<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bilişsel bozukluklar &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/bilissel-bozukluklar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Jul 2026 05:18:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>bilişsel bozukluklar &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gizli Stres Döngüsünü Kırmak: Demans Bakımında Ruminasyon ve Mindfulness</title>
		<link>https://oncology.com.tr/gizli-stres-dongusunu-kirmak-demans-bakiminda-ruminasyon-ve-mindfulness/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/gizli-stres-dongusunu-kirmak-demans-bakiminda-ruminasyon-ve-mindfulness/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 05:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[bakıcılar]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik stres]]></category>
		<category><![CDATA[ruminasyon]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan olumsuz düşünme]]></category>
		<category><![CDATA[varsayılan mod ağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/gizli-stres-dongusunu-kirmak-demans-bakiminda-ruminasyon-ve-mindfulness/</guid>

					<description><![CDATA[Demans bakımında stresin beyinde nasıl yayıldığını gösteren yeni bir çalışma, ruminasyonun endişeyi depresyona dönüştüren köprü olduğunu ortaya koyuyor; mindfulness müdahalelerinin bu döngüyü kırma potansiyeli ise zaman ve müdahale tipiyle yakından ilişkili.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demans bakımı verenlerin yükü yalnızca fiziksel görevlerden ibaret değil; zihinsel ve duygusal süreçlerde bir dizi karmaşık değişim, yıllar süren bir baskıya dönüşebiliyor. Virginia Tech ile Salem Veterans Affairs Health Care System iş birliğiyle yürütülen yeni bir çalışma, bu psikolojik yükün beyinde nasıl yayıldığını ilk kez ayrıntılı biçimde haritalıyor. Sonuçlar, duygu durumundaki geçici endişelerin bir süre sonra nasıl geri döndürülmesi güç bir depresif yüküne ve <a href="https://oncology.com.tr/nexis-calismasi-yogun-bakimda-rehabilitasyon-ve-beslenmenin-sinirlari-yeniden-belirleniyor/" title="NEXIS Çalışması: Yoğun Bakımda Rehabilitasyon ve Beslenmenin Sınırları Yeniden Belirleniyor" data-wpan-internal-link="1">yoğun</a> bir bakım stresiyle sonuçlanan bir düşünce döngüsüne dönüştüğünü gösteren nöro-kognitif bir köprüyü işaret ediyor.</p>
<p>Bu çalışma The Gerontologist dergisinde yayımlandı ve bakıcılık rolünün boyutlarını biyolojik bir bağlamda ele alarak, ruminasyon adı verilen zihinsel alışkanlığın nasıl merkezi bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Ruminasyon, sık sık ve içe dönük olarak yaşanan acıların tekrarlanmasını, bu süreçte sorunun çözümüne yönelik adımlar atılmaksızın düşüncelerin dolaşımda kalmasını ifade ediyor. <a href="https://oncology.com.tr/dm1de-myotoni-kaldirilmasi-kas-hasarini-yavaslatabilir-fare-modelinde-yeni-bulgular/" title="DM1’de Myotoni Kaldırılması Kas Hasarını Yavaşlatabilir: Fare Modelinde Yeni Bulgular" data-wpan-internal-link="1">Bulgular</a>, bu düşünce modelinin yalnızca ruh hâliyle ilgili olmadığını, aynı zamanda belirli bir beyin ağının (varsayılan mod ağı olarak bilinen) etkinliğiyle bağlantılı bir mekanizmayı tetiklediğini öne sürüyor.</p>
<p>Çalışmada yer alan 133 aile bakıcısı, demansla yaşayan gazilerin yakınlarından oluşan bir örneklemdi. Katılımcıların çoğu, yaşlı eşler olarak tanımlanıyor ve %24 saat süren bakım zorluklarıyla yüz yüze yaşıyorlardı; bunlar, yıkanma, beslenme ve ilaç yönetimi gibi temel ihtiyaçların karşılanmasıyla birlikte, hastalığın ilerlemesiyle birlikte paylaşılan yaşamın anlamını da kaybetme deneyimini gözlemek zorunda kalıyorlardı. Bu bağlamda, ruminasyonun yalnızca bir psikolojik fenomen olarak kalmaması, aynı zamanda günlük bakımın zorluklarını ve kişinin özgüvenini sarsan bir stresin kronikleşmesine zemin hazırladığı ileri sürülüyor.</p>
<p>Ruminasyonun rolü, endişenin ötesinde bir “kayıp–çözüm” döngüsünü tetiklemek olarak tanımlanıyor. Kişi, yaşadığı sıkıntıyı tekrar tekrar zihninde canlandırırken, soruna karşı net bir çözüm üretilemediği duygusuyla karşılaşır ve bu durum kısa vadeli çözümlerden çok, uzun süreli, içsel bir baskı hissine yol açabilir. Bu süreç, beyin içinde özellikle varsayılan mod ağı adı verilen bir ağın işlevselliğiyle ilişkilendiriliyor. Bu ağ, zihin serbest düşüşü sırasında düşüncelerin ve duyguların kendiliğinden akmasına olanak sağlar; ruminasyonun güçlenmesiyle bu ağın aşırı etkinleşmesi, kaygı ve depresyon belirtilerinin pekişmesini tetikleyebiliyor. Böylece, kısa süreli kaygı, zamanla dayanılmaz bir psikolojik yük haline dönüşüyor ve bakıcılar için dayanma noktası giderek zorlaşıyor.</p>
<p>Çalışmanın ilginç çıkışı, mindfulness (farkındalık odaklı farkındalık) temelli müdahalelerin bu zarif, ancak güçlü döngüyü kesebilme potansiyelini net bir mekanizma üzerinden test edilebilir biçimde ortaya koymasıdır. Araştırmacılar, belirli bir zamanlama ve türde psikolojik müdahalenin, ruminatif düşünceyi kırma yönünde nöro-kognitif olarak işe yarayabileceğini tartışıyor. Bu bakımdan, müdahalenin yalnızca “yaklaşımlar arasındaki fark” olarak düşünülmesi yeterli değil; hangi noktada, hangi müdahale türünün uygulanacağı da sonuçların yönünü tayin eden kritik bir faktör olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Çalışma, demansla yaşayan yakınlarına bakarken karşılaşılan yoğun psikososyal baskının, sadece günlük yükümlülüklerle açıklanamayacağını; bu yükün, zihinsel süreçlerin ve beyin ağlarının etkileşimiyle nasıl pekiştirilip kronikleştirildiğini gösteriyor. Ruminasyonun merkezi bir köprü olarak işlev görmesi, bakıcıların <a href="https://oncology.com.tr/astrositlerin-lipid-dengesi-erken-norodejenerasyonu-atesleyen-yeni-bir-perspektif/" title="Astrositlerin Lipid Dengesi: Erken Nörodejenerasyonu Ateşleyen Yeni Bir Perspektif" data-wpan-internal-link="1">erken</a> dönemde ilgili olarak farkındalık ve yönlendirilmiş müdahalelerle desteklenmesinin neden bu kadar önemli olduğunu da vurguluyor. Bu bağlamda, zamanında ve hedefli bir psikolojik müdahale yaklaşımının, bakıcıların yaşam kalitesini ve sağlık sonuçlarını olumlu yönde etkileyebileceği fikri güç kazanıyor.</p>
<p>Bu bulgular, geniş çaplı bir demans bakımı literatüründe, stresin nasıl yayıldığına dair eski varsayımlara meydan okuduktan sonra, pratikte uygulanabilir bir yön sunuyor. Ruminasyonun nörolojik ve psikolojik bağlarını net bir şekilde ortaya koyması, terapötik girişimlerin hedeflerini daraltabiliyor ve mindfulness temasının bakıcılar için hangi noktada, nasıl uygulanması gerektiğine dair ipuçları veriyor. Ancak çalışma, bu alandaki ilk adımlardan biri olarak görülmeli; örneklem büyüklüğü ve tek bir kültür-sosyal bağlamı üzerine kurulmuş bu yaklaşımın, farklı bakım bağlamlarında ve daha geniş popülasyonlarda doğrulanması gerekiyor. Dolayısıyla bulgular, erken aşama bulguları olarak kabul edilmeli ve geniş kapsama sahip klinik uygulamalara dönüştürmeden önce daha fazla doğrulama ve farklı gruplarda tekrarı için bir çağrı niteliği taşımalı.</p>
<p>Sonuç olarak, bu araştırma demans bakımına bakanların karşılaştıkları stresi, beynin işlevsel ağları üzerinden anlamaya çalışan önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Ruminasyonun bir köprü olarak işlev gördüğü bu bağlamda, mindfulness temelli müdahalelerin, döngüyü kırmak için zaman ve tür açısından hassas bir şekilde uygulanmasının önemi vurgulanıyor. Bakıcılar için erken aşama destek programlarının, bu tür nöro-kognitif mekanizmaların açığa çıkmasına paralel biçimde tasarlanması halinde, bireylerin yaşam kalitesinde anlamlı iyileşmelerin olabileceği umudu doğuyor. Bu çalışma, stresin biyopsikososyal kökenlerine dair daha ince bir harita sunarken, bakım verenler için somut ve test edilebilir bir müdahale zemini önermesi açısından dikkat çekiyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Mindfulness and Rumination: Stress Pathways for Caregivers of Persons Living with Dementia</p>
<p><strong>References:</strong><br />Savla, T., Kim, N., et al. (2026). Mindfulness and Rumination: Stress Pathways for Caregivers of Persons Living with Dementia. The Gerontologist. DOI: 10.1093/geront/gnag103</p>
<p><strong>Keywords:</strong> dementia, Alzheimer disease, cognitive disorders, anxiety disorders, psychological stress, cognitive psychology, mindfulness, rumination, caregivers, repetitive negative thinking, default mode network</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/gizli-stres-dongusunu-kirmak-demans-bakiminda-ruminasyon-ve-mindfulness/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun COVID’de Antikor Profilleri Belirti Yükünü Ölçmede Yeni Bir İpucu Sunuyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/uzun-covid-antikor-profili/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/uzun-covid-antikor-profili/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:44:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[antikor araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[antikor profili]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[kronik covid semptomları]]></category>
		<category><![CDATA[Omicron varyantı]]></category>
		<category><![CDATA[SARS-CoV-2]]></category>
		<category><![CDATA[uzun COVID]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/uzun-covid-antikor-profili/</guid>

					<description><![CDATA[Okayama Üniversitesi araştırması, Omicron sonrası Uzun COVID hastalarında antikor titrlerinin semptom yükü ve hastalık gidişatını değerlendirmede faydalı olduğunu gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>COVID-19 salgınının akut evresi birçok ülkede gerilerken, enfeksiyonun ardından aylarca sürebilen ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen Uzun COVID tablosu sağlık sistemleri için önemini koruyor. Süregelen yorgunluk, baş ağrısı, uyku bozuklukları, nefes darlığı ve sık bildirilen bilişsel şikâyetler, halk arasında “beyin sisi” olarak anılan dikkat ve hafıza sorunlarıyla birlikte, hastaların iyileşme sürecini belirsiz hale getiriyor. Bu semptomların büyük bölümü öznel olduğu için, hekimlerin hastalık şiddetini nesnel biçimde değerlendirebileceği, gidişatı öngörebileceği ve izlem kararlarını destekleyebileceği biyobelirteçlere duyulan ihtiyaç sürüyor.</p>
<p>Japonya’daki Okayama Üniversitesi’nden araştırmacıların yürüttüğü yeni çalışma, bu boşluğa antikor ölçümlerinin katkı sağlayabileceğini gösteren önemli bulgular ortaya koydu. Profesör Fumio Otsuka, Yardımcı Doçent Marina Kawaguchi ve Dr. Yasue Sakurada’nın yer aldığı ekip, Omicron varyantı döneminde Uzun COVID nedeniyle başvuran 275 hastayı inceleyerek SARS-CoV-2’ye karşı gelişen antikor düzeyleri ile kronik yakınmalar arasındaki ilişkiyi değerlendirdi. Mid-2023 ile 2024 sonu arasında özel bir ayaktan izlem kliniğine başvuran bu hastalar üzerinde yapılan analiz, British Journal of Biomedical Science dergisinde yayımlandı.</p>
<p>Araştırmanın merkezinde, virüsün farklı bileşenlerine karşı oluşan iki temel antikor grubu yer aldı: spike (S) proteinine ve nükleokapsid (N) proteinine yönelik antikor titrleri. Bu ayrım, klinik açıdan önem taşıyor; çünkü spike antikorları çoğunlukla aşılama ve enfeksiyon sonrası bağışıklık yanıtını yansıtabilirken, nükleokapsid antikorları daha çok doğal enfeksiyon geçmişine işaret ediyor. Bilim insanları, bu iki ölçümün Uzun COVID’in gidişatını anlamada birbirini tamamlayan bilgiler sağlayıp sağlayamayacağını test etmeye çalıştı.</p>
<p>Uzun COVID’de temel sorunlardan biri, tek bir semptom kümesi olmaması. Hastalar aynı tanı altında yer alsa da klinik tablo kişiden kişiye ciddi farklılık gösterebiliyor. Kimi hastalarda fiziksel tükenme ve egzersiz intoleransı öne çıkarken, kimilerinde solunum güçlüğü veya bilişsel yavaşlama daha baskın olabiliyor. Bu nedenle araştırmacılar, antikor düzeyleri ile hastalık yükü arasında bir ilişki bulunursa bunun yalnızca tanısal değil, aynı zamanda prognostik bir araç olarak da kullanılabileceğini düşünüyor. Ancak uzmanlar, böyle bir yaklaşımın rutin kullanıma girmesi için çok merkezli ve doğrulayıcı çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Çalışmanın bulguları, Omicron çağında enfekte olan ve sonrasında Uzun COVID semptomları yaşayan hastalarda antikor profilinin klinik duruma dair anlamlı ipuçları verebileceğine işaret ediyor. Bu, özellikle başvuruların çoğunda laboratuvarın doğrudan hastalık ciddiyetini gösterecek bir test sunamadığı bir alanda dikkat çekici. Araştırmacıların yaklaşımı, şikâyetlerin yalnızca hastanın anlatımı üzerinden değil, bağışıklık sisteminin enfeksiyona verdiği yanıt üzerinden de değerlendirilebileceği fikrini güçlendiriyor.</p>
<p>Bununla birlikte, Uzun COVID’in biyolojisi hâlâ tam olarak çözülmüş değil. Olası mekanizmalar arasında bağışıklık sistemindeki kalıcı düzensizlikler, viral kalıntıların varlığı, mikrovasküler değişiklikler ve organ sistemleri arasındaki karmaşık etkileşimler yer alıyor. Antikor titrleri bu sürecin tümünü açıklamasa da, hastalığın izleminde kullanılabilecek parçalı bir göstergeler setinin parçası olabilir. Özellikle semptomların süresi, şiddeti ve önceki enfeksiyon geçmişiyle birlikte değerlendirildiğinde, antikor verileri daha <a href="https://oncology.com.tr/yasli-kanser-hastalarinda-kirilganlik-azaltma/" title="Yaşlı kanser hastalarında kırılganlığı azaltmayı hedefleyen kişiselleştirilmiş program klinik test aşamasında" data-wpan-internal-link="1">kişiselleştirilmiş</a> bir klinik çerçeve oluşturabilir.</p>
<p>Omicron döneminin araştırma açısından ayrı bir önemi var. Bu varyant ve alt soyları, önceki dalgalara kıyasla farklı bağışıklık kaçış özellikleri ve yayılım dinamikleriyle öne çıktı. Toplumda aşılama oranlarının artması ve tekrar enfeksiyonların daha sık görülmesi, antikor yorumunu daha karmaşık hale getirdi. Bu yüzden Omicron sonrası dönemde elde edilen veriler, hem enfeksiyon hem de aşılama geçmişinin iç içe geçtiği gerçek yaşam koşullarını yansıtması bakımından kıymetli kabul ediliyor.</p>
<p>Uzmanlar, antikor ölçümlerinin tek başına tanı koydurucu olmadığını, ancak semptomları doğrulama ve risk sınıflandırması gibi alanlarda yardımcı olabileceğini belirtiyor. Klinik pratikte bu tür bir biyobelirteç, özellikle uzun süredir açıklanamayan yorgunluk, bilişsel performans düşüşü veya solunum yakınmaları yaşayan hastalarda hekimlerin değerlendirmesine ek bir katman ekleyebilir. Yine de bu yaklaşımın uygulanabilirliği, laboratuvar testlerinin standardizasyonuna, farklı popülasyonlarda tekrar eden sonuçlara ve hangi eşik değerlerin anlamlı kabul edileceğine bağlı olacak.</p>
<p>Okayama Üniversitesi ekibinin çalışması, Uzun COVID’in hâlâ belirsizliklerle çevrili olduğu bir alanda klinik karar vermeyi kolaylaştırabilecek objektif ölçütler arayışına önemli bir katkı sağlıyor. Bulgular, bağışıklık yanıtının izlenmesinin yalnızca akut enfeksiyon yönetimi için değil, enfeksiyon sonrası dönemin anlaşılması için de değer taşıyabileceğini gösteriyor. Her ne kadar antikor profilinin tek başına çözüm olmadığı açık olsa da, bu sonuçlar Uzun COVID bakımında daha ölçülebilir, daha bireyselleştirilmiş ve daha öngörülebilir bir yaklaşımın mümkün olabileceğine işaret ediyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Clinical Utility of SARS-CoV-2 Antibody Titers in the Management of Patients With Long COVID Infected With the Omicron Variant</p>
<p><strong>References:</strong><br />Otsuka F., Kawaguchi M., Sakurada Y., British Journal of Biomedical Science, Volume 83, 2026.</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Sağlık ve tıp, Koronavirüs, SARS-CoV-2, Biyobelirteçler, Klinik tıp, Bağışıklık yanıtı, Virüsler, Bağışıklık sistemi, Antikorlar, <a href="https://oncology.com.tr/multimodal-yapay-zeka-tibbi-goruntuleme/" title="Tıbbi Görüntülemede Metinle Güçlenen Yapay Zeka Dönemi Başlıyor" data-wpan-internal-link="1">Tıbbi</a> tanı</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/yasli-kalp-yetersizliginde-uygunsuz-ilac-kullanimi/" data-wpan-internal-link="1">Yaşlı Kalp Yetersizliği Hastalarında Riskli İlaç Kullanımı Yaygınlığını Koruyor</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/uzun-covid-antikor-profili/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ameliyat Sonrası Deliryumu İzlemede İki Biyobelirteç Öne Çıkıyor: NfL ve GFAP</title>
		<link>https://oncology.com.tr/ameliyat-sonrasi-deliryum-nfl-gfap/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/ameliyat-sonrasi-deliryum-nfl-gfap/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 03:02:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat sonrası deliryum]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[gastro/GFAP]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik bakım]]></category>
		<category><![CDATA[GFAP]]></category>
		<category><![CDATA[NfL]]></category>
		<category><![CDATA[nörofilament light chain]]></category>
		<category><![CDATA[nöroinflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[postoperatif deliryum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı cerrahi hastalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/ameliyat-sonrasi-deliryum-nfl-gfap/</guid>

					<description><![CDATA[NfL ve GFAP biyobelirteçleri, ameliyat sonrası deliryumun erken tespiti için önemli göstergeler olarak öne çıkıyor. Yaşlı cerrahi hastalarda risk yönetiminde yeni bir yaklaşım sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ameliyat geçiren ileri yaştaki hastalarda görülen deliryum, klinisyenlerin en zor yönetilen komplikasyonlarından biri olmaya devam ediyor. Bilinçte dalgalanma, dikkat dağınıklığı ve düşünsel işlevlerde ani bozulma ile kendini gösteren bu akut nörokognitif tablo, yalnızca hastanede kalış süresini uzatmakla kalmıyor; uzun dönem bakım gereksinimini ve ölüm <a href="https://oncology.com.tr/baba-sagligi-cocukluk-obezitesi/" title="Babalık Sağlığı Çocuklarda Obezite Riskini Nasıl Şekillendiriyor? Yeni Araştırma Yaklaşımı Genişletiyor" data-wpan-internal-link="1">riskini</a> de artırabiliyor. Ancak deliryumun neden bazı hastalarda ortaya çıkıp bazılarında gelişmediği hâlâ tam olarak açıklanabilmiş değil.</p>
<p>Bu belirsizliği azaltmaya yönelik önemli bir adım, BMC Geriatrics’te yayımlanan yeni bir sistematik derleme ve meta-analizden geldi. Yang, Zhang, Qu ve çalışma arkadaşlarının yürüttüğü araştırma, ameliyat çevresindeki dönemde ölçülen iki protein üzerinde yoğunlaşıyor: nörofilament hafif zinciri olarak bilinen neurofilament light chain (NfL) ve glial fibriller asidik protein (GFAP). Her iki biyobelirteç de beynin hasar ve stres yanıtına dair ipuçları verebilen moleküller olarak dikkat çekiyor.</p>
<p>Çalışmanın temel önemi, postoperative deliryumun yalnızca klinik gözleme dayalı bir sendrom olmaktan çıkarılıp biyolojik temelleriyle birlikte değerlendirilmesine katkı sağlaması. Araştırmacılar, NfL ve GFAP’nin perioperatif dinamiklerini inceleyerek bu proteinlerin erken uyarı işareti olup olamayacağını sorguladı. Bu yaklaşım, özellikle riskin yüksek olduğu yaşlı cerrahi hastalarda, daha hedefli takip ve önleme stratejilerinin kapısını aralayabilir.</p>
<p>NfL, nöronal iskeletin önemli bir bileşeni olan bir protein alt birimi. Akson hasarı meydana geldiğinde kana ya da beyin-omurilik sıvısına salınabiliyor. Bu nedenle NfL, nöroaksiyonal hasarın hassas göstergelerinden biri olarak uzun süredir nörolojik hastalıklarda araştırılıyor. Çok sayıda çalışmada multipl skleroz, Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif durumlarda artmış NfL düzeyleri, sinir sistemi hasarının ölçülebilir bir yansıması olarak değerlendirildi. Ameliyat sonrasında ise benzer bir yükseliş, cerrahi stresin ya da perioperatif beyin hasarıyla ilişkili süreçlerin bir işareti <a href="https://oncology.com.tr/gebelikte-uyku-kalitesi-anksiyete/" title="Gebelikte Uyku Kalitesi, Anksiyeteyi Azaltmada Sandığımızdan Daha Kritik Olabilir" data-wpan-internal-link="1">olabilir</a>.</p>
<p>GFAP ise farklı bir biyolojik hikâyeyi anlatıyor. Bu protein, astroglial hücrelerin yapısal bileşenlerinden biri ve astrosit aktivasyonu ya da glial yanıtla ilişkilendiriliyor. Beynin destek hücreleri olan astrositlerdeki değişimler, nöroinflamasyon ve hasar süreçlerinde önemli rol oynayabiliyor. Bu yüzden GFAP düzeylerindeki artış, merkezi sinir sisteminde devam eden bir stres veya hücresel yanıtın göstergesi olarak yorumlanabiliyor. Deliryum gibi karmaşık bir sendromda GFAP’nin değeri de tam bu noktada ortaya çıkıyor: yalnızca nöronal değil, glial bileşeni de yansıtabilmesi.</p>
<p>Yeni meta-<a href="https://oncology.com.tr/orofasiyal-hastaliklar-genetik-baglantilar/" title="Ağız ve Yüz Hastalıklarında Ortak Genetik İzler: Yeni Analiz Sistemik Bağlantıları Gün Yüzüne Çıkarıyor" data-wpan-internal-link="1">analiz</a>, bu iki biyobelirtecin ameliyat çevresindeki ölçümlerini bir araya getirerek postoperative deliryumla ilişkilerini daha sistematik biçimde değerlendirdi. Araştırmanın ayrıntıları, deliryumun biyobelirteç temelli anlaşılmasında önemli bir ilerleme anlamına gelse de, alanın hâlâ gelişmekte olduğu açık. Yazarlar, NfL ve GFAP’nin umut verici adaylar olduğunu gösterse de bu işaretçilerin rutin klinik kullanıma girmesi için daha fazla, daha tutarlı ve farklı cerrahi grupları kapsayan çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Deliryumun yaşlı hastalarda daha sık görülmesi, biyobelirteç çalışmalarını özellikle bu gruba odaklıyor. Yaşlanmayla birlikte beyin rezervinin azalması, eşlik eden kronik hastalıklar, polifarmasi ve cerrahi stresin etkileri birleştiğinde, nörokognitif komplikasyon riski yükseliyor. Bu nedenle ameliyat öncesinde veya hemen sonrasında ölçülebilecek güvenilir kan biyobelirteçleri, risk sınıflandırmasını güçlendirebilir. Böyle bir araç, hastaların postoperatif dönemde daha yakın izlenmesi, çevresel faktörlerin düzenlenmesi ve deliryumu tetikleyebilecek yüklerin azaltılması açısından klinik karar desteği sağlayabilir.</p>
<p>Bununla birlikte bilim insanları, biyobelirteçlerin deliryumla ilişkisini yorumlarken dikkatli olmayı sürdürüyor. NfL ve GFAP, beyin hasarı ya da glial aktivasyon hakkında bilgi verebilir; ancak tek başlarına deliryumu kesin olarak tanımlamazlar. Deliryum çok etkenli bir sendrom olduğundan, enfeksiyonlar, ilaçlar, metabolik bozukluklar, ağrı, anesteziye yanıt ve hastanın önceden var olan bilişsel durumu gibi pek çok değişken tabloyu etkiler. Bu nedenle biyobelirteçler, klinik değerlendirmeyi tamamlayan araçlar olarak düşünülüyor; onun yerini alan tek başına testler olarak değil.</p>
<p>Yine de bu sistematik derleme, cerrahi sonrası beyin sağlığını anlamada önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor. Deliryumun biyolojik altyapısını aydınlatmak, yalnızca tanıyı kolaylaştırmak için değil, aynı zamanda hangi hastaların daha kırılgan olduğunu saptamak için de gerekli. NfL ve GFAP bu açıdan dikkat çekici iki aday olarak öne çıkıyor. Her iki protein de sinir sistemi hasarıyla ilişkili farklı ama tamamlayıcı yolları yansıtıyor; bu da onları birlikte ele alındığında daha anlamlı bir risk haritası sunabilecek potansiyel işaretçiler hâline getiriyor.</p>
<p>Araştırmanın klinik etkisi, şimdilik “erken umut” düzeyinde değerlendirilmeli. Ancak yaşlanan nüfusun cerrahi bakım ihtiyacı arttıkça, postoperative deliryumu daha iyi öngörebilen biyobelirteçlere duyulan ihtiyaç da büyüyor. Yang ve arkadaşlarının çalışması, bu ihtiyacın karşılanmasında NfL ve GFAP’nin neden giderek daha fazla ilgi gördüğünü güçlü biçimde ortaya koyuyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Biomarkers (Neurofilament light chain and Glial fibrillary acidic protein) in relation to postoperative delirium.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Perioperative neurofilament light chain and glial fibrillary acidic protein as biomarkers of postoperative delirium: a systematic review and meta-analysis.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Yang, YW., Zhang, Y., Qu, TY. et al. Perioperative neurofilament light chain and glial fibrillary acidic protein as biomarkers of postoperative delirium: a systematic review and meta-analysis. BMC Geriatr (2026). https://doi.org/10.1186/s12877-026-07717-y</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/ameliyat-sonrasi-deliryum-nfl-gfap/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Esrar ve Tütün Birlikte Kullanıldığında Psikoz Riski Taşıyan Gençlerde Bilişsel Performansı Zayıflatıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/esrar-tutun-birlikte-kullanimi-ergenlerde-bilissel-etki/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/esrar-tutun-birlikte-kullanimi-ergenlerde-bilissel-etki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 19:51:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[ergen beyin gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[esrar kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[esrar ve tütün kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[nörobilişsel etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[psikoz riski]]></category>
		<category><![CDATA[tütün kullanımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/esrar-tutun-birlikte-kullanimi-ergenlerde-bilissel-etki/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni araştırma, psikoz riski taşıyan ergen ve genç yetişkinlerde esrar ile tütünün birlikte kullanımının dikkat, hafıza ve bilişsel işlevlerde zayıflamaya neden olduğunu ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir araştırma, esrar ile tütünün birlikte kullanımının, psikoz gelişme riski yüksek olan ergen ve genç yetişkinlerde beyin işlevleri üzerinde düşündüğümüzden daha belirgin bir yük oluşturabileceğini ortaya koydu. Yakında <em>Biological Psychiatry: Cognitive Neuroscience and Neuroimaging</em> dergisinde yayımlanacak çalışma, özellikle klinik olarak yüksek risk grubundaki gençlere odaklanarak, iki maddenin beraber kullanımının nörobilişsel performansı nasıl etkileyebileceğine dair önemli ipuçları sunuyor.</p>
<p>Co-use olarak tanımlanan bu durum, esrar ve tütünün aynı anda ya da birbirini takip eden şekilde kullanılması anlamına geliyor. Özellikle 18-25 yaş aralığında bu davranışın daha yaygın hale geldiği biliniyor. ABD’deki epidemiyolojik veriler, bu yaş grubunda her beş günlük sigara içicisinden yaklaşık birinin her gün esrar da kullandığını gösteriyor. Araştırmacılar, bu kesişimin yalnızca bağımlılık açısından değil, aynı zamanda ruh sağlığı ve bilişsel gelişim açısından da karmaşık sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Çalışmanın öne çıkan yönü, daha önce görece az incelenmiş bir gruba odaklanması: psikoz belirtileri gelişme eşiğinde olan ergenler ve genç yetişkinler. Bu dönem, beynin hâlâ olgunlaşmayı sürdürdüğü ve dikkat, çalışma belleği, işlem hızı gibi temel bilişsel işlevlerin gelişimsel değişim gösterdiği kritik bir evre olarak kabul ediliyor. Bu nedenle, esrar ve tütün gibi maddelerin birlikte kullanımı, halihazırda kırılgan olan nörobilişsel süreçleri daha da zorlayabilir.</p>
<p>Psikoz riski taşıyan bireylerde madde kullanımının etkileri uzun süredir araştırılıyor; ancak bulgular her zaman tutarlı olmadı. Önceki bazı çalışmalarda tütünün bazı bilişsel alanlarda geçici iyileşme sağlayabileceği öne sürülürken, başka araştırmalar tersine bilişsel bozulmalar bildirdi. Esrar tarafında ise dikkat, hafıza ve yürütücü işlevlerde bozulma ihtimali daha sık gündeme geliyor. Bu yeni çalışma, iki maddenin birlikte kullanımını ayrı bir kategori olarak ele alması bakımından önem taşıyor; çünkü birlikte kullanımın <a href="https://oncology.com.tr/erken-meme-kanseri-statin-kullanimi/" title="Statinlerin Meme Kanserinde Sağkalıma Etkisi Hastalığın Alt Tipine Göre Değişebilir" data-wpan-internal-link="1">etkisi</a>, her bir maddenin tek başına yarattığı sonuçlardan farklı olabilir.</p>
<p>Uzmanlar açısından bu ayrım küçük bir ayrıntı değil. Esrar ve tütün, kullanım biçimi ve beyindeki etkileri bakımından birbirini değiştirebilen iki madde. Birlikte kullanıldıklarında kullanıcı davranışı, nikotin alımı, toksik maruziyet ve psikiyatrik eşlik eden durumlar iç içe geçebiliyor. Bu nedenle, yalnızca “madde kullanımı var mı yok mu” sorusuna bakmak, özellikle psikoz açısından risk altındaki gençlerde tabloyu eksik değerlendirmeye yol açabilir.</p>
<p>Yeni bulgular, erken müdahale stratejileri açısından da önemli mesajlar taşıyor. Psikoz riskinin yüksek olduğu gençlerde bilişsel işlevlerin korunması, hem akademik hem de sosyal uyum için belirleyici olabilir. Çalışma, co-use davranışının daha erken dönemde tanınmasının, klinik izlemi planlarken dikkate alınması gereken bir değişken olduğunu düşündürüyor. Bu yaklaşım, yalnızca psikotik belirtilerin takibini değil, aynı zamanda madde kullanım örüntülerinin ayrıntılı değerlendirilmesini de gerektiriyor.</p>
<p>Bilim insanları için bir diğer kritik nokta, bu yaş grubunda görülen madde kullanımının nedensellik ve sonuç ilişkisini ayırmanın zorluğu. Çünkü psikoz riski taşıyan gençlerde bilişsel performans düşüşü, hem altta yatan klinik durumdan hem de madde kullanımından etkilenebilir. Bu nedenle yeni araştırmanın değeri, kesin hükümler vermekten çok, birlikte kullanımın olumsuz nörobilişsel sonuçlara katkıda bulunabileceğini göstererek daha hedefli çalışmalar için zemin hazırlamasında yatıyor.</p>
<p>Psikiyatrik ve nörogelişimsel <a href="https://oncology.com.tr/yasli-kanser-hastalari-klinik-arastirmalar/" title="Yaşlı Kanser Hastaları İçin Klinik Araştırmalarda Yeni Dönem: Dr. Mina Sedrak Ulusal Komite Eş Başkanlığına Getirildi" data-wpan-internal-link="1">araştırmalarda</a> giderek daha fazla kabul gören yaklaşım, ergenlik ve genç yetişkinlik dönemini ayrı bir hassas pencere olarak ele almak. Beyin devreleri bu dönemde yeniden yapılanırken, dışarıdan gelen biyolojik yükler daha kalıcı izler bırakabiliyor. Esrar ve tütünün birlikte kullanımına ilişkin bu yeni veriler de tam olarak bu nedenle dikkat çekiyor: Söz konusu olan yalnızca iki maddenin kullanımı değil, gelişmekte olan beynin riskli bir dönemde maruz kaldığı birleşik <a href="https://oncology.com.tr/insan-telomeraz-bibr1532-inhibisyon/" title="İnsan Telomerazının Yapısı, BIBR1532’nin Etki Şeklini İlk Kez Açığa Çıkardı" data-wpan-internal-link="1">etki</a>.</p>
<p>Çalışma, psikoz gelişme olasılığı bulunan gençlerde tarama, danışmanlık ve erken müdahalenin neden önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bulgular klinik uygulamaya doğrudan çevrilebilecek bir tedavi önerisi sunmasa da, birlikte madde kullanımının nörobilişsel sağlık açısından dikkate alınması gereken bir uyarı işareti olabileceğini gösteriyor. Araştırmanın ilerleyen süreçte daha geniş örneklemler ve uzunlamasına tasarımlarla desteklenmesi, esrar ve tütün co-use davranışının risk profilini daha net ortaya koyabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, yeni çalışma esrar ve tütünün birlikte kullanımının özellikle psikoz riski altındaki ergen ve genç yetişkinlerde masum bir alışkanlık olmadığını, bilişsel işlevler üzerinde ölçülebilir olumsuzluklar yaratabileceğini düşündürüyor. Bu da hem ruh sağlığı uzmanları hem de gençlerle çalışan klinisyenler için, madde kullanımını daha ayrıntılı sorgulamanın ve erken dönemde ele almanın önemini artırıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Cannabis and Tobacco Co-Use Is Associated with Impaired Neurocognitive Performance in Individuals at Clinical High Risk for Psychosis</p>
<p><strong>Keywords:</strong> kenevir, tütün, eş kullanım, psikoz, nörobilişsel bozukluk, prodrom, ergen ruh sağlığı, MATRICS Konsensüs Bilişsel Bataryası, erken müdahale, madde kullanımı, bilişsel performans, yüksek risk</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/esrar-tutun-birlikte-kullanimi-ergenlerde-bilissel-etki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şizofreniyle İlişkili Küçük RNA’lar Fare Beyninde Davranış ve Bellek İzlerini Değiştirdi</title>
		<link>https://oncology.com.tr/sizofreni-kucuk-rna-beyin-davranis/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/sizofreni-kucuk-rna-beyin-davranis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 20:56:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[fare modeli]]></category>
		<category><![CDATA[hipokampus]]></category>
		<category><![CDATA[küçük RNA]]></category>
		<category><![CDATA[mikroRNA]]></category>
		<category><![CDATA[nörobiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sinir plastisitesi]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/sizofreni-kucuk-rna-beyin-davranis/</guid>

					<description><![CDATA[Şizofreni hastalarının hipokampusundan elde edilen küçük RNA’ların fare beynine aktarılması, davranış ve bilişsel işlevlerde değişikliklere yol açarak hastalığın moleküler temellerini ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şizofreninin biyolojik kökenlerine dair araştırmalar, bu kez beynin çok küçük ama etkili moleküllerine odaklanan dikkat çekici bir bulgu üretti. Cell Death and Discovery dergisinde yayımlanan yeni çalışmada, şizofreni tanısı almış bireylerin hipokampusundan elde edilen küçük RNA’ların farelere aktarılmasının, hayvanların beyin işlevlerinde ve davranışlarında ölçülebilir değişikliklere yol açtığı bildirildi. Bulgular, hastalığın yalnızca genel sinir devreleri üzerinden değil, gen ifadesini ince ayar eden küçük RNA ağları üzerinden de şekillenebileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Şizofreni; sanrılar, halüsinasyonlar, bilişsel gerileme ve sosyal işlevlerde bozulma gibi çok katmanlı belirtilerle seyreden, nöropsikiyatri alanının en karmaşık hastalıklarından biri olarak kabul ediliyor. Uzmanlar uzun süredir bu klinik tablonun tek bir mekanizmayla açıklanamayacağını, <a href="https://oncology.com.tr/akalazya-fam129c-otoimmun-mekanizma/" title="Achalasia’da Yeni Genetik İpucu: FAM129C Varyantı Otoimmün Süreci Aydınlatıyor" data-wpan-internal-link="1">genetik</a> yatkınlık, gelişimsel süreçler ve çevresel etkilerin birlikte rol oynadığını düşünüyor. Ancak hastalığın hücresel düzeyde nasıl ortaya çıktığı hâlâ tam olarak çözülebilmiş değil. Yeni çalışma, bu boşlukta küçük RNA’ların beklenmedik bir rol oynayabileceğini gösteren deneysel bir pencere açıyor.</p>
<p>Araştırmanın merkezinde hipokampus yer alıyor. Bellek oluşumu, duygusal işlemleme ve öğrenme için kritik öneme sahip bu beyin bölgesi, şizofreniyle ilişkili bilişsel belirtiler açısından da uzun zamandır ilgi odağı. Ekip, hastalığı olan ve olmayan bireylerin hipokampus dokularından elde edilen küçük RNA havuzlarını inceleyerek, bu moleküllerin fare hipokampusuna aktarılmasının ardından oluşan etkileri karşılaştırdı. Küçük RNA’lar, protein kodlamayan ancak genlerin ne zaman ve ne kadar çalışacağını düzenleyen mikroRNA’lar ve benzeri türleri içeriyor; bu nedenle sinir sistemi gelişimi ve plastisitesi üzerinde güçlü etkiler yaratabiliyorlar.</p>
<p>Çalışmada kullanılan yaklaşım, küçük RNA’ların sadece eşlik eden biyobelirteçler değil, doğrudan biyolojik etkisi olan düzenleyiciler olabileceği fikrine dayanıyor. Araştırmacılar, şizofreni tanılı bireylerin hipokampusundan izole edilen küçük RNA’ları farelerin hipokampusuna aktardı ve ardından hayvanların davranışlarını, öğrenme süreçlerini ve beyin işlevlerini izledi. Elde edilen sonuçlar, bu RNA’ların aktarımının belirli bilişsel ve sinirsel fenotiplerle ilişkili olduğunu gösterdi. Başka bir deyişle, insan dokusundan alınan küçük RNA profili, hayvan beyninde hastalıkla uyumlu bazı değişimleri tetikleyebildi.</p>
<p>Bulguların dikkat çekici yönü, etkinin yalnızca genel bir stres yanıtı ya da belirsiz bir doku hasarıyla açıklanamaması. Araştırmacıların aktardığına göre, gözlenen değişiklikler şizofreniyle ilişkili özgül davranış ve nörobiyolojik örüntülerle uyum gösteriyor. Bu durum, küçük RNA’ların post-transkripsiyonel düzenleme yoluyla sinir hücreleri <a href="https://oncology.com.tr/kirsal-yaslilik-gunluk-beceriler-yalnizlik/" title="Kırsalda Yaşlanmada Günlük Beceriler, Yalnızlık ve Direnç Arasındaki Görünmez Bağ" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> iletişim, plastisite ve bellek devreleri üzerinde doğrudan etkili olabileceği düşüncesini güçlendiriyor. Ancak çalışma, insan şizofrenisinin tüm yönlerini açıklayan nihai bir model sunmuyor; daha çok, hastalığın moleküler mimarisine dair güçlü bir deneysel ipucu veriyor.</p>
<p>Şizofreni araştırmalarında son yıllarda genom, epigenom ve transkriptom düzeyindeki değişimlere yoğun ilgi var. Küçük RNA’lar bu çerçevede özellikle önemli çünkü birden çok geni aynı anda etkileyebiliyor ve sinir hücrelerinin yanıt eşiklerini değiştirebiliyorlar. Bu özellikleri nedeniyle, bir hastalıkta tek bir mutasyon ya da tek bir protein bozukluğundan ziyade, çoklu gen ağlarının yeniden ayarlanması söz konusu olabilir. Yeni çalışma da tam olarak bu noktaya temas ediyor: Hastalığa özgü küçük RNA imzaları, beyin devrelerinde ölçülebilir sonuçlar doğurabiliyor olabilir.</p>
<p>Yine de uzmanların bu tür bulguları temkinli yorumlaması gerekiyor. İnsan dokusundan fare beynine yapılan aktarım, karmaşık bir psikiyatrik hastalığın birebir kopyasını değil, belirli biyolojik özelliklerini modellemeyi amaçlar. Bu nedenle sonuçlar, doğrudan insanlarda tedaviye çevrilecek bir yöntem olarak değil, mekanizmayı çözmeye dönük bir araştırma aracı olarak görülmeli. Çalışmanın değeri de burada yatıyor: Şizofrenide hangi moleküler yolların bozulduğunu daha net anlamak, ileride daha hedefli tanı ve tedavi stratejilerinin önünü açabilir.</p>
<p>Hipokampusun bu tablo içindeki rolü de ayrıca önem taşıyor. Bu bölgedeki işlev bozuklukları, şizofreni hastalarında sık görülen dikkat, öğrenme ve çalışma belleği sorunlarıyla ilişkilendiriliyor. Küçük RNA’ların burada etkili olması, bilişsel belirtilerin <a href="https://oncology.com.tr/tetraploidi-tumor-saldirganligi/" title="Bazı Tümörler Neden Daha Saldırgan Davranıyor? Tetraploidiye Dair Yeni İpuçları" data-wpan-internal-link="1">neden</a> bazı hastalarda belirginleştiğini açıklamaya yardımcı olabilir. Ayrıca mikroRNA’lar ve diğer küçük RNA türleri, sinaptik bağlantıların olgunlaşmasında ve yeniden düzenlenmesinde görev aldıkları için, hastalığın gelişimsel kökenlerine dair ipuçları da sunabilir.</p>
<p>Çalışma aynı zamanda psikiyatri ile moleküler nörobiyoloji arasındaki mesafenin giderek azaldığını gösteriyor. Bir zamanlar büyük ölçüde davranışsal gözlemlerle tanımlanan ruh sağlığı bozuklukları, artık hücresel mekanizmalar ve gen düzenleme ağları üzerinden de inceleniyor. Şizofreniyle bağlantılı küçük RNA’ların fare beyninde belirli etkiler üretmesi, bu dönüşümün somut örneklerinden biri. Araştırmacılar açısından bir sonraki adım, hangi küçük RNA türlerinin en etkili olduğunu, hangi gen hedeflerini düzenlediğini ve bu sinyallerin hastalığın farklı klinik alt tipleriyle nasıl ilişkili olduğunu daha ayrıntılı çözmek olacak.</p>
<p>Şimdilik elde edilen sonuç, şizofreninin biyolojisine dair önemli bir soruyu yeniden gündeme taşıyor: Hastalığın davranışsal belirtileri, beynin küçük RNA tabanlı düzenleyici sistemlerindeki bozulmalardan ne ölçüde etkileniyor? Bu sorunun yanıtı henüz tamamlanmış değil. Ancak yeni bulgular, şizofreninin moleküler temellerini anlamada küçük RNA’ların artık göz ardı edilemeyecek bir araştırma alanı olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> The role of hippocampal small RNAs derived from schizophrenia patients in inducing cognitive and neural phenotypes in mice.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Hippocampal small RNAs from patients with schizophrenia induce specific cognitive and neural phenotypes in mice.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Galán-Ganga, M., Guisado-Corcoll, A., Sancho-Balsells, A. et al. Hippocampal small RNAs from patients with schizophrenia induce specific cognitive and neural phenotypes in mice. Cell Death Discov. (2026). https://doi.org/10.1038/s41420-026-03166-z</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1038/s41420-026-03166-z</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/sizofreni-kucuk-rna-beyin-davranis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lyme ve Uzun COVID Araştırmalarında Gözden Kaçan Sorun: Hasta Seçimi Bilimi Yavaşlatmış Olabilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/lyme-uzun-covid-hasta-secimi-sorunlari/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/lyme-uzun-covid-hasta-secimi-sorunlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 14:28:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma metodolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma tasarımı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin sisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[kronik enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[kronik yorgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[Lyme hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[post-enfeksiyöz sendrom]]></category>
		<category><![CDATA[uzun COVID]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/lyme-uzun-covid-hasta-secimi-sorunlari/</guid>

					<description><![CDATA[Lyme ve Uzun COVID araştırmalarında hasta seçimi ve tanı doğrulamasındaki eksiklikler, enfeksiyon sonrası kronik hastalıkların biyolojik mekanizmalarının ve tedavilerinin anlaşılmasını yavaşlatıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lyme hastalığı ya da COVID-19 gibi akut enfeksiyonların ardından aylarca, hatta daha uzun süre devam eden yorgunluk, dikkat dağınıklığı, bellek sorunları ve günlük yaşamı zorlaştıran başka şikâyetler, son yıllarda hem hastalar hem de hekimler için giderek daha görünür bir sağlık başlığına dönüştü. Ancak bu tablonun arkasındaki biyolojik mekanizmalar ve etkili tedaviler konusunda ilerleme, beklenenden yavaş oldu. Yeni bir bilimsel değerlendirme, sorunun yalnızca hastalığın kendisinin karmaşıklığından kaynaklanmadığını; araştırmaların nasıl tasarlandığının da büyük payı olabileceğini öne sürüyor.</p>
<p><strong>Brain</strong> dergisinde yayımlanan kapsamlı inceleme, Rutgers <a href="https://oncology.com.tr/kore-universitesi-3t-mri-arastirma-merkezi/" title="Kore Üniversitesi, Araştırmaya Özel İlk MRI Merkezini Uluslararası Sempozyumla Açtı" data-wpan-internal-link="1">Üniversitesi,</a> Ulusal Sağlık Enstitüleri, Rockefeller Üniversitesi, New York Medical College, Icahn School of Medicine at Mount Sinai, Stony Brook Üniversitesi ve Cold Spring Harbor Laboratory gibi kurumlarla bağlantılı 16 araştırmacının ortak çalışmasına dayanıyor. Araştırmacılar, enfeksiyon sonrası ortaya çıkan kronik hastalıkları inceleyen birçok çalışmada temel metodolojik eksiklikler bulunduğunu belirtiyor. En önemli sorunlardan biri, katılımcıların gerçekten ilgili etken patojeni taşıyıp taşımadığının yeterince doğrulanmaması. Bu eksiklik, aynı çalışmaya biyolojik olarak farklı grupların karışmasına ve sonuçların yorumlanmasını zorlaştıran heterojen örneklemlere yol açabiliyor.</p>
<p>İncelemenin işaret ettiği bu yöntem sorunu, özellikle Lyme hastalığı araştırmalarında belirginleşiyor. ABD’de her yıl yaklaşık 476 bin yeni Lyme vakasının teşhis edildiği belirtilirken, bazı çalışmalarda tanının laboratuvar ya da klinik ölçütlerle sıkı biçimde doğrulanmaması, “post-enfeksiyöz” kabul edilen yakınmaların aslında farklı nedenlerden kaynaklanabilecek kişileri de kapsaması riskini artırıyor. Böyle bir durumda araştırmacılar, gerçek anlamda aynı hastalık mekanizmasını incelemek yerine birbiriyle tam örtüşmeyen alt grupları birlikte değerlendirmiş oluyor. Sonuç olarak, tedaviye yanıtı ya da hastalığın biyolojik imzalarını anlamak zorlaşıyor.</p>
<p>Uzmanlara göre bu sorun yalnızca teknik bir ayrıntı değil, klinik bilginin yönünü belirleyen kritik bir mesele. Enfeksiyon sonrası kronik şikâyetler çok benzer görünse de, bu belirtiler her hastada aynı süreçten doğmayabilir. Bir grubun temelinde hâlâ aktif enfeksiyon, başka bir grubun temelinde <a href="https://oncology.com.tr/als-bagisiklik-sistemi-yeniden-programlanmasi/" title="ALS’de Bağışıklık Haritası Periferiden Merkeze Uzanan Yeni Bir İmmün Değişimi Ortaya Koydu" data-wpan-internal-link="1">bağışıklık sistemi</a> yanıtındaki kalıcı değişiklikler, bir diğerinde ise enfeksiyon sonrası gelişen doku hasarı ya da nörolojik etkiler olabilir. Eğer araştırma tasarımı bu ayrımları baştan netleştirmezse, umut verici görünen bir bulgu daha sonra tekrarlanamayabilir ya da klinikte işe yaramayabilir.</p>
<p>Çalışmanın öne çıkardığı bir diğer nokta, sadece patojenin varlığını doğrulamanın da tek başına yeterli olmadığı. Semptomların şiddeti, hastalığın ne zaman başladığı, daha önce alınan tedaviler, örneklemin yaş ve eşlik eden hastalık profili gibi değişkenler de sonuçları etkileyebiliyor. Araştırmacılar, bu nedenle daha homojen kohortlar oluşturulması ve tanı kriterlerinin daha dikkatli uygulanması gerektiğini savunuyor. Böylece araştırmaların karşılaştırılabilirliği artabilir, farklı merkezlerden gelen veriler birbiriyle daha sağlam biçimde ilişkilendirilebilir.</p>
<p>Uzun COVID alanında da benzer bir tablo dikkat çekiyor. Pandeminin ilk dönemlerinden bu yana milyonlarca kişi akut enfeksiyondan sonra geçmeyen yorgunluk, zihinsel yavaşlama, egzersiz intoleransı ve çok sayıda farklı belirti bildirdi. Ancak bu geniş hasta grubunu inceleyen çalışmalar arasında kullanılan tanımlar, örneklem seçimleri ve ölçüm araçları önemli <a href="https://oncology.com.tr/kandaki-nad-seviyeleri-sabit/" title="Kandaki NAD+ Düzeyi Yaş ve Yaşam Tarzına Rağmen Büyük Ölçüde Sabit Kaldı" data-wpan-internal-link="1">ölçüde</a> değişiklik gösteriyor. Bu da, aynı hastalık adı altında toplanan farklı klinik görünümleri ayırmayı güçleştiriyor. İncelemenin mesajı, yalnızca daha fazla çalışma yapılmasının yeterli olmadığı; daha iyi tasarlanmış çalışmalara ihtiyaç bulunduğu yönünde.</p>
<p>Bilim insanlarına göre iyi tasarlanmış çalışmalar, ilaç geliştirme sürecinin de önünü açabilir. Çünkü doğru hasta grubunu belirlemek, hangi biyolojik yolakların hedeflenebileceğini daha net ortaya koyar. Eğer bir çalışmada gerçekten Lyme enfeksiyonu sonrası semptomları olan hastalar ile başka nedenlerle benzer yakınmalar yaşayan kişiler birbirine karışıyorsa, bir tedavinin etkisi olduğundan zayıf ya da olduğundan güçlü görünebilir. Bu da hem klinik kararları hem de sonraki araştırma yatırımlarını yanıltabilir.</p>
<p>Bununla birlikte araştırmacılar karamsar değil. İncelemede ortaya konan eleştiriler, alanın çözümsüz olduğu anlamına gelmiyor; tersine, doğru yöntemsel düzeltmelerle ilerlemenin mümkün olduğunu düşündürüyor. Daha sıkı tanı ölçütleri, standartlaştırılmış sonuç değişkenleri, ortak veri toplama çerçeveleri ve disiplinler arası iş birliği, enfeksiyon sonrası kronik hastalıkların anlaşılmasını hızlandırabilecek araçlar arasında gösteriliyor. Enfeksiyon hastalıkları, nöroloji, immünoloji ve klinik araştırma metodolojisinin birlikte çalışması, bu karmaşık sendromları daha net ayrıştırmak için kritik görülüyor.</p>
<p>Hastalar açısından ise bu değerlendirme, uzun süredir belirsizlik içinde yaşanan belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini yeniden hatırlatıyor. Bilimsel literatürdeki eksikler, hastaların yaşadığı semptomların gerçek olmadığı anlamına gelmiyor; aksine, bu semptomları doğru biçimde tanımlayıp ölçmenin ne kadar zor olduğuna işaret ediyor. Araştırma kalitesi arttıkça, hem Lyme hastalığı sonrası sendromlar hem de Uzun COVID gibi enfeksiyonla ilişkili kronik durumlar için daha güvenilir biyolojik açıklamalar ve daha gerçekçi tedavi stratejileri geliştirilmesi mümkün olabilir.</p>
<p>Şimdilik en net mesaj, bu alandaki yavaş ilerlemenin tamamen hastalıkların gizeminden değil, kısmen araştırma yöntemlerinin yetersizliğinden kaynaklanabileceği. Eğer bilim insanları hasta seçimini daha dikkatli yapar, tanıyı daha sağlam doğrular ve çalışma tasarımlarını standartlaştırırsa, yıllardır çözülemeyen soruların bir bölümü yanıt bulabilir. Böylece enfeksiyon sonrası kronik hastalıklar için araştırma temposu, hastaların ihtiyaç duyduğu klinik gerçekliğe daha fazla yaklaşabilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Not applicable</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Designing studies for post-treatment Lyme disease and other infection-associated chronic illnesses</p>
<p><strong>References:</strong><br />Not provided</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Lyme hastalığı, Bulaşıcı hastalıklar, Tedavi sonrası Lyme hastalığı sendromu, Kronik enfeksiyonlar, Uzun COVID, Çalışma tasarımı, Klinik çalışmalar, Borrelia burgdorferi, Tanı kriterleri, Kronik yorgunluk, Beyin sisi, Yöntemsel titizlik</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/lyme-uzun-covid-hasta-secimi-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Almanya’daki huzurevlerinde deliryumun izini süren çalışma, bakımın zayıf halkalarını ortaya koydu</title>
		<link>https://oncology.com.tr/almanya-huzurevlerinde-deliryum-yonetimi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/almanya-huzurevlerinde-deliryum-yonetimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 14:04:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[deliryum]]></category>
		<category><![CDATA[genel pratisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik bakım]]></category>
		<category><![CDATA[hemşirelik]]></category>
		<category><![CDATA[huzurevi bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[huzurevleri]]></category>
		<category><![CDATA[nöropsikiyatrik sendrom]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/almanya-huzurevlerinde-deliryum-yonetimi/</guid>

					<description><![CDATA[Almanya’daki huzurevlerinde deliryumun tanınması ve yönetimi üzerine yapılan çalışma, bakım sürecindeki zorlukları, iletişim sorunlarını ve eğitim ihtiyaçlarını detaylandırıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Huzurevlerinde görülen deliryum, yaşlı bakımının en zorlayıcı klinik tablolarından biri olmaya devam ediyor. Ani başlayan, gün içinde dalgalanan dikkat ve bilinç bozukluğu ile seyreden bu akut nöropsikiyatrik sendrom, hastanelerde uzun süredir araştırılsa da uzun dönem bakım ortamlarında nasıl fark edildiği ve nasıl yönetildiği hâlâ yeterince anlaşılmış değil. BMC Geriatrics dergisinde yayımlanan yeni bir nitel çalışma, Almanya’daki huzurevlerinde görev yapan hemşireler ile genel pratisyenlerin deneyimlerini merkeze alarak bu alandaki önemli bilgi boşluğunu doldurmaya çalışıyor.</p>
<p>Çalışma, deliryumun sadece teorik bir tanı başlığı olmadığını; bakım evlerinin günlük işleyişinde tanınması güç, yoğun çaba gerektiren ve çoğu zaman belirsizlik yaratan bir klinik durum olduğunu gösteriyor. Özellikle demans gibi daha kronik <a href="https://oncology.com.tr/yaslilarda-depresyon-motorik-bilissel-risk/" title="Depresyon Seyirleri, Yaşlılarda Motorik Bilişsel Riskle Bağlantılı Bulundu" data-wpan-internal-link="1">bilişsel</a> bozukluklarla karıştırılabilen deliryum, hızlı başlangıcı ve dalgalı seyri nedeniyle erken fark edilmediğinde hastanın durumunu kısa sürede ağırlaştırabiliyor. Bu nedenle huzurevlerinde görev yapan sağlık profesyonellerinin, deliryumun tipik ve atipik belirtilerini ayırt etme becerisi büyük önem taşıyor.</p>
<p>Kömp ve çalışma arkadaşlarının yürüttüğü araştırma, sahada çalışan hemşireler ve genel pratisyenlerle yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelere dayanıyor. Araştırmacılar, deliryum bakımının gerçek dünyadaki dinamiklerini anlamak için doğrudan bakım sürecinin içindeki uzmanların görüşlerini topladı. Böylece yalnızca tanısal güçlükler değil, aynı zamanda ekip içi işleyiş, iletişim, sorumluluk paylaşımı ve eğitim gereksinimleri de görünür hâle geldi.</p>
<p>Deliryumun huzurevlerinde sık görülmesi, yaşlı nüfusta eşlik eden akut hastalıklar, ilaç yan etkileri, sıvı kaybı, enfeksiyonlar ya da çevresel değişikliklerle ilişkilendiriliyor. Ancak bu çok etkenli yapı, tablonun çoğu zaman tek bir nedene bağlanmasını zorlaştırıyor. Çalışmada öne çıkan temel noktalardan biri de tam olarak bu: Deliryumun yalnızca bir tanı sorunu değil, aynı zamanda organizasyon ve iletişim sorunu olarak da yaşanması. Belirtiler hafif başladığında ya da zaten demans tanısı olan bir hastada görüldüğünde, personel bunun yeni bir akut durum mu yoksa altta yatan bilişsel bozukluğun ilerlemesi mi olduğunu ayırt etmekte zorlanabiliyor.</p>
<p>Nitel bulgular, hemşirelerin çoğu zaman ilk değişiklikleri fark eden profesyoneller olduğunu düşündürüyor. Bununla birlikte, deliryumu güvenle tanımak için gerekli bilgi ve yapılandırılmış araçların her zaman yeterli olmadığı anlaşılıyor. Genel pratisyenler ise hastayla düzenli temas kuran hekimler olarak kritik bir rol üstleniyor, ancak onların da uzun dönem bakım ortamındaki sınırlı zaman, farklı bakım kaynakları ve eksik ya da parçalı gözlem bilgileri nedeniyle zorlandıkları görülüyor. Bu durum, deliryum bakımının yalnızca bireysel uzmanlığa bırakılamayacağını; kurum içi süreçlerin de güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, deliryumun yönetiminde mevcut yeterlilikler ile algılanan ihtiyaçlar arasındaki farkı göstermesi. Görüşmelere katılan bakım profesyonelleri, bazı durumlarda klinik sezgi ve deneyim sayesinde hızlı hareket edebildiklerini, ancak standartlaştırılmış eğitim ve net kurum içi prosedürlerin eksikliğinin karar vermeyi zorlaştırdığını aktardı. Özellikle demans ve deliryum arasındaki ayrımın, bakım evlerinde teoride bilinse de pratikte her zaman kolay uygulanamadığı vurgulanıyor. Oysa bu ayrım, acil değerlendirme ihtiyacını belirlediği için kritik önem taşıyor.</p>
<p>Uzmanlar deliryumu, hastane dışında da acil dikkat gerektiren bir geriatri sorunu olarak ele alıyor. Klinik açıdan bakıldığında, erken tanı; altta yatan enfeksiyon, metabolik bozukluk, ağrı, ilaç toksisitesi ya da diğer tetikleyicilerin hızla araştırılması anlamına geliyor. Buna karşılık gecikmiş tanı, gereksiz sakinleştirici kullanımı, düşmeler, iştahsızlık, fonksiyon kaybı ve hastaneye yatış riskinde artış gibi sonuçlara yol açabiliyor. Yeni çalışma, huzurevlerinde bu risklerin fark edildiğini; ancak bunlara yanıt verecek sistemlerin her zaman yeterince güçlü olmadığını düşündürüyor.</p>
<p>Almanya’daki bulgular, uzun dönem bakım hizmetlerinin başka ülkelerde de karşılaşılan daha geniş bir sorunu yansıtıyor olabilir. Yaşlanan nüfusla birlikte deliryum yükü artarken, bakım evleri sıklıkla sınırlı personel, zaman baskısı ve karmaşık hasta profilleriyle çalışıyor. Bu koşullarda deliryumun fark edilmesi için yalnızca bireysel dikkat değil, düzenli eğitim, ortak değerlendirme dili ve hekim-hemşire iş birliğini destekleyen kurum içi yapıların da geliştirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Yine de araştırmacılar, çalışmanın deliryum bakımını iyileştirmek için doğrudan uygulanabilir bir reçete sunmadığını; bunun bir keşif çalışması olduğunu hatırlatıyor. Ancak nitel veriler, hangi noktalarda kopukluk yaşandığını açıkça ortaya koyuyor. En önemli mesajlardan biri, huzurevlerinde deliryumun hâlâ yeterince sistematik ele alınmadığı, buna karşın bakım ekiplerinin konuyu ciddiye aldığı ve daha fazla destek talep ettiğidir. Bu da ileride geliştirilecek eğitim programları, değerlendirme protokolleri ve hekim-hemşire iletişim modelleri için sağlam bir zemin oluşturuyor.</p>
<p>Sonuç olarak, çalışma deliryumun huzurevlerinde yalnızca klinik bir tanı değil, bakımın örgütlenişini sınayan bir gerçeklik olduğunu hatırlatıyor. Hemşireler ve genel pratisyenlerin gözünden bakıldığında, erken farkındalık ile yapısal destek arasındaki boşluk hâlâ belirgin. Yeni bulgular, yaşlı bakımında deliryumun daha görünür, daha iyi tanınır ve daha koordineli yönetilir hâle gelmesi gerektiğini güçlü biçimde ortaya koyuyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Delirium care practices in German nursing homes from the perspective of nurses and general practitioners.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Delirium in German Nursing Homes – a qualitative study of care practice from the perspective of nurses and general practitioners.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Kömp, M., Lauer, R., Molitor, V. et al. Delirium in German Nursing Homes – a qualitative study of care practice from the perspective of nurses and general practitioners. BMC Geriatr 26, 634 (2026). https://doi.org/10.1186/s12877-026-07592-7</p>
<p><strong>DOI:</strong> https://doi.org/10.1186/s12877-026-07592-7</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/yaslilarda-siddet-sonrasi-saglik-hizmetine-gec-basvuru/" data-wpan-internal-link="1">Brezilya’da Yaşlılara Yönelik Şiddet Sonrası Tedaviye Geç Başvuru Alarmı</a></li>
<li><a href="https://oncology.com.tr/evde-hastane-bakimi-medicare-sonuclar/" data-wpan-internal-link="1">Evde Hastane Bakımı, Medicare Hastalarında Klasik Yatışlara Göre Daha İyi Kısa Vadeli Sonuçlar Sağlayabilir</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/almanya-huzurevlerinde-deliryum-yonetimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
