<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>biyobelirteç &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/biyobelirtec/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 29 Jul 2026 07:22:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>biyobelirteç &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Parkinson’da motor öncesi yükü izlemek için beyin kökenli veziküllerde oligomerik alfa-sinüklein işareti</title>
		<link>https://oncology.com.tr/oligomerik-alfa-sinuklein-beyin-kokenli-vezikuller-parkinson/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/oligomerik-alfa-sinuklein-beyin-kokenli-vezikuller-parkinson/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:22:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[alfa-sinüklein]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[ekstrasellüler veziküller]]></category>
		<category><![CDATA[hücre dışı veziküller]]></category>
		<category><![CDATA[non-motor belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Parkinson hastalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/oligomerik-alfa-sinuklein-beyin-kokenli-vezikuller-parkinson/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni çalışma, beyin kökenli hücre dışı veziküllerde oligomerik alfa-sinüklein sinyalinin Parkinson’da motor öncesi non-motor yüklerle ilişki gösterebileceğini öne sürüyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Parkinson hastalığında belirtilerin bir kısmı, yıllar sonra ortaya çıkacak motor sorunlardan çok önce başlar. Uyku bozuklukları, koku kaybı, kabızlık veya ruhsal değişimler gibi “non-motor” şikâyetler bu erken dönemin önemli parçasını oluştururken, klinisyenlerin hastalığın seyrini güvenilir biçimde ölçebilecek biyolojik göstergeler bulması uzun süredir zor bir hedef. Yeni bir çalışmada, beyin kaynaklı <a href="https://oncology.com.tr/mir-195-5p-kolorektal-kanser-xiap-bcl2-survivin/" title="miR-195-5p, bağırsak kanserinde hücre ölüm dengesini XIAP/BCL2/Survivin hattını ayarlayarak etkiliyor" data-wpan-internal-link="1">hücre</a> dışı veziküller içinde taşınan oligomerik alfa-sinüklein formunun, belirli non-motor yüklerle ilişkili olabileceği öne sürülüyor.</p>
<p>Çalışma <em>npj Parkinsons Disease</em> dergisinde yayımlandı. Araştırmacılar, hücreler tarafından salgılanan ve lipid zarfla çevrili “ekstrasellüler veziküller”in, özellikle de sinir sistemi kökenli olanlarının (neural-derived extracellular vesicles, NDEV’ler) nörodejeneratif süreçte nöronların içinde gerçekleşen moleküler olayları yansıtabileceğini savunuyor. Bu yaklaşımın temel gerekçesi, sadece kanda dolaşan genel protein sinyallerinin periferik etkenlerden daha fazla etkilenebilmesi; buna karşın NDEV’lerin beyne daha yakın bir biyolojik bağlam taşıyabilmesi.</p>
<p>Araştırmanın odağındaki biyomolekül ise alfa-sinükleinin “oligomerik” hali. Alfa-sinüklein, Parkinson ve ilgili sinükleinopatilerde yanlış katlanma ve birikimle ilişkili bir proteindir. “Oligomer” terimi, proteinin tek tek formundan farklı olarak birden fazla birimden oluşan ve toksisiteyle daha güçlü biçimde <a href="https://oncology.com.tr/trn-spindalalari-asd-sosyal-bellek/" title="Odyaklamadaki mikro arızalar: ASD’de sosyal anıların bozulmasıyla ilişkilendirilen uyku ritmi" data-wpan-internal-link="1">ilişkilendirilen</a> ara bir agregasyon durumunu ifade eder. Çalışmayı yapan ekip, toplam alfa-sinüklein ölçümünden ziyade bu daha spesifik ve patofizyolojik açıdan anlamlı agregasyon durumunu <a href="https://oncology.com.tr/bagirsak-mikrobiyomu-fit-testi-kolorektal-lezyon/" title="Bağırsak mikrobiyomu, FIT testinde kolorektal lezyonları yakalamaya yardımcı olabilir" data-wpan-internal-link="1">yakalamaya</a> çalışmanın non-motor belirtilerle bağlantı kurma ihtimalini artırabileceğini belirtiyor.</p>
<p>Hücre dışı veziküller, hücreler arası bilgi aktarımında rol oynar; bu nedenle NDEV’lerin içeriği, nörolojik hastalıklarda biyolojik değişimlerin “gerçek zamanlı” bir kaydı gibi değerlendirilebilir. Çalışmada, NDEV’lerin içindeki oligomerik alfa-sinüklein sinyaline odaklanılmasının, periferik “arka plan gürültüsünü” azaltma ve beyinle daha ilişkili biyolojik imzaları zenginleştirme amacına hizmet ettiği ifade ediliyor. Bu çerçeve, klinikte sık görülen bir soruna yanıt arıyor: Non-motor semptomların takibi çoğu zaman ölçeklere, görüşmeye ve öz-bildirimlere dayandığı için hastalığın biyolojik ilerleyişiyle her zaman aynı hızda ve aynı hassasiyette örtüşmeyebiliyor.</p>
<p>Bu noktada çalışma, non-motor semptomların “tek bir bütün” değil, farklı alanlarda görülebilen ayrı yükler olduğunu vurgulayan bir klinik ihtiyaçla da örtüşüyor. Araştırmacılar, oligomerik alfa-sinükleinle ilişkili sinyallerin Parkinson’da belirli non-motor yükleri öngörmeye yardımcı olabileceğine dikkat çekiyor. Böyle bir biyobelirteç yaklaşımı, motor belirtiler gelişmeden önce hastalık dinamiklerini daha erken yakalama ve risk altındaki bireyleri daha iyi ayırt etme potansiyeli taşıyabilir.</p>
<p>Yine de çalışma, biyobelirteç geliştirme sürecinin erken aşamalarında olan bir araştırma niteliği taşıyor. Non-motor semptomlarla ilişkinin hangi ölçüm tasarımları, hangi zaman aralıklarında ve hangi hasta alt gruplarında ne kadar tutarlı olduğu gibi konuların, ilerleyen doğrulama çalışmalarında netleşmesi gerekir. Ek olarak, kan temelli bir biyobelirtecin klinik kullanıma giden yolda; örnek hazırlama, analiz yöntemlerinin standardizasyonu, biyolojik değişkenliğin kontrolü ve farklı popülasyonlarda tekrarlanabilirliği gibi gerekliliklerden geçmesi beklenir.</p>
<p>Bu araştırmanın önemi, non-motor belirtileri hedef alan daha ölçülebilir biyolojik okumalar geliştirme fikrini destekleyen bir sinyal sunmasında yatıyor. Eğer NDEV içeriği içindeki oligomerik alfa-sinüklein, farklı hastalarda ve farklı zaman noktalarında tutarlı şekilde ilişkili bulunabilirse, kanda izlenebilen biyolojik belirteçler Parkinson’un motor öncesi evresinde klinik kararları güçlendirebilir. Ancak bunun için bulguların bağımsız gruplarda sınanması ve metodolojinin klinik laboratuvar gerçekliğine uyarlanması gerekecek.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://scienmag.com/oligomeric-alpha-synuclein-in-neural-extracellular-vesicles-signals-parkinson-non-motor-symptoms/" target="_blank" rel="noopener">https://scienmag.com/oligomeric-alpha-synuclein-in-neural-extracellular-vesicles-signals-parkinson-non-motor-symptoms/</a></p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Parkinson’s disease; non-motor symptoms; oligomeric alpha-synuclein in neural-derived extracellular vesicles.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Oligomeric Alpha-Synuclein from neural-derived extracellular vesicles as possible biomarkers of non-motor symptoms in Parkinson’s disease.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Mario, M., Cristina, A., Anna, S. et al. npj Parkinsons Dis. (2026). https://doi.org/10.1038/s41531-026-01474-w</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1038/s41531-026-01474-w</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/oligomerik-alfa-sinuklein-beyin-kokenli-vezikuller-parkinson/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>B-ALL’de yayılım ve nüks riski için potansiyel biyobelirteç: HDAC6 sinyali</title>
		<link>https://oncology.com.tr/hdac6-biyobelirteci-b-all-yayilim-nuks-riski/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/hdac6-biyobelirteci-b-all-yayilim-nuks-riski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jul 2026 19:20:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[B-ALL]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç]]></category>
		<category><![CDATA[epigenetik]]></category>
		<category><![CDATA[HDAC6]]></category>
		<category><![CDATA[kanser biyobelirteçleri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser prognozu]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi nüksü]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[nüks riski]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/hdac6-biyobelirteci-b-all-yayilim-nuks-riski/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni bir araştırma, B-ALL’de HDAC6 düzeylerinin hastalığın yayılıp yayılmayacağını ve nüks riskini öngörmeye yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Klinik izleme için yeni bir biyobelirteç adayı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>B-cell akut lenfoblastik lösemi (B-ALL) tedavisinde en zor klinik sorunlardan biri, hastalığın ilk başvuruda her zaman tam olarak görünmemesi ve standart tedavilere rağmen nükslerin ortaya çıkması. The British Journal of Cancer’da yayımlanan yeni bir çalışmada, hücrelerin stres yanıtlarıyla ilişkilendirilen sitoplazmik bir deasetilaz olan HDAC6’nın, lösemik yayılım ve nüks dinamikleri hakkında uyarıcı bir biyobelirteç olabileceği öne sürüldü. Araştırmacılar, HDAC6 düzeylerinin ölçülmesinin hastalığın “hematolojik sistem içinde” yayılıp yayılmayacağını ve hastaların nüks riski taşıyıp taşımadığını öngörmeye katkı sağlayabileceğini raporladı.</p>
<p>Çalışmanın odağında, tedavi <a href="https://oncology.com.tr/beyin-lezyonu-sonrasi-astrocyt-cekirdek-translocation/" title="Lezyon sonrası onarımda “astrocyte kimlik kaybı” ve çekirdek göçü keşfi" data-wpan-internal-link="1">sonrası</a> hastalık seyrinin biyolojik işaretlerini yakalama ihtiyacı bulunuyor. Lösemi hücrelerinin kemik iliği ve dolaşım gibi alanlarda dağılımı, mevcut görüntüleme ya da rutin biyolojik incelemelerle her zaman net biçimde yakalanamayabiliyor. Bu nedenle, tanı anında görünmeyen yayılımın daha sonra belirginleşmesi veya tedaviye direnç gelişmesi, klinisyenler için öngörü zorluğu yaratıyor. Araştırmacılar, HDAC6’nın bu “zaman içinde ortaya çıkan” davranışa eşlik edebilecek bir <a href="https://oncology.com.tr/cozunmus-organik-madde-envnet/" title="ENVnet, çözünmüş organik maddenin moleküler haritasını küresel ölçekte genişletiyor" data-wpan-internal-link="1">moleküler</a> gösterge gibi çalışabileceğini savunuyor.</p>
<p>HDAC6, hücre içi protein deasetilasyonunu düzenleyen bir enzim olarak biliniyor ve özellikle stres yanıtı süreçleriyle bağlantılı. Yeni araştırma, bu biyolojik rolün lösemi bağlamında daha geniş bir anlama sahip olabileceğini değerlendiriyor. Makalede, HDAC6 düzeylerinin hastalık gidişatıyla ilişkili olabileceği ve lösemik hücrelerin yayılım eğilimini ya da tedavi başarısızlığına giden yolları yansıtabileceği düşüncesi geliştiriliyor. Yazarların yaklaşımında, protein düzeylerini inceleyen ölçümler ile hastalık dinamiklerini bir araya getiren analitik çerçeveler yer alıyor.</p>
<p>Araştırma, hasta kaynaklı materyaller kullanılarak yürütülen incelemelerin yanı sıra, protein ölçümlerini hastalığın seyriyle ilişkilendirmeyi hedefleyen veri analiz yöntemlerine dayanıyor. Bu tasarımın amacı, HDAC6’nın yalnızca lösemide “bulunuyor” olmasını değil, aynı zamanda klinik açıdan kritik iki olayla, yani yayılım ve nüksle uyumlu bir sinyal üretip üretmediğini test etmek. Çalışmada, HDAC6’nın hastalığın yayılmasına benzer bir süreçle ve tedaviye bağlı sonuçlarla bağlantılı olabileceğine dair bulgulara yer verildiği belirtiliyor.</p>
<p>B-ALL’de nüks, çoğu zaman standart tedavi rejimlerine rağmen gelişen tedavi direnciyle ve hastalığın başlangıçta tam kontrol altına alınamamasıyla ilişkilendiriliyor. Bu bağlamda, HDAC6 gibi biyolojik <a href="https://oncology.com.tr/mikrobiyal-metabolitler-epigenetik-gen-duzenleme/" title="Bağırsak mikroplarının metabolitleri genlerin “açılıp kapanmasını” epigenetik düzeyde etkileyebilir" data-wpan-internal-link="1">düzeyde</a> ölçülebilir işaretlerin, klinik takipte daha rafine bir risk ayrımı sağlayabilmesi teorik olarak önem taşıyor. Ancak araştırmanın yeni olması nedeniyle, biyobelirteç yaklaşımının doğrudan klinik uygulamaya aktarılabilmesi için ek doğrulama çalışmalarına ihtiyaç duyulması beklenir. Biomarker adayları için tipik olarak farklı hasta gruplarında tekrarlanabilirlik, ölçüm yöntemlerinin standardizasyonu ve bağımsız doğrulama kritik adımlardır.</p>
<p>Yine de çalışma, lösemi biyolojisinde daha çok “mekanizma”ya odaklanan yaklaşımların, pratikte risk sınıflandırmasına dönüşebileceğini gösteren örneklerden biri olarak öne çıkıyor. HDAC6’nın sitoplazmik bir enzim olmasına rağmen hastalık dinamikleriyle ilişki kurması, biyobelirteç geliştirme açısından dikkat çekici bir penceredir. Araştırmacılar, HDAC6’yı lösemik yayılım ve nüksün moleküler korelasyonu olarak konumlandırırken, bu sinyalin hastalığın seyrine dair daha erken ya da daha net bir öngörü sağlayıp sağlayamayacağını test etmek istiyor.</p>
<p>Sonuç olarak, The British Journal of Cancer’da yayımlanan çalışma HDAC6’nın B-ALL’de yayılım ve nüks riskini yansıtabilecek bir biyobelirteç olabileceğine işaret ediyor. Eğer bulgular bağımsız çalışmalarla doğrulanırsa, tedavi sonrası izlem ve risk yönetimi konusunda daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım geliştirilmesine katkı sunabilir. Biyobelirteçlerin klinik değeri, yalnızca biyolojik ilişkiyle değil, aynı zamanda gerçek hasta verilerinde tutarlı öngörü performansıyla şekillenecektir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> B-cell acute lymphoblastic leukemia (B-ALL) dissemination and relapse; HDAC6 as a biomarker.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> HDAC6 is a biomarker of leukaemic dissemination and relapse in B-ALL.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Jiménez-Camacho, K.E., Vargas-Robles, H., Adomako, J. et al. HDAC6 is a biomarker of leukaemic dissemination and relapse in B-ALL. Br J Cancer (2026). https://doi.org/10.1038/s41416-026-03539-2</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41416-026-03539-2</p>
<p><strong>Keywords:</strong> HDAC6, sitoplazmik bir deasetilaz; hücresel stres yanıtlarını şekillendirmede en çok bilinen enzim, kanser hastalarında olağandışı derecede bilgilendirici bir belirteç olarak öne çıkıyor. The British Journal of Cancer&#039;da yayımlanan yeni bir çalışmada, araştırmacılar, HDAC6 düzeylerinin ölçülmesinin B-hücreli akut lenfoblastik lösemiin (B-ALL) yayılıp yayılmayacağını ve hastaların risk altında olup olmadığını öngörmeye nasıl yardımcı olabileceğini açıklıyor&#8230;</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/hdac6-biyobelirteci-b-all-yayilim-nuks-riski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AC004854.2 adlı lncRNA, kolon kanserinde kötü gidişi işaret eden yeni biyobelirteç adayı olarak öne çıktı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/ac004854-2-lncrna-kolon-kanseri-prognostik-biyobelirteci/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/ac004854-2-lncrna-kolon-kanseri-prognostik-biyobelirteci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 17:37:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[c-MYC]]></category>
		<category><![CDATA[c-MYC ve lncRNA]]></category>
		<category><![CDATA[kanser biyobelirteçleri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser prognozu]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolorektal kanser]]></category>
		<category><![CDATA[uzun kodlamayan RNA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/ac004854-2-lncrna-kolon-kanseri-prognostik-biyobelirteci/</guid>

					<description><![CDATA[AC004854.2 lncRNA kolon kanserinde yükseliyor ve c-MYC transkripsiyonunu etkileyerek kötü prognozla ilişkilenebilen yeni bir biyobelirteç adayı olarak öne çıkarılıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon ve rektumu etkileyen kanser türlerinde prognozu öngören ve tedavi planlamasını destekleyebilecek biyobelirteç eksikliği sürüyor. “Genes &amp; Diseases” dergisinde yayımlanan yeni bir çalışmada araştırmacılar, daha önce nispeten az bilinen bir uzun kodlamayan RNA (lncRNA) olan <em>AC004854.2</em>’nin kolon kanseri biyolojisinde aktif bir itici güç gibi çalışabileceğini bildiriyor. Bulgulara göre bu molekül, tümör ilerlemesini hızlandırırken hastaların klinik gidişiyle de ilişkileniyor.</p>
<p>Çalışmanın ilk önemli bulgusu, <em>AC004854.2</em> ifadesinin kolon kanseri örneklerinde belirgin biçimde artmış olması. Araştırmacılar, bu yükselişin yalnızca tümör varlığını değil, aynı zamanda hastaların sonuçlarını da yansıttığını öne sürüyor. Bağımsız hasta kohortlarında <em>AC004854.2</em> düzeyi yüksek olan gruplarda genel sağkalımın daha düşük seyrettiği raporlanıyor. Bu korelasyon, molekülün klinik açıdan değerlendirilebilir bir prognostik gösterge olma potansiyeline <a href="https://oncology.com.tr/ketojenik-diyet-ince-bagirsak-tumor-riski/" title="Ketojenik beslenme ince bağırsakta tümörleri artırabilir: Fare çalışması dokuya özgü etkiyi işaret ediyor" data-wpan-internal-link="1">işaret ediyor</a>; ancak araştırma, biyobelirtecin tek başına tedavi rehberi gibi kullanılabilmesi için ek <a href="https://oncology.com.tr/van-allen-kusaginda-kozmik-proton-tespiti-ost-izleme/" title="Van Allen kuşağındaki kozmik protonlar: Nükleer silah yasağını uzayda izlemek için yeni bir doğrulama yaklaşımı" data-wpan-internal-link="1">doğrulama</a> gerekeceğinin de altını çiziyor.</p>
<p>İfade profillerindeki bu birliktelik, mekanizmayı açıklamaya yönelik deneylerle destekleniyor. Çalışma kapsamında <em>AC004854.2</em>’nin, onkogenik programların merkezinde yer alan <em>c-MYC</em> transkripsiyonel kontrolünü etkilediği gösteriliyor. <em>c-MYC</em>, hücre büyümesi ve çoğalmasıyla ilişkili çok sayıda genin düzenlenmesinde rol alan temel bir sürücü olarak biliniyor. Araştırmacılar bu bağlantıyı, RNA-protein etkileşimlerine odaklanan yaklaşımlar üzerinden ele alıyor ve <em>AC004854.2</em> ile <em>c-MYC</em>’yi doğrudan veya dolaylı biçimde harekete geçirebilecek düzenleyici bileşenler arasındaki işlevsel ilişkinin önemini vurguluyor.</p>
<p>Çalışmanın daha ayrıntılı kısmında, <em>AC004854.2</em>’nin başka bir düzenleyici kompleksin işleyişini bozarak <em>c-MYC</em> transkripsiyonunu artırdığına dair veriler sunuluyor. Kaynağa göre molekül, <em>PUF60–FUBP1</em> kompleksindeki etkileşimi aksatarak <em>c-MYC</em> promoter bölgesine giden düzenleyici akışı etkiliyor. Özellikle çalışmada, <em>SOX4</em> ile bağlantılı bir üst düzey düzenleme çerçevesinden bahsediliyor: <em>SOX4</em> aktive olduğunda <em>AC004854.2</em> seviyelerinin arttığı ve bunun ardından <em>c-MYC</em> aktivasyonuna uzanan bir zincirin devreye girebildiği ileri sürülüyor.</p>
<p>Bu moleküler eksen, gözlenen fenotiplerle uyumlu. Kaynakta yer alan bulgular, <em>AC004854.2</em> ile birlikte artan <em>c-MYC</em> etkisinin, tümör hücrelerinde ölümden kaçınma süreçleri (apoptozun baskılanması gibi), hücre döngüsüyle ilişkili programların güçlenmesi ve göç–invazyon yeteneklerinin artması yönünde sonuçlar doğurabileceğini düşündürüyor. Bu tarz sonuçlar, çalışmanın “onkojenik sürücü” iddiasını güçlendiren temel argümanlardan biri olarak sunuluyor; ancak biyolojik mekanizmanın her hasta alt tipinde aynı düzeyde geçerli olup olmadığını anlamak için daha geniş ve farklı tümör örnekleriyle analizlere ihtiyaç bulunuyor.</p>
<p>Genel olarak çalışma, kolon kanserinde lncRNA’ların yalnızca biyolojik belirteçler değil, aynı zamanda transkripsiyonel programları yönlendiren düzenleyiciler olabileceğini gösteren bir örnek oluşturuyor. Eğer <em>AC004854.2</em> farklı laboratuvarlarda ve çok merkezli yapılacak doğrulama çalışmalarında da benzer prognostik değer üretirse, gelecekte risk sınıflandırması ve hastalığın seyri hakkında daha rafine tahminler için kullanılabilecek bir aday haline gelebilir. Bununla birlikte uzmanlar açısından kritik nokta, bu tür biyobelirteçlerin klinikte kullanılmadan önce standartlaştırılmış ölçüm yöntemleri, bağımsız doğrulama ve mevcut klinik değişkenlerle karşılaştırmalı performanslarının netleştirilmesi olacaktır.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Colorectal cancer progression via AC004854.2-driven c-MYC activation</p>
<p><strong>Article Title:</strong> SOX4-activated lncRNA AC004854.2 promotes colorectal cancer progression by disrupting the PUF60–FUBP1 complex and activating c-MYC transcription</p>
<p><strong>References:</strong><br />10.1016/j.gendis.2026.102137</p>
<p><strong>Keywords:</strong> kolorektal kanser, AC004854.2, c-MYC, PUF60, FUBP1, SOX4, lncRNA, <a href="https://oncology.com.tr/fonksiyonel-ige-testi-gida-alerjisi-tanisi/" title="İmmünoglobulin E’nin “işlevini” ölçen test: Alerji tanısında gereksiz diyetleri azaltma hedefi" data-wpan-internal-link="1">biyobelirteçler</a>, apoptoz, hücre döngüsü, migrasyon, invazyon</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/ac004854-2-lncrna-kolon-kanseri-prognostik-biyobelirteci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat Tümörlerinde Metilasyon Haritası Agresif Kanserin Şifresini Çözüyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/prostat-tumorlerinde-metilasyon-haritasi-agresif-kanserin-sifresini-cozuyor/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/prostat-tumorlerinde-metilasyon-haritasi-agresif-kanserin-sifresini-cozuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:57:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç]]></category>
		<category><![CDATA[DNA metilasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[epigenetik]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser agresifliği]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselleştirilmiş onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Paul C. Boutros]]></category>
		<category><![CDATA[prostat kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör alt tipleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/prostat-tumorlerinde-metilasyon-haritasi-agresif-kanserin-sifresini-cozuyor/</guid>

					<description><![CDATA[Sanford Burnham Prebys araştırmacıları, prostat tümörlerinin kapsamlı metilasyon haritasını çıkararak agresif kanseri sessiz formlardan ayırt edebilecek epigenetik biyobelirteçler keşfetti. Cancer Discovery'de yayımlanan çalışma, kişiselleştirilmiş tedavi için yeni bir moleküler sınıflandırma sistemi sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde erkekleri etkileyen en yaygın kanser türü olan prostat <a href="https://oncology.com.tr/gezegen-sagligi-diyeti-meme-kanseri-riskini-azaltmada-yeni-bir-umut-olabilir/" title="Gezegen Sağlığı Diyeti Meme Kanseri Riskini Azaltmada Yeni Bir Umut Olabilir" data-wpan-internal-link="1">kanseri</a>, yalnızca Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde yaklaşık 4 milyon bireyi etkilemekte ve bu yıl 330 bin yeni tanı beklenmektedir. Tümörlerin büyük bir kısmı yavaş seyredip prostat beziyle sınırlı kalırken, önemli bir bölümü agresif davranış sergileyerek hızla lenf düğümlerine ve kemiklere yayılmaktadır. Bu iki uç nokta arasındaki biyolojik ayrımı yapabilmek, onkoloji pratiğinin en kritik klinik açmazlarından birini oluşturmakta; hangi tümörün sessiz kalacağını, hangisinin ölümcül bir metastatik hastalığa dönüşeceğini öngörmek, tedavi stratejilerini kişiselleştirmenin temelini atmaktadır. Gereksiz tedaviler hastaların yaşam kalitesini düşürürken, yetersiz müdahale ise hastalığın ölümcül ilerleyişine kapı aralamaktadır. Bu hassas denge, tümörün gelecekteki seyrini güvenilir biçimde tahmin edebilecek biyobelirteçlere duyulan acil ihtiyacı her geçen gün artırmaktadır. Sanford Burnham Prebys Tıbbi Keşif Enstitüsü&#8217;nde Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından belirlenmiş kanser merkezinin direktörü olan öncü bilim insanı Paul C. Boutros, bu arayışın merkezinde yer almaktadır. Boutros ve ekibi daha önceki kapsamlı çalışmalarında, tümör hücrelerinin DNA&#8217;sındaki kalıcı değişiklikler olan somatik mutasyonların kanser agresifliğini nasıl etkilediğini tanımlamıştı. Ancak bu mutasyonların hastalığın gidişatını hangi moleküler mekanizmalarla yönlendirdiği sorusu büyük ölçüde yanıtsız kalmıştı. Şimdi ise Boutros liderliğindeki bir araştırma ekibi, bu boşluğu doldurmak için epigenetik düzenlemenin en temel katmanlarından birine, DNA metilasyonuna odaklanarak prostat tümörlerinin kapsamlı bir moleküler haritasını çıkardı. Cancer Discovery dergisinde yayımlanan ve &#8220;The Landscape of Prostate Tumour Methylation&#8221; başlığını taşıyan yeni çalışma, prostat kanserinde metilasyon profillerinin tümör alt tiplerini tanımlamada ve agresif hastalığı öngörmede nasıl kullanılabileceğini gözler önüne seriyor. DNA metilasyonu, genlerin DNA diziliminde herhangi bir değişiklik olmaksızın ifade düzeylerini kontrol eden kimyasal bir işaretleme sistemidir. Araştırmacılar, yüzlerce prostat tümörü örneğinde genom çapında metilasyon paternlerini analiz ederek, daha önce tanımlanmamış epigenetik alt gruplar keşfetti. Bu alt grupların, tümörlerin klinik davranışlarıyla güçlü korelasyonlar sergilediği ve özellikle metastaz yapma potansiyeli yüksek olan agresif formları ayırt etmede başarılı olduğu görüldü. Elde edilen bulgular, somatik mutasyonlar ile epigenetik değişiklikler arasındaki karmaşık etkileşimi de aydınlatıyor. Boutros ve meslektaşları, belirli genlerdeki mutasyonların, yakın genomik bölgelerdeki metilasyon durumunu sistematik olarak değiştirdiğini ve bunun da kanserle ilişkili yolakların anormal aktivasyonuna yol açtığını ortaya koydu. Bu mekanistik bağlantı, daha önce yalnızca mutasyon profillerine dayanarak tam olarak açıklanamayan agresiflik farklılıklarının anlaşılmasında kritik bir adım niteliği taşıyor. Araştırma, multi-omik veri entegrasyonu ve yapay zeka destekli analiz yöntemleri kullanılarak, tümör biyolojisinin bu iki katmanının birlikte değerlendirilmesinin, tek başına genomik veya epigenomik analizlere kıyasla çok daha yüksek bir öngörü gücü sağladığını gösterdi. Çalışmanın en çarpıcı sonuçlarından biri, prostat kanserinin klinik yönetiminde devrim yaratma potansiyeli taşıyan biyobelirteç adaylarının tanımlanması oldu. Araştırmacılar, agresif ve metastatik tümörlerde tutarlı biçimde farklı metilasyon seviyeleri gösteren bir dizi genomik bölge saptadı. Bu bölgelerin, rutin biyopsi örneklerinde ölçülebilecek pratik testlere dönüştürülmesi halinde, klinisyenlerin hangi hastanın yoğun tedaviye ihtiyaç duyduğunu, hangisinin ise güvenle aktif izleme programına alınabileceğini belirlemesine yardımcı olabileceği düşünülüyor. Bu tür bir moleküler sınıflandırma, aşırı tedavinin getirdiği idrar kaçırma ve cinsel işlev bozukluğu gibi yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen yan etkilerden hastaları korurken, agresif hastalığı olan bireylerin de vakit kaybetmeden en etkili tedavilere yönlendirilmesini sağlayabilir. Boutros&#8217;un ekibi, metilasyon değişikliklerinin tümör gelişim sürecinin hangi aşamasında ortaya çıktığını ve bu epigenetik izlerin zaman içinde nasıl evrildiğini de inceledi. Araştırma sonuçları, bazı metilasyon paternlerinin tümör oluşumunun çok erken evrelerinde, hatta invaziv kanser gelişmeden önce belirlendiğine işaret ediyor. Bu durum, epigenetik profillemenin yalnızca prognozu belirlemekle kalmayıp, aynı zamanda erken teşhis ve risk sınıflandırması için de kullanılabileceğini düşündürmektedir. Özellikle prostat spesifik antijen testlerinin sınırlı özgüllüğü göz önüne alındığında, metilasyon temelli belirteçlerin mevcut tarama yöntemlerini tamamlayıcı bir rol üstlenmesi mümkün görünmektedir. Araştırma, prostat kanserinin moleküler sınıflandırmasında yeni bir çığır açarken, bulguların klinik uygulamaya dönüştürülmesi için ek doğrulama çalışmalarına ve prospektif klinik denemelere ihtiyaç duyulduğu vurgulanmaktadır. Yine de bu kapsamlı epigenetik harita, kişiselleştirilmiş onkoloji hedefine doğru atılmış önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. Çalışma aynı zamanda, kanser araştırmalarında genomik ve epigenomik verilerin entegre analizinin gücünü göstererek, gelecekteki biyobelirteç keşif çalışmaları için bir model sunmaktadır. Prostat kanserinin sessiz seyreden formları ile agresif ve ölümcül formları arasındaki biyolojik uçurumu anlamak, sonunda bu hastalıktan ölümleri <a href="https://oncology.com.tr/charls-verileri-isiginda-yaslilikta-kirilganligi-azaltmanin-anahtari-uyku-ve-egzersizin-sinerjisi/" title="CHARLS Verileri Işığında Yaşlılıkta Kırılganlığı Azaltmanın Anahtarı: Uyku ve Egzersizin Sinerjisi" data-wpan-internal-link="1">azaltmanın</a> anahtarını elinde tutmaktadır.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Prostate cancer aggressiveness and methylation profiling in tumor biology</p>
<p><strong>Article Title:</strong> The Landscape of Prostate Tumour Methylation</p>
<p><strong>References:</strong><br />Boutros et al. The Landscape of Prostate Tumour Methylation. Cancer Discovery, 2026.</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Prostat kanseri, tümör metilasyonu, DNA metilasyonu, epigenetik, kanser agresifliği, metastatik prostat kanseri, prostat tümör alt tipleri, <a href="https://oncology.com.tr/alzheimer-kan-belirteci-nfl-erkeklerde-ciddi/" title="Aynı Alzheimer Kan Belirteci Erkeklerde Neden Daha Ciddi Bir Tabloya İşaret Ediyor: Kanıtları İnceliyoruz" data-wpan-internal-link="1">biyobelirteçler</a>, somatik mutasyonlar, çoklu omik, kanser araştırmalarında yapay zeka, kanser epigenetiği</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/prostat-tumorlerinde-metilasyon-haritasi-agresif-kanserin-sifresini-cozuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genç Kadınlarda Doğurganlığı Korumaya Yönelik Tedaviler İçin Yeni Lipit İmzası Umut Veriyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/endometrioid-kanserde-lipid-imzasi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/endometrioid-kanserde-lipid-imzasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 04:35:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç]]></category>
		<category><![CDATA[doğurganlık koruma]]></category>
		<category><![CDATA[doğurganlık koruyucu tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[endometrial kanser]]></category>
		<category><![CDATA[endometrioid karsinom]]></category>
		<category><![CDATA[hücre kültürü modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[jinekolojik kanserler]]></category>
		<category><![CDATA[kanser tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselleştirilmiş onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kolesterol esterleri]]></category>
		<category><![CDATA[lipid biyobelirteçleri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi direnci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/endometrioid-kanserde-lipid-imzasi/</guid>

					<description><![CDATA[Endometrioid endometriyum kanserinde genç kadınlarda doğurganlığı koruyan tedavilerin etkinliğini tahmin eden kolesterol esterleri bazlı yeni lipid imzası keşfedildi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rahim iç tabakasından kaynaklanan endometrioid endometriyum karsinomu, özellikle çocuk sahibi olmayı henüz tamamlamamış genç kadınlar için yalnızca onkolojik değil, aynı zamanda üreme sağlığını doğrudan etkileyen bir sorun haline geliyor. Standart tedavi çoğu zaman histerektomi, yani rahmin alınması olsa da bu yaklaşım kanseri kontrol altına alırken geri dönüşsüz infertiliteye yol açıyor. Bu nedenle son yıllarda, tümörü baskılamayı hedeflerken doğurganlığı koruyabilen tedaviler büyük ilgi görüyor. Ancak bu stratejilerin önünde önemli bir engel var: Progestin temelli konservatif tedavilere hastaların hatırı sayılır bir bölümü yanıt vermiyor ve hekimlerin, hangi hastanın fayda göreceğini önceden güvenilir biçimde ayırt edebileceği bir biyobelirteç henüz rutin kullanıma girmiş değil.</p>
<p>Bu klinik belirsizlik, araştırmacıları tümör davranışını daha yakından taklit eden modeller geliştirmeye yöneltti. Çalışmada öne çıkan yaklaşım, hastalardan elde edilen tümör hücre kümelerinin, yani patient-derived tumor cell clusters (PTCs), laboratuvar ortamında incelenmesi oldu. Bu hücresel kümeler, ana tümörün histopatolojik, sitolojik ve genomik özelliklerini önemli ölçüde yansıtabiliyor. Böylece araştırmacılar yalnızca tümörün nasıl göründüğünü değil, tedaviye nasıl tepki verebileceğini ve <a href="https://oncology.com.tr/kanser-tedavi-direnci-lipid-epigenetik/" title="Kanser Hücrelerinin Direnç Kalkanı: Lipid Metabolizması ile Epigenetik Arasında Yeni Bir Bağlantı Bulundu" data-wpan-internal-link="1">direnç</a> geliştirebileceğini de kontrollü biçimde değerlendirme imkânı buluyor. Uzmanlara göre bu tür hasta-tabanlı modeller, kişiselleştirilmiş onkoloji için giderek daha değerli bir araç haline geliyor.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, hücresel düzeydeki değişimleri ortaya çıkarmak için hyperspectral stimulated Raman scattering microscopy, kısaca hSRS mikroskopisinin kullanılması oldu. Yüksek moleküler seçiciliğe sahip bu ileri görüntüleme yöntemi, dokular içinde farklı lipid türlerinin dağılımını ayrıntılı biçimde saptayabiliyor. Araştırma ekibi, özellikle kolesterol esterlerinin birikimine odaklandı. Kolesterol esterleri, hücre içinde depolanan bir lipid formu olarak biliniyor ve bazı kanser türlerinde artmış lipid metabolizmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu bağlamda, kolesteryl ester birikiminin tedavi yanıtını yansıtabilecek bir lipid imzası olup olamayacağı sorusu araştırmanın merkezine yerleşti.</p>
<p>İncelenen veriler, progestin tedavisine direnç gelişen örneklerde belirgin bir lipid örüntüsü bulunduğunu düşündürüyor. Başka bir deyişle, tümör hücrelerindeki kolesterol ester yükü artmışsa, bu durum hastanın fertility-preserving, yani doğurganlığı koruyucu tedavilere yanıt vermeme olasılığını işaret edebilir. Böyle bir ilişki doğrulanırsa, klinisyenler tedaviyi başlatmadan önce daha bilinçli kararlar verebilir; bazı hastalar konservatif tedaviye yönlendirilirken, direnç riski yüksek olanlar için farklı stratejiler daha erken gündeme gelebilir. Araştırmanın sunduğu ana fikir, tümörü yalnızca boyut ya da histolojik tip üzerinden değil, metabolik imza üzerinden de sınıflandırabilmek.</p>
<p>Bu bulgu, özellikle endometrial kanserin genç kadınlarda doğurganlığı koruma gereksinimiyle birleştiği durumlarda önem taşıyor. Çünkü mevcut klinik uygulamada en büyük sorunlardan biri, tedaviye yanıtın erken evrede öngörülememesi. Hastalar aylarca süren hormon tedavilerine maruz kalabiliyor, ancak tümör yanıt vermezse zaman kaybı yaşanabiliyor. Bu tür gecikmeler, hem onkolojik güvenlik hem de üreme planlaması açısından risk oluşturuyor. Dolayısıyla öngörücü bir biyobelirteç, yalnızca kişiselleştirilmiş tedavi seçimi için değil, aynı zamanda gereksiz gecikmelerin önlenmesi için de önemli olabilir.</p>
<p>Araştırma aynı zamanda lipid metabolizmasının kanserdeki rolüne ilişkin daha geniş bir eğilimi de destekliyor. Kanser hücreleri çoğu zaman enerji üretimi, zar yapımı ve sinyal iletimi için lipid metabolizmasını yeniden düzenliyor. Kolesterol esterlerinin artışı, tümörün metabolik esnekliğini ve bazı tedavilere karşı dayanıklılığını artıran bir adaptasyonun parçası olabilir. Ancak bu ilişki, tek başına kesin bir klinik sonuç anlamına gelmiyor. Uzmanlar, böyle bir biyobelirtecin gerçek dünyada kullanılabilmesi için farklı hasta gruplarında doğrulanması, ölçüm yöntemlerinin standartlaştırılması ve prospektif çalışmalarda test edilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Çalışmanın bir başka dikkat çekici boyutu, statin tedavisi gibi lipid hedefli yaklaşımlarla olası bağlantılar. Statinler, kolesterol biyosentezini etkileyen ilaçlar olarak yaygın biçimde biliniyor; ancak burada bunların doğrudan bir tedavi önerisi olarak değil, araştırma düzeyinde bir olasılık olarak gündeme geldiği anlaşılıyor. Eğer kolesterol ester birikimi gerçekten tedavi direnciyle bağlantılıysa, lipid metabolizmasını hedefleyen ek yaklaşımlar gelecekte progestin temelli tedavilerle birlikte değerlendirilebilir. Yine de bu aşamada, böyle bir yaklaşımın etkinliği ya da güvenliği konusunda sonuç çıkarmak için erken olduğu açık.</p>
<p>Genel tabloya bakıldığında, bu araştırma genç kadınlarda endometrioid endometriyum karsinomunun yönetiminde iki önemli ihtiyacı aynı anda ele alıyor: kanseri kontrol etmek ve doğurganlığı mümkün olduğunca korumak. PTC’ler ile oluşturulan hasta-tabanlı model ve hSRS mikroskopisiyle ortaya çıkarılan lipid imzası, gelecekte hastaların tedaviye yanıtını önceden kestirmede yeni bir <a href="https://oncology.com.tr/karaciger-kanserinde-immunoterapi-nakil/" title="Karaciğer Nakli Eşiğinde İmmünoterapi: Hepatitli Tümörlerde Yeni Bir Kapı Açılıyor mu?" data-wpan-internal-link="1">kapı</a> aralayabilir. Ancak çalışma, <a href="https://oncology.com.tr/sirolimus-premature-hidrops-tedavisi/" title="Prematüre Yenidoğanlarda Nadiren Görülen Hidrops İçin Sirolimusta Umut Verici Bulgular" data-wpan-internal-link="1">umut verici</a> olmasına karşın hâlâ bir başlangıç noktası niteliğinde. Klinik uygulamaya geçmeden önce daha geniş kapsamlı doğrulama, biyobelirtecin gerçek dünya performansının ölçülmesi ve tedavi kararlarına nasıl entegre edileceğinin netleştirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Buna rağmen, araştırmanın işaret ettiği yön oldukça net: Endometrial kanserde başarı yalnızca tümörü ortadan kaldırmakla değil, doğru hastaya doğru tedaviyi doğru zamanda vermekle tanımlanacak. Kolesterol ester birikimi gibi metabolik işaretler, bu hedefe ulaşmada geleceğin en değerli araçları arasına girebilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Cholesteryl Ester Accumulation as a Biomarker for Personalized Fertility-Preserving Therapies in Endometrioid Endometrial Carcinoma</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Cholesteryl Ester Accumulation as a Biomarker for Personalized Selection of Fertility-Preserving Therapies in Endometrioid Endometrial Carcinoma</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Endometrioid Endometriyal Karsinom, Fertilite Korunması, Kolesterol Esteri Birikimi, Progesteron Direnci, Hiperspektral Uyarılmış Raman Saçılması Mikroskopisi, Hastadan Türetilmiş Tümör Hücre Kümeleri, Statin Tedavisi, Biyobelirteç, Hassas Onkoloji</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/endometrioid-kanserde-lipid-imzasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BT Taramalarından Yeni Bir Risk İşareti: Mide Kanseri Prognozunda Daha Keskin Bir Bakış</title>
		<link>https://oncology.com.tr/mide-kanseri-prognozu-bt-risk-isareti/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/mide-kanseri-prognozu-bt-risk-isareti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 22:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[BT görüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[inflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kanser prognozu]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselleştirilmiş tıp]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik belirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[mide kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[prognoz]]></category>
		<category><![CDATA[risk sınıflandırması]]></category>
		<category><![CDATA[vücut kompozisyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/mide-kanseri-prognozu-bt-risk-isareti/</guid>

					<description><![CDATA[UNICAMP araştırmacıları, BT görüntülerinden yeni bir biyobelirteç geliştirerek mide kanseri prognozunun doğruluğunu artıran yenilikçi bir yöntem sundu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Brezilya’da São Paulo Eyalet Üniversitesi Campinas kampüsünde (UNICAMP) yürütülen yeni bir araştırma, mide <a href="https://oncology.com.tr/alkol-pankreas-kanseri-risk-2/" title="Yeni Meta-Analiz: Alkol, Pankreas Kanseri Riskini Daha Net Bir Şekilde İşaret Ediyor" data-wpan-internal-link="1">kanseri</a> hastalarında prognozun değerlendirilmesinde rutin bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülerinden türetilen dikkat çekici bir biyobelirteç <a href="https://oncology.com.tr/yaslanma-iltihap-r-loop-tasinmasi/" title="Yaşlanmayla Artan İltihabın Beklenmedik Bir Kaynağı Ortaya Çıktı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> koydu. Çalışma, tümörün boyutu ve yayılımına odaklanan klasik evrelemenin ötesine geçerek, hastanın vücut kompozisyonundaki değişimleri de hesaba katan bir yaklaşım öneriyor. Araştırmacılara göre bu yeni gösterge, hastaların riskini daha ayrıntılı biçimde sınıflandırmada mevcut yöntemleri tamamlayabilecek potansiyele sahip.</p>
<p>Mide kanseri, dünya genelinde en sık görülen kanserler arasında beşinci sırada yer alıyor ve özellikle prognozun bireysel düzeyde öngörülmesi hekimler için uzun süredir zorlayıcı bir alan olmaya devam ediyor. Hastalığın aynı evrede görünen hastalarda bile farklı seyretmesi, yalnızca tümör özelliklerine bakmanın yeterli olmayabileceğini düşündürüyor. UNICAMP’teki ekip de tam olarak bu boşluğa odaklandı ve hastanın genel biyolojik durumunu, özellikle de yağ ve kas dokusunun BT üzerinden ölçülebilen özelliklerini değerlendiren yeni bir risk işareti geliştirdi.</p>
<p>Çalışmanın merkezinde, araştırmacıların “Visceral Muscle Difference” yani VMD adını verdiği bileşik bir değişken yer alıyor. Bu gösterge, visseral yağ dokusunun özellikleri ile kas dokusunun radyodensite ölçümlerini bir araya getiriyor. Radyodensite, BT görüntülerinde dokuların X-ışınlarını ne ölçüde zayıflattığını ifade eden bir parametre olarak, dokunun fiziksel ve biyolojik özellikleri hakkında dolaylı bilgi sağlayabiliyor. Bu nedenle VMD, yalnızca anatomiye değil, aynı zamanda inflamasyon ve metabolik durum gibi kanserle ilişkili biyolojik süreçlere <a href="https://oncology.com.tr/alkol-pankreas-kanseri-risk/" title="Alkolün Pankreas Kanseriyle İlişkisine Dair Yeni Kanıtlar Güçleniyor" data-wpan-internal-link="1">dair</a> ipuçları sunabilecek bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Geleneksel onkolojik değerlendirmede mide kanseri prognozu büyük ölçüde tümör evresine dayanıyor. Ancak bu yöntem, hastanın genel fizyolojik rezervini, beslenme durumunu ya da kas-yağ dağılımını doğrudan yansıtmıyor. Oysa klinik pratikte bu unsurların, özellikle cerrahi tolerans, tedaviye yanıt ve genel sağkalım üzerinde etkili olabildiği biliniyor. Yeni araştırma, tam da bu nedenle, sadece kanserin kendisini değil hastanın tüm organizmasını hesaba katan bir prognostik çerçevenin daha anlamlı olabileceğini savunuyor.</p>
<p>Çalışma, UNICAMP’in Tıp Bilimleri Fakültesi ile Gleb Wataghin Fizik Enstitüsü’nden araştırmacıların disiplinler arası katkısıyla yürütüldü. Proje, São Paulo Araştırma Vakfı’ndan (FAPESP) alınan çeşitli hibelerle desteklendi. Klinik ve fizik temelli uzmanlıkların bir araya gelmesi, görüntüleme verilerinden nicel biyobelirteç üretme sürecinde kritik rol oynadı. Bu yaklaşım, modern onkolojide giderek daha fazla önem kazanan “görüntüleme biyomarkeri” fikrinin güçlü bir örneği olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>BT görüntüleri, mide kanseri tanısı ve evrelemesi sırasında zaten yaygın biçimde kullanılıyor. Bu da yeni biyobelirtecin uygulanabilirlik açısından önemli bir avantaj taşıdığı anlamına geliyor. Çünkü VMD gibi bir parametrenin rutinde elde edilen görüntülerden hesaplanabilmesi, ek invaziv işlem gerektirmeden daha ayrıntılı risk analizi yapma olanağı sunabilir. Bununla birlikte, araştırma erken aşamadadır ve klinik kullanım için farklı hasta gruplarında doğrulama yapılması gerekir. Bilim insanları açısından asıl soru, bu ölçümün mevcut prognostik sistemlere anlamlı ve güvenilir bir katkı sağlayıp sağlayamayacağıdır.</p>
<p>Yöntemin dikkat çekici yanı, visseral yağ ve kas dokusunu yalnızca miktar olarak değil, doku kalitesini yansıtabilecek radyodensite özellikleri üzerinden birlikte ele almasıdır. Kanser biyolojisinde visseral yağın inflamatuvar süreçlerle, kas dokusundaki değişimlerin ise zayıflama ve kötüleşen klinik rezervle ilişkili olabileceği uzun zamandır tartışılıyor. VMD bu iki ekseni tek bir bileşikte bir araya getirerek, tümör dışı biyolojik etmenleri daha işlevsel bir şekilde görünür kılmayı amaçlıyor. Araştırma bu yönüyle, kişiselleştirilmiş tıp anlayışının görüntüleme temelli araçlarla nasıl genişleyebileceğini gösteriyor.</p>
<p>Uzmanlar için bu tür bir biyobelirteç, yalnızca sağkalımı öngörmekle sınırlı bir araç olmayabilir. Tedavi planlamasında daha kırılgan hastaların saptanmasına, izlem sıklığının ayarlanmasına ve klinik kararların daha bütüncül verilmesine katkı sağlayabilir. Ancak bu olasılıkların hiçbiri, mevcut bulguların tek başına tedavi standardını değiştirdiği anlamına gelmiyor. Klinik uygulamaya geçiş için prospektif çalışmalar, farklı merkezlerden hasta verileri ve VMD’nin diğer prognostik göstergelerle karşılaştırıldığı analizler gerekecek.</p>
<p>Mide kanserinde prognozun daha isabetli tahmini, hem hasta hem de klinisyen açısından kritik öneme sahip. Hastalığın seyrini daha erken ve daha doğru öngörebilen araçlar, tedavi yoğunluğunun daha uygun belirlenmesine yardımcı olabilir. UNICAMP ekibinin geliştirdiği VMD, bu hedefe doğru atılmış önemli bir metodolojik adım olarak değerlendiriliyor. Yine de bilimsel ihtiyat korunmalı; çünkü görüntüleme temelli yeni bir göstergenin gerçek klinik değeri, ancak geniş ölçekli doğrulama ve uzun dönem sonuçlar ışığında netleşecek.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Biomarker development for prognosis in gastric cancer utilizing CT scan-derived body composition radiodensity variables</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Determination of a new gastric cancer mortality predictor based on body composition radiodensity variables</p>
<p><strong>References:</strong><br />Original article published in Clinical Nutrition ESPEN, 2026</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1016/j.clnesp.2026.103132</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Gastrik kanser, biyobelirteç, prognoz, radyodensite, visseral yağ, kas, BT taraması, vücut kompozisyonu, makine öğrenimi, kişiselleştirilmiş tıp, inflamasyon, metabolik durum</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/mide-kanseri-prognozu-bt-risk-isareti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanda Ölçülen Nörofilament Işığı, Parkinson’da Hareket Komplikasyonlarının Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/parkinson-plazma-nfl-motor-komplikasyon/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/parkinson-plazma-nfl-motor-komplikasyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 19:09:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[dopaminerjik nöron]]></category>
		<category><![CDATA[erken tanı]]></category>
		<category><![CDATA[motor komplikasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejeneratif hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nörofilament light]]></category>
		<category><![CDATA[nörofilament light zinciri]]></category>
		<category><![CDATA[Parkinson hastalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/parkinson-plazma-nfl-motor-komplikasyon/</guid>

					<description><![CDATA[Erken evre Parkinson hastalarında plazma nörofilament light zinciri (NfL) düzeyleri, motor komplikasyonların önceden tahmin edilmesinde umut vadeden bir biyobelirteç olarak öne çıkıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Parkinson hastalığında hangi hastaların ilerleyen dönemde ciddi motor sorunlar geliştireceğini önceden kestirmek uzun süredir klinisyenlerin en zorlandığı alanlardan biri. Yeni bir çalışma, bu belirsizliği azaltabilecek dikkat çekici bir biyobelirteç adayını öne çıkarıyor: plazma nörofilament light zinciri, yani NfL. Che, Huang, Wang ve çalışma arkadaşlarının <em>npj Parkinson’s Disease</em> dergisinde yayımlanan prospektif kohort araştırması, erken evre Parkinson hastalarında kandaki NfL düzeylerinin daha sonra <a href="https://oncology.com.tr/gpr15-cd8-t-hucreleri-bagirsak-iltihabi/" title="Bağırsakta Yeni Bir İmmün Düzen: GPR15’in Yön Verdiği CD8+ T Düzenleyici Hücreler Ortaya Çıktı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> çıkabilecek hareket komplikasyonlarını öngörebildiğini <a href="https://oncology.com.tr/medicare-insulin-tavani-maliyet-kullanimi/" title="Medicare’da 35 Dolarlık İnsülin Tavanı: Yeni Çalışma Maliyeti Düşürdü, Kullanımı İyileştirdiğini Gösteriyor" data-wpan-internal-link="1">gösteriyor</a>.</p>
<p>Parkinson hastalığı, substantia nigra pars compacta bölgesindeki dopaminerjik nöronların kaybıyla ilişkili ilerleyici bir hareket bozukluğu olarak biliniyor. Titreme, hareketlerde yavaşlama ve kas sertliği gibi temel belirtilerin yanında, hastalığın tedavi sürecinde motor dalgalanmalar ve diskinezi gibi komplikasyonlar da gelişebiliyor. Ancak bu sorunların kimlerde, ne zaman ve ne ölçüde ortaya çıkacağını öngörmek için bugüne kadar kullanılan klinik değerlendirmeler ve görüntüleme yöntemleri çoğu zaman sınırlı kaldı. Yeni araştırma, tam da bu prognostik boşluğa odaklanıyor.</p>
<p>Nörofilament light zinciri, sinir hücrelerinin iskelet yapısında yer alan ve akson hasarı sırasında kana salınabilen bir protein. Bu nedenle NfL, son yıllarda nörodejeneratif hastalıklarda doku hasarıyla ilişkili bir belirteç olarak yoğun ilgi görüyor. Çalışmanın yazarları, erken evre Parkinson hastalarında plazma NfL düzeylerini ultrasensitif immünoassay yöntemleriyle ölçerek, bu düzeylerin zaman içinde motor seyirle nasıl ilişkili olduğunu prospektif olarak izledi. Takip süresinin birden fazla yılı kapsaması, araştırmaya yalnızca anlık bir ölçüm değil, hastalığın doğal akışına dair daha güçlü bir bakış sundu.</p>
<p>Çalışmanın temel bulgusu, başlangıçta veya takip sırasında daha yüksek NfL düzeylerine sahip hastalarda ileride motor komplikasyonların görülme olasılığının artmış olmasıydı. Araştırma, özellikle diskinezi ve motor dalgalanmalar gibi tedavi yönetimini zorlaştıran sorunların riskine işaret ediyor. Bu durum, NfL’nin yalnızca hastalığın varlığını değil, aynı zamanda daha agresif ya da karmaşık bir motor gidişatı da yansıtma potansiyeli taşıdığını düşündürüyor. Buna karşın araştırmacılar, bunun bir gözlemsel kohort çalışması olduğunu ve klinik kararları tek başına belirleyecek düzeyde kesinlik sağlamadığını da vurguluyor.</p>
<p>Bulguların önemi, Parkinson hastalığının kişiden kişiye değişen seyrine dair daha hassas bir öngörü arayışından kaynaklanıyor. Erken evrede tanı alan iki hastanın yıllar içinde çok farklı klinik yollar izlemesi, tedavi planlamasını <a href="https://oncology.com.tr/b7x-mesane-kanseri-direnci/" title="Mesane Kanserinde Yeni Direnç Mekanizması: B7x, PD-1/PD-L1 Tedavilerini Zorlaştırıyor" data-wpan-internal-link="1">zorlaştırıyor</a>. Bazı hastalarda motor belirtiler yavaş ilerlerken bazılarında ilaç yanıtı dalgalanabiliyor ve istenmeyen hareket bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Eğer plazma NfL gibi erişimi kolay bir kan testi bu grupta risk ayrıştırması yapabilirse, takip sıklığı, tedavi stratejileri ve klinik izlem daha kişiselleştirilmiş biçimde düzenlenebilir. Ancak bunun uygulamaya geçmesi için daha büyük, bağımsız ve farklı hasta popülasyonlarında doğrulama gerekiyor.</p>
<p>Bu tür biyobelirteç çalışmalarının Parkinson alanında neden önemli olduğu da burada ortaya çıkıyor. Hastalık yalnızca motor semptomlardan ibaret değil; biyolojik düzeyde devam eden nörodejeneratif süreçlerin klinik dışavurumu olarak görülüyor. Kan temelli ölçümler, invaziv olmayan yapıları nedeniyle özellikle değerli. Beyin omurilik sıvısı gibi örnekler bazı durumlarda daha doğrudan bilgi sunsa da, rutin klinik kullanım açısından kan testi çok daha erişilebilir bir seçenek. NfL’nin bu çerçevede öne çıkması, aksonal hasarın hastalığın motor seyrine dair ipuçları verebileceğini destekleyen kanıt zincirine yeni bir halka ekliyor.</p>
<p>Yine de uzmanlar, NfL’nin tek başına bir “tahmin aracı” olarak görülmemesi gerektiğini hatırlatacaktır. NfL düzeyleri sadece Parkinson’a özgü değildir; farklı nörolojik hastalıklarda da yükselebilir. Bu nedenle sonuçların, klinik bulgular, ilaç kullanımı, hastalık süresi ve diğer olası biyobelirteçlerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Araştırmanın en gerçekçi mesajı da burada yatıyor: Kan biyobelirteçleri, Parkinson’da motor komplikasyon riskini anlamaya yardımcı olabilir, ancak hastalığın bireysel seyrini tek başına açıklamaz.</p>
<p>Che ve arkadaşlarının çalışması, erken evre Parkinson hastalarında plazma NfL ölçümünün gelecekte daha yaygın bir risk değerlendirme aracına dönüşebileceğini gösteren önemli bir adım niteliğinde. Bulgular, nörodejenerasyonun biyolojik izlerini kandaki izole bir sayıdan okuyarak hastalığın ilerleyişine dair daha erken ve daha nesnel sinyaller yakalama fikrini güçlendiriyor. Klinik uygulamaya geçiş ise daha fazla araştırma, uzun dönemli doğrulama ve standartlaştırılmış eşik değerlerin belirlenmesini gerektirecek. Buna rağmen çalışma, Parkinson yönetiminde biyobelirteç temelli kişiselleştirilmiş yaklaşımın artık daha somut bir hedef haline geldiğini ortaya koyuyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Parkinson’s disease; biomarkers; plasma neurofilament light chain; motor complications; neurodegeneration</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Plasma neurofilament light chain in early Parkinson’s disease predicts motor complications: a prospective cohort study</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Che, N., Huang, J., Wang, S. et al. Plasma neurofilament light chain in early Parkinson’s disease predicts motor complications: a prospective cohort study. npj Parkinsons Dis. (2026). https://doi.org/10.1038/s41531-026-01426-4</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/parkinson-plazma-nfl-motor-komplikasyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükürükten Okunan İşaret: Ağız Öncesi Kanserde Yeni Risk Penceresi Açıldı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/tukurk-testi-agiz-oncesi-kanser-risk/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/tukurk-testi-agiz-oncesi-kanser-risk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2026 18:29:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[erken tanı]]></category>
		<category><![CDATA[kanser prognozu]]></category>
		<category><![CDATA[non-invaziv tanı]]></category>
		<category><![CDATA[öncü lezyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[oral öncül lezyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[tükürük testi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/tukurk-testi-agiz-oncesi-kanser-risk/</guid>

					<description><![CDATA[Chen ve ekibinin araştırması, tükürükte ölçülebilen biyobelirteçlerin ağız öncesi kanser lezyonlarının kötü huylu dönüşüm riskini ve klinik sonuçlarını yansıttığını gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız kanserinin öncül lezyonlarını izlemek, klinisyenler için uzun süredir zor bir alan olarak görülüyor. Çünkü oral potansiyel malign bozukluklar olarak adlandırılan bu lezyonlar, bazı hastalarda yıllarca sessiz kalırken bazılarında kısa sürede oral skuamöz hücreli kansere dönüşebiliyor. Bu belirsizlik, hangi hastanın daha yakından izlenmesi, hangisinin daha erken müdahaleye aday olacağı sorusunu her zaman gündemde tutuyor. Chen ve çalışma arkadaşlarının <em>British Journal of Cancer</em> dergisinde yayımlanan araştırması, bu soruya yanıt ararken dikkat çekici bir kapı aralıyor: hastalığın seyrini yansıtabilen, invaziv olmayan bir tükürük belirteci.</p>
<p>Çalışma, oral potansiyel malign bozukluklar (OPMD) taşıyan hastalarda tükürük örneklerinden elde edilen bir “surrogat” belirtecin <a href="https://oncology.com.tr/japonya-dnar-karari-hasta-sonuclari/" title="Japon Hastanesinde Çok Yaşlı DNR Hastalarının Klinik Seyri Mercek Altında" data-wpan-internal-link="1">klinik</a> sonuçlarla anlamlı biçimde ilişkili olduğunu bildiriyor. Araştırmanın temel önemi, bugüne kadar büyük ölçüde biyopsi ve histopatolojik incelemelere dayanan risk değerlendirmesine alternatif bir yaklaşım sunmasından geliyor. Biyopsi, halen tanıda vazgeçilmez kabul edilse de, örnekleme hataları, lezyonun tamamını temsil etmeme riski ve müdahale zamanlamasındaki gecikmeler gibi sınırlılıklar taşıyor. Tükürük ise kolay erişilebilen, hastalar açısından daha konforlu ve seri izleme için daha uygun bir biyolojik sıvı olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Oral potansiyel malign bozukluklar, ağız mukozasında görülen ve kansere dönüşme olasılığı taşıyan çeşitli öncü lezyonları kapsıyor. Klinik açıdan en büyük güçlük, bu lezyonların hangi noktada kötü huylu dönüşüme gideceğini önceden kestirebilmek. Oral skuamöz hücreli kanser, dünya genelinde yüksek <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-motor-korteks-mikroyapisi/" title="Parkinson’da Yeni İpucu: Motor Korteksin Yapısı Hastalık Şiddetiyle Bağlantılı" data-wpan-internal-link="1">hastalık</a> yükü ve mortaliteyle ilişkilendirilen bir kanser türü olduğundan, erken risk belirleme yalnızca tanısal bir mesele değil, aynı zamanda prognozu etkileyebilecek bir klinik strateji olarak görülüyor. Bu nedenle araştırmacılar, dokuya zarar vermeden hastalığın biyolojik davranışını okuyabilecek moleküler göstergeler arayışını sürdürüyor.</p>
<p>Chen ve ekibinin çalışması da tam bu noktada devreye giriyor. Araştırmacılar, farklı hasta gruplarından alınan tükürük örneklerinde ileri proteomik ve genomik teknolojiler kullanarak biyokimyasal bir profil çıkardı. İncelenen veriler arasında, belirli bir surrogate marker’ın varlığı ve düzey değişimleri, hastaların klinik gidişiyle güçlü bir ilişki gösterdi. Çalışmanın <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-donus-hareketleri-beta-ritimleri/" title="Parkinson’da Dönüş Hareketlerini Bozan Beyin Ritmi Ortaya Çıktı" data-wpan-internal-link="1">ortaya</a> koyduğu en önemli mesajlardan biri, tükürükte ölçülebilen bu moleküler imzanın, yalnızca anlık hastalık durumunu değil, aynı zamanda malign transformasyon riskine dair ipuçlarını da taşıyabilmesi.</p>
<p>Bu bulgu, özellikle OPMD takibinde kişiselleştirilmiş risk sınıflandırmasının önünü açabilecek nitelikte değerlendiriliyor. Çünkü her öncü lezyon aynı davranışı göstermiyor; bazıları uzun süre stabil kalırken bazıları agresif bir dönüşüm sürecine girebiliyor. Eğer tükürük bazlı bir belirteç, bu ayrımı daha erken ve daha güvenilir biçimde yapabiliyorsa, hekimlerin izlem sıklığını, ek inceleme gereksinimini ve müdahale zamanını daha iyi planlamasına yardımcı olabilir. Bununla birlikte, araştırma erken aşama biyobelirteç geliştirme hattının bir parçası olarak okunmalı; tek başına klinik uygulama standardı haline geldiği anlamına gelmiyor.</p>
<p>Non-invaziv tanı araçlarına olan ilgi, özellikle kanser taraması ve izleminde hızla artıyor. Tükürüğün avantajı, örneklemenin kolay olması kadar, tekrar edilebilirlik sunması. Bu da zaman içinde değişen biyobelirteç düzeylerinin izlenmesini mümkün kılabilir. Oral lezyonların seyrinde dalgalanma görülebildiği için, tek bir biyopsi yerine ardışık ölçümlerle risk haritası çıkarılması teorik olarak daha zengin bir klinik resim sağlayabilir. Ancak bilim insanları, bu tür testlerin gerçek hayatta kullanım için yeniden doğrulama, standardizasyon ve farklı popülasyonlarda test edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p>Çalışmanın yayımlandığı dergi ve kullanılan yöntem seti, araştırmanın moleküler onkoloji ile klinik pratik arasındaki boşluğu doldurmaya aday olduğunu gösteriyor. Yine de bulgunun en güçlü yönü, kanser gelişimini öngörmede yalnızca görünür lezyona değil, lezyonun biyolojik izine de bakmayı önermesi. Bu yaklaşım, ağız öncesi kanser alanında daha rafine bir risk değerlendirmesine geçişin işareti olabilir. Özellikle yüksek riskli hastaların daha erken belirlenmesi, gereksiz girişimlerin azaltılması ve gerçekten kötü huylu dönüşüm riski taşıyan kişilerin daha yakın takibe alınması açısından önemli olabilir.</p>
<p>Uzmanlar açısından bu tür çalışmaların değeri, sadece yeni bir test önermesinde değil, hastalığın biyolojisini daha iyi anlamasında yatıyor. Tükürükte saptanan bir surrogate marker’ın klinik sonuçlarla ilişkilendirilmesi, ağız kanseri araştırmalarında biyolojik örneklerin rolünü genişletiyor. Eğer ilerleyen çalışmalarda bu ilişki farklı merkezlerde ve daha büyük hasta gruplarında doğrulanırsa, OPMD yönetimi için daha pratik, daha erişilebilir ve daha kişiselleştirilmiş bir izlem modeli gündeme gelebilir. Şimdilik ise bu çalışma, tükürüğün ağız öncesi kanserde pasif bir sıvıdan çok daha fazlası olabileceğini gösteren umut verici bir adım olarak öne çıkıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Biomarker discovery for predicting malignant transformation risk in oral potentially malignant disorders (OPMDs) using saliva-based surrogate markers.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> A saliva-based surrogate associates with clinical outcome of oral potentially malignant disorders.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Chen, YW., Shiah, SG., Yuan, SS. et al. A saliva-based surrogate associates with clinical outcome of oral potentially malignant disorders. Br J Cancer (2026). https://doi.org/10.1038/s41416-026-03486-y</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1038/s41416-026-03486-y</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Ağız potansiyel malign bozuklukları, oral skuamöz hücreli karsinom, tükürük bazlı biyobelirteç, malign dönüşüm, non-invaziv tanı, proteomik, kişiselleştirilmiş onkoloji</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/tukurk-testi-agiz-oncesi-kanser-risk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Omurilikte Sinaptik Kayıp İlk Kez PET ile Görüntülendi: MS Araştırmalarında Yeni Bir Eşik</title>
		<link>https://oncology.com.tr/ms-omurilik-sinaptik-kaybi-sv2a-pet/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/ms-omurilik-sinaptik-kaybi-sv2a-pet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 20:40:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç]]></category>
		<category><![CDATA[multipl skleroz]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nörogörüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[omurilik hasarı]]></category>
		<category><![CDATA[PET görüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[sinaptik kayıp]]></category>
		<category><![CDATA[sinaptik yoğunluk]]></category>
		<category><![CDATA[SV2A proteini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/ms-omurilik-sinaptik-kaybi-sv2a-pet/</guid>

					<description><![CDATA[Multipl sklerozda omurilikteki sinaptik kayıp, SV2A hedefli PET görüntüleme ile ilk kez doğrudan ölçüldü. Bu yöntem, hastalık izleminde yeni bir biyobelirteç potansiyeli taşıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Multipl sklerozda (MS) hasarın yalnızca miyelin kaybından ibaret olmadığı uzun süredir biliniyordu; ancak sinaps düzeyindeki bozulmayı omurilikte doğrudan ölçmek, bugüne kadar önemli teknik engeller nedeniyle mümkün değildi. Yeni bir nörogörüntüleme yaklaşımı, sinaptik yoğunluğu nicel olarak değerlendirmeye olanak tanıyarak bu boşluğu doldurmaya aday görünüyor. Synaptic vesicle glycoprotein 2A, yani SV2A hedefleyen pozitron emisyon tomografisi (PET), hem deneysel MS modellerinde hem de insanlarda omurilikteki sinaptik değişimleri izlemek için umut verici bir yol sundu.</p>
<p>Çalışmanın odak noktası, sinaps olarak bilinen ve nöronlar arasındaki iletişimi sağlayan mikroskobik bağlantıların kaybını görüntülemekti. MS, <a href="https://oncology.com.tr/cthrc1-kolorektal-kanser-bagisiklik-kacisi/" title="Bağışıklık Kaçışını Tetikleyen Mikroçevre Proteini Kolorektal Kanserin Gidişatını Şekillendiriyor" data-wpan-internal-link="1">bağışıklık</a> sisteminin merkezi sinir sistemine saldırdığı kronik bir hastalık olarak en çok miyelin kılıfındaki hasarla tanınsa da, araştırmacılar artık nöral ağların kendisinin de giderek zarar görebildiğini vurguluyor. Sinaptik dejenerasyon, özellikle omurilikte ortaya çıktığında, motor ve duyu iletiminde bozulmalarla ilişkili olabilir. Buna karşın omurilikte sinaps yoğunluğunu canlı insanlarda ölçmek, yapısal karmaşıklık ve görüntüleme sınırları nedeniyle büyük ölçüde erişilemez kalmıştı.</p>
<p>Bu yeni yaklaşım, SV2A adlı protein için geliştirilen izleyicileri kullanıyor. Sinaptik veziküllerde bulunan bu protein, sinaptik yoğunluğun dolaylı bir biyobelirteci olarak kabul ediliyor. PET görüntüleme ile SV2A sinyalinin ölçülmesi, araştırmacılara sinaptik kaybın nerede ve ne ölçüde geliştiğine dair daha doğrudan bir pencere açıyor. Bu yöntem, özellikle omurilik gibi küçük ve hareketli bir anatomik bölgede, geleneksel manyetik rezonans görüntülemenin gösteremediği biyolojik değişimleri ortaya çıkarma potansiyeli taşıyor.</p>
<p>Preklinik bölümde, deneysel otoimmün ensefalomiyelit (EAE) fareleri üzerinde yapılan incelemeler, omurilikte sinaptik yoğunluğun hastalık süreciyle birlikte azalabildiğini gösterdi. EAE, MS’i modellemek için yaygın kullanılan bir hayvan modeli olarak bağışıklık aracılı nöroinflamasyonu taklit ediyor. Bu sayede araştırmacılar, sinaptik kaybın yalnızca ileri hasarın bir sonucu mu yoksa erken dönemde başlayan bir süreç mi olduğunu değerlendirmeye daha yakın hale geliyor. Hayvan verileri, omurilikteki biyolojik değişimlerin sinaptik düzeyde yakalanabileceğini ve bu kaybın hastalıkla ilişkili olduğunu destekliyor.</p>
<p><a href="https://oncology.com.tr/insan-telomeraz-bibr1532-inhibisyon/" title="İnsan Telomerazının Yapısı, BIBR1532’nin Etki Şeklini İlk Kez Açığa Çıkardı" data-wpan-internal-link="1">İnsan</a> ayağında ise pilot değerlendirme, MS tanısı olan hastalarda SV2A PET uygulamasının fizibilitesine işaret etti. Araştırma, omurilikte sinaptik yoğunluğun nicel olarak görüntülenebileceğini göstererek, klinik kullanım açısından önemli bir kavram kanıtı sundu. Bu noktada çalışmanın erken aşama niteliği özellikle önemli: Bulgular, yöntemin potansiyelini ortaya koyuyor ancak geniş hasta gruplarında doğrulama, standartlaştırma ve hastalık evreleriyle ilişkisinin daha ayrıntılı incelenmesi gerekiyor.</p>
<p>Bilim insanları için bu gelişmenin değeri yalnızca görüntüleme tekniğinin yeniliğinde yatmıyor. MS’in ilerleyişi, çoğu zaman inflamasyon, demiyelinizasyon, aksonal hasar ve nörodejenerasyonun iç içe geçtiği karmaşık bir süreç olarak ilerliyor. Sinaptik yoğunluğun ölçülebilmesi, bu sürecin özellikle nöronal bağlantılar üzerindeki etkisini ayırmaya yardımcı olabilir. Böylece bir tedavinin sadece bağışıklık aktivitesini değil, sinaptik bütünlüğü ne ölçüde koruduğu da izlenebilir hale gelebilir. Bu, kişiselleştirilmiş izlem açısından önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Omurilik görüntülemesi, nörolojik hastalıklarda her zaman zor bir alan oldu. Beyne kıyasla daha küçük hacim, solunum ve hareket kaynaklı artefaktlar ve anatomik kısıtlılıklar, yüksek doğrulukta ölçüm yapmayı güçleştiriyor. Bu nedenle SV2A tabanlı PET gibi moleküler görüntüleme yöntemleri, yapısal hasardan önce gelen biyolojik değişimleri yakalama konusunda dikkat çekiyor. Özellikle erken nöroinflamasyonun omurilikte yoğunlaştığı düşünüldüğünde, sinaptik değişimlerin görünür hale gelmesi <a href="https://oncology.com.tr/erken-meme-kanseri-statin-kullanimi/" title="Statinlerin Meme Kanserinde Sağkalıma Etkisi Hastalığın Alt Tipine Göre Değişebilir" data-wpan-internal-link="1">hastalığın</a> daha iyi sınıflandırılmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p>Yine de uzmanlar, bu tür bir yaklaşımın klinik pratiğe girmesi için dikkatli yorum gerektiğini hatırlatıyor. PET sinyali sinaptik yoğunluk hakkında değerli ipuçları verse de, tek başına hastalığın tüm biyolojisini açıklamaz. Ayrıca farklı izleyiciler, görüntüleme protokolleri ve analiz yöntemleri arasında karşılaştırılabilirliğin sağlanması gerekir. Dolayısıyla bu çalışma, bir tedavi aracının hemen devreye girmesinden çok, MS’in biyolojisini daha ayrıntılı izleyebilecek yeni bir araç sınıfının kapısını aralıyor.</p>
<p>Yine de sonuçların mesajı açık: MS, yalnızca miyelin kaybı üzerinden okunamayacak kadar çok katmanlı bir hastalık. Omurilikte sinaptik kaybın PET ile ölçülebilmesi, hastalığın nörodejeneratif boyutunu daha doğrudan ortaya koyabilir ve gelecekte hasta takibi için daha duyarlı biyobelirteçlerin geliştirilmesine zemin hazırlayabilir. Preklinik ve insan verilerinin birlikte sunulması, yöntemin yalnızca teorik değil, translasyonel açıdan da anlamlı olabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Journal of Nuclear Medicine’da yayımlanan bu çalışma, MS araştırmalarında moleküler görüntülemenin rolünü bir adım öteye taşıyor. Eğer daha büyük çalışmalar bu bulguları doğrularsa, SV2A PET omurilikte sinaptik bütünlüğü izlemek için, hem hastalık progresyonunu anlamada hem de tedavi yanıtını değerlendirmede değerli bir araç haline gelebilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Synaptic density measurement and imaging in multiple sclerosis using SV2A PET.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Tracking Synaptic Density Loss in the Spinal Cord of Experimental Autoimmune Encephalomyelitis Mice and Pilot Evaluation of SV2A PET in Patients with Multiple Sclerosis.</p>
<p><strong>References:</strong><br />Chia PHJ, Le H, Tong J, Alijaniaram M, Vasdev N, Zheng C; Toyonaga T, Chen M-K. Journal of Nuclear Medicine.</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Multipl skleroz, sinaptik yoğunluk, SV2A PET, nörogörüntüleme, deneysel otoimmün ensefalomiyelit, pozitron emisyon tomografisi, [^18F]SynVesT-1, [^11C]UCB-J, omurilik görüntülemesi, nörodejenerasyon, kişiselleştirilmiş tıp, moleküler görüntüleme.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/ms-omurilik-sinaptik-kaybi-sv2a-pet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İleri Evre Küçük Hücreli Akciğer Kanserinde İdame Tedavisinde İkili Yaklaşım Sinyali</title>
		<link>https://oncology.com.tr/durvalumab-anlotinib-kucuk-hucreli-akciger-kanseri/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/durvalumab-anlotinib-kucuk-hucreli-akciger-kanseri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 04:59:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[anlotinib]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteç analizi]]></category>
		<category><![CDATA[durvalumab]]></category>
		<category><![CDATA[hedefe yönelik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[idame tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[immünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[küçük hücreli akciğer kanseri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/durvalumab-anlotinib-kucuk-hucreli-akciger-kanseri/</guid>

					<description><![CDATA[Durvalumab ve anlotinib kombinasyonu, yaygın evre küçük hücreli akciğer kanserinde idame tedavisinde umut vaat eden sonuçlar ortaya koydu. Klinik ve biyobelirteç analizleriyle desteklenen bu çalışma, tedavi seçeneklerini genişletiyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük hücreli akciğer kanseri, hızlı ilerleyen yapısı ve erken metastaz eğilimi nedeniyle onkolojide en zorlayıcı hastalıklardan biri olmaya devam ediyor. Özellikle yaygın evre küçük hücreli akciğer <a href="https://oncology.com.tr/pankreas-kanseri-znf274-cdk7-ilac-direnci/" title="Pankreas Kanserinde İlaç Direncinin Yeni Anahtarı: ZNF274 Hücre Kimliğini Nasıl Koruyor?" data-wpan-internal-link="1">kanserinde</a> (ES-SCLC), ilk basamak kemoterapi ve immünoterapiyle kısa süreli hastalık kontrolü sağlanabilse de nüks oranları yüksek seyrediyor. Bu nedenle, tedavinin kırılgan başarı penceresini uzatabilecek idame stratejileri uzun süredir araştırılıyor. Yeni bir çok merkezli, randomize faz 2 çalışma olan DURABLE, bu alanda dikkat çekici bir sonucu gündeme taşıdı: durvalumab ile anlotinib kombinasyonu, yalnızca durvalumab verilen idame tedavisine kıyasla daha umut verici bir seçenek olabilir.</p>
<p>Çalışmanın temel sorusu oldukça netti. İlk basamak standart tedavi sonrasında hastalığı kontrol altına alınmış olan ES-SCLC hastalarında, anti-PD-L1 özellikli immünoterapötik durvalumaba, çok hedefli bir tirozin kinaz inhibitörü olan anlotinib eklendiğinde sonuçlar iyileşebilir miydi? Araştırmacılar bu soruyu yalnızca klinik yanıt açısından değil, aynı zamanda biyobelirteçler üzerinden de inceleyerek tedaviye kimlerin daha fazla yarar sağlayabileceğini anlamaya çalıştı. Bu yaklaşım, küçük hücreli akciğer kanserinde kişiselleştirilmiş tedavi arayışının önemli bir parçası olarak görülüyor.</p>
<p>DURABLE çalışması, farklı onkoloji merkezlerinin katıldığı uluslararası bir iş birliğiyle yürütüldü. İlk basamak standart tedaviden sonra hastalığı kontrol <a href="https://oncology.com.tr/covid-19-okul-politikalari-karsilastirmasi/" title="Pandemi Okul Kararları İlk Kez Karşı-Olgu Yöntemiyle Mercek Altında" data-wpan-internal-link="1">altında</a> olan katılımcılar rastgele biçimde iki gruba ayrıldı: bir grup idame olarak yalnızca durvalumab alırken, diğer grup durvalumab ile anlotinib kombinasyonunu aldı. Bu tasarım, iki seçeneğin aynı klinik zeminde karşılaştırılmasını sağladı ve kombinasyonun olası ek yararını ortaya koymak için kontrollü bir zemin sundu.</p>
<p>Durvalumab, bağışıklık sisteminin tümör hücrelerine karşı verdiği yanıtı güçlendirmeyi amaçlayan bir anti-PD-L1 antikoru olarak biliniyor. Anlotinib ise tümör büyümesi ve damar oluşumu ile ilişkili birden fazla hedefi baskılayan bir tirozin kinaz inhibitörü. Teorik olarak bu iki mekanizmanın birlikte kullanılması, hem tümörün bağışıklık baskısından kaçışını zorlaştırabilir hem de tümörün beslenmesini sağlayan damar ağını zayıflatabilir. Ancak bu tür kombinasyonların fayda üretip üretmediği, yalnızca biyolojik mantıkla değil, klinik çalışma sonuçlarıyla gösterilmek zorunda.</p>
<p>İşte DURABLE çalışmasının önem kazandığı nokta da burada yatıyor. Araştırma, yalnızca tedavi etkinliğini değil, aynı zamanda yanıtla ilişkili olabilecek moleküler ve immünolojik belirteçleri de değerlendirdi. Bu tür biyobelirteç analizleri, hangi hastaların kombinasyondan daha fazla fayda görebileceğini anlamaya yardımcı olabilir. Küçük hücreli akciğer kanserinde hasta seçimi çoğu zaman sınırlı biyolojik bilgiyle yapıldığı için, böyle veriler gelecekte daha rafine tedavi kararlarının önünü açabilir.</p>
<p>SCLC, tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık yüzde 15’ini oluşturuyor ve genellikle kısa sürede yayılım göstermesiyle biliniyor. Hastalık başlangıçta kemoterapiye duyarlı görünse de, yanıtların kalıcı olmaması önemli bir klinik sorun yaratıyor. Bu nedenle idame tedavileri, hastalığın tekrarını geciktirme ve yaşam süresini uzatma hedefiyle büyük önem taşıyor. Ancak önceki denemelerde tek başına <a href="https://oncology.com.tr/skleroderma-car-t-hucre-tedavisi/" title="Kök Hücre Değil, CAR T Yaklaşımı: Sklerodermada Cildin Yeniden Şekillendiğine Dair Yeni Bulgular" data-wpan-internal-link="1">immünoterapi</a> ile elde edilen kazanımların çoğu zaman sınırlı kalması, araştırmacıları yeni kombinasyonlara yönlendirdi.</p>
<p>DURABLE gibi faz 2 çalışmalar, tedavi pratiğini doğrudan değiştirmek için tek başına yeterli kabul edilmese de, ileri aşama araştırmalar için güçlü bir temel oluşturur. Özellikle randomize bir tasarıma sahip olması, bulguların rastlantısal olma olasılığını azaltır. Yine de uzmanlar, bu tür erken faz sonuçlarının daha geniş hasta gruplarında doğrulanması gerektiğini vurgular. Çünkü küçük hücreli akciğer kanserinde tedavi yanıtı, hastanın genel durumu, önceki tedaviye yanıtı ve tümör biyolojisi gibi birçok değişkene bağlıdır.</p>
<p>Bir diğer önemli nokta, kombinasyon tedavilerinin potansiyel toksisite yüküdür. İmmünoterapiye anjiyogenez hedefli bir ajan eklemek, bazı hastalarda yan etki profilini değiştirebilir. Bu nedenle etkinlik kadar güvenlik de karar verici olacaktır. Çalışmanın aktardığı çerçeve, kombinasyonun umut verici olabileceğini gösterse de, klinik uygulamada standart haline gelmesi için daha fazla veri gereklidir.</p>
<p>Yine de bu sonuçlar, küçük hücreli akciğer kanserinde idame tedavisi anlayışının değişebileceğine işaret ediyor. Bağışıklık denetim noktası inhibisyonunun damar hedefli tedavilerle birleştirilmesi, özellikle tedavi sonrasında hastalığı kontrol altında kalan hastalarda yeni bir stratejik alan yaratabilir. Eğer sonraki çalışmalarda da benzer yarar doğrulanırsa, bu yaklaşım ES-SCLC’de daha uzun hastalık kontrolü ve daha seçici tedavi planlaması için önemli bir seçenek haline gelebilir.</p>
<p>Şimdilik DURABLE çalışmasının ortaya koyduğu en güçlü mesaj, küçük hücreli akciğer kanserinde idame tedavisinin hâlâ aktif bir araştırma alanı olduğudur. İmmünoterapi ile antianjiyojenik yaklaşımın birleşimi, hastalığın hızlı ve agresif doğasına karşı daha dayanıklı bir strateji sunabilir. Kesin yanıt ise, daha büyük ve doğrulayıcı klinik çalışmalarla netleşecek.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Maintenance treatment strategies in extensive-stage small-cell lung cancer using combined immunotherapy and antiangiogenic therapy.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Durvalumab plus anlotinib versus durvalumab alone as maintenance treatment in extensive-stage small-cell lung cancer (DURABLE): a multicenter, randomized, phase II trial and biomarker analysis.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Zhang, B., Zhong, R., Shi, C. et al. Durvalumab plus anlotinib versus durvalumab alone as maintenance treatment in extensive-stage small-cell lung cancer (DURABLE): a multicenter, randomized, phase II trial and biomarker analysis. Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-73562-7</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/durvalumab-anlotinib-kucuk-hucreli-akciger-kanseri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
