<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ateroskleroz &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<atom:link href="https://oncology.com.tr/tag/ateroskleroz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 29 Jul 2026 08:09:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://oncology.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/oncology-site-icon-512-150x150.png</url>
	<title>ateroskleroz &#8211; Oncology.com.tr</title>
	<link>https://oncology.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gözenekli metal–amino asit nanoenzimleri aterosklerozu iki yoldan hedefliyor: oksidatif stres ve hücresel temizlenme</title>
		<link>https://oncology.com.tr/gozenekli-nanoenzimler-ateroskleroz-cift-yol/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/gozenekli-nanoenzimler-ateroskleroz-cift-yol/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:09:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[antiinflamatuvar nanomedisin]]></category>
		<category><![CDATA[ateroskleroz]]></category>
		<category><![CDATA[efferositoz]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kardiyovasküler nanomedisin]]></category>
		<category><![CDATA[nanoenzim]]></category>
		<category><![CDATA[nanoenzimler]]></category>
		<category><![CDATA[nanoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[oksidatif stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/gozenekli-nanoenzimler-ateroskleroz-cift-yol/</guid>

					<description><![CDATA[Gözenekli metal–amino asit nanoenzimleri, ateroskleroz plağında oksidatif stresi düşürürken efferositozu güçlendirerek çifte biyolojik süreci birlikte hedefliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aterosklerozun tedaviye dirençli görünmesinin ardında, damar plağının aynı anda birden fazla biyolojik süreçle ilerlemesi yatıyor. Reaktif oksijen türleriyle tetiklenen oksidatif hasar, kronik iltihaplanmayı beslerken, hasar gören ve ölen hücrelerin uygun biçimde uzaklaştırılamaması da plağın büyümesine katkı sağlıyor. Bu karşılıklı etkileşimler, tek bir hedefe odaklanan yaklaşımların etkisini sınırlandırabiliyor. Yeni bir çalışma, bu çok yönlü ilerlemeyi eş zamanlı ele almayı hedefleyen bioinspired bir nanomedisin stratejisini gündeme taşıdı.</p>
<p>Nature Communications’ta yayımlanan araştırmada, “nanozyme” adı verilen enzim taklitçisi malzemelerden yararlanıldığı bildiriliyor. Ekip, gözenekli bir metal–amino asit mimarisini, damar içi koşullarda enzim benzeri işlevler gösterecek şekilde tasarladı. Klasik stratejilerde doğal enzimlerin kullanılmasına çoğu zaman ihtiyaç duyulurken, burada amaç daha erişilebilir katalitik yüzeyler oluşturmak: partiküllerin içinde gözenekli bir çerçeveye yerleştirilmiş, belirli metal bölgelerinin aktif rol üstlenmesi hedefleniyor. Bu tasarım <a href="https://oncology.com.tr/dogustan-diyafram-hernisinde-hizli-ekip-mudahalesi/" title="CDH’li bebeklerde kalp krizi riskini azaltan ‘hızlı ekip müdahalesi’ yaklaşımı" data-wpan-internal-link="1">yaklaşımı</a>, teoride enzim bolluğuna bağımlı kalmadan katalitik aktivitenin daha verimli kullanılmasına imkân sağlayabilecek bir altyapı sunuyor.</p>
<p>Araştırmacıların raporuna göre bu nanoenzimler, damarlardaki mikromevcut ortamda reaktif oksijen türlerini nötralize ederek anti-oksidatif etki göstermeye çalışıyor. Oksidatif stresin plağın ilerlemesinde iki kritik etkisi olduğu biliniyor: lipidlerin oksidasyonu hızlanabiliyor ve bu durum inflamatuvar sinyalleşmeyi güçlendirerek <a href="https://oncology.com.tr/nk-t-hucreli-lenfoma-tek-hucreli-bagisiklik-atlasi/" title="NK/T-hücreli lenfomada tek hücreli haritalama: Bağışıklık yanıtı hastaya göre ‘katmanlara’ ayrılıyor" data-wpan-internal-link="1">bağışıklık</a> yanıtını daha da körükleyebiliyor. Çalışma, nanoenzimlerin bu döngüyü kırmaya <a href="https://oncology.com.tr/samimi-partner-siddeti-va-politika-onerileri/" title="VA’ya yönelik veteranlarda aile içi şiddet için kanıta dayalı yeni politika önerileri masada" data-wpan-internal-link="1">yönelik</a> bir kimyasal zemin oluşturduğunu vurguluyor; yani reaktif türlerle doğrudan etkileşim, downstream iltihap sinyallerine giden yolu zayıflatma potansiyeli taşıyor.</p>
<p>Makalenin öne çıkan bir diğer yönü ise sadece oksidatif stresi hedeflemekle kalmayan, plağın iç dinamiklerine daha bütüncül yaklaşan “çift yolaklı” konsept. Çalışmanın başlığında ve kapsamında, anti-oksidasyonun yanında pro-efferocytosis yani “efferositozu destekleme” yaklaşımı da yer alıyor. Efferositoz, ölmekte olan ya da hasar görmüş hücrelerin bağışıklık sistemi tarafından daha kontrollü biçimde temizlenmesini ifade ediyor. Plağın çevresinde bu süreç aksadığında, dağınık hücresel kalıntılar inflamasyonu sürdürmeye ve iyileşmeyi zorlaştırmaya katkı sağlayabiliyor. Bu nedenle araştırmanın kurgusu, hem oksidatif hasarı azaltmayı hem de inflamasyonu besleyen hücresel temizlenme aksaklıklarına karşı daha elverişli bir ortam üretmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Bioinspired malzeme tasarımının burada kritik olmasının nedeni, farklı biyolojik süreçlerin birbirini beslediği bir ortamda tek bir müdahalenin yetersiz kalabilmesi. Nanoenzimlerin gözenekli mimarisi, katalitik aktif noktaların erişilebilirliğini artırmayı hedeflerken; metal bölgelerinin kimyasal davranışının damar içi koşullara uyumlu hale getirilmesi, enzim taklidi işlevlerin sürdürülebilirliğini belirleyebilecek unsurlar arasında görülüyor. Araştırma, koordineli bir biyokimyasal etkileşim kurma fikrini öne çıkarıyor.</p>
<p>Öte yandan çalışmanın sonuçlarının klinik uygulamaya dönüşmesi için, etkinliğin ve güvenliğin farklı modellerde kapsamlı biçimde test edilmesi gerekeceği belirtilen genel bilimsel çerçeveyle uyumlu. Nanomalzemelerin biyolojik ortamdaki dağılımı, hedef dışı etkileşimleri ve uzun vadeli etkileri gibi konular, ilerleyen aşamalarda yanıtlanması gereken kritik sorular arasında yer alıyor.</p>
<p>Yine de bu çalışma, aterosklerozun çok faktörlü doğasına karşı “birden fazla patikayı aynı platformdan etkileme” fikrinin somut bir örneğini sunuyor. Gözenekli metal–amino asit nanoenzimler, reaktif oksijen türlerini hedefleyen anti-oksidatif bir katman ile efferositozu desteklemeyi hedefleyen bir biyolojik etkiyi bir araya getirme iddiasıyla dikkat çekiyor. Tek hedefli yaklaşımların yetersiz kaldığı durumlarda, malzeme tasarımının biyolojiyi yönlendirebildiği böyle stratejiler gelecekte daha fazla araştırma alanı bulabilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Atherosclerosis therapy using bioinspired porous nanozymes</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Bioinspired porous metal-amino acid nanozymes enable multi-pathway treatment of atherosclerosis through anti-oxidation and pro-efferocytosis.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Shao, S., Pan, W., Cheng, J. et al. Bioinspired porous metal-amino acid nanozymes enable multi-pathway treatment of atherosclerosis through anti-oxidation and pro-efferocytosis. Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-75509-4</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/gozenekli-nanoenzimler-ateroskleroz-cift-yol/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Damar Yaşlanmasının Gizli Mekanizması Kalp Krizi ve İnme Riskini Nasıl Artırabilir?</title>
		<link>https://oncology.com.tr/damar-yaslanmasi-kalp-krizi-riski/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/damar-yaslanmasi-kalp-krizi-riski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 17:17:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[aterosklerotik plaklar]]></category>
		<category><![CDATA[ateroskleroz]]></category>
		<category><![CDATA[damar yaşlanması]]></category>
		<category><![CDATA[endotelyal hücre senesansı]]></category>
		<category><![CDATA[endotelyal hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi riski]]></category>
		<category><![CDATA[kan akışı bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler risk]]></category>
		<category><![CDATA[LATS1 LATS2 proteinleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/damar-yaslanmasi-kalp-krizi-riski/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni araştırma, damar duvarındaki yaşlanmış endotelyal hücrelerin LATS1/2 protein kaybı ve CD38 artışıyla plakların kırılganlaşmasına ve kalp krizi riskinin yükselmesine neden olduğunu ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp krizi ve inmenin arkasındaki biyolojik süreçler uzun süredir araştırılıyor; ancak yeni bir çalışma, damar duvarındaki yaşlanmış hücrelerin bu tehlikeli olaylara nasıl zemin hazırlayabileceğine dair dikkat çekici bir moleküler yol ortaya koydu. The University of Texas MD Anderson Cancer Center’dan gelen bulgular, damar yaşlanması, bozulmuş kan akışı ve aterosklerotik plakların kırılgan hale gelmesi arasındaki bağlantıyı daha net biçimde <a href="https://oncology.com.tr/serviks-kanserinde-tek-hucre-kokeni/" title="Tek Bir Hücre Kökeni, Cerviksin İki Farklı Kanser Kimliğini Açıklıyor Olabilir" data-wpan-internal-link="1">açıklıyor</a>.</p>
<p>Çalışmanın odak noktasında, kan damarlarının iç yüzeyini kaplayan endotelyal hücreler yer alıyor. Bu hücreler normal koşullarda damar bütünlüğünü koruyor, kan akışını düzenliyor ve damar duvarında iltihabi yanıtların kontrolsüzleşmesini önlüyor. Arterlerdeki bu koruyucu denge, özellikle kan akışının türbülanslı ya da düzensiz hale geldiği bölgelerde bozulabiliyor. Araştırmacılar, tam da bu tür bölgelerde LATS1 ve LATS2 adı verilen iki düzenleyici proteinin düzeyinin azaldığını belirledi.</p>
<p>LATS1/2 proteinleri, endotelyal hücrelerin işlevini dengede tutan önemli bileşenler arasında yer alıyor. Bu koruyucu sinyalin zayıflamasıyla birlikte hücreler senesan olarak tanımlanan yaşlanmış bir duruma geçiyor. Senesan hücreler artık bölünmüyor; buna karşın metabolik olarak tamamen sessiz de kalmıyor. Aksine, çevre dokuyu etkileyebilen, stres altında ve işlevsiz bir karakter kazanıyorlar. Yeni çalışma, bu durumun damar duvarında pasif bir yaşlanma hali olmadığını, aksine aktif biçimde zararlı bir biyolojik tablo oluşturduğunu gösteriyor.</p>
<p>En önemli bulgulardan biri, senesan endotelyal hücrelerin normal hücrelerden daha farklı ve daha saldırgan bir davranış sergilemesi. Araştırmacılar bu hücrelerin, damar içindeki iltihabi ortamı güçlendirdiğini ve vasküler homeostazı bozduğunu aktarıyor. Böylece damar duvarı, pıhtı oluşumuna daha yatkın, daha kırılgan bir hale gelebiliyor. Bu tablo, aterosklerotik plakların istikrarsızlaşmasıyla sonuçlanabilecek kritik bir süreç olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Çalışma ayrıca CD38 adlı enzimin artışına dikkat çekiyor. Senesan endotelyal hücrelerde CD38 düzeylerinin yükselmesi, hücresel davranışın yeniden programlandığını düşündürüyor. CD38, hücre içi metabolizmayı ve enerji dengesini etkileyebilen bir enzim olarak biliniyor. Araştırmanın ortaya koyduğu mekanizma, bu artışın damar duvarında inflamasyonu ve tromboz eğilimini destekleyebileceğini gösteriyor. Bu da, plakların yüzeyinde oluşabilecek çatlama ya da pıhtılaşma olaylarının neden özellikle tehlikeli olduğunu anlamaya yardımcı olabilir.</p>
<p>Ateroskleroz, damar duvarında yağ, kolesterol ve bağışıklık hücrelerinin birikmesiyle ilerleyen kronik bir hastalık. Ancak her plak aynı derecede riskli değil. Bazı plaklar uzun süre stabil kalırken bazıları kolayca parçalanarak kalp krizine ya da inme yol açan ani bir pıhtı oluşumunu tetikleyebiliyor. Bu yeni bulgular, plak stabilitesinin yalnızca lipid birikimiyle değil, plak çevresindeki endotelyal hücrelerin yaşlanma durumu ve moleküler sinyalleriyle de yakından ilişkili olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Bilim insanlarının işaret ettiği bu yolak, özellikle düzensiz kan akışının görüldüğü damar bölgelerinde neden hasarın yoğunlaştığını açıklamak açısından önem taşıyor. Türbülanslı akış, endotelyal hücrelerin koruyucu gen programını baskılayarak onları senesansa itebiliyor. Senesan hücrelerin birikmesi ise damar duvarını pro-inflamatuar bir ortama dönüştürerek olayları daha da kötüleştiriyor. Bu kısır döngü, yaşlanmanın damar sistemi üzerindeki etkilerinin neden sadece yapısal değil, aynı zamanda işlevsel olduğunu da ortaya koyuyor.</p>
<p>Çalışmanın bir diğer değeri, kardiyovasküler hastalıkların biyolojisine farklı bir pencere açması. Uzun zamandır damar sertliği ve plak oluşumu daha çok yağ metabolizması, kolesterol ve <a href="https://oncology.com.tr/akciger-kanseri-riskini-onceden-saptayan-14-protein/" title="Kanda Saptanan 14 Protein, Akciğer Kanseri Riskini Yıllar Önceden İşaret Edebilir" data-wpan-internal-link="1">inflamasyon</a> üzerinden inceleniyordu. Bu araştırma ise hücresel yaşlanmayı merkeze alarak, damar duvarındaki yaşlanmış hücrelerin yalnızca tanık değil, sürecin etkin bir sürükleyicisi olabileceğini düşündürüyor. Özellikle vasküler yaşlanma ile trombotik olaylar arasındaki bağlantının netleşmesi, gelecekte daha hedefe yönelik bilimsel çalışmaların önünü açabilir.</p>
<p>Bununla birlikte, bulguların erken aşama temel bilim araştırması niteliği taşıdığı unutulmamalı. Çalışma mekanizmayı güçlü biçimde aydınlatsa da, insanlarda doğrudan klinik uygulamaya dönüşmesi için daha fazla doğrulama gerekiyor. Yine de ortaya konan yolak, kalp krizi ve inme riskini artıran biyolojik süreçleri daha doğru anlamak için önemli bir adım olarak görülüyor. Özellikle hücresel senesansın damar hastalıklarındaki rolü üzerine yapılacak gelecek araştırmalar, risk değerlendirmesi ve yeni tedavi stratejileri açısından değerli ipuçları sağlayabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, bu çalışma damar yaşlanmasının sessiz bir arka plan olmanın ötesinde, atherosclerotic plakları kararsızlaştıran ve pıhtı oluşumunu kolaylaştıran aktif bir mekanizma olabileceğini gösteriyor. Endotelyal hücrelerde LATS1/2 kaybı, CD38 artışı ve senesansla birleşen bu süreç, kardiyovasküler hastalıkların hücresel düzeyde nasıl şekillendiğine dair önemli bir ipucu sunuyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Molecular mechanisms linking endothelial senescence, CD38 activation, and atherosclerotic plaque instability</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Newly Discovered Molecular Pathway Links Endothelial Cell Senescence to Plaque Instability and Thrombosis</p>
<p><strong>Keywords:</strong> endotelyal hücreler, hücresel yaşlanma, ateroskleroz, CD38 enzimi, LATS1/2 proteinleri, vasküler inflamasyon, bozulmuş kan akımı, tromboz, plak instabilitesi, kardiyovasküler hastalık, <a href="https://oncology.com.tr/erken-baslangicli-kolorektal-kanser-tedavi-gecikmesi/" title="Genç Yaşta Kolorektal Kanserde Tedavi Gecikmesi Sağkalım Farkını Gölgeliyor" data-wpan-internal-link="1">kanser tedavisi</a> yan etkileri, metabolik yeniden programlama</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/damar-yaslanmasi-kalp-krizi-riski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezitede Damar Hasarının Görünmez Etkeni: Yüksek Tansiyon Mercek Altında</title>
		<link>https://oncology.com.tr/hipertansiyon-obezite-ateroskleroz/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/hipertansiyon-obezite-ateroskleroz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 04:47:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ateroskleroz]]></category>
		<category><![CDATA[dislipidemi]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[inflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[insülin direnci]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/hipertansiyon-obezite-ateroskleroz/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni araştırma, obezitede damar hasarının sadece yağlanma değil, hipertansiyon ve metabolik-inflamatuar bozukluklarla şekillendiğini gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Obezite ile kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişki uzun zamandır fazla yağ dokusunun doğrudan etkileri üzerinden açıklanıyordu. Ancak International Journal of Obesity’de yayımlanan yeni bir çalışma, bu tablonun daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Avrupa merkezli büyük bir veri setini inceleyen araştırma, obez bireylerde görülen erken damar değişikliklerinin yalnızca beden kütlesi ya da yağlanma miktarıyla açıklanamayabileceğini; asıl belirleyicilerin yüksek tansiyon, metabolik bozukluklar ve düşük düzeyli inflamasyon olabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>BioSHaRE-EU Healthy Obese Project kapsamındaki verilerle yürütülen analiz, subklinik ateroskleroz olarak bilinen, hastalığın henüz belirti vermeyen erken damar hasarı evresine odaklandı. Araştırmacılar karotis ve iliofemoral arterlerdeki yapısal değişimleri değerlendirirken, dislipidemi, insülin direnci ve sistemik inflamasyon gibi kardiyometabolik sorunların damar sağlığı üzerindeki rolünü ayrı ayrı inceledi. Sonuçlar, obezite ile ilişkilendirilen arter değişikliklerinin önemli bir bölümünde, doğrudan yağ kütlesinden çok bu eşlik eden bozuklukların etkili olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Çalışmanın en dikkat çekici bulgusu ise hipertansiyonun öne çıkması oldu. Yüksek tansiyon, obezite bağlamında sık görülen bir eşlikçi sorun olarak bilinse de, araştırma onu yalnızca eşlik eden bir risk değil, damar sertliği sürecini bağımsız biçimde tetikleyen güçlü bir unsur olarak konumlandırıyor. Bu bulgu, obeziteyi kalp-damar riskinin tek açıklayıcısı gibi gören daha basit yaklaşımı sorguluyor ve klinik değerlendirmede kan basıncı kontrolünün neden ayrı bir önem taşıdığını bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p>Ateroskleroz, atardamar duvarında yağ, inflamatuar hücreler ve diğer bileşenlerin birikmesiyle gelişen ilerleyici bir süreçtir. Bu süreç yıllar içinde damar sertliğine, daralmaya ve kan akımında bozulmaya yol açabilir. Ancak erken evrede ortaya çıkan değişiklikler, henüz semptom vermediği için çoğu zaman gözden kaçabilir. Bu nedenle subklinik atherosclerosis üzerine yapılan çalışmalar, hastalığın hangi biyolojik mekanizmalarla ilerlediğini anlamak açısından büyük değer taşıyor. Yeni araştırma da tam olarak bu noktada, obeziteye eşlik eden metabolik ve inflamatuar zeminin, damar duvarında gözlenen bozulmaların daha doğru açıklayıcısı olabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Hipertansiyonun neden bu kadar kritik olduğu sorusunun yanıtı, damar duvarı üzerindeki sürekli mekanik basınca dayanıyor. Kan basıncı yüksek seyrettiğinde arterler daha fazla zorlanıyor; bu durum endotel adı verilen iç yüzeyde hasar riskini artırabiliyor ve aterosklerotik süreci hızlandırabiliyor. Obeziteyle birlikte sık görülen insülin direnci, anormal lipid profili ve kronik, düşük düzeyli inflamasyon da bu hasarı besleyebiliyor. Araştırmacıların bulguları, tek bir risk etkenine odaklanmak yerine bu faktörlerin birlikte değerlendirilmesinin daha anlamlı olacağını gösteriyor.</p>
<p>Çalışmada öne çıkan bir diğer sonuç, lipit bozukluklarının da damar değişikliklerine katkıda bulunduğu yönünde. Kanda kötü kolesterol olarak bilinen LDL’nin yükselmesi, trigliserit artışı veya HDL’de düşüklük gibi tablolar, ateroskleroz gelişimi için uzun süredir kabul edilen riskler arasında yer alıyor. Buna karşın yeni veriler, bu bozuklukların obezitede gözlenen damar etkilerini tek başına açıklamadığını; yüksek tansiyonun ve inflamatuar yükün bu süreci daha görünür biçimde şekillendirdiğini düşündürüyor.</p>
<p>Araştırmanın klinik önemi burada başlıyor. Obezitesi olan bir hastada kardiyovasküler risk değerlendirmesi yapılırken, sadece kilo ya da vücut yağ oranına bakmak yeterli olmayabilir. Kan basıncı, lipid profili, glukoz metabolizması ve inflamasyon göstergeleri birlikte ele alındığında damar sağlığı hakkında daha isabetli bir resim elde edilebilir. Özellikle hipertansiyon, yalnızca eşlik eden bir durum olarak değil, müdahale edilmesi gereken bağımsız bir hedef olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşım, erken <a href="https://oncology.com.tr/otizm-idrar-testi-erken-tarama/" title="İdrarda Saptanan Biyobelirteçler Otizm Taramasında Erken Döneme Yeni Bir Yol Açabilir" data-wpan-internal-link="1">saptanan</a> damar değişikliklerinin gelecekteki kalp krizi ve inme riskine dair önemli ipuçları verebileceği düşüncesini güçlendiriyor.</p>
<p>Bununla birlikte çalışma, obezitenin kalp-damar sağlığı üzerindeki etkisini tamamen önemsizleştirmiyor. Aksine, obezitenin birçok metabolik bozukluk için zemin hazırladığına ve bu bozuklukların da damar hasarını artırdığına işaret ediyor. Mesaj, “yağ dokusu” ile “damar hastalığı” arasında doğrudan ve tek yönlü bir neden-sonuç ilişkisi kurmanın yetersiz olduğu yönünde. Daha gerçekçi çerçeve, obezitenin tetiklediği biyolojik ağın içinde hipertansiyonun, inflamasyonun ve metabolik dengesizliklerin birbirini besleyen unsurlar olarak yer aldığı bir tabloyu gösteriyor.</p>
<p>Bu nedenle çalışma, hem araştırma dünyası hem de klinik uygulama açısından önemli. Bilimsel olarak, obeziteye bağlı damar hasarını açıklayan modellerin <a href="https://oncology.com.tr/parkinson-erken-demir-birikimi-beyin-aglari/" title="Parkinson’un Erken Evresinde Beyindeki Demir Birikimi Ağ Bağlantılarını Yeniden Şekillendiriyor" data-wpan-internal-link="1">yeniden</a> gözden geçirilmesi gerektiğini düşündürüyor. Klinik açıdan ise obez bireylerde tansiyon takibinin, erken damar taramalarının ve metabolik risk faktörlerinin bütüncül değerlendirilmesinin önemini vurguluyor. Erken dönemde yakalanan hipertansiyon ve eşlik eden anormallikler, aterosklerozun ilerlemesini yavaşlatma şansı sunabilir; ancak bunun ne kadar etkili olacağı, bireysel risk profiline ve tedavi yanıtına bağlı olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak, bu yeni çalışma obezitede damar sağlığını belirleyen asıl mekanizmanın sanıldığından daha çok yönlü olduğunu ortaya koyuyor. Yüksek tansiyonun gölgesinde kalan metabolik ve inflamatuar bozukluklar, subklinik aterosklerozun sessiz ilerleyişinde sanıldığından daha büyük rol oynayabilir. Obeziteyi tek başına bir açıklama olarak görmek yerine, ona eşlik eden kardiyometabolik yükü birlikte değerlendirmek, hem bilimsel anlayışı hem de hastaların uzun vadeli damar sağlığına yönelik yaklaşımı değiştirebilir.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Vascular alterations in obesity as influenced primarily by cardiometabolic abnormalities and low-grade inflammation rather than adiposity itself, with a focus on hypertension’s role in subclinical atherosclerosis.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Unmasking the role of hypertension in atherosclerosis among patients with obesity: a cardiometabolic dysfunction perspective.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />González, S.A., Melchiori, R., Piñero, F. et al. Unmasking the role of hypertension in atherosclerosis among patients with obesity: a cardiometabolic dysfunction perspective. Int J Obes (2026). https://doi.org/10.1038/s41366-026-02105-3</p>
<p><strong>DOI:</strong> 27 May 2026</p>
</div>
<div class="wpan-internal-link-block" data-wpan-internal-link-block="1"><strong>Related Articles</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://oncology.com.tr/tap-seq-tek-hucre-gen-analizi/" data-wpan-internal-link="1">Tek Hücrede Daha Az Veriyle Daha Keskin Sonuç: TAP-seq Gen İşlevi Haritalamasını Yeniden Tanımlıyor</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/hipertansiyon-obezite-ateroskleroz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Damar Etrafındaki Yağ Dokusunda CD55+ Kök Hücreler Aterosklerozun Yeni Oyuncuları Olarak Tanımlandı</title>
		<link>https://oncology.com.tr/cd55-kok-hucreleri-ateroskleroz/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/cd55-kok-hucreleri-ateroskleroz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 20:19:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ateroskleroz]]></category>
		<category><![CDATA[CD55 kök hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[damar yeniden şekillenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[perivasküler yağ dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[tek hücre atlası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/cd55-kok-hucreleri-ateroskleroz/</guid>

					<description><![CDATA[Yeni tek hücre atlası, perivasküler yağ dokusundaki CD55+ kök hücrelerin aterosklerozda damar yeniden şekillenmesinde önemli rol oynadığını gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp-damar hastalıklarının en ağır sonuçlarından biri olan aterosklerozu anlamaya <a href="https://oncology.com.tr/mcscanx-genom-dizilim-analizi/" title="MCScanX ile genomlarda korunmuş dizilimleri okumaya yönelik güncelleme" data-wpan-internal-link="1">yönelik</a> araştırmalarda önemli bir eşik aşıldı. Bilim insanları, kan damarlarını saran perivasküler yağ dokusuna ait şimdiye kadarki en ayrıntılı tek hücre atlaslarından birini oluşturarak, bu dokunun yapısını hücre düzeyinde ortaya koydu. Çalışmanın en dikkat çekici bulgusu ise CD55 taşıyan adipöz kökenli kök hücrelerin, damar yeniden şekillenmesinde sanılandan daha merkezi bir rol üstlenmesi oldu.</p>
<p>Perivasküler yağ dokusu uzun süredir yalnızca enerji depolayan pasif bir yağ tabakası olarak görülmüyor. Aksine, damar duvarına yakın konumu nedeniyle bu doku; inflamasyon, damar tonusu, hücresel iletişim ve doku yenilenmesi üzerinde etkili olabilen metabolik olarak aktif bir yapı kabul ediliyor. Ancak bu yağ dokusunun içinde hangi hücre tiplerinin bulunduğu, bu hücrelerin nasıl bir ilişki ağı kurduğu ve ateroskleroz sırasında hangi popülasyonların öne çıktığı uzun süre net biçimde anlaşılamamıştı. Yeni çalışma tam da bu belirsizliği hedef aldı.</p>
<p>Araştırmada kullanılan tek hücre RNA dizileme yaklaşımı, klasik toplu doku analizlerinin göremediği hücresel çeşitliliği görünür kıldı. Geleneksel yöntemlerde farklı hücrelerin sinyalleri bir araya gelir ve ortalama bir gen ifadesi profili oluşur. Buna karşın tek hücre düzeyindeki analizler, binlerce hücrenin her birinin moleküler imzasını ayrı ayrı inceleyerek alt tipleri, gelişim ilişkilerini ve olası işlevlerini ayırt etmeyi mümkün kılar. Bu sayede araştırmacılar, perivasküler yağ dokusundaki stromal çevreyi ayrıntılı biçimde haritalandırdı ve hücre topluluğunun beklenenden çok daha karmaşık olduğunu gösterdi.</p>
<p>Elde edilen atlas, özellikle CD55 pozitif adipöz kökenli kök hücrelerin varlığına dikkat çekiyor. CD55, bağışıklık sistemiyle ilişkili düzenleyici işlevleriyle bilinen bir yüzey belirteci olarak tanınıyor. Bu hücrelerin perivasküler yağ dokusunda belirgin bir alt popülasyon oluşturduğu ve damar duvarında meydana gelen yeniden şekillenme süreçleriyle ilişkili olabileceği belirlendi. Araştırmacılar, bu hücrelerin sadece dokuda yer alan edilgen yapılar olmadığını, tersine damar çevresindeki biyolojik ortamı etkileyebilecek bir düzenleyici kapasite taşıdığını ortaya koydu.</p>
<p>Ateroskleroz, atardamar duvarında yağlı plakların birikmesi, iltihabi süreçlerin güçlenmesi ve damar yapısının zamanla bozulmasıyla ilerleyen karmaşık bir hastalık. Bu süreçte damar çevresindeki yağ dokusunun rolü giderek daha fazla ilgi çekiyor. Yeni bulgular, perivasküler yağ dokusunun aterosklerozdaki etkisinin yalnızca inflamatuvar sinyallerden ibaret olmadığını; doku içindeki kök ve progenitör hücrelerin de damar yeniden yapılanmasını şekillendirebileceğini düşündürüyor. Bu durum, damar hastalıklarının yalnızca damar duvarına odaklanan eski çerçevesinin ötesine geçilmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>
<p>Çalışmanın bir diğer önemli yönü, hücre soy ilişkilerinin ayrıntılı olarak çözülmesi oldu. Tek hücre atlası, perivasküler yağ dokusundaki stromal hücrelerin hangi gelişim hatlarından geldiğini ve birbirleriyle nasıl bağlantı kurduğunu incelemeye olanak tanıdı. Böylece CD55 pozitif hücrelerin, vasküler çevrede işlevsel olarak ayrı bir konumda bulunduğu ve farklı moleküler özellikler sergilediği görüldü. Bu ayrım, gelecekte hedefe yönelik araştırmalar için değerli bir başlangıç noktası sağlayabilir.</p>
<p>Bilimsel açıdan bu tür atlas çalışmaları, yalnızca yeni hücre tiplerini tanımlamakla kalmaz; aynı zamanda hastalıkların hangi mikroskobik düzeyde başladığını anlamaya yardımcı olur. Özellikle kronik ve çok faktörlü hastalıklarda, küçük hücre popülasyonlarının bile doku davranışını değiştirebildiği biliniyor. Bu nedenle CD55+ adipöz kökenli kök hücrelerin tespiti, aterosklerozun biyolojisine dair anlayışı genişletirken, potansiyel olarak yeni tedavi stratejilerinin de kapısını aralıyor. Ancak araştırma erken temel bilim aşamasında değerlendirilmeli; bulguların klinik uygulamaya dönüşmesi için ek doğrulama, mekanistik çalışmalar ve insan verileriyle desteklenmesi gerekecek.</p>
<p>Bununla birlikte sonuçlar, perivasküler yağ dokusunun damar sağlığında pasif bir eşlikçi değil, aktif bir biyolojik düzenleyici olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Damar çevresindeki hücrelerin kimliği ve davranışı çözüldükçe, aterosklerozun nasıl ilerlediğine ilişkin sorulara daha hassas yanıtlar üretmek mümkün olabilir. Bu yeni atlas, özellikle damar yeniden şekillenmesi, hücresel heterojenlik ve kök hücre işlevi <a href="https://oncology.com.tr/crispr-tayland-melioidoz-riskleri/" title="CRISPR, Toprak ve Su Arasındaki Gizli Melioidosis Kaynaklarını Ortaya Çıkardı" data-wpan-internal-link="1">arasındaki</a> kesişimi inceleyen araştırmalar için güçlü bir referans noktası oluşturuyor.</p>
<p>Sonuç olarak çalışma, perivasküler yağ dokusunun hücresel mimarisine dair en ayrıntılı haritalardan birini sunarken, CD55 pozitif adipöz kökenli kök hücreleri aterosklerozda dikkate alınması gereken önemli bir düzenleyici popülasyon olarak öne çıkarıyor. Damar hastalıklarının biyolojisinde yağ dokusunun rolünü yeniden tanımlayan bu yaklaşım, gelecekte hem hastalık <a href="https://oncology.com.tr/uzum-tuketimi-cilt-sagligini-guclendiriyor/" title="Üzüm Tüketimi Ciltte Gen İfadesini Değiştirerek Savunma Mekanizmalarını Güçlendirebilir" data-wpan-internal-link="1">mekanizmalarını</a> anlamak hem de daha hedefli tedavi stratejileri geliştirmek açısından dikkatle izlenmeye devam edecek.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> The role of perivascular adipose-derived CD55+ stem cells in vascular remodeling during atherosclerosis.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> Perivascular adipose single-cell atlas identifies CD55+ adipose-derived stem cells as vascular remodeling regulators in atherosclerosis.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Chen, J., Li, K., Shao, J. et al. Perivascular adipose single-cell atlas identifies CD55+ adipose-derived stem cells as vascular remodeling regulators in atherosclerosis. Nat Commun (2026). https://doi.org/10.1038/s41467-026-72962-z</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/cd55-kok-hucreleri-ateroskleroz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalpteki Bağışıklık İmzası: CD8+ T Hücreleri Aterosklerozun Yeni Aktörü Olarak Öne Çıkıyor</title>
		<link>https://oncology.com.tr/cd8-t-hucreleri-ateroskleroz-rolu/</link>
					<comments>https://oncology.com.tr/cd8-t-hucreleri-ateroskleroz-rolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 23:49:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ONKOLOJİK HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[adaptif bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[ateroskleroz]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[CD8+ T hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[inflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kalp-damar hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[klonal genişleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://oncology.com.tr/cd8-t-hucreleri-ateroskleroz-rolu/</guid>

					<description><![CDATA[CD8+ T hücreleri, ateroskleroz plaklarında beklenenden daha aktif rol oynuyor. Bu hücrelerin kalp hastalıklarındaki etkisi ve bağışıklık yanıtındaki işlevleri araştırılıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp-damar hastalıkları, küresel ölüm nedenleri arasında ilk sıradaki yerini korurken, bu tabloyu besleyen temel süreçlerden biri olan ateroskleroz artık yalnızca bir yağ birikimi sorunu olarak görülmüyor. Damarlarda plak oluşumuna yol açan bu hastalığın, bağışıklık sisteminin hem doğuştan hem de edinilmiş kollarını içine alan karmaşık bir inflamatuvar süreç olduğu giderek daha net anlaşılıyor. Bu dönüşüm, özellikle T lenfositlere odaklanan araştırmalarla hız kazandı. Son değerlendirmeler ise plak içindeki en dikkat çekici hücre gruplarından biri olan CD8+ T hücrelerinin, hastalığın seyrinde sanılandan daha önemli bir rol oynayabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Ateroskleroz, kalp krizi ve inmenin arka planını oluşturan damar hastalığı olarak klinik önem taşıyor. Damar duvarında biriken lipitler, inflamatuvar hücreler ve bağ dokusu bileşenleri zamanla plaklara dönüşüyor; bu plakların kararsız hale gelmesi ise akut damar olaylarının zeminini hazırlıyor. Bu nedenle aterosklerozun hangi hücresel mekanizmalarla ilerlediğini anlamak, yalnızca temel bilim açısından değil, gelecekteki tedavi stratejileri açısından da kritik kabul ediliyor.</p>
<p>Bu çerçevede CD8+ T hücreleri öne çıkıyor. Sitotoksik özellikleriyle bilinen bu hücreler, insan aterosklerotik lezyonlarında en belirgin klonal genişleme gösteren adaptif bağışıklık hücreleri arasında yer alıyor. Başka bir deyişle, belirli CD8+ T hücre klonlarının lezyon içinde seçici biçimde çoğalması, bu hücrelerin rastgele değil, muhtemelen hastalığa özgü uyarılarla harekete geçtiğini düşündürüyor. Ancak bu gözlem, onların tam olarak nasıl davrandığı sorusunu tek başına yanıtlamıyor. CD8+ T hücreleri damar duvarında zararlı inflamasyonu artıran bir güç mü, yoksa bağışıklık yanıtını dengeleyen bir kontrol mekanizması mı? Mevcut kanıtlar, bu sorunun basit bir evet-hayır yanıtı olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Güncel tek hücre transkriptomik analizleri, sitometri çalışmaları ve hayvan modelleri sayesinde araştırmacılar bu hücrelerin plak içindeki çeşitliliğini daha ayrıntılı biçimde inceleyebiliyor. Bulgular, CD8+ T hücrelerinin tek tip bir topluluk olmadığını; aktivasyon düzeyleri, sitotoksik molekül üretimi ve işlevsel durumları açısından farklı alt gruplara ayrıldığını gösteriyor. Bazı hücreler perforin ve granzyme B gibi öldürücü molekülleri yüksek düzeyde taşırken, bazı alt kümeler PD-1 ve TIM-3 gibi tükenmişlik belirteçleri sergiliyor. Bu tablo, plak mikroçevresinde CD8+ T hücrelerinin hem güçlü efektör yanıtlar verebildiğini hem de kronik uyarım altında işlevsel değişim geçirebildiğini düşündürüyor.</p>
<p>Bilim insanları için bu heterojenlik özellikle önemli. Çünkü aterosklerozun farklı evrelerinde bağışıklık hücrelerinin rolü değişebiliyor. Erken dönem lezyonlarda belirgin aktivasyon sinyalleri, ilerlemiş plaklarda ise tükenmişlik ya da düzenleyici özellikler baskın hale gelebiliyor. CD8+ T hücrelerinin bu süreklilik içinde nasıl konumlandığını anlamak, hastalığın ilerleyişini hangi aşamada hızlandırdıklarını ya da sınırladıklarını çözmeye yardımcı olabilir. Yine de mevcut veriler, bu hücrelerin genel etkisinin bağlamdan bağımsız biçimde yorumlanamayacağını açıkça gösteriyor.</p>
<p>Araştırmalar ayrıca CD8+ T hücrelerinin damar duvarındaki diğer hücrelerle etkileşimine de dikkat çekiyor. Endotel hücreleri, makrofajlar ve düz kas hücreleriyle kurulan iletişim, plak stabilitesi üzerinde belirleyici olabilir. Sitotoksik hücrelerin aşırı aktivasyonu damar dokusunda hasarı artırabilirken, bazı koşullarda inflamasyonun kontrol altına alınmasına da katkı sunabilirler. Bu ikili olasılık, aterosklerozda bağışıklık yanıtını hedefleyen tedavilerin <a href="https://oncology.com.tr/16p12-1-kromozom-silinmesi-klinik-farklilik/" title="Tek Bir Kromozom Silinmesi Neden Herkeste Aynı Sonucu Vermiyor?" data-wpan-internal-link="1">neden</a> dikkatli tasarlanması gerektiğini hatırlatıyor. Çünkü bağışıklık sistemini baskılamak ile yararlı denge mekanizmalarını korumak arasında ince bir çizgi bulunuyor.</p>
<p>Çalışmanın işaret ettiği bir diğer önemli nokta, CD8+ T hücrelerinin yalnızca hastalığın son aşamalarında değil, süreç boyunca izlenmesi gereken hücresel oyuncular olması. Tek <a href="https://oncology.com.tr/zebrafish-kalp-rejenerasyonu-tek-hucre-analizi/" title="Zebrafish Kalbinde İyileşmenin İlk Sinyalleri Tek Hücre Düzeyinde Görüntülendi" data-wpan-internal-link="1">hücre düzeyinde</a> elde edilen yeni veriler, bu popülasyonun gelişimsel ve işlevsel olarak dalgalanan bir yapı gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu da gelecekte yalnızca inflamasyonu ölçen genel belirteçlerin değil, belirli CD8+ T hücre alt kümelerini tanımlayan daha ayrıntılı biyobelirteçlerin önem kazanabileceği anlamına geliyor. Böyle bir yaklaşım, plak kararlılığına ilişkin daha rafine risk değerlendirmeleri yapılmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p>Yine de araştırmacılar temkinli. CD8+ T hücrelerinin aterosklerozdaki rolü hâlâ aktif tartışma konusu ve insan çalışmalarıyla deneysel modeller arasında her zaman tam örtüşme bulunmayabiliyor. Hücrelerin hangi durumda zararlı, hangi durumda koruyucu olduğu; hangi antijenlere yanıt verdiği ve hastalığın hangi evresinde baskın hale geldiği gibi sorular yanıt bekliyor. Bu nedenle konu, klinik uygulamaya doğrudan çevrilmiş bir sonuçtan çok, damarsal inflamasyonun bağışıklık mimarisini daha iyi anlamaya yönelik önemli bir adım olarak görülüyor.</p>
<p>Sonuç olarak CD8+ T hücreleri, aterosklerozun pasif seyircileri değil, hastalığın biyolojisinde etkin biçimde yer alan karmaşık aktörler olarak değerlendiriliyor. Yeni nesil <a href="https://oncology.com.tr/hcc-otu-ailesi-tedavi-direnci/" title="HCC’de Direnci Aşmak İçin Yeni Moleküler Hedef: OTU Ailesi Mercek Altında" data-wpan-internal-link="1">moleküler</a> analizler, bu hücrelerin plak içindeki çeşitliliğini ve olası işlevlerini daha görünür hale getirirken, kalp-damar hastalıklarının bağışıklık eksenli anlaşılmasına da güçlü bir ivme kazandırıyor. Aterosklerozun gelecekte nasıl sınıflandırılacağı ve nasıl tedavi edileceği sorularının yanıtında, bu sitotoksik T hücrelerinin payı giderek daha merkezi bir konuma yerleşiyor.</p>
<div class="wpan-source-metadata">
<p><strong>Kaynak Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Subject of Research:</strong> Role of CD8+ T cells in the pathogenesis and progression of atherosclerosis and coronary artery disease.</p>
<p><strong>Article Title:</strong> CD8+ T cells in atherosclerosis and coronary artery disease.</p>
<p><strong>Article References:</strong><br />Tandon, I., Yosri, M., Soliman, H. et al. CD8+ T cells in atherosclerosis and coronary artery disease. Nat Rev Cardiol (2026). https://doi.org/10.1038/s41569-026-01295-7</p>
<p><strong>DOI:</strong> 10.1038/s41569-026-01295-7</p>
<p><strong>Keywords:</strong> CD8+ T hücreleri, ateroskleroz, koroner arter hastalığı, adaptif bağışıklık, sitotoksik T lenfositler, plak stabilitesi, immün modülasyon, kardiyovasküler immünoloji, transkripsiyonel profilleme.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://oncology.com.tr/cd8-t-hucreleri-ateroskleroz-rolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
