<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>cinsiyet farklılıkları &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/cinsiyet-farkliliklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 16 Jul 2026 09:00:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>cinsiyet farklılıkları &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Parkinson’da depresyonun biyolojisi: GBA1 durumu ve cinsiyetin şiddet üzerindeki etkisi</title>
		<link>https://oncology.com.tr/parkinson-depresyon-gba1-etkisi-cinsiyet/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/parkinson-depresyon-gba1-etkisi-cinsiyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 09:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet farkları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet farklılıkları]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[GBA1]]></category>
		<category><![CDATA[GBA1 geni]]></category>
		<category><![CDATA[genetik varyantlar]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejeneratif hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nörogenetik]]></category>
		<category><![CDATA[Parkinson hastalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/parkinson-depresyon-gba1-etkisi-cinsiyet/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni bir çalışma, Parkinson’da depresyonun şiddetiyle GBA1 gen durumu arasında bağlantı olabileceğini ve bu etkinin erkek-kadın farklılıklarıyla modüle olabileceğini rapor ediyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://oncology.com.tr/isscr-2026-parkinson-hazir-kok-hucre-stem-pd/" title="ISSCR 2026’da Parkinson için “hazır” kök hücre tedavisi verileri: Dopamin üreten hücre hedefi" data-wpan-internal-link="1">Parkinson</a> hastalığında depresyon, motor belirtilerin gölgesinde kalabilen ancak yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyen başlıca nöropsikiyatrik sorunlardan biri. Yeni bir araştırma, depresyonun Parkinson’daki bireyler arasında neden bu kadar farklı seyredebileceğine dair genetik bir ipucunu ve cinsiyetin bu tabloyu nasıl şekillendirebileceğini gündeme taşıdı. Çalışma, <em>GBA1</em> genindeki varyasyonların depresyon şiddetiyle ilişkili olabileceğini ve bu ilişkinin erkek-kadın farklılıklarıyla daha da modüle olabildiğini rapor ediyor.</p>
<p>Araştırma, Parkinson hastalığının yalnızca hareket bozukluğu ile sınırlı olmadığını; bunun yanında bilişsel, davranışsal ve duygudurum alanlarında geniş bir belirti spektrumu bulunduğunu vurguluyor. Depresyonun <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-gece-hareketleri-hareket-sensorleri-uyku/" title="Parkinson’da gece takibi: Hareket sensörleri uyku bozulmalarını ölçmede ne kadar etkili?" data-wpan-internal-link="1">Parkinson’da</a> sık görülmesi, hastalığın heterojen doğası açısından önemli bir klinik sorun olarak öne çıkıyor. Ancak depresyonun şiddet ve gidişatındaki farklılıkların hangi biyolojik mekaniklerle ortaya çıktığına dair netlik henüz sınırlı. Bu çalışma, genetik yatkınlık ile klinik görünüm arasındaki bağlantıyı daha iyi anlamaya yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Öne çıkan bulgu, <em>GBA1</em> geninin durumunun depresyon şiddetiyle anlamlı bir biçimde bağlantılı olabileceği yönünde. <em>GBA1</em> ile ilişkili genetik varyasyonların, Parkinson’un farklı alt tipleri ve hastalık seyrine dair daha geniş bir araştırma alanı içinde ele alındığı biliniyor. Yeni makalede ise bu genetik unsurun nöropsikiyatrik sonuçlarla, özellikle de depresyonun şiddetiyle ilişkilenmesi dikkat çekiyor. Çalışmanın mesajı, depresyonu yalnızca klinik bir semptom olarak değil, Parkinson’un altında yatan biyolojik süreçlerle kesişen bir tablo olarak değerlendirmeye işaret ediyor.</p>
<p>Araştırmanın ikinci önemli boyutu cinsiyet farkları. Çalışmaya göre, depresyonun Parkinson’daki ilerleme/şiddetlenme dinamikleri cinsiyete göre değişebiliyor ve <em>GBA1</em> ile depresyon arasındaki ilişkinin etkisi bu farklılıklarla birlikte şekilleniyor. Başka bir ifadeyle, aynı genetik zemine sahip bireylerde depresyonun klinik yansıması erkekler ve kadınlar arasında benzer seyretmeyebilir. Bu durum, Parkinson’da cinsiyete özgü risk ve belirti profillerinin daha yakından incelenmesi gerektiğini destekliyor.</p>
<p>Makale, bu bağlantıların ortaya çıkarılmasının, Parkinson’da depresyonun neden bazı hastalarda daha ağır ve daha zor seyirli olabildiğine dair açıklayıcı bir çerçeve sağlayabileceğini savunuyor. Bununla birlikte araştırmanın kapsamına ilişkin detaylar (örneğin hasta seçimi, takip süresi ve klinik ölçüm yöntemleri) metnin özetinde sınırlı yer aldığından, bulguların klinik genellemesi için daha fazla doğrulama ve bağımsız çalışma gerekeceği vurgusu önem taşıyor. Yine de, genetik risk faktörlerinin nöropsikiyatrik fenotiplerle ilişkilendirilmesi; gelecekte depresyon değerlendirmesini daha biyoloji temelli yaklaşımlarla destekleme fikrini güçlendiriyor.</p>
<p>Bu tür genetik-iklimlendirme çalışmalarının değeri, Parkinson’da depresyonun tek tip bir klinik olgu olmayıp farklı biyolojik alt mekanizmalara işaret edebilmesiyle bağlantılı. Eğer <em>GBA1</em> durumu gerçekten depresyon şiddetiyle tutarlı biçimde ilişkilendirilebilirse, klinisyenler açısından depresyon riskini daha erken fark etme ve hastaya özgü izlem stratejilerini geliştirme perspektifi doğabilir. Ancak bu çalışmanın <a href="https://oncology.com.tr/dusuk-kalorili-tatlandiricilar-bagirsak-bakterileri/" title="Şeker ikameleri bağırsak bakterilerini hedef alabilir: Cambridge’den laboratuvar bulguları" data-wpan-internal-link="1">bulguları</a>, henüz tedavi önerilerini doğrudan belirleyecek düzeyde olmayıp, öncelikle hastalığın nöropsikiyatrik biyolojisini aydınlatmaya yönelik bir kanıt seti olarak ele alınmalı.</p>
<p>Sonuç olarak, Parkinson’da depresyonun şiddetini etkileyebilen genetik unsurlar arasında <em>GBA1</em> genine dikkat çekilmesi ve cinsiyet farklarının bu ilişkiyi modüle edebileceğinin raporlanması, nöropsikiyatrik belirtilere dair araştırma gündemini genişletiyor. Parkinson’da duygudurum sorunlarının heterojenliğini açıklamaya çalışan bilimsel çalışmaların önümüzdeki dönemde hem genetik hem de klinik boyutu birlikte ele alması bekleniyor.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/gba1-status-and-sex-influence-depression-severity-in-parkinsons-disease/</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> The relationship between GBA1 gene status, sex differences, and depression severity and progression in Parkinson’s disease.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Association of GBA1 status and sex with depression severity and progression in Parkinson’s disease.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Mitrotti, P., Avenali, M., Artusi, C.A. et al. Association of GBA1 status and sex with depression severity and progression in Parkinson’s disease. npj Parkinsons Dis. (2026). https://doi.org/10.1038/s41531-026-01460-2</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/parkinson-depresyon-gba1-etkisi-cinsiyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiltere’de demans hastalarında taburculuk sonrası yeniden yatış riskini artıran faktörler: cinsiyet ve çoklu hastalık öne çıkıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/demans-yeniden-yatis-riski-faktorleri/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/demans-yeniden-yatis-riski-faktorleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 21:25:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet farklılıkları]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik sağlık kayıtları]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik bakım]]></category>
		<category><![CDATA[hastane yeniden yatış]]></category>
		<category><![CDATA[kırılganlık]]></category>
		<category><![CDATA[komorbidite]]></category>
		<category><![CDATA[multimorbidite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/demans-yeniden-yatis-riski-faktorleri/</guid>

					<description><![CDATA[İngiltere’de 30 binden fazla demans kaydını inceleyen çalışma, taburculuk sonrası yeniden yatış riskinin cinsiyet ve multimorbiditeyle ilişkili olduğunu gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demans yaşayan bireyler, hastaneden taburcu edildikten sonra tekrar yatışa dönme konusunda daha yüksek risk altında. İngiltere’deki rutinle toplanan elektronik sağlık kayıtlarını kullanan yeni bir analiz, demanslı hastalarda taburculuk sonrası yeniden yatışı öngörmeye yardımcı olabilecek etkenleri birlikte ele aldı. Çalışma kapsamında, gerçek hayat verilerinden oluşan 30.527 kişilik bir grup incelenerek; klinik durumlar ile sosyal/sağlık sistemiyle <a href="https://oncology.com.tr/asiri-prematurelerde-laringoskopi-denemeleri-ivh/" title="Aşırı prematürelerde entübasyon denemelerinin sayısı ağır beyin kanamasıyla ilişkili" data-wpan-internal-link="1">ilişkili</a> değişkenlerin, iyileşme sürecinin ilk aşamalarında nasıl farklılaşan sonuçlara yol açabildiği değerlendirildi.</p>
<p>Araştırmacılar, yeniden yatışın tek bir nedene bağlanamayacağını vurguluyor. Bunun yerine taburculuk sonrası dönemde kırılganlığı artıran birden <a href="https://oncology.com.tr/2-yas-oncesi-antibiyotik-kullanimi-cocuk-obezite-riski/" title="Hollandalı ikinsellerde 2 yaş öncesi antibiyotikler ve çocuklukta fazla kilo/obezite riski" data-wpan-internal-link="1">fazla</a> unsurun aynı anda etkili olabileceği görülüyor. Bulgular, demans hastalarında yeniden yatışın hasta cinsiyetiyle ilişkili olduğunu ve ayrıca birden fazla eşlik eden hastalığı olan kişilerde riskin yükseldiğini işaret ediyor. Başka bir ifadeyle, aynı kişide birden fazla sağlık sorununun bir araya gelmesi, hastaneden ev veya toplum temelli bakıma geçiş sırasında toparlanmayı ve tedavi sürekliliğini daha zor hale getirebiliyor.</p>
<p>Çoklu hastalık (multimorbidite) kavramı, yalnızca daha fazla tanı anlamına gelmez; aynı zamanda ilaç rejimleri, semptom yönetimi, kontrol randevuları ve sağlık hizmetlerine erişim gibi alanlarda uyum gerektiren daha karmaşık bir klinik tabloya işaret eder. Demans gibi bilişsel etkilenmenin eşlik ettiği durumlarda bu karmaşıklığın, yeniden yatış olasılığını artırabilecek pratik zorluklar doğurabileceği düşünülüyor. Örneğin, semptomların izlenmesi, bakımın planlanması ve ev/Toplum ortamında uygun takibin sürdürülebilmesi; aynı anda hem demansın hem de diğer kronik durumların yönetimine bağlı olarak değişkenlik gösterebilir.</p>
<p>Çalışmanın gerçek hayat kayıtlarına dayanması, öngörücülerin yalnızca ideal koşullarda değil, farklı klinik senaryolarda nasıl göründüğünü incelemeye imkân tanıyor. Araştırmada, hastane sonrası gidişatı etkileyebilecek faktörlerin birlikte ele alınması, demanslı bireylerde yeniden yatışların rastlantısal olmayabileceğini; belirli hasta özelliklerinin risk profilini şekillendirebildiğini destekler nitelikte. Bununla birlikte araştırmacılar, yeniden yatışın nedenlerinin tekil olmaktan ziyade çok etkenli bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Sonuçların, klinik pratikte taburculuk planlamasının neden yalnızca demans tanısına odaklanmaması gerektiğini hatırlattığı belirtiliyor. Demans hastalarında eşlik eden hastalıkların çeşitliliği arttıkça, geçiş döneminde tıbbi ihtiyaçların hızla değişmesi, tedavi uyumunun zorlaşması ya da primer bakım ve diğer hizmetlerle koordinasyonun daha fazla çaba gerektirmesi gibi durumlar gündeme gelebilir. Bu nedenle, taburculuk sonrası dönemde risk azaltmaya yönelik yaklaşımın, hastanın cinsiyeti dahil kişisel özelliklerini ve çoklu komorbiditeleri hesaba katacak şekilde tasarlanması gerektiğine işaret eden bir okuma yapılabilir.</p>
<p>Ayrıca çalışmanın cinsiyetle ilişki bulması, demans yönetiminde ve sağlık hizmetlerine erişimde cinsiyete göre farklılaşabilen olasılıkları gündeme getiriyor. Ancak bu sonuçların hangi mekanizma üzerinden ortaya çıktığını belirlemek için, gözlemsel veriyle sınırlı kalabilecek ayrıntıların ötesine geçen ek çalışmaların gerekeceği vurgulanabilir. Yine de, demanslı hastalarda taburculuk sonrası yeniden yatış riskinin değerlendirilmesinde cinsiyet ve multimorbiditeyi dikkate alan daha bütüncül yaklaşımlar için gerekçe oluştuğu söylenebilir.</p>
<p>Genel olarak çalışma, İngiltere’de demans hastalarında hastaneye yeniden başvurunun çok boyutlu olduğunu; cinsiyet ve çoklu eşlik eden hastalık varlığının bu riski <a href="https://oncology.com.tr/konjenital-serebral-ventrikulomegali-ccv-genetik/" title="Yeni doğanda beyin içi sıvı dengesini etkileyen nadir gen mutasyonları: CCV için biyolojik ipuçları" data-wpan-internal-link="1">etkileyen</a> önemli unsurlar arasında bulunduğunu gösteriyor. Demansın karmaşık bir klinik tablo oluşturduğu koşullarda, taburculuk sonrası bakım sürekliliğinin nasıl sağlandığına dair daha hedefli planlamalar, riskli geçiş dönemlerinde özellikle önem kazanıyor.</p>
<p>Kaynak: https://scienmag.com/sex-and-multimorbidity-link-to-higher-dementia-readmissions-in-england-study/</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Hospital readmission determinants in dementia patients</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Identifying the determinants of hospital readmission in dementia patients – A retrospective cohort study using electronic healthcare records in England</p>
<p><strong>References:</strong><br />DOI: 10.1371/journal.pone.0351331</p>
<p><strong>Keywords:</strong> demans, hastane tekrar yatışı, elektronik sağlık kayıtları, eş hastalık, birincil bakım kontrolü, ilaç gözden geçirme, bakım evi hizmetleri, kohort çalışması</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/demans-yeniden-yatis-riski-faktorleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynı Alzheimer Kan Belirteci Erkeklerde Neden Daha Ciddi Bir Tabloya İşaret Ediyor: Kanıtları İnceliyoruz</title>
		<link>https://oncology.com.tr/alzheimer-kan-belirteci-nfl-erkeklerde-ciddi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/alzheimer-kan-belirteci-nfl-erkeklerde-ciddi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 21:07:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin rezervi]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel gerileme]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet farklılıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Testi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselleştirilmiş tıp]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nörofilament hafif zincir]]></category>
		<category><![CDATA[nörofilament hafif zinciri]]></category>
		<category><![CDATA[plazma biyobelirteci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/alzheimer-kan-belirteci-nfl-erkeklerde-ciddi/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni bir araştırma, Alzheimer takibinde kullanılan plazma nörofilament hafif zinciri (NfL) seviyelerinin aynı olmasına rağmen erkeklerde daha ileri nörodejenerasyon ve bilişsel gerilemeye işaret edebileceğini gösteriyor. Bu durum, kan biyobelirteçlerinin cinsi]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığının karmaşık yapısını çözme yolculuğunda, son on yıllık araştırma umut vadeden ancak bir o kadar da gizemli bir biyobelirteci ön plana çıkardı: plazma nörofilament hafif zinciri ya da yaygın kısaltmasıyla NfL. Nöronların yapısal iskeletinden köken alan bu protein parçacığı, günümüzde nöroaksonal hasarın kritik bir göstergesi olarak kabul görüyor. Brain Medicine dergisinde yayımlanan kapsamlı bir mini derleme, farklı hasta gruplarından ve bilimsel disiplinlerden elde edilen bulguları sentezleyerek, plazma NfL seviyelerinin yalnızca nöronal hasarı işaret etmekle kalmadığını, aynı zamanda belirgin bir cinsiyete özgü nüans taşıdığını <a href="https://oncology.com.tr/kanser-adc-direnc-mekanizmalari/" title="Kanserin ADC’lere Karşı Kullandığı Kaçış Yolları Ortaya Çıkıyor" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> koyuyor. Bu, özdeş bir plazma konsantrasyonunun erkekler ve kadınlar için çarpıcı biçimde farklı klinik anlamlar taşıyabileceği anlamına geliyor.</p>
<p>Nörofilament hafif zinciri, nöronal hücre iskeletinin temel bir bileşenidir ve özellikle sinir uyarılarını iletmekten sorumlu uzun projeksiyonlar olan aksonlarda yoğunlaşmıştır. Nörodejeneratif hastalıkların ayırt edici bir özelliği olan aksonlar bozulduğunda veya koptuğunda, NfL molekülleri kan dolaşımına karışır. Amiloid-beta veya tau proteinleri gibi geleneksel biyobelirteçlerin aksine, NfL devam eden nörodejenerasyonun dinamik bir okumasını sağlar. Bu proteinler ilk olarak Alzheimer&#8217;ın patolojik işaretlerinin varlığını gösterirken, NfL sinir hücrelerindeki aktif yıkımın anlık bir fotoğrafını sunar. Klinisyenler uzun zamandır hastalığın ilerleyişini sıralı olarak izleyebilecek, minimal invaziv ancak güvenilir belirteçler arayışındaydı ve plazma NfL bu noktada devrim niteliğinde bir ilerlemeyi temsil ediyor. Basit bir kan testiyle ölçülebilmesi, tekrarlayan lomber ponksiyonlara veya pahalı görüntüleme yöntemlerine olan ihtiyacı azaltarak hasta takibinde yeni bir dönemin kapılarını aralıyor.</p>
<p>NfL&#8217;nin bir biyobelirteç olarak taşıdığı büyük umuda rağmen, plazma seviyelerinin klinik yorumu, heterojen yanıtlar ve özellikle biyolojik cinsiyetin yeterince araştırılmamış etkileri nedeniyle karmaşık bir hal almıştır. Yeni derleme, aynı NfL değerlerinin cinsiyete bağlı olarak nasıl farklı şekilde yorumlanması gerektiğine dair giderek büyüyen kanıtları bir araya getiriyor. Araştırmacılar, erkeklerde belirli bir plazma NfL konsantrasyonunun, kadınlardaki aynı seviyeye kıyasla genellikle daha ilerlemiş bir nörodejeneratif sürece veya daha hızlı bir bilişsel gerilemeye işaret ettiğini vurguluyor. Bu çarpıcı farklılığın altında yatan mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamış olsa da, öne çıkan hipotezlerden biri &#8216;beyin rezervi&#8217; kavramına dayanıyor.</p>
<p>Beyin rezervi, beynin patolojik hasara rağmen işlevini sürdürebilme kapasitesini ifade eder. Kadınların genellikle daha yüksek bir bilişsel veya yapısal rezerve sahip olduğu, bunun da onları aynı düzeydeki nöroaksonal hasarın klinik sonuçlarına karşı bir süreliğine koruyabildiği düşünülmektedir. Bu bağlamda, bir erkek ve bir kadında ölçülen eşit plazma NfL miktarı, erkekte rezervin daha hızlı tükendiğine ve dolayısıyla klinik tablonun daha ağır seyredebileceğine dair bir uyarı niteliği taşıyabilir. Ayrıca, hormonal farklılıklar, genetik yatkınlıklar ve kardiyovasküler risk profillerindeki cinsiyete özgü değişkenlikler de bu eşitsizliğe katkıda bulunan faktörler arasında sıralanıyor. Bu bulgular, biyobelirteç araştırmalarında &#8216;herkese uyan tek tip&#8217; yaklaşımının terk edilmesi gerektiğini güçlü bir şekilde ortaya koyuyor.</p>
<p>Derlemede ele alınan bir diğer kritik nokta, NfL&#8217;nin Alzheimer hastalığına özgü olmayışıdır. Plazma NfL seviyeleri; frontotemporal demans, amiyotrofik lateral skleroz (ALS), multipl skleroz ve hatta travmatik beyin hasarı gibi çok çeşitli nörolojik durumda yükselebilir. Bu nedenle NfL, tek başına bir tanı aracı olmaktan ziyade, nörodejenerasyonun şiddetini ve hızını ölçen kantitatif bir belirteç olarak değerlendirilmelidir. Klinik pratiğe entegrasyonu için, amiloid PET taramaları veya beyin omurilik sıvısındaki spesifik protein ölçümleri gibi diğer tanısal yöntemlerle birlikte kullanılması büyük önem taşır. Bu kombinasyon, hekimlerin Alzheimer&#8217;ı diğer demans türlerinden ayırt etmesine ve hastalığın evresini daha hassas bir şekilde belirlemesine olanak tanıyabilir.</p>
<p>Uzmanlar, bu cinsiyete özgü farklılıkların gelecekteki klinik araştırmalar ve tedavi stratejileri için derin etkileri olacağını belirtiyor. Örneğin, yeni ilaç adaylarının test edildiği klinik deneylerde, katılımcıların <a href="https://oncology.com.tr/ilk-basarili-insan-mesane-nakli-sonuclari/" title="UCLA’da Tarihi Dönüm Noktası: Bir Hastada Bir Yıl Sonra Başarılı Mesane Nakli Sonuçları" data-wpan-internal-link="1">sonuçları</a> analiz edilirken cinsiyete göre katmanlandırma yapılmaması, bir ilacın etkili olup olmadığına dair yanıltıcı sonuçlara yol açabilir. Bir tedavi, kadınlarda NfL seviyelerini düşürmede etkili görünürken, aynı etki erkeklerde gözlemlenmeyebilir veya tam tersi bir durum ortaya çıkabilir. Bu durum, kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımının önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Plazma NfL&#8217;nin bir biyobelirteç olarak tam potansiyeline ulaşabilmesi için, cinsiyete dayalı referans aralıklarının oluşturulması ve klinik karar verme süreçlerine entegre edilmesi zorunlu hale gelmiştir.</p>
<p>Sonuç olarak, plazma nörofilament hafif zinciri, Alzheimer hastalığının biyolojisini anlamak ve takip etmek için elimizdeki en güçlü araçlardan biri olarak yükselmektedir. Ancak bu aracın gücü, onu ne kadar incelikli kullanabildiğimize bağlıdır. Aynı kan değerinin bir erkek ve bir kadın için tamamen farklı hikayeler anlatabileceği gerçeği, nöroloji alanında daha incelikli, daha kişiselleştirilmiş ve cinsiyeti merkeze alan bir yaklaşımın benimsenmesi için güçlü bir çağrıdır. Bu yeni anlayış, yalnızca tanı ve prognoz doğruluğunu artırmakla kalmayacak, aynı zamanda geleceğin tedavilerinin her birey için en <a href="https://oncology.com.tr/hiv-asi-b-hucresi-primingi/" title="HIV Aşı Araştırmasında B Hücrelerini Doğru Hedefleyen Yeni Tasarım Umut Verdi" data-wpan-internal-link="1">doğru</a> zamanda ve en etkili şekilde uygulanmasının yolunu açacaktır.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Plasma neurofilament light chain: A biomarker for neuronal injury in Alzheimer’s disease and the imperative for sex-specific interpretation</p>
<p><strong>References:</strong><br />Xia Y, Yuan P, Fei G, Cheng X. Plasma neurofilament light chain: A biomarker for neuronal injury in Alzheimer’s disease and the imperative for sex-specific interpretation. Brain Medicine 2026. DOI: https://doi.org/10.61373/bm026y.0051</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Nörofilament hafif zinciri, Alzheimer hastalığı, biyobelirteç, plazma NfL, nörodejenerasyon, cinsiyet farklılıkları, nöroaksonal hasar, tanısal biyobelirteç, beyin rezervi, bilişsel gerileme, amiloid, tau, kişiselleştirilmiş tıp</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/alzheimer-kan-belirteci-nfl-erkeklerde-ciddi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Glioblastomda Cinsiyete Bağlı Bağışıklık İmzası: Kadın Modellerde GABA Yolu Öne Çıkıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/glioblastom-kadin-gaba-bagisiklik/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/glioblastom-kadin-gaba-bagisiklik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 22:29:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet farklılıkları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyete özgü tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[GABA]]></category>
		<category><![CDATA[GABA sinyalleme]]></category>
		<category><![CDATA[glioblastom]]></category>
		<category><![CDATA[immünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser biyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[MDSC]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/glioblastom-kadin-gaba-bagisiklik/</guid>

					<description><![CDATA[Nature Cancer’da yayımlanan çalışma, glioblastomda kadın modellerde etkinleşen GABA-bağışıklık yolunu ortaya koyarak cinsiyete özgü tedavi hedeflerine işaret ediyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, en ölümcül beyin tümörlerinden biri olan glioblastomun ilerleyişinde cinsiyete özgü yeni bir biyolojik mekanizma belirledi. <em>Nature Cancer</em> dergisinde yayımlanan çalışmada, özellikle kadın modellerde etkinleşen ve erkeklerde görülmeyen bir GABA sinyalleme yolunun, tümörün bağışıklık baskılayıcı çevresini şekillendirdiği ortaya kondu. Bulgular, glioblastomda neden erkeklerde görülme ve ölüm oranlarının daha yüksek olduğuna ilişkin uzun süredir cevapsız kalan soruya yeni bir pencere açıyor.</p>
<p>Çalışma, Miami Üniversitesi Sylvester Comprehensive Cancer Center’dan Defne Bayik, Ph.D. liderliğindeki araştırma ekibi tarafından yürütüldü. Araştırmacılar, sinir sistemiyle özdeşleşmiş bir molekül olarak bilinen GABA’nın, <a href="https://oncology.com.tr/polimerik-mikropartikuller-ms-b-hucre-toleransi/" title="MS Araştırmasında Yeni Yol: Polimer Mikropartiküller B Hücrelerini Toleransa Yönlendiriyor" data-wpan-internal-link="1">bağışıklık sistemi</a> hücreleri üzerinde beklenmedik biçimde cinsiyete bağlı bir etki gösterdiğini belirledi. Bu etki, özellikle kadın modellerde tümörün büyümesini destekleyen bir bağışıklık ortamı oluşturuyor. Erkeklerde ise aynı yolun bulunmaması, glioblastom biyolojisinin tek tip bir çerçevede ele alınamayacağını gösteriyor.</p>
<p>Glioblastom, hızlı ilerlemesi, tedaviye direnç göstermesi ve nüks etme eğilimi nedeniyle beyin kanserleri arasında en zorlu alt türlerden biri kabul ediliyor. <a href="https://oncology.com.tr/dhankuta-yasli-sagligi-kronik-hastaliklar/" title="Dhankuta’nın Yaşlılarında Görünmeyen Hastalık Yükü: Kırsal Bir Vadiden Gelen Sağlık Uyarısı" data-wpan-internal-link="1">Hastalık</a>, tümör hücrelerinin yanı sıra onları çevreleyen bağışıklık, damar ve sinir hücrelerinden oluşan karmaşık bir mikroçevrede gelişiyor. Bu mikroçevredeki bağışıklık baskısı, kanserin bağışıklık sisteminden kaçmasına ve büyümeyi sürdürmesine yardımcı oluyor. Yeni çalışma, bu baskının merkezinde yer alan hücrelerden biri olan myeloid kökenli baskılayıcı hücrelere, yani MDSC’lere odaklandı.</p>
<p>MDSC’ler, anti-tümör T hücre yanıtlarını zayıflatan ve tümörlerin bağışıklık gözetiminden kaçmasına katkı sağlayan heterojen bir hücre grubu olarak biliniyor. Araştırmada, glioblastomda bu hücrelerin cinsiyete göre farklı alt gruplarının öne çıktığı saptandı. Kadın modellerde granülositik MDSC’lerin daha baskın olduğu, erkeklerde ise monositik MDSC’lerin daha yaygın bulunduğu görüldü. Bu ayrım, tümörün bağışıklık sistemini nasıl yeniden programladığına dair önemli bir ipucu sundu.</p>
<p>Elde edilen veriler, granülositik MDSC’lerin kadınlarda GABA sinyallerine <a href="https://oncology.com.tr/akciger-kanserinde-yapay-zeka-guven-belirsizlik/" title="Akciğer Kanserinde Güven Sorununa Yapay Zekâdan Ölçülebilir Yanıt" data-wpan-internal-link="1">yanıt</a> verdiğini, bu yanıtın da tümör lehine işleyen bağışıklık baskısını güçlendirdiğini gösteriyor. GABA, merkezi sinir sisteminde sinir iletimini baskılayan temel nörotransmitterlerden biri olarak bilinse de, bu çalışmada bağışıklık hücrelerinin davranışını düzenleyen bir sinyal molekülü olarak dikkat çekiyor. Araştırmacılar, bu etkinin kadın modellerde belirgin olduğunu, erkeklerde ise aynı GABA aracılı mekanizmanın saptanmadığını bildirdi.</p>
<p>Bu sonuç, glioblastomun yalnızca genetik mutasyonlar ya da tümör hücrelerinin iç özellikleriyle değil, aynı zamanda tümör mikroçevresindeki cinsiyete özgü bağışıklık programlarıyla da şekillendiğini düşündürüyor. Özellikle immünoterapi alanında, tümörün bağışıklık sistemini bastıran mekanizmalarını hedeflemek giderek daha fazla önem kazanıyor. Ancak bugüne kadar birçok yaklaşım, erkek ve kadın hastalar arasındaki biyolojik farklılıkları yeterince hesaba katmadan tasarlandı. Bu yeni bulgu, cinsiyete duyarlı tedavi stratejilerinin neden kritik olabileceğini somut bir örnekle ortaya koyuyor.</p>
<p>Çalışmanın en önemli yönlerinden biri, hedef alınabilecek yeni bir biyolojik eksen tanımlaması. GABA sinyallemesi ve MDSC davranışları arasındaki bu ilişki, teorik olarak glioblastomda bağışıklık baskısını azaltacak yeni müdahale yollarına işaret ediyor. Bununla birlikte araştırma, erken evre temel bilim bulgusu niteliğinde. İnsan hastalarda güvenli ve etkili bir tedaviye dönüşebilmesi için daha fazla doğrulama, mekanistik analiz ve klinik çalışma gerekecek. Bilim insanları, bu tür cinsiyet temelli farklılıkların laboratuvar modellerinde görülmesinin, hastalar üzerinde aynı güçte karşılık bulmayabileceğini de hatırlatıyor.</p>
<p>Yine de çalışma, beyin kanseri araştırmalarında önemli bir yön değişikliğine işaret ediyor. Glioblastomun neden erkeklerde daha sık görüldüğü ve daha kötü seyrettiği sorusuna yanıt arayan araştırmalar, artık yalnızca tümör hücresinin iç yapısına değil, bağışıklık hücreleri ile sinir sistemi arasındaki etkileşimlere de odaklanmak zorunda kalabilir. GABA gibi klasik olarak nörolojik işlevlerle ilişkilendirilen moleküllerin bağışıklık mikroçevresinde oynadığı rol, kanser biyolojisinin beklenenden çok daha geniş bir ağ üzerinden çalıştığını gösteriyor.</p>
<p>Uzmanlar için bu çalışma, precision oncology olarak bilinen kişiselleştirilmiş onkoloji yaklaşımına da güçlü bir örnek sunuyor. Aynı hastalık farklı cinsiyetlerde farklı biyolojik yollarla ilerleyebiliyorsa, tedavi stratejilerinin de bu ayrımları yansıtması gerekebilir. Glioblastom gibi tedavi seçenekleri sınırlı bir hastalıkta, bağışıklık hücrelerinin cinsiyete bağlı davranışını anlamak, gelecekte daha hedefli ve daha etkili müdahalelerin önünü açabilir.</p>
<p>Şimdilik en güçlü mesaj, glioblastomun cinsiyet körü bir hastalık olmadığı. Yeni veriler, kadınlarda GABA ile ilişkili bir bağışıklık yolunun tümör ilerlemesini destekleyebildiğini, erkeklerde ise farklı baskılayıcı hücre dinamiklerinin devrede olduğunu gösteriyor. Araştırma, beyin kanserinin biyolojik karmaşıklığını çözmek için cinsiyet farklarının merkeze alınması gerektiğini ve bunun yeni tedavi hedefleri doğurabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Sex-specific immune mechanisms in glioblastoma progression focusing on GABA signaling in myeloid-derived suppressor cells</p>
<p><strong>Article Title:</strong> GABA signaling activation drives glioblastoma progression in female mice through myeloid-derived suppressor cells</p>
<p><strong>References:</strong><br />Bayik, D., Pathak, A., et al. (2026). GABA signaling activation drives glioblastoma progression in female mice through myeloid-derived suppressor cells. Nature Cancer. DOI: 10.1038/s43018-026-01192-5</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Glioblastoma, Kanser immünoterapisi, Cinsiyet farklılıkları, Miyeloid kaynaklı baskılayıcı hücreler, GABA, Nörotransmiterler, Tümör mikroçevresi, Bağışıklık baskılanması, Hassas onkoloji, Kanser biyolojisi</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/glioblastom-kadin-gaba-bagisiklik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çin’de Yaşlılarda Sosyal Katılımın Depresyonla İlişkisi: Kırsal-Kentsel ve Cinsiyet Farkları Öne Çıkıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/cin-yaslilarda-sosyal-katilim-depresyon/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/cin-yaslilarda-sosyal-katilim-depresyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 18:16:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet farklılıkları]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik bakım]]></category>
		<category><![CDATA[kırsal-kentsel farklar]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal katılım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanan nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/cin-yaslilarda-sosyal-katilim-depresyon/</guid>

					<description><![CDATA[Çin’de yaşlı bireylerde sosyal katılımın depresyon üzerindeki etkisi kırsal-kentsel ve cinsiyet farklılıkları bağlamında inceleniyor. Araştırma, sosyal katılım türlerinin ruh sağlığına etkilerini ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çin’in hızla yaşlanan nüfusunda depresyon, yaşlı sağlığını tehdit eden en önemli halk sağlığı sorunlarından biri haline gelirken, yeni bir çalışma sosyal yaşamla bağlantının bu tabloyu nasıl etkileyebileceğine dair dikkat çekici bulgular sundu. BMC Geriatrics dergisinde yayımlanan ve Yu, Ma ile Guo tarafından yürütülen araştırma, yaşlı bireylerin sosyal hayata katılım biçimlerinin depresif belirtilerle farklı düzeylerde ilişkili olabileceğini gösteriyor. Çalışmanın en önemli yönü ise bu ilişkinin herkeste aynı görünmemesi; kentsel ve kırsal yaşam koşulları ile kadın ve erkekler arasındaki farklar, etkinin yönünü ve gücünü değiştirebiliyor.</p>
<p>Araştırma, sosyal katılımı tek bir başlık altında değerlendirmek yerine iki ayrı kategori üzerinden ele alıyor. Bunlardan ilki “katkı sunan” sosyal katılım; yani yaşlı bireylerin topluma, aileye ya da çevreye somut katkıda bulunduğu etkinlikler. İkinci kategori ise “gelişimsel” sosyal katılım; öğrenme, kişisel gelişim ve yeni beceriler edinme gibi bireyin kendi kapasitesini destekleyen faaliyetleri kapsıyor. Bu ayrım, yaşlılıkta sosyal etkinliklerin yalnızca zaman geçirme aracı olmadığını, zihinsel sağlık üzerinde farklı biyolojik ve psikososyal etkiler yaratabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Çalışmanın dayandığı temel varsayım, her iki katılım türünün de depresif belirtileri hafifletme potansiyeline sahip olduğu yönünde. Ancak araştırmacılar, bu etkinin yaşam koşullarına göre değişebileceğini öne sürüyor. Özellikle şehir ve kırsal bölgelerde sosyal ağların yapısı, hizmetlere erişim, toplumsal roller ve gündelik etkileşim sıklığı önemli ölçüde farklılık gösterebiliyor. Bu nedenle aynı sosyal etkinlik, bir kent sakini ile kırsal bölgede yaşayan bir yaşlı için aynı psikolojik sonucu doğurmayabilir.</p>
<p>Güncel gerontoloji ve halk sağlığı literatürü, sosyal izolasyonun ve düşük toplumsal etkileşimin depresyon riskiyle ilişkili <a href="https://oncology.com.tr/goz-kapagi-tumor-tani-onemi/" title="Göz Kapağındaki Nadir Yağ Bezesi Tümörü Tanıda Mikroskobun Neden Vazgeçilmez Olduğunu Gösterdi" data-wpan-internal-link="1">olduğunu</a> uzun süredir ortaya koyuyor. Bununla birlikte, bu yeni araştırma yalnızca “sosyal olmak” ile “yalnız olmak” arasındaki kaba ayrımı değil, sosyal katılımın niteliğini incelemesi bakımından öne çıkıyor. Yaşlı bireyin bir topluluk etkinliğine katılması, gönüllü olarak bir başkasına yardım etmesi ya da yeni bir beceri öğrenmesi; her biri farklı düzeyde aidiyet, amaç duygusu ve öz-yeterlik hissi yaratabilir. Bu psikolojik unsurlar, yaşlılık döneminde ruhsal dayanıklılığı güçlendiren önemli bileşenler olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Çin’de yaşlanan nüfusun büyüklüğü, bu tür çalışmaların önemini daha da artırıyor. Nüfus yapısındaki değişim, sağlık sisteminin yalnızca <a href="https://oncology.com.tr/dr-john-findley-aclm-ceo/" title="Lifestyle Medicine’da Yeni Dönem: ACLM’nin Başına Dr. John Findley Getirildi" data-wpan-internal-link="1">kronik hastalıklar</a> ve bakım ihtiyacıyla değil, ruh sağlığıyla da daha yakından ilgilenmesini gerektiriyor. Depresyonun yaşlılarda çoğu zaman uykusuzluk, isteksizlik, iştah değişiklikleri ya da genel bir enerji kaybı gibi daha belirsiz belirtilerle ortaya çıkabildiği biliniyor. Bu durum, tanının gecikmesine ve sosyal işlevsellikte daha geniş kayıplara yol açabiliyor. Dolayısıyla sosyal katılım gibi görece düşük maliyetli, toplum temelli yaklaşımların değerlendirilmesi sağlık politikaları açısından özel önem taşıyor.</p>
<p>Yu ve çalışma arkadaşlarının analizi, özellikle kırsal ve kentsel alanlar arasındaki ayrışmanın sosyal sağlık politikalarında dikkate alınması gerektiğini gösteriyor. Kırsal bölgelerde topluluk ilişkileri daha sıkı görünse de olanakların sınırlı olması, gelişimsel sosyal katılım için fırsatları azaltabilir. Kentlerde ise sosyal etkinliklerin sayısı daha fazla olsa da bireyler daha parçalı ve anonim ağlar içinde yaşayabilir. Bu karşıtlık, aynı depresyon riskinin farklı sosyal mekanizmalarla şekillenebileceği anlamına geliyor. Araştırma, tek tip bir müdahale yerine yerel bağlama uyarlanmış programların daha etkili olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Cinsiyet farkları da çalışmanın dikkat çekici boyutlarından biri. Yaşlılıkta kadınlar ve erkekler, yaşam boyu biriktirdikleri toplumsal roller, bakım sorumlulukları ve sosyal beklentiler nedeniyle sosyal katılımı farklı deneyimleyebiliyor. Bu da depresif belirtilerin ortaya çıkış biçimini etkileyebiliyor. Örneğin bazı kadınlar için topluluk temelli faaliyetler güçlü bir destek ağı yaratırken, bazı erkekler için yeni öğrenme ya da üretkenlik odaklı etkinlikler daha anlamlı <a href="https://oncology.com.tr/serviks-kanserinde-tek-hucre-kokeni/" title="Tek Bir Hücre Kökeni, Cerviksin İki Farklı Kanser Kimliğini Açıklıyor Olabilir" data-wpan-internal-link="1">olabilir</a>. Araştırmanın bu ayrımı vurgulaması, ruh sağlığı hizmetlerinde cinsiyet duyarlı planlamanın önemini bir kez daha gündeme taşıyor.</p>
<p>Çalışmanın erken aşama bilimsel bir bulgu sunduğu unutulmamalı. Bu tür araştırmalar çoğunlukla gözlemsel veri üzerine kurulur ve sosyal katılım ile depresyon arasındaki ilişkiyi ortaya koysa da nedenselliği tek başına kanıtlamaz. Yine de bulgular, yaşlı ruh sağlığının yalnızca klinik tedaviyle değil, sosyal çevre ve yaşam boyu fırsat eşitsizlikleriyle birlikte ele alınması gerektiğini güçlü biçimde hatırlatıyor. Yaşlı bireylerin toplumsal yaşama erişimini artıran programlar, özellikle risk gruplarında depresyon yükünü azaltmaya yardımcı olabilir.</p>
<p>Sonuç olarak bu araştırma, Çin’de yaşlı nüfusun ruh sağlığını anlamak için sosyal katılımın niceliğinden çok niteliğine bakmak gerektiğini gösteriyor. Katkı sunan ve gelişimsel katılım biçimleri, uygun bağlamda depresif belirtilere karşı koruyucu olabilir; ancak etkinin düzeyi kişinin yaşadığı yer ve cinsiyetine göre değişebilir. Bu nedenle yaşlı ruh sağlığına yönelik politikaların, toplumun tümünü kapsayan genel çözümler yerine yerel gerçeklikleri, sosyal rollerin çeşitliliğini ve bireylerin farklı ihtiyaçlarını hesaba katan daha esnek yaklaşımlarla şekillendirilmesi gerekiyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> The study investigates how different forms of social participation affect depressive symptoms among older adults in China, focusing on urban–rural and gender disparities.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Contributory and developmental social participation and depressive symptoms among older adults in China: urban–rural and gender disparities</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Yu, Y., Ma, J. &amp; Guo, W. Contributory and developmental social participation and depressive symptoms among older adults in China: urban–rural and gender disparities. BMC Geriatr (2026). https://doi.org/10.1186/s12877-026-07722-1</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/cin-yaslilarda-sosyal-katilim-depresyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
