<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>beyin yaşlanması &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/beyin-yaslanmasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 15 Jun 2026 21:26:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>beyin yaşlanması &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Obezite, Beyin Yaşlanmasını Hızlandırabilir mi? Virginia Tech’ten Moleküler Bir İpucu</title>
		<link>https://oncology.com.tr/obezite-beyin-yaslanmasi-etkileri/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/obezite-beyin-yaslanmasi-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 21:26:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[beyin yaşlanması]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[K63 polyubiquitination]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejeneratif hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/obezite-beyin-yaslanmasi-etkileri/</guid>

					<description><![CDATA[Virginia Tech'in yeni çalışması, obezitenin beyin yaşlanmasını hızlandırarak hafıza kaybı riskini artırabileceğini ve moleküler düzeyde K63 polyubiquitination bozulmasıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Obezite ile demans, modern toplumların en büyük sağlık yüklerinden ikisini oluşturuyor; ancak bu iki tabloyu birbirine bağlayan <a href="https://oncology.com.tr/ozofagus-biyolojik-ilac-tasima/" title="Yutak Borusunda Biyolojik İlaçlar İçin Yeni Taşıyıcılar Hedefe Daha Uzun Süre Tutunuyor" data-wpan-internal-link="1">biyolojik</a> süreçler hâlâ tam olarak çözülebilmiş değil. Virginia Tech’ten nörobilimci Prof. Timothy Jarome’un yürüttüğü yeni araştırma hattı, yanıtın önemli bir bölümünün beynin yaşlanma hızında saklı olabileceğini gösteriyor. Çalışmalar, obezitenin yalnızca metabolik bir sorun olmadığını; aynı zamanda hafıza oluşumu ve sinaptik işleyiş için kritik olan moleküler mekanizmaları da etkileyebileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Bu sorunun neden bu kadar önemli olduğu, halk sağlığı verileriyle daha net anlaşılıyor. ABD’de yetişkinlerin yaklaşık yüzde 40’ı obeziteyle yaşıyor. Öte yandan 70 yaş üzerindeki her üç kişiden birinde yaşa bağlı bir tür hafıza kaybı görülüyor. Bu iki yaygın durum aynı anda geniş bir nüfusu etkilerken, mevcut tedavi seçenekleri sınırlı kalıyor. Bunun temel nedenlerinden biri, bellek gerilemesini başlatan biyolojik yolların hâlâ parçalı biçimde anlaşılması. Jarome ve ekibi de tam bu boşluğa odaklanıyor: Obezite, beynin yaşlanma sürecini hızlandırarak daha <a href="https://oncology.com.tr/karaciger-naklinde-mlvi-organ-reddi-tahmini/" title="Karaciğer Naklinde Uyum Sorununu Erken Yakalamanın Yeni Yolu: EHR Tabanlı Risk Göstergesi" data-wpan-internal-link="1">erken</a> hafıza kaybına ve dolayısıyla nörodejeneratif hastalıklara yatkınlığa yol açabilir mi?</p>
<p>Araştırmanın merkezinde, K63 polyubiquitination olarak bilinen ubikuitin bağımlı bir işaretleme mekanizması yer alıyor. Bu süreç, hücre içindeki proteinlerin işlevini ve taşınmasını düzenleyen bir post-translasyonel modifikasyon. Sinaptik plastisite açısından özellikle kritik; çünkü öğrenme ve hafıza oluşumu sırasında nöronların bağlantı gücünü ayarlayan moleküler olayların bir parçası olarak görev yapıyor. Başka bir deyişle, beynin bir deneyimi kayda geçirebilmesi için sadece nöronların ateşlenmesi yetmiyor; bu moleküler düzenleme ağının da doğru zamanda doğru şekilde çalışması gerekiyor.</p>
<p>Jarome’un önceki bulguları, K63 polyubiquitination aktivitesinin yaşla birlikte düzeninin bozulduğunu ortaya koymuştu. Genç beyinlerde öğrenme sırasında K63 düzeyleri dinamik biçimde azalıyor ve bu azalma, bellek kodlanmasını kolaylaştırıyor. Daha yaşlı beyinlerde ise bu ince ayarın kaybolduğu görülüyor. Yaşlanan dokuda sistemin öğrenmeye yanıtı daha az esnek hale geliyor; bu da hafıza süreçlerini zayıflatabilecek bir zemin oluşturuyor. Yeni araştırmanın önemi, obezitenin bu yaşa bağlı örüntüyü daha erken dönemde taklit edip etmediğini test etmesinde yatıyor.</p>
<p>Bilim insanları için asıl kritik nokta, obezite ve yaşlanmanın beyinde ortak moleküler imzalar bırakıp bırakmadığı. Eğer obezite, K63 polyubiquitination gibi mekanizmalarda yaşlılığa benzer değişiklikleri erkene çekiyorsa, bu durum beynin biyolojik yaşını kronolojik yaştan daha ileri bir noktaya taşıyabilir. Böyle bir senaryo, hafıza kaybının yalnızca ileri yaşın kaçınılmaz bir sonucu olmadığı; metabolik durumun da süreci hızlandırabileceği fikrini güçlendiriyor. Ancak araştırma, bir neden-sonuç kesinliğinden çok, dikkatle test edilen bir biyolojik hipotez çerçevesinde ilerliyor.</p>
<p>Bu yaklaşım aynı zamanda Alzheimer hastalığı ve diğer <a href="https://oncology.com.tr/evde-beyin-arayuzu-als-iletisim/" title="ALS Hastası İçin Evden Kullanılabilen Beyin-Arayüz Sistemi Bilgisayar Kontrolünde Yeni Bir Eşik Aştı" data-wpan-internal-link="1">nörodejeneratif hastalıklar</a> açısından da önem taşıyor. Obezite ile demans riskinin birlikte artabildiğine dair epidemiyolojik gözlemler uzun süredir biliniyor, fakat bağlantının hangi moleküler basamaklarla kurulduğu net değil. Jarome’un laboratuvarı, bu belirsizliği azaltmak için temel nörobilim yöntemlerini kullanıyor. Amaç, ortak mekanizmaları belirleyerek hem yaşa bağlı hafıza gerilemesini hem de metabolik bozukluklarla ilişkili bilişsel düşüşü daha iyi anlamak. Böylece gelecekte, risk belirleme ve hedefe yönelik müdahale stratejileri için daha sağlam bir bilimsel zemin oluşabilir.</p>
<p>Bu tür araştırmaların bir diğer önemli yönü, obeziteyi yalnızca kilo artışı ya da kalp-damar riski üzerinden değerlendirmemesi. Sinirbilim açısından obezite, beyinde inflamasyon, hücresel stres ve protein düzenlenmesindeki bozulmalarla ilişkili olabilecek daha geniş bir biyolojik tabloya işaret ediyor. K63 polyubiquitination gibi mekanizmaların bu tabloda nasıl değiştiği anlaşılırsa, bellek kaybının erken biyobelirteçleri veya moleküler hedefleri konusunda yeni ipuçları ortaya çıkabilir. Yine de uzmanlar, bu alanın hâlâ erken aşamada olduğunu ve insanlarda kesin klinik sonuçlara ulaşmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunduğunu vurguluyor.</p>
<p>Genel çerçevede bakıldığında, Virginia Tech’teki bu araştırma obezitenin beyin üzerindeki etkilerine dair önemli bir soruyu bilimsel olarak yeniden gündeme taşıyor: Fazla yağ dokusu, yalnızca vücudun değil, beynin de yaşlanma sürecini hızlandırıyor olabilir mi? Şimdilik yanıtın tamamı bilinmiyor. Ancak öğrenme sırasında devreye giren K63 polyubiquitination düzenindeki bozulmaların hem yaşlılıkta hem de obeziteyle ilişkili koşullarda benzerlik göstermesi, bağlantının yüzeyden daha derin olduğunu düşündürüyor. Bu nedenle çalışma, hafıza kaybını anlamada metabolik sağlığın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor ve nörodejeneratif hastalıklarla mücadelede yeni biyolojik hedeflerin kapısını aralıyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Molecular mechanisms linking obesity to accelerated brain aging and memory decline</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Obesity Accelerates Brain Aging via Dysregulated K63 Polyubiquitination: Insights from Virginia Tech Neuroscience Research</p>
<p><strong>Keywords:</strong> nörodejenerasyon, obezite, hafıza kaybı, K63 poliuikitinasyon, yaşlanan beyin, demans, Alzheimer hastalığı, bilişsel bozukluklar, CRISPR gen düzenleme, moleküler sinirbilim</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/obezite-beyin-yaslanmasi-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyinde Genomun Sessiz Parçaları Yaşla Birlikte Konuşmaya Başlıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/beyinde-transpozon-rna-dinamikleri/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/beyinde-transpozon-rna-dinamikleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 18:16:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[beyin yaşlanması]]></category>
		<category><![CDATA[genom savunma mekanizmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Huntington hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejeneratif hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Parkinson hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[RNA işlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[RNA metabolizması]]></category>
		<category><![CDATA[transpozon]]></category>
		<category><![CDATA[transpozonlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma biyolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/beyinde-transpozon-rna-dinamikleri/</guid>

					<description><![CDATA[Boston Üniversitesi'nin çalışması, beynin yaşlanmasıyla birlikte transpozon RNA üretiminin arttığını ve bu moleküllerin nörodejeneratif hastalıklarla ilişkili olabileceğini gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan genomunun neredeyse yarısını oluşturan transpozonlar, uzun süre boyunca evrimsel kalıntılar olarak görüldü. Ancak son yıllarda bu hareketli DNA dizilerinin yalnızca genetik “yolcu” olmadığı, hücresel işleyişi ve hastalık süreçlerini etkileyebilecek kadar etkin olabildiği giderek daha net anlaşılıyor. Boston Üniversitesi Chobanian &amp; Avedisian Tıp Fakültesi’nde yürütülen yeni bir çalışma, transposable element olarak <a href="https://oncology.com.tr/hif-phi-kanser-tedavisi/" title="Kansızlık İlacı Olarak Bilinen Moleküllerde Kanser Tedavisi İçin Yeni Kapı Aralandı" data-wpan-internal-link="1">bilinen</a> bu dizilerin insan beyninde yaşam boyunca nasıl RNA ürettiğini ve bu RNA’ların yaşlanma ile nörodejeneratif hastalıklarda nasıl değiştiğini ayrıntılı biçimde ortaya koydu.</p>
<p>Çalışmanın bulguları, beynin gençlik döneminde büyük ölçüde baskı altında tutulan transpozonların, ergenlikten yetişkinliğe geçişle birlikte daha belirgin biçimde transkribe edilmeye başladığını gösteriyor. Araştırmacılar, bu dizilerin yalnızca “açılıp kapanan” genetik unsurlar olmadığını; uzun RNA moleküllerine kopyalandıktan sonra daha küçük RNA parçalarına işlendiğini saptadı. Yaklaşık 18 ila 32 nükleotid uzunluğundaki bu küçük RNA’lar, beynin transpozonlarla ilişkili RNA metabolizmasında yeni bir katman bulunduğuna işaret ediyor.</p>
<p>Çalışmanın kıdemli isimlerinden, Boston Üniversitesi Genom Bilimleri Enstitüsü Direktörü ve biyokimya doçenti Nelson Lau, <a href="https://oncology.com.tr/bagirsak-mikrobiyotasi-kok-hucre-obezite/" title="Bağırsak Mikrobiyotası, Kök Hücrelerin Obeziteye Tepkisini Şekillendiriyor" data-wpan-internal-link="1">hücrelerin</a> normalde transpozonları baskı altında tutmak için gelişmiş genom savunma mekanizmaları kullandığını vurguluyor. Buna karşın yeni veriler, insan beyni olgunlaştıkça transpozon kaynaklı RNA üretiminin doğal biçimde arttığını ortaya koyuyor. Bu bulgu, beynin yaşam boyu gen düzenleme stratejilerinin durağan değil, aksine dinamik olduğunu düşündürüyor.</p>
<p>Transpozonlar, genom içinde yer değiştirebilen ya da kendilerini kopyalayabilen DNA parçaları olarak biliniyor. İnsan DNA’sının yaklaşık yüzde 40 ila 50’sini oluşturmaları, onların biyolojik açıdan ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor. Buna rağmen bu dizilerin beyin sağlığı üzerindeki etkileri, özellikle de nörodejeneratif hastalıklarla ilişkileri, görece yeni bir araştırma alanı. Son çalışma da tam bu boşluğa odaklanarak transpozon RNA’larının yaşla birlikte nasıl değiştiğini, hangi RNA sınıflarına dönüştüğünü ve bu sürecin Huntington ile Parkinson hastalığı bağlamında nasıl okunabileceğini inceledi.</p>
<p>Bilim insanları, beyinde büyük RNA moleküllerinden küçük RNA fragmanlarına uzanan bu işlenme yolunun, transpozonların pasif genetik kalıntılar olmadığını gösterdiğini belirtiyor. Küçük RNA’lar genellikle hücre içinde gen ifadesinin düzenlenmesinde, RNA’nın işlenmesinde ve savunma yanıtlarında rol oynar. Bu nedenle transpozonlardan türeyen küçük RNA’ların artışı, beynin yaşlanma sürecinde genomu koruma mekanizmalarıyla RNA biyolojisi arasında beklenenden daha sıkı bir bağlantı olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Araştırmanın bir diğer önemli yönü, bu RNA dinamiklerinin nörodejeneratif hastalıklarla ilişkili olması. Huntington hastalığı ve Parkinson hastalığı, sinir hücrelerinin ilerleyici kaybıyla seyreden ve temelinde karmaşık genetik ile moleküler mekanizmalar bulunan hastalıklar arasında yer alıyor. Çalışma, transpozon RNA’larındaki değişimlerin bu hastalıkların ortaya çıkışında doğrudan neden olduğu sonucunu vermiyor; ancak yaşlanan beyinde gözlenen bu RNA düzenlerinin, hastalıkla ilişkili biyolojik süreçleri yansıtabilecek potansiyel belirteçler olabileceğini ima ediyor.</p>
<p>Bu tür çalışmaların önemi, transpozon biyolojisinin nörodejenerasyon araştırmalarına yeni bir pencere açmasından kaynaklanıyor. Beyin dokusu, <a href="https://oncology.com.tr/kanser-tanisi-olan-gazilerde-intihar-riski/" title="Kanser Tanısı Alan Gazilerde İntihar Riski Yıllarca Yüksek Kalıyor" data-wpan-internal-link="1">yüksek</a> hücresel uzmanlaşma ve sınırlı yenilenme kapasitesi nedeniyle gen düzenleme ve RNA işleme süreçlerindeki küçük değişimlere bile duyarlı olabilir. Eğer transpozonlardan türeyen RNA’lar gerçekten yaşla birlikte artıyor ve hastalık durumlarında farklı bir örüntü sergiliyorsa, bu durum gelecekte biyobelirteç geliştirme ya da hastalık mekanizmalarını çözme açısından değerli olabilir. Yine de uzmanlar, bu tür bulguların klinik uygulamaya dönüşebilmesi için daha fazla doğrulama, bağımsız örneklem ve işlevsel çalışma gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<p>Çalışmanın kullandığı yaklaşım, genomik ve biyoinformatik yöntemlerin birleşiminin insan beynindeki karmaşık RNA dünyasını çözmede ne kadar etkili olabileceğini de gösteriyor. Transpozonların hem büyük RNA formlarında hem de daha küçük işlenmiş parçalar halinde izlenebilmesi, araştırmacılara yaşam boyu değişen bir moleküler harita sunuyor. Bu harita, yalnızca yaşlanmanın biyolojisini değil, aynı zamanda belirli sinir sistemi hastalıklarında bozulan RNA dengesini anlamada da yararlı olabilir.</p>
<p>Bilim çevrelerinde uzun süre “sessiz DNA” olarak anılan transpozonların, aslında beynin farklı dönemlerinde etkin biçimde RNA üreten ve işlenen unsurlar olduğu yönündeki kanıtlar güçleniyor. Boston Üniversitesi ekibinin çalışması da bu dönüşümü somutlaştıran son örneklerden biri. Elde edilen sonuçlar, transpozonların yaşlanan beyinde ve nörodejeneratif süreçlerde hangi rolü oynadığının hâlâ tam çözülmediğini, ancak bu dizilerin genomun kenarında duran önemsiz parçalar olarak görülmesinin artık mümkün olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde araştırmacıların, bu RNA değişimlerinin sinir hücrelerinde hangi mekanizmalarla oluştuğunu ve Huntington ile Parkinson hastalığında nasıl bir anlam taşıdığını daha ayrıntılı incelemesi bekleniyor. Şimdilik ise yeni çalışma, beynin genom savunması ile RNA metabolizması arasında, yaşla birlikte belirginleşen ve nörodejenerasyon araştırmalarında giderek daha fazla önem kazanan bir ilişkiyi görünür kılmış durumda.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Cells</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Transposable element small RNAs and large RNAs in aging brains and implications in Huntington’s and Parkinson’s disease</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Transpozonlar, transpozonlar, RNA işlenmesi, nörodejenerasyon, Huntington hastalığı, Parkinson hastalığı, beyin yaşlanması, uzun RNA, küçük RNA, genomik, biyoinformatik, RNA metabolizması</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/beyinde-transpozon-rna-dinamikleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlanan Beyinde Dayanıklılığı Ölçebilecek Yeni Biyobelirteçler Gündemde</title>
		<link>https://oncology.com.tr/beyin-dayanikliligi-biyobelirtecleri/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/beyin-dayanikliligi-biyobelirtecleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 03:04:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer biyobelirteçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin dayanıklılığı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin yaşlanması]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel gerileme]]></category>
		<category><![CDATA[biyobelirteçler]]></category>
		<category><![CDATA[MRI]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejeneratif hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nörogörüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[Parkinson hastalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/beyin-dayanikliligi-biyobelirtecleri/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni araştırma, yapısal ve işlevsel MRI verilerini birleştirerek yaşlanan beyinde nörodejenerasyona karşı dayanıklılığı ölçebilecek biyobelirteçler geliştiriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşla birlikte beynin nasıl değiştiği uzun süredir <a href="https://oncology.com.tr/insan-oligodendrosit-polarizasyonu-beyin-hasari/" title="Şiddetli Beyin Hasarından Sonra İnsan Oligodendrositlerinde Beklenmedik Hücresel Yanıt Keşfedildi" data-wpan-internal-link="1">nörobilim</a> araştırmalarının merkezinde yer alıyor. Ancak her yaşlanan beyin aynı yolu izlemiyor: Bazı kişilerde bilişsel işlevler görece korunurken, bazılarında Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklara giden süreç daha belirgin biçimde ilerliyor. <strong>Nature Communications</strong>’ta 2026’da yayımlanan ve Li, Zhang, Li ile çalışma arkadaşlarının imzasını taşıyan yeni araştırma, işte bu farklılığın altında yatan “beyin bakımını” ölçebilecek biyobelirteçlere odaklanıyor.</p>
<p>Çalışma, beynin yalnızca yapısal görünümüne ya da yalnızca işlevsel aktivitesine bakmanın ötesine geçerek, iki alan arasındaki etkileşimi birlikte değerlendiren bir yaklaşım sunuyor. Araştırmacılar, ileri manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve fonksiyonel MRI (fMRI) tekniklerini bir araya getirerek, beyin morfolojisi ile sinir ağlarındaki iletişim örüntülerini aynı çerçevede inceledi. Bu yöntem, beynin “dayanıklılık” kapasitesini yansıtabilecek ölçülebilir işaretlerin bulunabileceği fikrini güçlendiriyor.</p>
<p>Bilim insanları, nörodejenerasyonun yalnızca hücre kaybı ya da doku hacmindeki azalma ile açıklanamayacağını uzun zamandır vurguluyor. Beyin yaşlandıkça bazı yapısal değişiklikler doğal kabul edilebilir; ancak bu değişikliklerin bilişsel performansla ne kadar ilişkilendiği, hastalığın başlangıcını ve ilerleyişini anlamada kritik önem taşıyor. Bu yeni araştırmanın temel önermesi de burada devreye giriyor: Eğer belirli görüntüleme temelli göstergeler beynin bakım ve onarım kapasitesini yansıtıyorsa, bu işaretler sağlıklı yaşlanma ile patolojik gerileme arasındaki ayrımı daha erken dönemde görünür kılabilir.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, yapısal ve işlevsel verilerin tek başına değil birlikte ele alınması. MRI, beynin anatomik düzenini; fMRI ise sinir ağlarının görev sırasında veya dinlenme halinde nasıl haberleştiğini ortaya koyuyor. Bu iki katman arasındaki uyum ya da uyumsuzluk, beynin yaşa bağlı değişimlere nasıl yanıt verdiğine dair önemli ipuçları sağlayabiliyor. Araştırmacıların bu etkileşimleri biyobelirteç düzeyinde yorumlaması, nörolojik dayanıklılığın daha nesnel biçimde ölçülmesine yönelik yeni bir çerçeve sunuyor.</p>
<p>Bu tür biyobelirteçlerin klinik açıdan önemi büyük olabilir. Alzheimer hastalığı gibi tablolar çoğu zaman belirti ortaya çıkmadan önce uzun bir biyolojik süreç içinde gelişiyor. Erken evrelerde güvenilir göstergelerin bulunması, risk altındaki bireylerin daha iyi izlenmesine ve araştırmalarda daha isabetli sınıflandırmalara yardımcı olabilir. Bununla birlikte, bu yaklaşımın henüz rutin klinik uygulamaya geçmiş bir tanı aracı olarak görülmemesi gerekiyor. Bulguların gerçek dünya hasta gruplarında doğrulanması, farklı yaş ve sağlık profillerinde tekrarlanması ve uzunlamasına çalışmalarla desteklenmesi önemli.</p>
<p>Li ve arkadaşlarının çalışması, “beyin bakım” kavramını biyoloji düzeyinde somutlaştırma çabası açısından da dikkat çekiyor. Buradaki bakım, günlük yaşam alışkanlıklarından çok, beynin yapısal bütünlüğünü ve ağ işlevini koruyabilen içsel mekanizmaları ifade ediyor. Bu mekanizmaların güçlü olduğu kişilerde, yaşlanmanın getirdiği değişimlerin klinik <a href="https://oncology.com.tr/pfizer-biontech-bnt162b2-erkendonem-etkinlik/" title="Pfizer-BioNTech aşısının erken dönemdeki etkisi acil servis başvurularını azaltıyor" data-wpan-internal-link="1">etkisi</a> daha sınırlı kalabiliyor. Zayıf olduğu durumlarda ise aynı yaş grubunda olmasına rağmen bilişsel gerileme daha belirgin seyredebilir.</p>
<p>Araştırmada görüntüleme temelli bulguların bilişsel performans ve klinik değerlendirmelerle ilişkilendirilmesi de önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Çünkü bir biyobelirtecin değeri, yalnızca beynin nasıl göründüğünü değil, kişinin günlük işlevleri ve nöropsikolojik durumu ile ne kadar bağlantılı olduğunu göstermesinden geliyor. Bu nedenle çalışma, biyolojiyi klinik sonuçlarla birleştiren translasyonel nörobilim yaklaşımına katkı sağlıyor.</p>
<p>Uzmanlar açısından bu tür çalışmaların bir diğer önemi, yaşlanmayı tek yönlü bir kayıp süreci olarak değil, koruyucu ve telafi edici mekanizmaların da bulunduğu karmaşık bir denge olarak ele alması. Beyin, hasar ve onarım sinyalleri arasında sürekli bir etkileşim içinde çalışıyor. Yapısal ağlar ile fonksiyonel bağlantılar arasındaki ilişkiyi çözmek, hangi bireylerin bu dengeyi daha uzun süre koruyabildiğini anlamaya yardımcı olabilir.</p>
<p>Yine de araştırmanın işaret ettiği biyobelirteçlerin “kesin tanı” anlamına gelmediği açık. Nörodejeneratif hastalıklar çok faktörlü süreçlerdir; <a href="https://oncology.com.tr/poj2878-seker-kamisi-genetik-analiz/" title="Şeker Kamışının Genetik Haritasında POJ2878 İzleri Nature Çalışmasıyla Aydınlandı" data-wpan-internal-link="1">genetik</a> yatkınlık, damar sağlığı, metabolik durum ve çevresel etkenler birlikte rol oynar. Bu nedenle yeni görüntüleme işaretlerinin, mevcut klinik değerlendirmeleri tamamlayan bir araç olarak düşünülmesi daha doğru olur. Buna karşın, beyin bakımını ölçmeye dönük bu tür yöntemler, gelecek yıllarda daha hassas tarama ve izlem stratejilerinin önünü açabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, 2026 tarihli bu çalışma yaşlanan beynin biyolojik direncini anlamak için önemli bir adım sunuyor. Yapısal ve işlevsel verileri bir arada değerlendiren yaklaşım, nörodejenerasyonun erken işaretlerini yakalamada ve beyin sağlığını koruyan mekanizmaları çözümlemede yeni bir araştırma hattı oluşturuyor. Bulgular henüz temkinli yorumlanmalı, ancak yön nettir: Beynin dayanıklılığını ölçebilecek güvenilir biyobelirteçler, gelecekte nörodejeneratif hastalıkların tanı ve izleminde belirleyici hale gelebilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Brain maintenance biomarkers derived from structural and functional interactions in aging and neurodegeneration.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Brain maintenance biomarkers from structural and functional interactions in aging and neurodegeneration.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Li, Y., Zhang, X., Li, X. et al. Brain maintenance biomarkers from structural and functional interactions in aging and neurodegeneration. Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-73071-7</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/beyin-dayanikliligi-biyobelirtecleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salk Enstitüsü, Yaşlanan Beyin ve Alzheimer Araştırmalarını Güçlendirmek İçin Ian Guldner’i Kadrosuna Katıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/ian-guldner-salk-enstitusu-beyin-yaslanmasi/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/ian-guldner-salk-enstitusu-beyin-yaslanmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 21:34:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin yaşlanması]]></category>
		<category><![CDATA[mikroglia]]></category>
		<category><![CDATA[nörobiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nörodejeneratif hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[proteostaz]]></category>
		<category><![CDATA[Salk Enstitüsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/ian-guldner-salk-enstitusu-beyin-yaslanmasi/</guid>

					<description><![CDATA[Salk Enstitüsü, Dr. Ian Guldner’i kadrosuna ekleyerek beyin yaşlanması, proteostaz ve mikroglia odaklı Alzheimer araştırmalarını güçlendirmeyi hedefliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salk Enstitüsü, yaşlanan beyin ve Alzheimer hastalığı üzerine çalışan yükselen isimlerden Dr. Ian Guldner’i öğretim kadrosuna dahil edeceğini açıkladı. Guldner’in 2026’nın sonlarında yardımcı doçent olarak göreve başlaması planlanıyor. Bu atama, enstitünün sinir sisteminin yaşlanma sürecini ve nörodejeneratif hastalıkların biyolojik temellerini anlamaya dönük araştırma kapasitesini genişleten dikkat çekici bir adım olarak görülüyor.</p>
<p>Guldner’in araştırma programı, beynin yaşlanması sırasında <a href="https://oncology.com.tr/cocukluk-medulloblastom-nuksu-hucreler/" title="Çocukluk Çağı Medulloblastomunda Nüksü Tetikleyen Hücreler Hedefleniyor" data-wpan-internal-link="1">hücreler</a> arasındaki iletişimin nasıl yeniden şekillendiğine odaklanıyor. Özellikle nöronlar içinde işleyen proteostaz adı verilen sistemin nasıl korunduğu ya da bozulduğu sorusu, çalışmalarının merkezinde yer alıyor. Proteostaz; proteinlerin üretilmesi, doğru biçimde katlanması, gerektiğinde geri dönüştürülmesi ve yıkılması gibi süreçleri kapsayan temel bir hücresel denge mekanizması. Sinir hücreleri onlarca yıl boyunca işlevini sürdürdüğü için bu denge, nöronal sağkalım açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p>Bilim insanları, proteostaz ağlarındaki aksamanın protein kümelenmesine ve hücresel işlev kaybına yol açabildiğini uzun süredir biliyor. Bu tür değişiklikler, Alzheimer hastalığı gibi yaşa bağlı nörodejeneratif tablolarda görülen temel biyolojik özellikler arasında sayılıyor. Guldner’in laboratuvarı, bu bozulmaların beynin yaşlanmasının erken evrelerine nasıl katkı sunduğunu ortaya koymayı hedefliyor. Amaç yalnızca süreçleri tanımlamak değil; aynı zamanda bu mekanizmaların gelecekte olası tedavi yaklaşımları için nasıl hedeflenebileceğini anlamak.</p>
<p>Bu yaklaşım, nörodejenerasyon araştırmalarında giderek daha fazla önem kazanan bir alanla örtüşüyor. Alzheimer hastalığı tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşık bir biyolojik tablo sunuyor ve protein birikimi, hücresel stres yanıtları, bağışıklık tepkileri ve sinaptik iletişim bozuklukları gibi çok sayıda mekanizmanın birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor. Proteostazın korunması, bu ağın önemli bir parçası olarak öne çıkıyor; ancak bu sistemin insan beyninde yaşla birlikte nasıl değiştiği hâlâ ayrıntılı biçimde çözülmüş değil.</p>
<p>Guldner’in çalışmasındaki bir diğer ana başlık ise beynin mikroçevresindeki nöroimmün etkileşimler. Beynin <a href="https://oncology.com.tr/akciger-tumor-makrofaj-rolu/" title="Tümör İçindeki Makrofajların Haritası, Kansere Karşı ve Kanserle İşbirliği Yapan Hücreleri Ayırıyor" data-wpan-internal-link="1">bağışıklık sistemi</a> büyük ölçüde mikroglia adı verilen, gözetim ve yanıt işlevleri olan yerleşik makrofaj benzeri hücreler tarafından yönetiliyor. Mikroglialar, sinir dokusundaki değişiklikleri algılama, hasarlı yapıları temizleme ve çevresel dengeyi koruma gibi roller üstleniyor. Ancak bu hücrelerin işlevi, yaşlanma sürecinde ve hastalık durumlarında karmaşık biçimde değişebiliyor.</p>
<p>Özellikle mikroglianın çevredeki hücre sinyallerini nasıl okuduğu ve buna nasıl karşılık verdiği, Alzheimer araştırmalarında yoğun biçimde inceleniyor. Normal koşullarda yararlı olan bağışıklık gözetimi, bazı bağlamlarda aşırı ya da yetersiz yanıtlarla nörolojik hasarı artırabilir. Guldner’in ilgilendiği iletişim ağları, tam da bu ince dengeyi anlamaya yönelik görünüyor. Hücreler arası sinyallerin bozulması, yalnızca nöronları değil, onları destekleyen ve izleyen tüm hücresel topluluğu etkileyebilir.</p>
<p>Salk Enstitüsü açısından bu atama, temel biyoloji ile hastalık mekanizmalarını birbirine bağlayan uzun vadeli araştırma çizgisinin bir parçası. Kurum, sinir sistemi, yaşlanma biyolojisi ve moleküler hücre bilimi alanlarında derinleşen çalışmalar yürütüyor. Guldner’in gelişi, özellikle erken dönem biyolojik değişimlerin saptanması ve bunların gelecekte <a href="https://oncology.com.tr/pankreas-kanserinde-vitamin-d-analoguyla-tedavi/" title="Pankreas Kanserinde Kalkanı Zayıflatma Fikri Klinik Denemede İlk Sinyalleri Verdi" data-wpan-internal-link="1">klinik</a> olarak anlamlı stratejilere dönüştürülmesi açısından yeni bir ivme sağlayabilir. Bununla birlikte, alan uzmanları bu tür çalışmaların çoğunun temel araştırma niteliğinde olduğunu ve klinik uygulamaya geçişin zaman alacağını vurguluyor.</p>
<p>Alzheimer hastalığına yönelik bilimsel yaklaşım son yıllarda da önemli ölçüde değişti. Araştırmacılar artık yalnızca son evre patolojilere değil, hastalık sürecinin çok daha erken dönemlerine odaklanıyor. Yaşlanmanın beyin hücrelerinde oluşturduğu küçük ama birikimli etkiler, yıllar içinde belirgin bilişsel kayıplara zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle proteostaz, hücresel stres yanıtları ve bağışıklık gözetimi gibi mekanizmaların erken dönemde anlaşılması, önleme ve yavaşlatma stratejileri açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p>Guldner’in Salk kadrosuna katılması, genç araştırmacıların giderek daha disiplinler arası bir çerçevede çalıştığını da gösteriyor. Beyin yaşlanması artık yalnızca nöron odaklı bir konu değil; glial hücreler, bağışıklık sistemi, protein biyolojisi ve hücresel iletişimi birlikte ele alan geniş bir araştırma alanı haline gelmiş durumda. Bu bağlamda yeni laboratuvarın, Alzheimer hastalığının erken biyolojik imzalarını ve yaşlanma ile ilişkili kırılganlık noktalarını daha ayrıntılı haritalaması bekleniyor.</p>
<p>Kesin sonuçlara ulaşmak için hâlâ uzun bir yol var. Ancak Guldner’in uzmanlığının Salk Enstitüsü’ne katılması, beynin yaşlanma sürecini yöneten hücresel mekanizmaları çözmeye dönük küresel çabalarda önemli bir güçlenme anlamına geliyor. Araştırmanın önümüzdeki yıllarda, sinir hücrelerindeki protein dengesinden mikroglial yanıtların inceliklerine uzanan geniş bir biyolojik harita sunması bekleniyor. Bu harita, Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların neden bazı kişilerde daha hızlı ilerlediğini anlamak için değerli ipuçları sağlayabilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Brain Aging, Alzheimer’s Disease, Cellular Communication Mechanisms, Proteostasis, Neuroimmune Interactions</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Not provided in the original content</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Beyin yaşlanması, Alzheimer hastalığı, proteostaz, mikroglia, nörodejenerasyon, hücresel iletişim, immün gözetim, protein dinamikleri, nöroimmün etkileşimler, bilişsel sağlık, nörobiyoloji, Salk Enstitüsü</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/ian-guldner-salk-enstitusu-beyin-yaslanmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel çevresindeki yağ kaybı uzun vadede beynin yaşlanma hızını etkileyebilir</title>
		<link>https://oncology.com.tr/karin-yaginin-azalmasi-beyin-sagligini-korur/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/karin-yaginin-azalmasi-beyin-sagligini-korur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 16:07:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[beyin sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin yaşlanması]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel gerileme]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[karın yağı]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[orta yaşta bilişsel koruma]]></category>
		<category><![CDATA[visseral yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/karin-yaginin-azalmasi-beyin-sagligini-korur/</guid>

					<description><![CDATA[Orta yaşta karın içi visseral yağın kalıcı azalması, beyin hacmi kaybını yavaşlatır ve bilişsel işlevlerin korunmasına yardımcı olur. Bu, beyin yaşlanmasını etkileyen önemli bir faktördür.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllara yayılan yeni bir çalışma, karın bölgesinde biriken ve iç organların çevresinde depolanan visseral yağın sadece metabolik sağlıkla değil, beyin sağlığının gidişatıyla da yakından ilişkili olabileceğini ortaya koydu. Araştırmaya göre, bu yağ türünde kalıcı azalma sağlayan orta yaş yetişkinlerde beyin hacmindeki küçülme daha yavaş ilerliyor ve bilişsel performans daha iyi korunuyor. Bulgular, özellikle orta yaşın ilerleyen dönemlerinde beyin yaşlanmasını etkileyebilecek değiştirilebilir risk faktörlerine dair önemli bir ipucu sunuyor.</p>
<p>Ben-Gurion Üniversitesi Negev ve Reichman Üniversitesi’nden Prof. Iris Shai’nin öncülük ettiği, Harvard Üniversitesi, Leipzig Üniversitesi ve Tulane Üniversitesi’nden araştırmacıların yer aldığı ekip, 533 orta yaş kadın ve erkeği 5 ila 16 yıl boyunca izledi. Katılımcılar, birden fazla kontrollü diyet müdahale çalışmasına dahil edilmişti ve bu süreçte tekrarlayan manyetik rezonans görüntüleme, yani MRI taramalarıyla hem visseral yağ miktarı hem de beyin yapısı değerlendirildi. Ayrıca Montreal Bilişsel Değerlendirme testi kullanılarak hafıza ve genel bilişsel işlevler ölçüldü.</p>
<p>Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, araştırmacıların yalnızca vücut kitle indeksine ya da genel kilo durumuna bakmakla yetinmemesi oldu. Obeziteyi kabaca sınıflandırmak için sık kullanılan BMI, bu çalışmada beyin yapısındaki değişimleri öngörmede anlamlı bir gösterge olarak öne çıkmadı. Buna karşılık, karın içinde biriken metabolik olarak aktif visseral yağın uzun vadeli düzeyi, beyindeki değişimlerle belirgin biçimde bağlantılıydı. Bu ayrım, yağ dağılımının toplam kilodan daha önemli olabileceğini gösteren büyüyen bilimsel birikimle uyumlu görünüyor.</p>
<p>Daha düşük birikimli visseral yağa sahip katılımcılarda toplam beyin hacmi, kortikal gri madde ve hafıza için kritik öneme sahip hipokampus gibi bölgelerin daha iyi korunduğu görüldü. Bu alanlar, öğrenme, anı oluşturma ve bilişsel dayanıklılık açısından temel öneme sahip. Araştırmacılar ayrıca, daha düşük visseral yağ düzeyinin yalnızca yapısal korumayla sınırlı kalmadığını, bilişsel test sonuçlarında da daha olumlu bir tabloyla ilişkili olduğunu bildirdi.</p>
<p>Bilim insanlarına göre bu ilişki, visseral yağın sıradan bir enerji deposu olmaktan çok daha fazlası olduğuna işaret ediyor. Karın içi yağ dokusu, inflamasyonla ilişkili biyolojik sinyaller, insülin direnci ve damar sağlığı üzerindeki etkileri nedeniyle uzun süredir kalp-damar ve metabolik hastalıklarla bağlantılı kabul ediliyor. Yeni çalışma ise bu yağın beyin yaşlanmasıyla da ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Yine de araştırmacılar, bunun doğrudan nedensellik kanıtı anlamına gelmediğini vurguluyor; veriler güçlü bir ilişkiyi gösterse de, tek başına visseral yağ kaybının tüm nörolojik riskleri ortadan kaldırdığı söylenemez.</p>
<p>Çalışmanın süresi ve kullanılan görüntüleme yöntemleri, bulgulara önemli bir ağırlık kazandırıyor. Uzunlamasına tasarımlar, zaman içindeki değişimi izleyebildiği için kesitsel araştırmalara kıyasla daha anlamlı sonuçlar verebiliyor. MRI ile tekrarlanan ölçümler, yağ birikimiyle beyin dokusundaki değişimlerin aynı bireylerde yıllar boyunca nasıl ilerlediğini görmeye olanak tanıdı. Bu da özellikle orta yaşta başlayan metabolik değişimlerin, ilerleyen yıllarda beyin sağlığını etkileyebileceğine dair daha güçlü bir tablo ortaya koydu.</p>
<p>Uzmanlara göre bu tür sonuçlar, koruyucu sağlık stratejilerinde odağın yalnızca kilo vermeye değil, yağın vücutta nasıl dağıldığına da çevrilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Vücut kitle indeksinin sınırlı bir ölçüt olduğu zaten uzun süredir biliniyor; kas kütlesi yüksek kişilerde de, daha normal görünen kilolarda da visseral yağ oranı yüksek olabilir. Bu nedenle, karın çevresindeki yağlanmanın azaltılmasına yönelik yaşam tarzı müdahaleleri metabolik sağlık kadar bilişsel yaşlanma açısından da önem taşıyabilir.</p>
<p>Çalışma, diyet müdahaleleri ve uzun dönemli takiplerin, beyin sağlığı araştırmalarında giderek daha önemli hale geldiği bir dönemde yayımlandı. Sonuçlar, orta yaşta atılan adımların yalnızca kalp, şeker metabolizması ya da kilo kontrolü için değil, beyin yapısını korumak için de anlamlı olabileceğini düşündürüyor. Yine de araştırma, klinik uygulamada tek başına bir tedavi reçetesi sunmuyor; daha çok, yaşam boyu metabolik yükün beyin yaşlanması üzerindeki olası etkilerine dair dikkat çekici bir pencere açıyor.</p>
<p>Bu nedenle uzmanlar, bulguların umut verici olduğunu ancak daha fazla çalışmayla desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Özellikle farklı yaş grupları, farklı beslenme örüntüleri ve çeşitli genetik arka planlarda visseral yağ ile bilişsel değişimler arasındaki ilişkinin ne ölçüde benzer kaldığı henüz tam olarak bilinmiyor. Yine de mevcut veriler, karın içi yağlanmanın azaltılmasının beyin için de uzun vadeli bir yatırım olabileceğini düşündüren en kapsamlı örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> People</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Sustained visceral fat loss is associated with attenuated brain atrophy and improved cognitive function in late midlife</p>
<p><strong>Image Credits:</strong> Credit: Nir Slakman</p>
<p><strong>Keywords:</strong> Yağ depolanması, Metabolizma, Diyet danışmanlığı, Manyetik rezonans görüntüleme</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/karin-yaginin-azalmasi-beyin-sagligini-korur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
