Dikkat Çeken Bulgular" data-wpan-internal-link="1">Bulgular</a>, özellikle COVID-19’un ağır seyreden formları açısından önem taşıyor. Pandemi boyunca hastaların neden bu kadar farklı klinik tablolar gösterdiği yoğun biçimde araştırıldı; yaş, altta yatan hastalıklar, bağışıklık durumu ve viral yük gibi etkenler önemli olsa da genetik yatkınlık da bu tablonun merkezinde yer alıyor. Yeni çalışma, bir genetik varyantın akciğere özgü bir protein izoformunu etkileyerek ciddi solunum yetmezliği riskine katkıda bulunabileceğini gösteren yeni bir yol açıyor. Bu, virüsle karşılaşan her bireyin neden aynı ölçüde etkilenmediğini anlamada değerli olabilir.</p>
<p>Araştırmacılar için bir diğer kritik nokta ise akciğer fibrozisiyle kurulan bağlantı. Fibrozis, akciğer dokusunda kalıcı skarlaşmaya yol açabilen ve solunum kapasitesini azaltan ciddi bir durum. Çalışma, söz konusu enzimin işlevindeki bozulmanın yalnızca enfeksiyon sırasında değil, fibrotik akciğer hastalıklarının gelişiminde de rol oynayabileceğini düşündürüyor. Bu tür hastalıklarda doku onarımı ile hasar <a href="https://oncology.com.tr/demans-bakiminda-evde-kalma-ve-guvenlik/" title="Demans Bakımında Aynı Çatıda Kalma ile Güvenlik Arasındaki İnce Çizgi" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> denge bozulduğunda, akciğerin esnek yapısı giderek yerini sert ve işlevsiz bir dokuya bırakabiliyor. Yeni bulgu, bu sürecin moleküler başlangıç noktalarından birine ışık tutuyor olabilir.</p>
<p>Bilimsel açıdan çalışmayı önemli kılan şeylerden biri, genomik araştırmalarda yaşanan yaklaşım değişimi. Uzun yıllar boyunca insan genomunun yaklaşık 20 bin geninden üretilen iyi tanımlanmış proteinlere odaklanıldı. Ancak son dönemde, alternatif kesimleme gibi mekanizmalarla oluşan ve daha önce yeterince fark edilmeyen çok sayıda protein izoformunun da biyolojik etkileri olabileceği anlaşılıyor. Bu izoformlar, aynı genden üretilseler bile dokuya özgü olarak farklı işlevler üstlenebiliyor. Akciğerde görev yapan bu yeni enzim de bu daha geniş protein evreninin bir parçası olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Çalışmanın ortaya koyduğu model, “genetik varyant” kavramının yalnızca hastalık riskini kabaca artıran bir işaret olmaktan öteye geçtiğini gösteriyor. Burada söz konusu olan, protein dizisinde bir aminoasit değişikliğine yol açan missense etkisiyle işlevi değişen bir yapı. Araştırmacılar bu tip değişimlerin, özellikle dokuya özgü proteinlerde, belirli hastalıklara yatkınlık yaratabileceğine dikkat çekiyor. Böylece bir varyantın etkisi, gen düzeyinden doğrudan moleküler işlev düzeyine kadar izlenebiliyor.</p>
<p>Bunun klinik açıdan anlamı büyük olabilir, ancak uzmanlar bu tür bulguların henüz erken <a href="https://oncology.com.tr/ortoebolavirus-hizli-tani-testi/" title="Tüm Bilinen Ortopbolavirüslere Karşı Hızlı Tanı Testinde Yeni Aşama" data-wpan-internal-link="1">aşama</a> araştırma niteliğinde olduğunu vurguluyor. Bir genetik varyantın hastalıkla ilişkili bulunması, tek başına tanı ya da tedavi değişikliği anlamına gelmez. Yine de bu tür çalışmalar, risk sınıflandırmasını daha ayrıntılı hale getirebilecek biyobelirteçlerin geliştirilmesine ve gelecekte kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarına zemin hazırlayabilir. Özellikle solunum sistemi hastalıklarında, hangi hastanın neden daha ağır bir tablo geliştireceğini anlamak; izlem, koruma ve tedavi stratejilerini iyileştirmek açısından değer taşıyor.</p>
<p>Araştırma aynı zamanda proteomik ve genomik alanlarının birleşiminin gücünü de gösteriyor. Sadece DNA dizisini okumak değil, bu dizilerin hangi protein ürünlerine dönüştüğünü ve bu proteinlerin dokular içinde nasıl davrandığını anlamak giderek daha önemli hale geliyor. Akciğer gibi karmaşık bir organda, dokuya özgü proteinlerin işlevini çözmek; enfeksiyon, inflamasyon ve skarlaşma süreçleri arasındaki bağlantıyı daha net hale getirebilir.</p>
<p>Sonuç olarak bu çalışma, ağır COVID-19 ve akciğer fibrozisine duyarlılığın arkasında yeni bir biyolojik katman olabileceğini düşündürüyor. Yaygın bir genetik varyantın, daha önce yeterince tanımlanmamış bir akciğer enziminin işlevini değiştirerek hastalık riskini etkileyebildiğinin gösterilmesi, solunum hastalıklarının genetik mimarisine dair anlayışı genişletiyor. Önümüzdeki dönemde bu proteinin tam görevi, varyantın hangi hücresel yolları etkilediği ve benzer dokuya özgü proteinlerin başka hastalıklarda da rol oynayıp oynamadığı daha ayrıntılı biçimde incelenecek.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Disease-associated genetic variants can cause missense effects in tissue-specific protein isoforms</p>
<p><strong>Keywords:</strong> genetik varyantlar, protein izoformları, COVID-19, akciğer fibrozisi, enzim fonksiyonu, dokuya özgü proteinler, genetik yatkınlık, proteomik, missense mutasyonlar, akciğer hastalığı, hassas tıp, genomik</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/akciger-proteini-agir-covid19-riski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kırılganlık, Pandemi Döneminde Yaşlıların İletişim Tercihlerini Nasıl Değiştirdi?</title>
		<link>https://oncology.com.tr/pandemide-kirilganlik-yaslilarin-dijital-iletisim/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/pandemide-kirilganlik-yaslilarin-dijital-iletisim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 08:37:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[dijital erişim eşitsizliği]]></category>
		<category><![CDATA[dijital iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[kırılganlık]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal izolasyon]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı yetişkinler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/pandemide-kirilganlik-yaslilarin-dijital-iletisim/</guid>

					<description><![CDATA[COVID-19 pandemisi, kırılganlık düzeyi yüksek yaşlıların iletişim alışkanlıklarını dijital araçlara yönelterek değiştirdi ve dijital erişim eşitsizliklerini gündeme getirdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>COVID-19 salgını, yaşlı yetişkinlerin gündelik yaşamını yalnızca enfeksiyon riski açısından değil, iletişim alışkanlıkları bakımından da köklü biçimde değiştirdi. Sosyal temasın kısıtlandığı, yüz yüze görüşmenin yerini telefon görüşmeleri, görüntülü aramalar, e-posta ve sosyal medya gibi dijital araçların aldığı bu dönemde, geriatri araştırmalarında kritik bir soru öne çıktı: Önceden var olan kırılganlık, yaşlıların hangi iletişim yöntemini seçtiğini etkiledi mi?</p>
<p>Wang, Niu ve Zhang tarafından yürütülen ve 2026’da BMC Geriatrics’te yayımlanan çalışma, tam da bu soruya odaklanıyor. Araştırma, kırılganlık ile iletişim davranışı <a href="https://oncology.com.tr/kolorektal-kanser-vki-kemoterapi-etkileri/" title="Kolorektal Kanserde Vücut Ağırlığı, Kemoterapi Yan Etkileri ve Sağkalım Arasındaki Bağ Açıklandı" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> ilişkiyi inceleyerek, sağlık durumunun yalnızca fiziksel dayanıklılığı değil, aynı zamanda sosyal bağlantı kurma biçimlerini de şekillendirebileceğini düşündürüyor. Bulguların ayrıntıları, pandeminin yaşlı nüfus üzerindeki etkisini anlamak açısından önemli bir pencere açıyor.</p>
<p>Kırılganlık, yaşlanmayla birlikte ortaya çıkabilen ve bireyin stres etkenlerine karşı direncini azaltan çok boyutlu bir sendrom olarak tanımlanıyor. Bu durum yalnızca güçsüzlük ya da yorgunluk anlamına gelmiyor; fizyolojik rezervlerin azalması, hastalıklara ve çevresel baskılara karşı daha yüksek duyarlılık gibi daha geniş bir klinik çerçeve içeriyor. Bu nedenle kırılgan bireyler, salgın gibi belirsizlik ve izolasyonun arttığı dönemlerde, bilgiye ulaşma ve sosyal destek arama konusunda farklı davranış kalıpları sergileyebiliyor.</p>
<p>Salgın sırasında milyonlarca insan için iletişim araçlarının dijitalleşmesi adeta zorunluluk haline geldi. Ancak bu geçiş, her yaşlı birey için eşit derecede kolay olmadı. Dijital okuryazarlık düzeyi, cihazlara erişim, görme veya işitme sorunları, bilişsel yük ve teknolojiye duyulan güven gibi faktörler, bir kişinin telefon yerine görüntülü aramayı mı tercih edeceğini ya da sosyal medya üzerinden haberleşmeye ne ölçüde yaklaşacağını belirleyebiliyor. Kırılganlık da bu denklemde önemli bir değişken olabilir; çünkü sağlık kırılganlığı arttıkça enerji, motivasyon ve yeni araçlara uyum kapasitesi de azalabiliyor.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici yanı, kırılgan ve kırılgan olmayan yaşlı bireylerin iletişim kararlarını karşılaştırmaya odaklanması. Araştırma tasarımında kapsamlı anketler kullanıldığı belirtiliyor. Bu yaklaşım, yalnızca hangi aracın kullanıldığını değil, aynı zamanda bireylerin neden belirli yöntemlere yöneldiğini anlamayı hedefliyor. Böylece yaşlıların izolasyon dönemindeki davranışları, salt teknoloji kullanımı üzerinden değil, sağlık durumu ve gündelik işlevsellik bağlamında değerlendiriliyor.</p>
<p>Bu tür <a href="https://oncology.com.tr/ergen-beyin-sarsintisi-orta-ekran-suresi/" title="Ergenlerde Beyin Sarsıntısı Sonrası Ekran Süresi İçin Ezber Bozan Bulgular" data-wpan-internal-link="1">bulgular</a>, halk sağlığı açısından özellikle önem taşıyor. Pandemi gibi krizlerde iletişim, yalnızca sosyalleşme aracı değil; sağlık uyarılarının, tedavi randevularının, ilaç bilgilerinın ve acil durum talimatlarının iletildiği temel bir kanal haline geliyor. Kırılgan yaşlıların dijital iletişim araçlarını daha az kullanması ya da bu araçlara erişimde zorlanması, onların bilgi akışından kopma riskini artırabilir. Bunun da ruh sağlığı, yalnızlık hissi ve hizmetlere erişim üzerinde dolaylı etkiler yaratması beklenebilir.</p>
<p>Geriatrik bakış açısından bu sonuçlar, “tek tip” iletişim çözümlerinin yeterli olmadığını <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-yuruyus-bozuklugu-demir-haritasi/" title="Parkinson’da Yürüme Bozukluğunun İzleri: Yeni MRI Tekniği Beyindeki Demir Haritasını Daha İnce Gösteriyor" data-wpan-internal-link="1">gösteriyor</a>. Yaşlı nüfus homojen değil; sağlık durumu, eğitim düzeyi, ekonomik olanaklar ve dijital beceriler bakımından geniş bir çeşitlilik içeriyor. Kırılganlık düzeyi yüksek bireylerin dijital platformlara yönelmesi için daha fazla destek, daha basit arayüzler ya da aile ve bakım verenlerden yardım gerekebilir. Buna karşılık, bazı yaşlılar için telefon görüşmesi hâlâ en erişilebilir ve en güvenli iletişim yolu olarak öne çıkabilir. Bu nedenle, etkili kriz yönetimi yaşlıları teknolojiye zorlamaktan çok, farklı ihtiyaçlara uygun çok kanallı iletişim stratejileri geliştirmeyi gerektiriyor.</p>
<p>Araştırma aynı zamanda geronteknoloji alanındaki tartışmaları da besliyor. Yaşlanan toplumlarda geliştirilen teknolojilerin, yalnızca cihaz üretimiyle değil, kullanıcı deneyimi ve erişilebilirlikle de uyumlu olması gerekiyor. Sağlık sistemi ve yerel yönetimler açısından bunun anlamı açık: Bilgilendirme kampanyaları, uzaktan takip uygulamaları ve dijital sağlık hizmetleri tasarlanırken kırılgan yaşlıların gerçek yaşam koşulları dikkate alınmalı. Aksi halde dijitalleşme, erişimi artırmak yerine yeni bir eşitsizlik alanı yaratabilir.</p>
<p>Her ne kadar çalışma, pandeminin sona ermesinden sonra geriye dönük bir perspektif sunsa da, sonuçları gelecekteki salgınlar ve diğer toplumsal krizler için de geçerli dersler barındırıyor. Yaşlıların iletişim tercihleri, sağlık durumundan bağımsız düşünülmemeli. Kırılganlık, bireyin yalnızca tıbbi risk profilini değil, aynı zamanda sosyal bağlantı kurma kapasitesini de etkileyen bir unsur olarak ele alındığında, daha kapsayıcı ve dayanıklı sağlık iletişimi modelleri geliştirilebilir.</p>
<p>Sonuç olarak, Wang ve meslektaşlarının çalışması, COVID-19 döneminde yaşlıların iletişim davranışlarının arkasındaki görünmeyen sağlık etkenlerini görünür kılıyor. Kırılganlık, dijital araçlara yönelimi sınırlayan ya da biçimlendiren önemli bir faktör olabilir. Bu da pandemi döneminde yaşlıların yalnızca korunmaya değil, aynı zamanda anlaşılmaya ve uygun iletişim kanallarıyla desteklenmeye ihtiyaç duyduğunu bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Influence of frailty on communication methods selected by older adults during the COVID-19 pandemic.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Did frailty influence older adults’ choices of communication methods during COVID-19?</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Wang, J., Niu, B. &amp; Zhang, L. Did frailty influence older adults’ choices of communication methods during COVID-19?. BMC Geriatr (2026). https://doi.org/10.1186/s12877-026-07667-5</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1186/s12877-026-07667-5</p>
<p><strong>Keywords:</strong> kırılganlık, yaşlı yetişkinler, iletişim yöntemleri, COVID-19, dijital okuryazarlık, geronteknoloji, sosyal izolasyon, ruh sağlığı, yaşlanan nüfus</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/pandemide-kirilganlik-yaslilarin-dijital-iletisim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Omicron Alt Soyları Bağırsakta Beklenenden Geniş Bir Hücre Yelpazesine Tutunuyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/omicron-ba2-86-jn1-bagirsak-tropizmi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/omicron-ba2-86-jn1-bagirsak-tropizmi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 04:04:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak hücre tropizmi]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[ince bağırsak enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[intestinal epitel enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[JN.1 varyantı]]></category>
		<category><![CDATA[Omicron BA.2.86]]></category>
		<category><![CDATA[Omicron varyantları]]></category>
		<category><![CDATA[SARS-CoV-2]]></category>
		<category><![CDATA[SARS-CoV-2 varyantları]]></category>
		<category><![CDATA[viral evrim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/omicron-ba2-86-jn1-bagirsak-tropizmi/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni Omicron alt varyantları BA.2.86 ve JN.1, insan ince bağırsağında daha geniş hücre yelpazesine tutunarak viral evrim ve enfeksiyon süreçlerinde önemli farklılıklar ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>COVID-19 etkeni SARS-CoV-2’nin evrimleşmeye devam eden yapısı, virüsün yalnızca solunum yolları üzerinden değil, farklı doku ve organlar üzerinden de insan biyolojisiyle etkileşime girebildiğini bir kez daha gösteriyor. <em>Nature Communications</em> dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, Omicron soyunun son alt varyantları BA.2.86 ve JN.1’in insan ince bağırsağının proksimal epitelinde daha geniş bir hücre tropizmi sergilediğini ortaya koydu. Bu bulgu, söz konusu varyantların yalnızca bulaşma ve <a href="https://oncology.com.tr/pld1-pld2-tumor-bagisiklik-baskilama/" title="Tümörlerin Bağışıklık Kalkanını Kurduğu Yeni Hat: PLD1 ve PLD2’nin Rolü Açığa Çıktı" data-wpan-internal-link="1">bağışıklık</a> kaçışı açısından değil, doku seçiciliği bakımından da önceki soy hatlarından farklılaşabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Bilim insanları uzun süredir SARS-CoV-2’nin birincil hedefinin solunum sistemi olduğunu biliyor. Ancak salgının ilk dönemlerinden itibaren gastrointestinal tutulum, ishal ve karın ağrısı gibi yakınmalarla birlikte dikkat çekmişti. Yeni çalışma, bu gözlemi daha ileri taşıyarak BA.2.86 ve JN.1’in ince bağırsak yüzeyini döşeyen hücrelerde beklenenden daha etkili biçimde çoğalabildiğini gösteriyor. Araştırmanın önemi, virüsün hangi hücrelere tutunabildiğine ilişkin ayrıntılı haritayı genişletmesinden geliyor; çünkü tropizmdeki küçük değişiklikler bile hastalığın klinik görünümünü, yayılımını ve doku hasarı örüntüsünü etkileyebilir.</p>
<p>Çalışma, laboratuvar ortamında kolaylaştırılmış hücre dizileri yerine biyopsiyle alınan insan proksimal intestinal epitelyumunu kullanan ex vivo modeller üzerine kuruldu. Bu yaklaşım, elde edilen verilerin insan biyolojisine daha yakın olmasını sağlıyor. Araştırmacılar, primer insan dokusunda yapılan incelemelerde gelişmiş immünfloresan görüntüleme ve viral replikasyon testlerinden yararlanarak BA.2.86 ile JN.1’in bağırsak epitel hücrelerine girişini ve burada çoğalma kapasitesini değerlendirdi. Sonuçlar, iki alt varyantın intestinal epitel tabakasında belirgin enfeksiyon oluşturabildiğini ve bu dokuda yüksek düzeyde viral etkinlik gösterebildiğini ortaya koydu.</p>
<p>Bu tür <a href="https://oncology.com.tr/tip-2-diyabet-tansiyon-ilaci-bobrek-sagligi/" title="Sık Kullanılan Tansiyon İlacı İçin Böbrek Uyarısı: Diyabet Hastalarında Yeni Bulgular" data-wpan-internal-link="1">bulgular</a>, SARS-CoV-2’nin evrimsel çizgisinde yeni bir sayfa açıyor. Virüsün farklı organlardaki davranışı, yalnızca bağışıklık sisteminden kaçma yeteneğiyle açıklanmıyor; aynı zamanda hücre yüzeyindeki reseptörlerle etkileşim, giriş mekanizmaları ve çoğalma verimliliği gibi biyolojik basamaklara da bağlı. Omicron ailesi, önceki varyantlara kıyasla üst solunum yollarında daha hızlı yayılım ve bağışıklık baskısından kısmi kaçış gibi özelliklerle gündeme gelmişti. BA.2.86 ve JN.1’e ilişkin yeni veriler ise bu alt soyların bağırsak dokusundaki hücresel uyumu da artırmış olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>İnce bağırsağın proksimal bölgesi, besin emiliminin yanı sıra bağışıklık hücreleriyle zengin bir etkileşim alanı olması nedeniyle de önem taşıyor. Bu bölgedeki epitel hücreleri, patojenlere karşı ilk savunma hattını oluşturuyor. Bir virüsün bu katmanda daha geniş hücre tropizmi geliştirmesi, yalnızca enfeksiyonun daha kolay yerleşmesi anlamına gelmeyebilir; aynı zamanda inflamatuvar yanıtın biçimini ve bağırsak semptomlarının görülme olasılığını da etkileyebilir. Bununla birlikte, araştırmanın bulguları doğrudan klinik sonuçlara çevrilemez; çünkü ex vivo sistemler, insan vücudundaki tüm bağışıklık, mikrobiyom ve fizyolojik değişkenleri tam olarak yansıtmaz.</p>
<p>Yine de bu çalışma, COVID-19’un yalnızca akciğer hastalığı olarak değerlendirilmesinin artık yetersiz olduğunu hatırlatıyor. Pandeminin ilk döneminde de bazı hastalarda gastrointestinal belirtiler öne çıkmış, dışkıda viral RNA saptanması gibi gözlemler sindirim sisteminin enfeksiyonda rol oynayabileceğini düşündürmüştü. BA.2.86 ve JN.1 üzerine elde edilen yeni veriler, bu ilişkinin tesadüfi olmadığını; aksine bazı varyantlarda bağırsak epitelinin daha elverişli bir hedef haline gelebildiğini gösteriyor. Bu durum, özellikle semptomların dağılımı, olası dışkı kaynaklı bulaş tartışmaları ve hasta izlem stratejileri açısından bilimsel açıdan önem taşıyor.</p>
<p>Araştırmanın bir başka kritik yönü, insan dokusuna dayalı model seçimi oldu. Laboratuvar koşullarında üretilen hücre dizileri, virüsün gerçek doku içinde nasıl davrandığını her zaman doğru yansıtmayabilir. Biyopsi örneklerinden elde edilen primer hücreler ise doku mimarisine ve hücresel çeşitliliğe daha yakın bir ortam sağlıyor. Bu nedenle çalışma, SARS-CoV-2 varyantlarının organ tropizmini anlamada daha güvenilir bir pencere sunuyor. Özellikle hızlı değişen Omicron soyları için bu tür modeller, hangi varyantların hangi dokularda avantaj kazandığını ortaya koymak açısından büyük değer taşıyor.</p>
<p>Bilim insanları için asıl soru, bu genişleyen hücre tropizminin hastalık şiddeti, bulaşıcılık ve klinik tablo üzerindeki net etkisinin ne olacağı. Şimdilik eldeki veriler, BA.2.86 ve JN.1’in insan proksimal bağırsak epiteline daha güçlü şekilde uyum sağladığını gösteriyor; ancak bunun toplum düzeyinde nasıl bir sonuç doğuracağını belirlemek için daha fazla çalışma gerekiyor. Özellikle gerçek hastalardaki klinik örnekler, bağışıklık yanıtı ölçümleri ve uzun dönem takip çalışmaları, laboratuvar bulgularını tamamlayacak en önemli veriler arasında yer alacak.</p>
<p>Yine de bu yeni çalışma, SARS-CoV-2’nin hâlâ biyolojik sürprizler barındırdığını açık biçimde ortaya koyuyor. Omicron’un en yeni alt soyları, yalnızca <a href="https://oncology.com.tr/orofasiyal-hastaliklar-genetik-baglantilar/" title="Ağız ve Yüz Hastalıklarında Ortak Genetik İzler: Yeni Analiz Sistemik Bağlantıları Gün Yüzüne Çıkarıyor" data-wpan-internal-link="1">genetik</a> dizilimleriyle değil, insan bağırsağındaki hücresel hedefleriyle de dikkat çekiyor. Bu durum, pandeminin üçüncü ve sonraki evrelerinde de viral evrimin yakından izlenmesi gerektiğini gösteren güçlü bir hatırlatma niteliği taşıyor. Virüsün solunum sistemi dışındaki davranışlarını anlamak, hem bilimsel tabloyu hem de olası klinik etkileri daha doğru değerlendirebilmek için kritik önemini koruyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> SARS-CoV-2 Omicron variants BA.2.86 and JN.1 with expanded tropism in human proximal intestinal epithelium.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> SARS-CoV-2 Omicron BA.2.86 and JN.1 expand tropism in human proximal intestinal epithelium.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Hui, K.P., Ho, J.C., Ng, KC. et al. SARS-CoV-2 Omicron BA.2.86 and JN.1 expand tropism in human proximal intestinal epithelium. Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-74111-y</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/omicron-ba2-86-jn1-bagirsak-tropizmi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağır COVID-19’da Bağışıklığın Yanlış Hedefi: IL-1Ra ve PGRN’ye Yönelen Otoantikorlar Araştırıldı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/agir-covid19-il1ra-pgrn-otoantikorlar/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/agir-covid19-il1ra-pgrn-otoantikorlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 23:58:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ağır covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[hiperfosforilasyon]]></category>
		<category><![CDATA[il-1ra]]></category>
		<category><![CDATA[immün yanıt]]></category>
		<category><![CDATA[inflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[otoantikorlar]]></category>
		<category><![CDATA[otoimmünite]]></category>
		<category><![CDATA[pgrn]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/agir-covid19-il1ra-pgrn-otoantikorlar/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni çalışma, ağır COVID-19’da IL-1Ra ve PGRN proteinlerine karşı oluşan otoantikorların inflamasyonla tetiklenen hiperfosforilasyonla ilişkisini ve bağışıklık yanıtındaki etkilerini ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiddetli <a href="https://oncology.com.tr/mahalle-bazli-atiksu-gozetimi-esitlik/" title="Atıksu Gözetiminde Mahalle Ölçeği Neden Eşitlik İçin Kritik Olabilir?" data-wpan-internal-link="1">COVID-19</a>’un neden bazı hastalarda hızla kontrolden çıktığını anlamaya çalışan araştırmacılar, bağışıklık sisteminin beklenmedik bir hedefe yöneldiğine dair önemli bir bulguya ulaştı. Nature Communications’ta yayımlanan yeni çalışma, ağır seyirli olgularda interlökin-1 reseptör antagonisti (IL-1Ra) ve progranülin (PGRN) adlı iki düzenleyici proteine karşı otoantikorların <a href="https://oncology.com.tr/prostat-kanseri-adt-kas-mitokondri-etkileri/" title="Prostat Kanseri Tedavisinin Kas Hücrelerindeki Gizli Bedeli Ortaya Çıkıyor" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> çıktığını gösteriyor. Bulgular, bu proteinlerin özellikle iltihap tarafından tetiklenen yapısal değişiklikler geçirdiğini ve bu değişimlerin, bağışıklık sisteminin onları yabancı gibi algılamasına yol açabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Çalışma, COVID-19’un yalnızca bir viral enfeksiyon olmadığını, aynı zamanda bağışıklık düzeninin bazı hastalarda neden keskin biçimde bozulabildiğini anlamaya katkı sağlıyor. Bilim insanlarına göre burada kilit nokta, IL-1Ra ve PGRN’nin normal koşullarda iltihabı sınırlayan “fren” mekanizmaları olarak görev yapması. IL-1Ra, iltihap başlatan IL-1 sinyallerinin etkisini azaltmak için reseptöre bağlanıyor ancak onu etkinleştirmiyor. PGRN ise doku onarımı, sinir hücrelerinin sağkalımı ve bağışıklık modülasyonu gibi birden fazla süreçte rol oynayan dengeleyici bir protein olarak biliniyor. Bu nedenle iki moleküle karşı gelişen otoantikorlar, yalnızca bir laboratuvar bulgusu değil, aynı zamanda hastalığın şiddetini etkileyebilecek bir mekanizmaya işaret ediyor.</p>
<p>Araştırmanın dikkat çekici yanı, otoantikorlara hedef olan antijenlerin sıradan biçimleri değil, inflamasyon sırasında değişime uğramış izoformları olması. Ekip, IL-1Ra ve PGRN’de hiperfosforilasyon adı verilen bir modifikasyona işaret ediyor. Fosforilasyon, proteinlerin işlevini ve davranışını değiştirebilen yaygın bir biyokimyasal süreç; ancak aşırı ya da olağandışı biçimde gerçekleştiğinde molekülün bağışıklık sistemi tarafından tanınma biçimini de etkileyebiliyor. Bu çalışmada öne sürülen modele göre, yoğun inflamasyon ortamı bu proteinleri değiştiriyor, ardından bağışıklık sistemi bu yeni yapıyı hedef alarak otoantikor üretimine yöneliyor.</p>
<p>Bilim insanları, ağır COVID-19 ile hafif seyirli enfeksiyonlar arasındaki farkı açıklarken, yalnızca virüsün kendisine değil, konak bağışıklık yanıtının niteliğine de bakmak gerektiğini uzun süredir vurguluyor. SARS-CoV-2 enfeksiyonunda bazı kişilerde <a href="https://oncology.com.tr/ovaryum-kanseri-kemoterapi-direnci-metabolik-hedef/" title="Ovaryum Kanserinde Kemoterapi Direncine Karşı Metabolik Bir Zayıf Nokta Ortaya Çıktı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> çıkan “hiperinflamatuvar” tablo, organ hasarı, solunum yetmezliği ve yoğun bakım gereksinimi ile ilişkilendiriliyor. Yeni bulgu, bu tabloya otoimmün süreçlerin de eklenebileceğini gösteriyor. Başka bir deyişle, vücudun iltihabı baskılamak için ürettiği kendi düzenleyici proteinleri, bazı ağır vakalarda yeni bir bağışıklık hedefi haline gelmiş olabilir.</p>
<p>Çalışmada yer alan bilim insanları, IL-1Ra ve PGRN’ye karşı gelişen otoantikorların tüm COVID-19 hastalarında görülmediğinin altını çiziyor. Bu durum, bulgunun genelleştirilmiş bir COVID-19 özelliğinden çok, ağır hastalık grubunda ortaya çıkan özgül bir bağışıklık örüntüsüne işaret ettiğini düşündürüyor. Yine de bu fark, klinik açıdan önemli olabilir. Eğer belirli biyobelirteçler, ağır seyir riskini veya bağışıklık sistemindeki aşırı aktivasyonu önceden yansıtıyorsa, hastaların daha yakından izlenmesi ve tedavi stratejilerinin buna göre düzenlenmesi mümkün olabilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Autoimmune mechanisms involving IL-1Ra and PGRN isoforms in severe COVID-19</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Autoantibodies to IL-1Ra and PGRN in severe COVID-19 are associated with inflammation-induced hyperphosphorylated antigen isoforms</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Thurner, L., Fadle, N., Thurner, B. et al. Autoantibodies to IL-1Ra and PGRN in severe COVID-19 are associated with inflammation-induced hyperphosphorylated antigen isoforms. Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-73316-5</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/agir-covid19-il1ra-pgrn-otoantikorlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atıksu Gözetiminde Mahalle Ölçeği Neden Eşitlik İçin Kritik Olabilir?</title>
		<link>https://oncology.com.tr/mahalle-bazli-atiksu-gozetimi-esitlik/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/mahalle-bazli-atiksu-gozetimi-esitlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 20:21:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[atıksu gözetimi]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[halk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[halk sağlığı eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle ölçeği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık eşitsizliği]]></category>
		<category><![CDATA[salgın tespiti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/mahalle-bazli-atiksu-gozetimi-esitlik/</guid>

					<description><![CDATA[New York verileri, mahalle ölçeğinde atıksu gözetiminin salgınların erken tespitini iyileştirerek halk sağlığında eşitliği artırabileceğini ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>COVID-19 salgını sırasında atıksu gözetimi, bulaşıcı hastalıkların toplum içinde nasıl yayıldığını izlemek için alışılmışın dışında ama son derece değerli bir araç olarak öne çıktı. Klinik testlere dayalı sistemlerin aksine bu yöntem, insanların sağlık kuruluşuna başvurmasını ya da test yaptırmasını beklemeden, kanalizasyon sistemine karışan biyolojik izleri inceleyerek salgın sinyallerini yakalayabiliyor. Bu nedenle atıksu analizi, özellikle sağlık hizmetine erişimde engellerle karşılaşan topluluklar için daha kapsayıcı ve görünürde daha adil bir <a href="https://oncology.com.tr/hipertansiyon-risk-tahmini-cografi-veri/" title="Mahalle Verileri Hipertansiyon Tahmininde Yeni Bir Dönem Açıyor" data-wpan-internal-link="1">halk sağlığı</a> yaklaşımı olarak değerlendirildi. Ancak Syracuse Üniversitesi Maxwell School’dan araştırmacıların New York eyaleti verileri üzerinde yürüttüğü ve American Journal of Public Health dergisinde yayımlanan yeni çalışma, bu sistemin önemli bir kör noktasını ortaya koyuyor: Kapsayıcı gibi görünen atıksu gözetimi, en kırılgan topluluklarda hastalık tespitini bazı durumlarda beklenenden daha az duyarlı hale getirebiliyor.</p>
<p>Araştırma, 2020 ile 2024 yılları arasında New York Eyaleti’nin geniş atıksu gözetim ağını inceledi ve sistemin SARS-CoV-2 salgınlarını farklı nüfus yoğunluklarında ve sosyoekonomik koşullarda ne ölçüde yakalayabildiğini değerlendirdi. Ekip, istatistiksel modelleme ve veri temelli analizlerle, özellikle büyük kentsel alanlarda tespit gücünün belirgin biçimde düştüğünü gösterdi. Bu sonuç, yüzeyde çelişkili görünüyor: Atıksu sistemi coğrafi olarak yoksul ve dezavantajlı mahalleleri kapsıyor, ancak bu bölgeler çoğu zaman çok büyük arıtma tesislerine bağlandığı için salgınların erken işaretleri sulanarak kaybolabiliyor. Başka bir deyişle, sistem fiziksel olarak orada olsa bile, sinyali yeterince hassas olmayabiliyor.</p>
<p>Bu bulgu, halk sağlığında sıkça karşılaşılan daha geniş bir soruna işaret ediyor: Veri toplama araçlarının kapsayıcı olması, otomatik olarak eşitlikçi sonuçlar doğurmayabiliyor. Klinik testlerde olduğu gibi atıksu gözetiminde de ölçüm ölçeği belirleyici bir rol oynuyor. Büyük bir havzanın atıksuyunu izlemek, yüz binlerce kişinin bir arada oluşturduğu sinyali okumak anlamına geliyor; bu da erken ve yerelleşmiş bir salgın artışını ayırt etmeyi zorlaştırabiliyor. Araştırmacıların vurguladığı temel nokta, özellikle yoğun nüfuslu şehirlerde yaşayan ve sağlık hizmetlerine erişimde yapısal engellerle karşılaşan toplulukların, en çok ihtiyaç duydukları erken uyarı avantajından daha az yararlanabilmesi.</p>
<p>Atıksu gözetimi başlangıçta birçok uzman tarafından, bireysel davranışlara bağımlı olmayan nadir halk sağlığı araçlarından biri olarak görüldü. İnsanların test yaptırma motivasyonu, sağlık sigortası durumu, işten izin alabilme kapasitesi ya da hastalık belirtilerini ciddiye alıp almamaları gibi değişkenler klinik verileri etkileyebiliyor. Oysa kanalizasyon ağından alınan örnekler, semptom göstermeyen ya da test yaptırmayan kişileri de dolaylı biçimde kapsayabiliyor. Bu özellik, özellikle salgının erken dönemlerinde büyük bir avantaj sağladı. Ne var ki yeni çalışma, bu avantajın tüm bölgelerde eşit derecede işlemeyebileceğini göstererek yöntemsel tasarımın önemini bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p>Çalışmanın sonuçları, mahalle düzeyinde örneklemenin neden giderek daha fazla tartışıldığını da açıklıyor. Eğer bir kentte atıksu örnekleri çok geniş coğrafi havzalardan toplanıyorsa, küçük ama anlamlı bir vaka artışı genel sinyal içinde kaybolabiliyor. Buna karşılık daha yerel, mahalle odaklı örnekleme ağları; bir semtteki artışı daha hızlı ve daha net biçimde görünür kılabilir. Araştırmanın ortaya koyduğu eşitlik boyutu da tam burada belirginleşiyor: Mahalle düzeyindeki gözetim, yalnızca teknik çözünürlüğü artırmakla kalmıyor, aynı zamanda veri körlüğünün en fazla dezavantaj yarattığı topluluklara daha adil bir erken uyarı kapasitesi sunabiliyor.</p>
<p>Yine de uzmanlar, daha küçük ölçekli gözetimin her yerde kolay uygulanamayacağını biliyor. Daha fazla örnekleme noktası, daha fazla lojistik planlama, laboratuvar kapasitesi ve veri yorumlama uzmanlığı gerektiriyor. Ayrıca atıksu altyapısı her mahallede aynı ayrıntıda işlemeyebiliyor; bazı bölgelerde kanalizasyon ağı parçalı olabilir ya da belirli nüfus grupları ayrı sistemlerde yer alabilir. Bu nedenle çözüm, yalnızca mevcut sistemi daha küçük parçalara bölmekten ibaret değil. Sağlık yetkililerinin, hangi bölgelerde geniş havza analizinin yeterli olduğunu, hangi bölgelerde ise daha yerel yaklaşımın zorunlu hale geldiğini belirlemesi gerekiyor.</p>
<p>Çalışmanın kamu sağlığı açısından önemi, yalnızca COVID-19 ile sınırlı değil. Atıksu temelli gözetim, gelecekte influenza, RSV ve diğer bulaşıcı hastalıklar için de giderek daha fazla kullanılabilir. Ancak bu yeni araştırma, herhangi bir gözetim ağının teknik tasarımının toplumsal sonuçlar doğurduğunu açık biçimde gösteriyor. Eğer sistemler, hastalık yükünün ve sağlık eşitsizliklerinin en yoğun olduğu bölgelerde daha az duyarlı kalırsa, erken müdahale kapasitesi de en çok ihtiyaç duyulan yerlerde zayıflayabilir. Bu da halk sağlığında “eşit erişim” ile “eşit fayda” <a href="https://oncology.com.tr/akg-karnitin-dna-onarimi/" title="Metabolizma ile DNA Onarımı Arasındaki Gizli Bağ Nature Çalışmasıyla Aydınlandı" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> farkı gündeme getiriyor.</p>
<p>New York verileri üzerinden yapılan analiz, atıksu gözetiminin vazgeçilmesi gereken bir araç olmadığını, aksine daha dikkatli planlanması gerektiğini ortaya koyuyor. Mahalle düzeyinde örnekleme, kentlerin hastalık sinyallerini daha keskin biçimde okuyabilmesine yardım edebilir ve gözetim sistemlerini daha adil hale getirebilir. Salgınlara karşı etkili bir erken uyarı mekanizması kurmak, yalnızca teknoloji seçmekle değil, o teknolojinin hangi topluluklara ne kadar iyi hizmet verdiğini anlamakla mümkün oluyor. Yeni bulgular, kamu sağlığı politikalarının bundan sonra yalnızca kapsamı değil, çözünürlüğü de tartışması gerektiğini gösteriyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Equities and Inequities Inherent in Wastewater Surveillance Systems for Public Health: New York State, 2020–2024</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Epidemiyoloji, Hastalıklar ve bozukluklar</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/salk-enstitusu-epigenetik-yapay-zeka-atanmalar/" data-wpan-internal-link="1">Salk’ta Epigenetik ve Yapay Zekâ Araştırmalarına İki Kritik Atama</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/mahalle-bazli-atiksu-gozetimi-esitlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
